Emekli Büyükelçi ve Türk Devletleri Teşkilatı Kurucu Genel Sekreteri Halil Akıncı, 7 Haziran'da yapılacak Ermenistan seçimlerinin Türkiye ve bölge açısından taşıdığı önemi yazdı. Akıncı, Türkiye ve Azerbaycan çıkarlarının da Batı Yanlısı Paşinyan’ı destekleyen Batı ile uyuştuğunu söylüyor.
Osmanlı 19. Yüzyılın ortalarına kadar Ermeni milletini “Millet i Sadıka” diye adlandırır, onları aralarında dini husumet olan kalabalık Rumlara karşı bir denge unsuru olarak görürdü. Fransız İhtilali tüm imparatorluklarda olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğunda da azınlık aydınlarında bağımsızlık hevesi uyandırmıştır. Ancak bu duygular, Anadolu’nun birçok yerinde Türklerle iç içe yaşayan, hatta Kilikya Ermenileri gibi Ermenice bilmeyip sadece Türkçe konuşan grupları da içeren Ermeni topluluğuna, ayaklanıp bağımsızlığını kazanan Yunanlıların aksine, yansımamıştır.
Ermeni isyanlarının başlaması tamamıyla Rusya ve Avrupa’nın kışkırtması ve Ermenileri himaye altına almasıyla ilgilidir. Sonradan buna Amerika da katılmıştır. Ermeni isyanları daha sonra ayrı teşvike gerek görülmeden kendi dinamikleriyle devam etmiş, ancak aynı himayeyi gören Yunanistan’ın aksine bağımsızlıkla sonuçlanmamıştır. Zira Türkiye’nin hemen hemen her yerinde mevcut olan Ermeniler hiçbiri vilayette çoğunluğa sahip değillerdi. Sadece Vilayet Sitte ’de kalabalık nüfusları vardı ama çoğunlukta değillerdi. Ayrıca Yunanlıların Mora’ yaptıkları gibi çoğunluğa geçmek için Türk katliamı yapma imkanları da yoktu.
Bağımsızlarını gerçekleştirmek için Avrupa’nın desteği ile tedhişe, yerel ayaklanmalara başvurmaları, bunların devlet tarafından şiddetle bastırılması; 1915 Sevk ve İskan Kanunu ile yer değişimine tabi tutulmaları iki millet arasındaki düşmanlığı derinleştirmiştir.
Türkiye’de cereyan edenler Azerbaycan’da da tekrarlanmış Sabir’i “Müselman ve Ermeni vatandaşlara” diye şiir yazmaya sevk etmiştir. Türk ve Ermeni her iki milletin de bilincine işlemiş bu düşmanlık aradan geçen zamanda özellikle hem Ermenistan hem de Diaspora Ermenilerinde kök salmıştır.
Bütün bunların işaret ettiği tek gerçek Ermenistan’la olan sorunların bir Türk-Ermeni meselesi olarak başladığı ve hala da aynı niteliğini koruduğudur. Bu mesele Azerbaycan- Ermenistan toprak anlaşmazlığından ibaret değildir. Osmanlı’nın isabetle koyduğu isimle “Ermeni Gailesi”dir.
Ermenileri, isyan etikleri zamanda geliştirdikleri Büyük Ermenistan hayallerini hiç terk etmemişler, bu hayallerinin hiç olmazsa bir kısmını gerçekleştirme imkanına Sovyetlerin dağılmasından sonra, Karabağ başta Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümünün işgali ile kavuşmuşlardır. Bu güvenlerini arttırmış, her biri geniş Ermeni Diasporasına sahip, Amerika, Fransa ve Rusya Eş Başkanları yönetimindeki AGİT Minsk Grubu da gayretlerini çatışmaların yeniden başlayarak, Ermeni kazançlarının tehlikeye girmesini önlemeye teksif etmiştir.
Türkiye ise, Azerbaycan topraklarının işgalini protesto ederek, 1993 yılında Ermenistan’la olan sınırlarını kapamıştır. Ancak bu daha sonraki yıllarda Türkiye-Ermenistan ticaretini, uçak seferlerinin yapılmasını, binlerce Ermenistan vatandaşının Türkiye’de iş bulup çalışmasını engellememiştir. Buna rağmen sınır kapalı kalmış, Kars ve Iğdır’ın doğal hinterlandı ile kopukluğu devam etmiştir.
