1980'li yılların etkili Savunma Sanayii Müsteşarı Vahit Erdem, İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD öncülüğünde Batı hakimiyetinde kurulan küresel ekonomik düzenin Trump'ın göreve gelmesi sonrası yıkılmaya başladığını yazdı.
İkinci Cihan Harbi sonrası başlayan Soğuk Savaş dönemi aslında uzun süren barış yıllarıdır. Adı üstünde soğuk ve gergin geçmiştir. 50 yıla yakın sürmüştür. İki blok birbirini dengelediği için tedirgin bekleyişe rağmen savaşılmamıştır. Dolayısıyla “zorunlu barış” demek mümkündür.
Demirperde kapalı rejimdi. Ekonomisi de kapalıydı. Daha çok Varşova Paktı ülkeleri arasında bir alışveriş ve etkileşim vardı. Üçüncü Dünya ülkelerine sattığı ve onlardan aldığı emtia da mevcuttu. Türkiye’deki gibi, bazı fabrikalar kurduğu ülkeler de olurdu. Rejimleri gibi serbest ve liberal bir anlayışa uzaktılar.
İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri ağırdı. Milyonlar kaybedilmişti. Devletlerin yeniden ayağa kalkması, düzenin kurulması, şehirlerin onarılması zaman alacaktı. Savunma paktlarının kurulmasını ekonomik düzenlemeler takip etti. ABD öncülüğünde, 1960’lardan itibaren, dünyaya rekabete dayalı, kâr odaklı serbest piyasa ekonomisi empoze edilmeye başlandı. Yaratılan barış ortamında savunma harcamaları frenlendi ve kaynaklar yatırıma, daha fazla üretime, daha fazla kâra ve teknolojik gelişmeye ayrıldı.
Üretilen malları dünyaya pazarlamak için de küresel serbest ticaret sistemi oluşturuldu.
BATI’DA SERBEST PİYASA DÜZENİ
Oluşan bu sistem giderek hızla yerleşti, rekabet arttı ve ABD öncülüğünde sermayenin serbest dolaşımı küresel ekonomiye ilave edildi. Amaç, yatırımları Gelişme Yolundaki Ülkelere (GYÜ) kaydırarak ucuz işçi, emek ve altyapı imkânlarından yararlanmaktı. Böylece kârlar maksimize edilmeye başlandı. Uluslararası dev şirketler ortaya çıktı.
Bu sistemden bazı Gelişme Yolunda Ülkeler akıllıca davranarak ciddi yarar sağlamaya başladılar ve yabancı yatırımların ülkelerine girmesini teşvik ederek yarışa girdiler. Bu yolla, özellikle Uzak Doğu ülkeleri, yabancı yatırımlar vasıtası ile önce mühendis ve kalifiye işçi yetiştirerek teknoloji ve üretim metotlarını öğrendiler, sonra da kendi teknolojileri ile üretim yapmaya başladılar.
Amerika öncülüğünde Batı’nın temsil ettiği ekonomi düzeni dünyada egemendi. 1970’lerde yaygınlığı ve mekanizmaların kullanılışı daha da hız kazandı. Sermayenin serbest dolaşımından ilk yararlanan ve gelişen ülkeler Japonya, Güney Kore, Singapur ve Tayvan oldu.
ÇİN’İN LİBERALİZMİ
Şaşırtıcı olan komünist rejimdeki Çin’in durumuydu. 1970 sonlarında dışa açılan Çin de, ekonomide liberalizmi benimsedi. Serbest bölgeler oluşturarak sermaye ve teknolojik yatırımları en çok cezbeden ülke olmaya başladı.
1980’de, Birleşmiş Milletler’den bir heyeti, ülkelerinin yeni politikasını anlatmak üzere davet emişlerdi. Değişik ülkelerden 13 kişilik heyette ben de vardım. Dünyaya verdikleri mesaj; Mao döneminin artık sona erdiği, Çin’in dünyaya açılma politikası izleyeceği ve dünya ekonomik sistemine entegre olmaya başlayacağı idi. Yabancı sermayeyi cezbetmek için yeni serbest yatırım alanları oluşturmaya başlamışlardı. Bugünü anlamak için o yıllara bakmak gerekecektir. Planlı ve programlı şekilde ve sessizce yürüdüler. Japon gelişmesinden de faydalandılar. Fakat yaptıklarına bakılırsa özel bir örnektir.
1994’de Cumhurbaşkanı Demirel’le yine Çin’e gittiğimizde değişme ve gelişme hamleleri görünür hale gelmişti. Heyete önce iki gün yeni yatırım bölgelerini gezdirdiler. Başta Demirel olmak üzere hepimiz, açılan devasa serbest bölgelerde Amerika’dan, Avrupa’dan ve diğer gelişmiş ülkelerden gelen dev yatırımları görünce çok şaşırmıştık. Resmi toplantıda Demirel’in, Çin Devlet Başkanı Zemin’e söyledikleri değişimi anlamak için önemli bir dikkatti: ‘Başkan biz iki gün Çin’nin çeşitli bölgelerini gezdik ve gördüklerimiz bizi çok şaşırttı. Biz Çin’i komünist biliyorduk, siz Türkiye’den daha liberalsiniz’ dedi. Zemin’in cevabı da, ‘Evet biz yönetimde komünist, Ekonomide liberaliz’ olmuştu. 1980 ve 1994 arası, 14 yılda Çin’deki gelişme akıl almaz bir seviyeye çıkmıştı. Hindistan da tam zamanında aynı yolu izleyen ülke oldu.
