Görüşler

Türkiye’nin NATO ile imtihanı

Türkiye’nin  NATO ile imtihanı

İletişim bilimci Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Türkiye’de hükümetlerin geçmişten bugüne NATO’ya yaklaşımını ve basının değişen tutumunu değerlendirdi. Basının eleştirmesi gereken yerde yaşananları görmezden geldiğini belirten Temiztürk, değişen politikaları irdeledi.

NATO’nun Ankara Zirvesi, ABD Başkanı Donald Trump’un son aylardaki konuşmalarından ve ittifaka yönelik eleştirilerinden sonra rutin bir liderler toplantısı olmanın ötesine geçecek gibi görünüyor. İran’la savaş sürecinde ABD Başkanı sık sık NATO’ya sitem eden, hatta ittifakı suçlayan açıklamalar yaptı. NATO’dan ve istediği desteği temin edemediği İngiltere başta olmak üzere üye ülkelere ağır eleştirilerde bulunmuştu. ABD’nin İngiliz üslerini kullanmasına ilk aşamada izin vermemesini, İngiltere Başbakanı Starmer’ın geçmişteki kadar kararlı olmadığını, ABD-İngiltere ilişkilerinin geçmişteki kadar güçlü olmadığını, Londra’nın İran konusunda diğer müttefikler kadar istekli davranmadığını dile getiren Trump diğer ülke liderlerine de açık açık tehditler savurmuştu kendine has üslupsuzluğuyla…

MÜJDE DEDİĞİ SATIŞ!

Tehditleri, tepkileri, şovları ve diğer tuhaflıklarıyla ekranlarda kendinden bahsettirmeyi başaran ABD Başkanı, bu süreçte Türkiye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında genellikle güzel sözler söylemeye itina gösterdi. Erdoğan’ın harika liderliğinden, aralarındaki dostluktan, ordusunun büyük ve güçlü olduğundan bahsetti. Geçen hafta kurduğu “müjde”li cümlelerle bu övgüsünü en ileri seviyeye taşıdı…

Böyle bir ortamda Türkiye’nin ev sahipliğinde toplanacak olan NATO Zirvesinin Türkiye’nin ittifak içindeki stratejik konumunu yeniden öne çıkaracak olması, Rusya-Ukrayna Savaşı devam ederken Avrupa güvenliğinin yeniden şekillenmesi, savunma harcamaları ve yük paylaşımı (ABD’nin Avrupalı müttefiklerinden daha fazla katkı beklentisi bu bağlamda önem arz ediyor) bakımından ‘tarihî’ olduğu değerlendiriliyor.

Türkiye’nin bu zirveden beklentileri ise üç başlık altında toplanıyor: Savunma sanayii alanındaki kısıtlamaların kaldırılması, Türkiye’nin Avrupa güvenliğindeki rolünün daha fazla tanınması, terörle mücadelede müttefiklerden daha güçlü destek beklentisi bulunuyor. Bunlar Erdoğan’ın hem hafta başında hem de çeşitli ortamlarda dile getirdiği hususlar aynı zamanda…

Böylesine önem atfedilen zirve, doğal olarak medya ve siyaset çevrelerinde yoğun bir şekilde tartışılıyor.

Tartışmaların ilginç birkaç boyutu bulunuyor:

NATO’nun Soğuk Savaş sonrasında öneminin azaldığı, yeni konseptte ‘düşman’ın İslam/İslam dünyası olduğu tezini özellikle 1990’lı yıllarda sık sık gündeme taşıyan İslamcı çevreler, zirvenin Ankara’da yapılacak olmasından ve Trump’ın Türkiye ve Erdoğan övgülerinden dolayı eski konumlarından uzakta durmayı, büyük bir strateji olarak pazarlıyorlar… İslamcı, İslamcı olduğundan daha çok rijit tavrıyla bilinen bir gazete, NATO’yu reddettiklerini ama müttefik olmaktan dolayı yapacak bir şeyin olmadığını belirtiyor, NATO’ya ve zirveye, daha fazla olarak da zirve dolayısıyla alınan önlemlere tepki gösteren sosyalistlere ve ulusalcılara tepki gösteriyor! Bu mantık, kendileri dışında başkalarının NATO’yu dışlamasını, NATO’yu reddetmesini, NATO’ya ve yaptıklarına karşı çıkmasını kabul etmiyor! NATO’yu, Trump’ı ve zulüm ve katliam destekçisi diğer liderleri değil onlara tepki gösterenleri suçluyor…