Bu arada Türkiye kesintisiz Ermenistan ile uzlaşma yollarını aramıştır. Burada saik Azerbaycan toraklarının iadesini sağlamak kadar, Ermenistan’la varılacak bir uzlaşının, Türk Düşmanı Ermeni Diasporasının bu tutumunu değiştirteceği inancı idi. Bazı ikazlar göz önüne alınmamış; İsviçre’nin arabuluculuğunda hazırlanan iki protokol, Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanları arasında Amerika ve Rusya’nın Dışişleri Bakanlarının huzurlarında 2009’da Zürih’ de imzalanmış, ancak yürürlüğe giremeyerek kadük kalmıştır.
Azerbaycan’ın 2020 savaşı ile Karabağ’da Şuşa ile işgal altındaki topraklarını istirdadı,2023 yılındaki harekatta da Karabağ’ı geri alması, Ermenistan’ın uzlaşmaz tutumunu değiştirmeye mecbur kalması sonucunu doğurmuştur. Mağrur Ermenistan mağlup Ermenistan’a evrilmiş, savaş sırasında Rusya’dan veya herhangi bir başka ülkeden yeterli askeri yardım almayışları onları yeni arayışlara sevk etmiştir. Azerbaycan karşısındaki ilk mağlubiyetin sorumlusu sayılan Paşinyan ise öne alınan 2021 seçimlerinde, belki de kendisinden önce gelen liderlere benzemeyip yenilikçi olmasından dolayı, tekrar seçilmiştir.
Paşinyan’ın tarihi saplantılardan kurtulmuş gerçekçi tutumu kendisini bizim açımızdan tercih edilir muhatap konumuna getirmektedir. Zangezur koridorunun ABD’nin yönetimi altında olsa da açılmasının kararlaştırılması, Ermenistan’ın başta Karabağ olmak üzere, toprak iddialarından vazgeçmesini kayıt altına alan” Azerbaycan-Ermenistan arasında Barış ve Devletlerarası İlişkilerin Kurulmasına ilişkin Anlaşma” nın 8 Ağustos 2025 tarihinde Vaşington’da parafe edilmesi onun zamanında gerçekleşmiştir.
Öte yandan 2020 ve 2023 savaşlarında, Rusya’dan güvenlikleri ve bölgesel siyasetleri konusunda alışık oldukları desteği alamamaları onları önce hayal kırıklığına uğratmış; siyasi tercihlerini Batı’ya yöneltmiştir. Nitekim Batı da buna olumlu tepki vermiş, Fransa Cumhurbaşkanı, ABD Başkan Yardımcısı, Dışişleri Bakanı yakın zamanlarda Ermenistan’ı ziyaretle desteklerini göstermişlerdir. Ermenistan da AB’ye üye olma niyetindedir. Bu konuda iç hazırlıklara başlamıştır.
Paşinyan’ın devlet başkanları düzeyinde Astana’da toplanan Avrasya Ekonomik Birliği Toplantısına kendi yerine yardımcısını göndermesi, Putin’in Ermenistan’ın Batı ile ilişkilerini geliştirmesine karşı tepkisini yeniden ifade etmesi için bir vesile teşkil etmiştir. Putin Gürcistan ve Ukrayna’ya da atıfta bulunarak, Ermenistan’ın örneğin doğal gaz fiyatlarında ayrıcalıklı indirimlerden yararlanmayacağını belirmiştir. Bu arada Ermenistan’dan meyve sebze ithalatının durdurulması gibi somut tedbirler de uygulanmaya başlamıştır.
Bu tedbirlerin geri teperek Ermenistan’ı cezalandırma yerine, bölgesel ekonomiler ile yoğunlaşma suretiyle zararını telafiye zorlaması ihtimal dahilindedir. Bu da Güney Kafkasya Ülkelerini arasındaki ekonomik entegrasyonu kolaylaştıracaktır.
Türkiye Ermenistan ve Azerbaycan arasında güven arttırıcı önlemler kategorisi çerçevesinde de değerlendirilebilecek bazı gelişmeler olmuştur. Azerbaycan Ermenistan’a yönelik ticarete izin vermiş hatta doğrudan yakıt sağlamıştır.
Türkiye de Ermenistan ile doğrudan ticarete izin vermiş, Demiryolu hattını açmıştır Yani Ermenistan sınır kapılarının tümü resmen açıkmış gibi, ihtiyaçlarını doğrudan karşılama imkanına sahip kılınmıştır. Ama yaptırım değeri kalmayan Türkiye Ermenistan sınır kapısı hala kapalıdır.
Ankara’daki Azerbaycan Büyükelçisi bir söyleşisinde Türkiye Ermenistan sınırı 7 Haziran Ermenistan seçimlerinden sonra anayasa değişikliği yapılınca açılacak demiştir. Bunu anlamak güçtür.
Zira her iki ülke de Zangezur Koridorunu, Amerika yönetimi altında açarak ondan bir an önce yararlanmak konusunda kararlıdır. Ermenistan’ın anayasa değişikliği usulü ise önce Meclisten üçte iki çoğunluğun onayını daha sonra da halk oyuna sunulmasını gerektirir. Bu zaman isteyen bir süreçtir. Ermenistan seçimlerine Başbakan adayı olarak gelecek siyasetçiler arasında, anayasa değişikliği taahhütünde bulunan, bu konuda diaspora ile kiliseyi karşısına almaktan çekinmeyen tek kişi Paşinyan’ dır.
Öte yandan Zengezur Koridoru bu değişiklik yapılmadan önce işler hale gelirse, Türkiye kapısı gene mi kapalı kalacaktır? Öyle ise bu koridor nereden Türkiye’yi aşıp, Avrupa’ya, Akdeniz’e ulaşacaktır.
Azerbaycan Ermenistan anlaşmasının parafe edildiği, Zengazur Koridorunun bir an önce açılıp işlemeye başlamasının kararlaştırıldığı bir ortamda sınır kapısının mecburen açılması bir zaman meselesi değil midir?
Ermenistan seçimleri sadece yerel siyasetçiler arasında değil, aynı zamanda Rusya ile AB ve ABD arasında yapılacak gibidir. Türkiye ve Azerbaycan’ın çıkarları da Batı Yanlısı Paşinyan’ı destekleyen Batı ile uyuşmaktadır.
Bizim açımızdan konu, barış taraftarı, tarihin yükünü atmış;” Ermenistan, şu gördüğünüz 27000 km. karelik topraktır “diyen ve yakasında Ağrı Dağı’nın yerine, o küçük ülkenin haritasını rozet gibi taşıyan bir Paşinyan’ın desteklenmesidir.
Azerbaycan topraklarını işgal edip, milyon kişiyi topraklarından sürerek sefil bir yaşantıya mecbur eden, katliam yapmaktan çekinmeyen hala Batı Ermenistan Karabağ bizimdir diye Sarkisyan, Koçaryan gibileri değil.
Öte yandan Azerbaycan-Ermenistan arasında barış anlaşmasının yürürlüğe girmesi, Türkiye’nin Ermenistan ile doğrudan diplomatik ilişkiler kurması, sınırların açılması ekonomik entegrasyonun gerçekleşmesi, “Ermeni Gailesi’ni” sonlandırmayacaktır. Türkiye ve Azerbaycan, varlıkları, kimliklerini korumaları, Türk düşmanlığına dayalı kinle biçimlenen Ermeni Kilisesi ve Ermeni Diasporası ile mücadeleyi de kazanmalıdırlar. Çünkü onlar bizimle uğraşmaktan, kendi iddialarını zayıflatan, üç ülke arasındaki barışçı ilişkilere rağmen, vazgeçmeyeceklerdir.
Ermenistan Cumhuriyeti ile varılmakta olan uyuşma Türk-Ermeni meselesinin arazi bölümünü tarihe gömmüştür, tamamını değil.
*Halil Akıncı, Türk Devletleri Teşkilatı Kurucu Genel Sekreteri, Emekli Büyükelçi, Millî Düşünce Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi.