Artık global sistemin Amerika’nın lehine işlemediği bir döneme gelindiği açıkça görülmeye başlanmıştı.
GLOBALİZMİN YENİ ÇEHRESİ
21. yüzyıla gelindiğinde ABD ve gelişmiş Batı ülkelerinden, gelişme yolundaki ülkelere ciddi sermaye, teknoloji ve üretim kayması olduğu görüldü. Batı için göstergelerin iyi bir gidişi işaret etmediği döneme gelindiği net bir şekilde ortaya çıkmıştı.
Şu tabloda, seçilmiş ülkelerden, Gelişme Yolundaki Ülkelere üretim kayması, Gayrı Safi Milli Hâsıla (GSMH) artışlarından net bir şekilde görülmektedir. (Kaynak Dünya Bankası):

Tabloyu bir daha açalım: Gayri Safi Milli Hasılasını (GSMH) 30 yılda; ABD 7.3 kat, İngiltere 5 kat, Almanya 4 kat ve Fransa 3.7 kat artırırken, Çin 77 kat, Hindistan 14 kat artırmıştır. Gelişmiş ülkelerden Gelişme Yolundaki Ülkelere ekonomik ve teknolojik kayma, başta ABD olmak üzere sermaye transferi yapan ülkeleri rahatsız etmeye başladı. Hem sermaye transfer eden ve hem de bundan yararlanan ülkelerde ültra zenginler çoğaldı. Ancak sermaye transfer eden ülkelerinde işsizlik arttı, gelir dağılımı bozuldu ve GSMH artış hızı düştü.

Yukarıdaki tabloda da, ABD ve Batı’nın gelişmiş ülkelerinin dünya toplam Gayrı Safi Milli Hasılası içindeki paylarının, küresel ekonominin hız kandığı dönemde, düşüş gösterdiği görülmektedir. Çin, Hindistan gibi küresel ekonomik dönemi iyi kullanan ülkelerin payları da ciddi artış kaydetmiştir.
EKONOMİK GÜCÜN DEĞİŞİM SANCILARI
Dünyadaki bu ekonomik sistem 2020’ye kadar sürdü.
Dünya ticaretinin yüzde 60’ı ABD, Avrupa ve Doğu Asya’da Japonya gibi ülkelerin elindeyken, 2020’lerde bu oran büyük bir değişiklikle, Gelişme Yolundaki Ülkelerin lehine döndü. Gelişme Yolunda Ülkeler, dünya ticaret hacminin yüzde 60’a yakın bir paya sahip oldular. Batı ciddi bir ekonomik güç kaybına uğradı. ABD’de ve bazı gelişmiş ülkelerde yatırımların dışa kaymasıyla, işsizlik arttı, gelir dağılımı bozuldu. Küresel ekonomi bazı gelişme yolundaki ülkelerin sanayileşmesini, gelişmesini sağladı ve yatırımcı ülkelerin de büyük şirketlerini Dolar trilyonu yaptı.
Küresel, kâr odaklı serbest piyasa ekonomisinin negatif etkisi en çok gelir dağılımı üzerindedir. Küresel ekonomi sistemi döneminde gelişen ve daha önce gelişmiş bütün ülkelerde gelir dağılımı bozulmuştur. Aşağıdaki tablodan ve ÇİN, Hindistan hakkında verilen bilgilerden bu bozulma açıkça görülmektedir.
Bu tabloda; 1979 ve 2018 yıllarında, toplumların en alt yüzde 10 gelir grubu ile en üst yüzde 10 gelir grubunun Gayrı Safi Milli Hasıla’dan aldıkları paylar veriliyor.

Görülüyor ki alt gelir grubunun payları devamlı düşerken, üst gelir grubunun payları yükselmiştir.
Çin’de en üst gelir sahibi yüzde 10 nüfus GSMH’nin yüzde 40’nı alırken, yüzde 50 alt grup GSMH’nin sadece yüzde 14’ünü alabilmektedir. Hindistan’da aynı oranlar sırayla yüzde 55 ve yüzde 15’dir. Yani bu iki ülkede de gelir dağılımının çok bozuk olduğu görülüyor. Bu bozukluğun giderilmesinin çok zor olacağı da, sosyal yapılarından kolayca tahmin edilebilir. Yakın ve uzak dönemde sosyal çalkantılara açık bir durum yaratacağı da kehanet değildir.
TÜRKİYE FIRSATLARDAN YARARLANAMADI
Burada şu notu da düşmek gerekir ki, maalesef bölgesel konumu ve ilişkileri bakımından Türkiye daha avantajlı olduğu halde, küresel ekonomi olarak adlandırılan dönemden yeterince yararlanamadı. Sebebi, siyasi ve ideolojik çekişmeler, askeri-sivil müdahaleler ve yabancı sermayeye karşı ideolojik dirençler. Hâlbuki yabacı sermaye ile ortak yatırımların ekonomide kalıcı faydalar sağladığı bütün ülkelerde görülüyor ve yaşanıyordu. Türkiye bunu yapamamıştır. Sonuçta, ekonomide sıkıştıkça dış borçlara yönlenmek durumunda kalınmıştır. Alınan borçları hem yerinde kullanamama problemi ve hem de faiziyle geri ödeme sorunu yaşanmış ve ekonomiye daha çok yük binmiştir.
Küresel ekonomi döneminde en fazla yararlandığımız konu Savunma Sanayiidir. 1985’de çıkan kanunla kurulan ve Cumhuriyet döneminin bu alanda en önemli reformu savunma sanayinin yeni bir kurum ve finansman modeli ile ele alınmasıydı. Yeni savunma sanayi politikaları çerçevesinde geliştirilen ve bu gün de devam ettirilen işleri ve ülke ekonomisine getirdiklerini ‘Hâtıralarla Devlette 45 Yıl’ adlı kitabımda belgeleriyle anlattım. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçları gözetilerek, ileri teknoloji sahibi NATO ülkeleriyle yapılan ortak yatırımlarla; uçak sanayi, zırhlı araçlar sanayi, roket sanayi, radar, haberleşme, yazılım gibi elektronik sanayilerinde büyük tecrübeler o projelerle kazanılmıştır. Unutmamak lazımdır: Bu gelişmenin Lokomotifi, devlet kurumları ve iştirakleri ile devlet kontrolünde oluşturulan Türk ve yabancı teknoloji sahibi şirketlerin ortak yatırımlardır. Bu tecrübe çok değerli ve önemlidir. Savunma Sanayii’nde o yılları anlamadan varılmış başarıları anlatmak mümkün değildir. Teknoloji transferi ve yerli teknoloji geliştirme o yıllardaki anlaşmalarla gerçekleştirilmiştir. Yerli teknoloji geliştirme ve yerli teknolojiye dayalı üretimlere başlanma sürecine geçilmesi de o yıllarda başlamıştır.
EKONOMİK DÜZENİN ÇÖKÜŞÜ
Dünyaya dönersek, dönüşün başladığı zaman bellidir: Küresel serbest rekabete dayalı liberal ekonomik sistem, bu sistemi oluşturan ülkelerin aleyhine işlemeye başlayınca işler değişti. Küresel sistemden dönüş, ABD başkanı Trump’ın birinci döneminde (2007-2021) gündeme geldi. ABD, ithalatta gümrükleri artırmaya ve ekonomide korumacılık eğilimine girmeye, yatırım ve teknoloji kaymasını önleme tedbirleri almaya başladı. Trump’ın ikinci döneminde ise, küresel ekonomi tamamen rafa kaldırılmaya başlandı ve nerdeyse dünyaya ekonomik savaş ilan edilmeye meyledildi.
Neden buraya gelindiğini bir başka açıyı tekrar ederek hatırlatmak gerekir: Küresel, kâr odaklı, serbest rekabete dayalı ekonomik sistem; gelişmiş ülkelerden gelişme yolundaki ülkelere sermaye ve teknoloji kaymasını sağladı ve yeni gelişmiş ülkelerin doğmasına yol açtı. Sermaye ve teknoloji transfer eden ülkeler de yüksek kârlardan vergi aldılar. Ancak ekonomide ve uluslararası ticarette güç kaybına uğradılar. Ayrıca bu ülkelerde, gelir dağılımı bozuldu, aşırı zenginler oluştu ve düşük gelirli nüfus arttı. Küçük bir grup hariç, toplumlara yayılan bir refah sağlanamadı. Tam bir ekonomik çalkantı böyle geldi.
Küresel ekonomiyle entegre olan gelişme yolundaki ülkelerde ise devletler güçlendi, zenginler arttı ve ancak gelir dağılımı bu ülkelerde de bozuldu ve toplumsal refah sağlanamadı.
Dünya ekonomik sisteminin çöküşü, insan ve toplum odaklı, toplumsal ve küresel refahı esas alan yeni bir ekonomik sistem arayışını şart hale getirdi. Böyle bir ekonomik düzeni hazırlayacak yeryüzünde tecrübeli ve liyakatli kadrolar mevcuttur. Ancak bunu isteyecek siyasi iradeye ihtiyaç vardır. Bu konuda, büyük ve orta güç sahibi devletlerin akıllı liderleri inisiyatif almalı ve küresel baskı unsuru oluşturmalılar.
*Vahit Erdem, 1980'li yılların Savunma Sanayii Müsteşarı, siyasetçi ve emekli büyükelçi.