GEÇMİŞİN NATO KARŞITLARI

Bu çizginin AK Parti ve Erdoğan öncesindeki dönemde kendi içinde daha tutarlı, daha hakkaniyetli, daha insancıl olan tutumu, AK Partili yıllarda epeyce değişim geçirdi ve bazılarında NATO’cu olmaya kadar vardı! Bunda -yukarıda işaret edildiği gibi- Trump’ın Türkiye ve Erdoğan hakkındaki sözleri çok etkili oldu şüphesiz. ABD Başkanının çoğu birbiriyle çelişik, tutarsız ve geçersiz sözleri uğruna hem “ABD emperyalizmi” söyleminden hem de bizatihi kötülüğü temsil eden Trump’ın özelde Müslümanlar genelde tüm mazlumlar için tehdit ve tehlike olduğu gerçeğini ifade etmekten uzak duruyor.

(Türkiye’deki İslamcı çevrelerde Trump’a yönelik yaklaşım, evet, tamamen destekleyici değildir şüphesiz. Ama iktidarı körü körüne desteklemeyi strateji diye pazarlayanların yaklaşımı tamamen reddedici de değildir. İktidar destekçisi İslamcı medya daha çok jeopolitik ve devlet çıkarları açısından değerlendirdiği görüntüsü vermeye çalışırken, ikinci grupta yer alan ve geçmişteki NATO/ABD/Batı karşıtlığının öncülüğünü yapan ideolojik İslamcı gruplar/yayınlar Filistin, İsrail ve ABD’nin Orta Doğu politikalarını daha belirleyici ölçüt olarak öne çıkarmaya ve buralarda olan bitenlerden dolayı Trump’ın yönlendirdiği ABD/Batı politikalarını bütünüyle reddediyor.)

Zirve dolayısıyla alınan -en hafif deyimiyle- abartılı önlemlerin devlet kanallarında (TRT, AA, DMM) ve iktidar yanlısı medyada normalleştirildiği de dikkatlerden kaçmıyor. Bu kanallara göre Ankara cadde ve sokaklarının brandalarla, panolarla, tabela ve görsellerle kapatılması güvenlik tedbirinden ibaret ve bu da sadece iki günlük bir tedbir! Kendilerini muhalif mecralarda yapılan haber ve yorumları yalanlamakla görevli sayıyor bu kanallar… Oysa gösteri ve yürüyüş yasağı zirveden 15 gün önce başladı. Yollarda kontroller de yerine ve semtine göre günlerdir sıkı bir biçimde sürüyor. Ayrıca “branda ile güvenlik” de oldukça sıkıntılı bir durum değil mi? Maksat bir şeyleri gözlerden saklamak değil de gerçekten iddia edildiği gibi güvenlik ise bu nasıl olacaktır? Brandalar fakirliği, düzensizliği, çirkinliği sakladığı gibi kötü niyetlileri de saklamaz mı mesela?

Yolları, bulvarları, caddeleri, sokakları bütünüyle brandalarla kaplamak, gereksizdir, abartıdır, israftır. Yazıktır, günahtır. Bunu çok mahir ve çok hızlı bir şekilde başarmış olan Ankara Büyükşehir Belediyesi, bu başarısıyla kimsenin gözüne de girecek değildir ayrıca…

TUTUKLAMA VE AKREDİTASYON

Yüzlerce insanın gözaltına alınması, 200’e yakınının tutuklanması da iktidar sözcülüğüne hevesli medya mensuplarına normal geliyor! Zirve’yi takip edecek gazetecilerin akreditasyonu da gözlerden kaçırılıyor; kimin haberci olduğuna NATO’nun mu İletişim Başkanlığının mı karar verdiği anlaşılamıyor. Mesela dış politika ve NATO, Avrupa, ABD konularına en fazla yer veren Cumhuriyet gazetesine Zirve’yi takip etme izni verilmiyor ve bunda bir beis görülmüyor!

(Geçmişin İslamcıları, bugünün iktidar destekçileri, ilginçtir, Trump gibi gerçekten, bizatihi zalimler için bu ve benzeri sıfatları kullanmaktan da imtina ediyor. ABD/Batı emperyalizmi üzerine bir literatür oluşturmuş olan bu çizginin, baba ve oğul Bush’un Irak’ta, Clinton ve Obama’nın hem Ortadoğu’da hem de başka coğrafyalarda milyonlarca masumun kanına girmiş olmalarına isyanı takdirle hatırlanırken onlardan hiçbir farkı bulunmayan Trump’a laf etmemeleri çok tuhaf… Oysa zalim zalimdir, kötü kötüdür, katil katildir! Birkaç gönül alıcı söz, bu gerçeği değiştiremez, değiştirmemelidir! Hak edenlere karşı hak ettikleri durumda bu sıfatları hatırlatmak, masum ve mazlum insanların sesi olması gereken medyanın görevidir.)

İktidarın ve muhalif-muvafık politikacıların ‘siyaseten’ durumu idare edecek eylem ve söylem geliştirmeleri -hoş görülebilir değil ama- anlaşılabilirdir belki ama İslamcı medyanın, aydınların, düşünürlerin ‘siyasî’ davranma hakkı ve sorumluluğu yoktur! Kendisini politikanın, siyasetin, günlük politik didişmelerin parçası sayıp onlara takılıp gidenlerin yaptığı gazetecilik değil maskaralıktır, dalkavukluktur. Böyleleri zaman zaman peşine takıldıklarının farklı bir manevrasıyla boşa düşmektedir.

(Bu arada, NATO’nun öneminin, büyüklüğünün, gerekliliğinin bolca ve her yönüyle tartışıldığı bir ortamda bir ilkesi, hassasiyeti, tutarlılığı kalmamış bir kanalda Batı/Avrupa karşıtı yayınlara rastlamak da oldukça ironik geldi! Her konuda konuşabilme kabiliyetine sahip 5-10 kişiden Coşkun Başbuğ, İsmail Dükel, Fulya Öztürk ve son zamanların yükselen yıldızı Oytun Erbaş, Batı hayranlığının gereksizliğini, Rusya’nın büyüklüğünü, Avrupa’nın ne kadar kötü ve tabii Türkiye’nin ne kadar iyi olduğunu, Batı’ya gidenlerin pişmanlığını filan tartışıyorlar kendilerinden emin bir şekilde!)

MEDYAYA DÜŞEN…

NATO, Türkiye’nin güç bela dahil olduğu, bunun için dünyanın öbür ucundaki Kore’de 721 şehit verdiği, dahil olduktan bir süre sonra ikinci büyük ordusu olduğu bir savunma paktı… Kimi, kimden savunduğu, olası bir savaşta Türkiye’yi savunup savunmayacağı, karşısındaki Varşova Paktı çöktükten sonra yeni ‘düşman’ının kim olduğu çokça tartışıldı; bundan sonra da tartışılmaya devam edecek tabii ki… Ankara Zirvesi, Avrupa’da ve Ortadoğu’da savaşların yaşandığı bir döneme denk geldiği için önemli bir zirve olacak şüphesiz… Bütün bunlara tamam! Ama abartılı yorumlar, bağlamından koparılan sözler, geçmişte dile getirilen hususlar unutulmadan…

Masumların mazlumların mağdurların sesi olma sorumluluğu taşıması gereken medyaya düşen, özellikle İslamcı medyaya düşen Zirve’yi de NATO’yu da Trump’ı da diğer ülkeleri ve liderleri de gerektiği gibi takip etmek, sorgulamak ve haberleştirmektir.

*Prof. Dr. Hakan Temiztürk, Atatürk Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir