Dillerdeki türkü çöp kokusuna mahkum ediliyor: Gelevera Deresi’ni kimler koyverdu?

Dillerdeki türkü çöp kokusuna mahkum ediliyor: Gelevera Deresi’ni kimler koyverdu?

Kazım Koyuncu’nun sesiyle hafızalarımıza kazınan, Karadeniz’in en nazlı damarı Gelevera Deresi çöp kokusuna mahkûm edilme riskiyle karşı karşıya. Giresun Katı Atık Birliği tarafından Gelevera’nın yanı başına kurulmak istenen çöp tesisi, sadece doğayı değil, Karadeniz’in kültürel hafızasını da tehdit ediyor. Siyasi görüşlerini bir yana bırakan Karadenizliler ise günlerdir derenin kenarında toplanarak, “Gelevera tertemiz aksın” diyerek bu yanlıştan geri dönülmesi çağrısında bulunuyor.

Geçen gün bir haber düştü önüme; hani insanın boğazında o meşhur Karadeniz dumanı gibi bir yumru bırakan cinsten... Giresun Göreleli bir gazeteci olarak içim yandı. Haber; Görele’nin hemen yanı başındaki o güzelim Şirinköy’den geliyordu. Kazım Koyuncu’nun sesiyle hafızalarımıza kazınan, Karadeniz’in en nazlı damarı Gelevera Deresi’nin yanı başına, Giresun Katı Atık Birliği tarafından bir ‘Katı Atık Düzenli Depolama Tesisi’ kurulmak isteniyormuş.

Benim çocukluğum Görele’de geçti. Biz Karadeniz çocukları için ‘dere’ demek, sadece kıyısında oynanan bir su birikintisi anlamına gelmez. Biz o derelerin hiddetini de, merhametini de bilerek büyüdük. Her yaz o büyük yağışlar başladığında, gökyüzü delinmişçesine boşaldığında derelerin nasıl hırçınlaştığını, nasıl devleştiğini korkuyla karışık bir saygıyla izlerdik. Mutlaka sel olurdu... Hala hatırlarım; o azgın sulara kapılıp giden nice canları, geride kalan o sessiz ağıtları. Dere bizim için bazen hayat, bazen de sevdiklerimizi bizden koparan o ‘kara kader’di. İşte bu yüzden, meşhur türküde o derin sitemle haykırırken sevgiliye miydi bunca söz, yoksa bugünleri mi görüyorduk? Sahi; Gelevera Deresi’ni kimler böyle sahipsiz koyverdi de gitti?

İnsan sormadan edemiyor: Biz ne zaman bu kadar ‘modern’ görünüp, bu kadar hoyrat olmayı başardık? Şehirli soframızda ‘ekolojik denge’ üzerine büyük cümleler kurarken, Karadeniz’in en saf damarlarından birine çöp kamyonlarını reva görmek hangi hayat tarzına, hangi vizyona sığar? Bu sadece bir lojistik planlaması değil; bu bir estetik yoksunluğu, derin bir zevksizlik meselesi...

Yahu kardeşim, sizin hiç mi hatıranız yok? Hiç mi bu türküyü dinleyip de içiniz titremedi? O vadide, derenin berrak sularında ancak güzellikleri hayal eden bir toplumun, nasıl olur da o şırıltıya atık sızıntısı karıştırılmasına rıza göstermesini beklersiniz? Çok şükür öyle de olmamış zaten. Şirinköy halkı, sivil toplum kuruluşları ve Giresun Barosu’nun hukukçuları bölgede toplanıp “Gelevera tertemiz aksın” diye haykırmış. Eminim Kazım Koyuncu da hayatta olsaydı, şarkısını söylediği o derenin çöp kokusuna mahkûm edilmesine karşı onlarla en ön safta dururdu.

‘ADAM DİKSEN ADAM BİTER, ÖYLE BİR YER’

Peki, bu sese kulak tıkamak hangi yerel yönetim anlayışıyla bağdaşır?

Bu sorunun cevabını ararken, doğup büyüdüğü toprakların hem tarihine hem coğrafyasına vakıf bir isimle, Görele Belediye Başkan Vekili Hüseyin Çakıcı ile dertleştim. Yalnız siyaset değil bir sanat insanı olarak tanınan Çakıcı, aynı zamanda Dere Kardeşliği Platformu üyesi olarak konuşuyor benimle. Söyledikleri, sadece bir itiraz değil, bir coğrafya dersi niteliğinde: “Bugün çöp koyulmak istenen, iki çayın birleştiği o harika yere ‘adam diksen adam biter’. Birazcık coğrafya okuyan birinin oraya çöp tesisi kurması mümkün değil” diyor. Hüseyin Bey’in şu tespiti ise aslında meselenin neden bir ‘beka’ meselesi olduğunu özetliyor: “Yaşadığı coğrafyanın özelliklerini tarih bilincinden geçirmeyen insanların özgür yaşamaları mümkün değildir.” Haklı... Söylediğine göre doğa zaten bize küskün; bu yıl memleketimizde ne dut olmuş, ne kiraz ne de incir. İklim krizi, sahipsizlik fındığımızı, soframızı vururken, biz o vadide zamanında tuttukları balıkları anlatan köylülerimizin feryadına rağmen orayı çöpe boğmaya çalışıyoruz. Ama Hüseyin Bey’in aktardıklarında sevindirici olan şu ki; Gelevera’nın kıyısında tüm siyasi görüşler bir yana bırakılmış, her renkten vatandaş ‘dere’ paydasında birleşmiş durumda. Bu birlikteliğin, Gelevera’nın sadece suyunu değil, onurunu da koruyacak tek güç olduğunda ben de kendisiyle hemfikirim.

O EŞSİZ MELODİNİN HİKAYESİ

Gelevera Deresi’ni dillerden düşürmeyen, bir efsaneye dönüştüren sularının hırçınlığı kadar, o suların kıyısında yaşanan hazin bir aşk hikayesi. Bir okul yolunda sel sularına kapılan Hasan ile Elif’in hikayesidir bu... Elif’in selde yaralanan yüzündeki izin aynısını, sadakat nişanesi olarak kendi yüzünde de açmaya söz veren Hasan’ın vefasıdır. Kazım Koyuncu gibi nice sanatçının sesinde hayat bulan ‘Koyverdun Gittun Beni’ türküsü, işte bu derin sızının, Karadeniz’in hırçın ama mert karakterinin bir tezahürü. Özetle bugün Şirinköy’de verilmeye çalışılan mücadele, sadece bir tesis projesine itiraz değil; işte bu 80 kilometrelik hafızayı, dillerdeki türküyü ve o berrak sadakati koruma çabası. Şimdi bu sadakat ve vefayı bizim de göstermemizin vakti. Gelevera’ya yapılması planlanan çöp tesisinin, bu eşsiz ekosistemin ve kültürel mirasın üzerine bir gölge gibi düşmemesi için bu mücadele herkes tarafından desteklenmeli.

DÜNYA ‘HUKUKİ KİŞİLİK’ STATÜSÜ VERİYOR, BİZ YOK EDİYORUZ

Meseleye biraz daha geniş bir perspektiften, kültür penceresinden baktığımızda durum daha da vahim. Bir coğrafya; sanatına sızmışsa, şiirine, müziğine ilham vermişse artık o sadece sıradan bir ‘su kaynağı’ değildir; o artık bir ‘kültürel anıttır’. Dünyanın hangi medeni ülkesinde, sanata sızmış bir dereyi bu kadar özensizce harcayabilirler? Bir belgeselde izlemiştim, Yeni Zelanda’da Maori halkının türkülerine, kimliğine ilham veren Whanganui Nehri, 2017 yılında dünyada bir ilke imza atarak ‘hukuki kişilik’ statüsü kazanmıştı. Yani o nehir artık bir nesne değil, yasalar önünde hakları olan bir ‘canlı’ olarak kabul edilmişti. Millet bir nehri korumak için ona ‘insan hakları’ verirken, bizde dillerdeki türkünün yankılandığı bir dereye çöp kamyonlarını reva görmek ne büyük bir tezat. Ne yazık ki korumacılık, her alanda sınıfta kaldığımız bir samimiyet sınavına dönüşmüş durumda.

ÖZENSİZLİK YOZLAŞMANIN HABERCİSİ

Giresun’un o yemyeşil dağları, çağlayan berrak suları yalnız Karadenizlilerin değil ülkemizin kimliği. Böyle bir tesisi oraya kondurmak, sadece ağaçları kesmek değil; bu toprakların ruhuna ve estetiğine kilit vurmaktır. Sanata sirayet etmiş bir alanı koruyamıyorsak, hangi kalkınmadan, hangi medeniyetten bahsedeceğiz? Bu özensizlik, aslında derin bir yozlaşmanın habercisi. Gelevera’nın iki dağ arasından süzülen o berrak sesi, kamyon gürültüleriyle bastırılmamalı. Doğayı korumak, sadece toprağı savunmak değildir; o toprağın içinden çıkan türküyü, o suyun başında yakılan ağıdı da koruyabilmektir. Bu çöp tesisi meselesinden bir an önce geri adım atılmalı, Gelevera tertemiz akmalı ki, biz de tüm bu hoyratlığın içinde bir parça insan kalabilelim. Ki o türküyü de bir daha dinlemeye yüzümüz olsun.

YORUMLAR (3)
3 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN