Görüşler

Hz. Ali 1400 yıl sonrasına seslenmiş gibi...

Hz. Ali 1400 yıl sonrasına seslenmiş gibi...

İstanbul Planlama Ajansı Başkanı Doç. Dr. Buğra Gökçe, Hz. Ali'nin Mısır'a vali olarak atadığı Malik Bin El Haris Ed Eşter’e talimat olarak ilettiği yöneticilik nasihatleri üzerinden günümüzü yazdı.

Öteden beri yüksek yöneticilerin ya da hükümdarların atadıkları ya da yerlerine bıraktıkları kimseler için bazı vasiyet ve talimatlarının olduğu yazılır, çizilir. Şeyh Edebali’nin sözleri belki de kamuoyumuzda en çok bilinenidir. Ben bugün, cezaevi okumalarım içinde Cem Kozlu’dan mülhem, Hazreti Ali’nin Mısır’a vali olarak atadığı Malik Bin El Haris Ed Eşter’e talimat olarak ilettiği yöneticilik nasihatleri üzerinde durmak istiyorum.

Şöyle diyor Hz. Ali, Mısır valisine:

1. Halkla aranda karşılıklı güven ve iyi niyet oluştur ve bunu yaygınlaştır. Adaletle hükmet. İnsanlar arasında iyi niyetin gelişmesini sağla. Halktan uzak ve bihaber kalma. Anlaşmalara riayet et. Verdiğin sözün muhafazası için icap ederse hayatını bile feda et. Bir sözleşmeyi bozmak için sakın sözlerin gizli manalarından yararlanmaya kalkma.

2. Halkla sevgi ve merhamet besle. Toplumu esas al. Alçak gönüllü ve ölçülü ol. İyi bil ki toplumda çeşitli kesimler vardır; her birinin senin üzerinde hakkı vardır. Sakın kendini beğenme. Sakın nefsinin sana hoş gelen cihetlerine güvenme. Sakın yüzüne karşı övülmeyi isteme. Yaptığın işleri mübalağa ile gösterme.

Bu ilk iki talimatın içinde onlarca kısa tavsiye ve emir var. Aslında devamındaki maddelere geçmeden önce, bugüne referans veren ne çok şey olduğunu sizler de düşündünüz mü diye sormak istedim.

14 yüzyıl boyunca insanoğlu hâlâ aynı hata ve seçimleri yapıyor ve bu tavsiyelerin çok büyük kısmı hâlâ güncel diyorsanız, aynı fikirdeyiz demektir. İçinde bulunduğum durum “adaletle hükmet” sözünü benim için çok önemli ve anlamlı kılıyor olsa da “iyi bil ki toplumda çeşitli kesimler vardır; her birinin senin üzerinde hakkı vardır” kısmı da güncele dair çok etkileyici.

Totaliterleşen, popülist ve otoriter liderler dünyasında “Bunca yıl gittik, aynı yere geri mi geldik?” dedirtmiyor mu? Dünya, yüzlerce yıllık demokrasi deneyimini yaşayıp kurumsallaştırdıktan sonra, yine kendinden olmayanın, kendi gibi düşünmeyenin de hakkının ve hukukunun gündeme getirilmesine ihtiyaç duyuyor. Bu, bugünün ironik bir ihtiyacı olarak dikkatimi çekiyor.

Hz. Ali’nin Mısır valisine talimatlarına devam edelim:

3. Kendine müşavir edineceklerin sana acı gerçekleri herkesten ziyade söylesin ve sana yağcılığa kalkışıp teşvik etmesin. Eğer bunlar seni alkışlamazlar ve yapmadığın birtakım işleri sana isnat ile keyfini getirmezler ise bunu anlayışla karşıla. Zira alkışa ve yersiz övgüye müsamaha etmek insanı büyüklenmeye sevk eder ve kibire yakınlaştırır.

İşte bugünün en önemli sorunlarını yaşadığımız insan kusuru bu, dediğinizi duyar gibiyim. Sanırım yüzyıllardır insanlık, yöneticilerin çevresine yerleşen isimlerin ya da ilk halkasının yarattığı büyülü hâli aşamıyor. Bir biçimde insanın duymak istediklerini, beğenilme ve övülme beklentisini suistimal edenler, bunun üzerinden kendileri için de bir güç ve sorumluluk alanı genişleterek iktidarlarını üretiyorlar.

Esasında bu iktidarın iç mücadelelerini eskiden “saray entrikaları” ve benzeri isimlerle romanlarda, filmlerde epeyce izlemiştik. Hâlen başka biçim ve mücadelelerle bu iktidar savaşlarının muktedirler dünyasında sürdüğü söylenebilir. Bu hususu “Her iktidar bozar. Mutlak iktidar mutlaka bozar” sözüyle birlikte ele almalı ve bu bozulmayı da ilk halka başta olmak üzere iktidar çevreleri yapar diyebilmek yanlış olmasa gerek.

Hz. Ali, talimatlarına danışarak, müşavere ederek iş yapmanın önemine değinerek devam ediyor:

4. Daima danışarak iş yap. Memleketin yararına olan tedbirleri tespit etmek ve senden evvel insanlara huzur, güven, doğruluk ve iyilik sağlamış şeyleri devam ettirmek için âlimler ve ariflerle sürekli olarak görüş ve danış.

Yüzlerce yıllık bilimsel gelişim ve aydınlanma süreci yaşamış insanlık için belki de en az tartışmalı konu budur: Akıl ve bilimin yolundan yürümek. Bu yönde, yöneticinin tek başına her şeyi bilemeyeceği gerçeğinden hareketle uzmanlardan, bilim insanlarından ve teknolojik olanaklardan etkin ve yeterli biçimde istifade etmek gerekir. Yeni nesil uygulama alanlarında yapay zekânın nasıl ve ne ölçüde yer alabileceğini ise ayrıca tartışmalıyız elbet.

5. Önemli görevlere atayacakların katiyetle davranır; övülme ile şımarmaz, heyecanla eğilip bükülmez olsun. Sakın şahsi yakınlık ve tesir altında kalarak hiçbir kimseye vazife tevdi etme. Bunların icraatını takip et; arkalarından vefa sahibi ve doğruluktan ayrılmayan gözcüler gönder. Denetime önem ver.

Hâlâ her alanda kollamacı ilişkileri, yakın atamaları, liyakatsiz seçimleri, etki altında yapılmış tercihleri, menfaate özgü görevlendirmeleri, çıkar gruplarının etkisiyle öne çıkarılmış isimleri ve en önemlisi denge-denetleme mekanizmalarının etkin biçimde işletilmesi ihtiyacını konuşuyor olmamız ne acayip değil mi?

Neredeyse 1400 yıldır insanoğlu bu yönde ne kadar mesafe almış diye düşününce, teknoloji ve bilim alanındaki ilerlemesine ve zaman-mekân sıkışması diye adlandırılan son 50 yıllık serüvene rağmen, bu “insan kusuru” ve tercihlerinden fazla ileriye gidemiyor sanırım. En çok da içinde bulunduğumuz coğrafyada bu böyle sanki.

Hz. Ali son olarak, bizzat kişilik özelliği ve öfke yönetimi üzerinden sesleniyor Mısır valisine; milattan sonra 623 yılında:

6. Aşırı bir tamahkârlık ve çirkin bir hırs halk için zarardır, valiler için ise ayıptır. Bundan dolayı ihtikara mâni ol. Kendi hiddetine, öfkene, eline ve diline hâkim ol.

Bu son madde, insanın yüzyıllar sonra kendini aşamadığı kusurlarının tümünü içinde barındıran ihtarlar ve nasihatler içeriyor. “İyi insan var mıdır” ya da “insanın iyi” olduğu kabulü üzerine normlar ve kabuller geliştirmek doğru mudur sorularını da gündeme getiriyor olabilir. İnsanın doğası ve koşulları gereği yapacağı seçimler ve cezbedenleri, çevresi üzerinden tamah edebilecekleri, yüzyıllardır entrikaların da çıkış noktası olmuyor mu? Bu sorular elbet çoğaltılabilir.

Bence hepimiz, yaklaşık 1400 yıl sonra benzer şeyleri yaşıyor, hissediyor; hatta tekrar edenler üzerinden bu olanlardan muzdarip hissediyorsak, esas soru şudur: İnsan; varlık olarak bilimsel, teknik, teknolojik ve benzeri alanlarda katettiği mesafeyi, insan kusurlarının en fazla ortaya çıkabileceği yöneticilik alanlarında, demokrasi, katılım ve birlikte yönetim üzerinden neden beceremiyor?

Yüzyıllardır kendini aşmaya çalıştığı etik değerler ve normlar dizisini, son 20-30 yıldır hızla terk ederek neden tekrar yüzyıllar öncesinin tek ve güçlü adamlarının varlığına ve dolayısıyla insanın güçlü olmaktan kaynaklı seçim ve hırslarına, tamahkârlığına daha fazla yaklaşıyor?

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir