Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Milli Gençlik Derneği Toplantı Salonu’nda düzenlenen partisinin Ekim Ayı Olağan İl Başkanları Toplantısı öncesinde gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
“100 YILIN DOLANDIRICILIK OPERASYONUYLA KARŞI KARŞIYAYIZ”
Gündemdeki fon krizinin basit bir piyasa dalgalanması olmadığını vurgulayan Erbakan, şunları söyledi:
“Türkiye’nin gündeminde son günlerde gerçekten de gündemi sarsan fon krizi meselesi var. Bugün kahvelerde, okullarda, evlerde, iş yerlerinde her yerde fon krizi meselesi konuşuluyor. Bu fon kriziyle ilgili çok açık ve net bir şekilde tespiti yapmak gerekir. Bu bir piyasa dalgalanması değil, olağan bir durum değil, basit bir olay değildir. Bu olay doyumsuzluğun, para hırsının, kolay yoldan köşeyi dönme arzusunun ve devlet tarafında da denetimsizliğin, tedbirsizliğin ve ihmallerin sonucunda ortaya çıkmış olan büyük bir dolandırıcılık olayın. Gerçekten de belki de 100 yılın dolandırıcılığı diyebileceğimiz bir seviyede bir dolandırıcılık operasyonuyla karşı karşıyayız. Bunu daha krizin ilk günlerinden itibaren Yeniden Refah Partisi olarak dile getirdik ve dikkatleri bu yöne çektik. Bu yapılara baktığınızda, fonların içindeki şirketlere, Tera’ya, Pusula’yabaktığınızda ne görüyorsunuz? Eski bürokratlar, siyasetçiler yönetim kurullarını doldurmuş ve çoğunlukla da iktidar partisine mensup siyasetçilerin olduğunu ve bürokratların olduğunu bu yapıların içerisinde görüyoruz. Peki, sonra ne olmuş? Bunlar fonlar oluşturmuşlar, bu fonları halka arz etmişler. Fonların içi boş olmasına rağmen, bunların içindeki şirketlerin gerçek değerlerinin çok daha düşük olmasına rağmen, istikrarlı bir şekilde spekülatif yöntemlerle bu fonların değerlerini artırmışlar. Her gün bir ay boyunca, iki ay boyunca, üç ay boyunca günde yüzde onluk, yüzde yirmilik kazançlarla, artışlarla bu fonların fiyatları artırılmış ve büyük bir cazibe oluşturulmuş. İşte bu cazibeye kapılan yatırımcılar paralarını yatırmışlar ve en sonunda tabiri caizse bu tezgâh patlamış ve fonlar çökmüş, yatırımcıların yatırdığı paralar ise buharlaşmıştır. Borsadaki diğer değer kayıplarına da kattığımızda 80-90 milyar dolarlık bir kayıpla karşı karşıyayız. Bununla beraber 500 binden fazla yatırımcı doğrudan bu içi boş fonlara yönlendirilmiş ve bunlar mağdur olmuş. Borsadaki diğer değer kayıplarıyla beraber bir milyondan fazla insanımız bu dolandırıcılık operasyonundan olumsuz bir şekilde etkilenmiştir. Yıllardır biriktirdiklerini, elinde avucunda, kıyıda köşede sakladıklarını, devletin denetlediğini düşündükleri bir sisteme emanet eden bu insanlar bugün gözyaşı dökmektedir. Devlete güvenerek, Borsa İstanbul’a güvenerek, Sermaye Piyasası Kuruluna, devletin kurumlarına güvenerek bu parayı yatırmışlar ama sonunda hüsran yaşamışlar.”
“MİLLETİN 20 MİLYAR DOLARI BUHARLAŞIRKEN YOKSUNUZ”
Fon krizinin göz göre göre geldiğini ve devlet kurumlarının ihmali olduğunu belirten Erbakan, “Bu olay birdenbire olmadı; 2025 yılında Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’in açıklaması var. ‘Borsada anormal hareketler var.’ diyor. Daha 2025 yılının Eylül’ünde, Ekim’inde bir sene önce arkasından 2026 yılında Standart & Poor’s başta olmak üzere uluslararası finans kuruluşlarının uyarıları var. ‘Borsada spekülatif hareketler oluyor.’ diyor. Bununla beraber Türkiye’de uzmanların uyarıları var. Bütün bunlar bu krizin, bu dolandırıcılık operasyonunun göz göre göre gerçekleştiğini, ‘Ben geliyorum.’ diyerek geldiğini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Böyle bir noktada bu uyarılar niçin dikkate alınmadı? Bilerek göz ardı mı edildi? Kimler bunu göz ardı etti? Hangi yetkililer bu konuda sorumludur? Milletin parasını böylesine bir sarmalın içerisine girmesine göz yuman yetkililer kimlerdir? Hayatın olağan akışına aykırı bir şekilde içi boş fonların, içi boş şirketlerin, birkaç ay önce kurulmuş şirketlerin gerçek değerinin yüz misli değere çıkmasını kimler seyretti, kimler burada ihmalde bulundu? 50 senelik, 60 senelik dişiyle, tırnağıyla bir noktaya gelmiş dev kuruluşlarımızın, sanayi kuruluşlarımızın ulaştığı değere bu fonların, bu şirketlerin birkaç ay içerisinde gelmesini nasıl görmediler? Bu noktada Borsa İstanbul yetkilileri ne yapıyordu? Sermaye Piyasası Kurulu ne yapıyordu? Fon krizinin üzerinden 19 gün geçti, şimdi çıkmış panikle ‘Milletin malına el uzatan karşısında devleti bulur.’ masallarını anlatıyor. Bütün bunlara milletimiz güvenmiyor ve inanmıyor. Siz bu ülkede bir eleştiri tweeti atan genci yaka paça gözaltına alırken varsınız ama milletin 20 milyar doları buharlaşırken yoksunuz. Sizler sırf Amerika istedi diye Bank Mellat’ın, İran Bankası’nın lisansını bir gecede apar topar iptal etmekte varsınız ama vatandaşlarımız fon adı altında soyulurken ortada yoksunuz. Giden paranın yanında çerez parası kalacak arabaların, yatların, jetlerin peşinde şov yapmakta varsınız ama gerçek sorumlulardan hesap sormaya gelince yoksun. 19 gün geçti, milyonlarca insanımızı etkileyen bu fon kriziyle ilgili bir kişinin dahi sabah 6’da gözaltına alındığını görmedim. Hiçbir yetkilinin istifa ettiğini, istifasını istediğini görmedi.” ifadelerini kullandı.
“BU SOYGUNUN SİYASİ SORUMLULUĞUNU KİM ÜSTLENECEK?”
Yurtdışına çıkarılan paralar ve siyasi sorumluluklar hakkında iktidara yüklenen Erbakan, göz göre göre gelen bu soygunun hesabını kimin vereceğini sordu:
“Şimdi ne yapıyorlar? Devlet Denetleme Kurulunu harekete geçireceklermiş, Sermaye Piyasası Kurulundan hesap soracaklarmış, kimsenin yaptığı yanına kâr kalmayacakmış. Ey iktidar sahipleri, bu söylediklerinizi bu dolandırıcılık gerçekleşmeden önce yapmanız gerekmiyor muyuz? Devlet Denetleme Kurulu, Sermaye Piyasası Kurulu, yetkililer bu dolandırıcılık göz göre göre gelirken böylesine hayatın olağan akışına aykırı bir değer artışı spekülasyon ortadayken neden harekete geçmediler de 900 milyar veya 1 trilyon lira buharlaştıktan sonra bunları yapmaya çalışıyoruz? Buradan açıkça soruyoruz. Borsadaki bu tarihi çöküşü ve kaosu önceden haber alarak sermayesini, parasını çekip kurtaran bürokratlar ve siyasiler kimlerdir? Bunların açığa çıkartılması gerekmektedir. İçeriden yardım almadan, yukarılardan himaye görmeden bu olayın olması mümkün değildir. Bu içeridekiler kimlerdir? Yukarılardakiler kimlerdir? Bunların açığa çıkartılması gerekir. Bu paranın 400 milyar lirasının daha şimdiden kriz patlamadan önce yurt dışına çıkartıldığı ifade ediliyor. Bu doğru mudur? Doğruysa bu paralar nasıl kurtarılacaktır? Bu soygunun, bu dolandırıcılığın siyasi sorumluluğunu kim üstlenecek? Çıkıp bunları bu aziz millete tek tek açıklamanız gerekmektedir. Kendi vatandaşına yıllardır acı reçeteler içiren, rantiye çarkını, faiz lobilerini besleyen bu zihniyetin yaptığı gayet açıktır. Emekliye yok, emekçiye yok, kademeliye yok, asgari ücretliye yok, köylüye, çiftçiye yok, atama bekleyene yok, soyana var, yandaşa var, millete yok. Bu organize dolandırıcılığın hesabına hukuk sormayacaksa kim soracak? Biz Yeniden Refah Partisi olarak açık bir şekilde ifade ediyoruz. Biz 16 Eylül 2026 tarihini not ettik. İnşallah ilk yapılacak seçimlerde iktidara geleceğiz ve bu suistimalin, bu göz göre göre gelen felakete göz yumanların hesabını milletin önünde Yeniden Refah Partisi olarak biz soracağız inşallah.”
“BİR POLİS MEMURU ‘BEN GEÇİNEMİYORUM.’ DİYEREK İNTİHAR EDİYORSA BUNUN SORUMLUSU İKTİDARDIR”
Geçtiğimiz hafta geçim sıkıntısı nedeniyle intihar eden emekli polis memurunu hatırlatan Erbakan,
“Bir tarafta milletin yüz milyarlarca lirasını hiç edip buharlaştıranlar, kısa yoldan, kolay yoldan servet edinip köşeyi dönenler, diğer tarafta maaşıyla ay sonunu getiremeyen, çaresizlik içinde kıvranan milyonlar. İşte adaletsiz düzenin en önemli fotoğrafı budur. Bu iki Türkiye arasındaki uçurumun ne kadar derinleştiğini hemen fon krizinin arkasından gerçekleşen acı bir olayla bir kez daha yaşamış olduk. 60 yaşında bir polis memuru emeklimiz, 81 ilde aynı anda emeklilerimiz eylem yaparlarken Ankara’da Anayasa Mahkemesinin önünde 60 yaşında bir polis memuru emeklimiz canına kıydı, geçim derdi yüzünden, çaresizlik yüzünden intihar etti. Allah gani gani rahmet eylesin. Son sözleri şunlar oldu: ‘Emekliyim, geçinemiyorum, gelinim işsiz, damadım işsiz.’ diye elinde bir pankart vardı. Pankartta da ‘Para için değil, onurumuz için.’ yazıyordu. ‘Geçinemiyorum, gelirim işsiz, damadım işsiz, para için değil, onurumuz için.’ Bütün emekli camiasının başı sağ olsun. Bu insanların insanlık onuruna yaraşır bir maaşla geçinmelerinin sağlanması devletin sorumluluğu. Yıllardan beri haykırıyoruz. Paraları imtiyazlı oldukları, faize ve israfa akıtacağınıza bu paraları getirip millete verin. Önce millet deyin ve milletimizi insanlık onuruna yaraşır bir şekilde yaşamasını sağlayın. Emeklilerimize burada sesleniyorum. Bu davayı hep birlikte kazanacağız. Dimdik ayakta durarak kazanacağız. Yalnız değilsiniz. Yeniden Refah var, Millî Görüş var, Erbakan Hocamızın mirası var. Bu millete hizmet etmiş bir polis memuru ‘Ben geçinemiyorum.’ diyerek intihar ediyorsa bunun sorumlusu kim? Bunun sorumlusu iktidarda bulunanlar. Kaynak olduğu hâlde bu kaynakları rantiyeye, faize ve aynı zamanda imtiyazlı holdinglere ve lüks ve şatafat harcamalarını harcayıp millete vermekten sakınanların boynunadır bunun vebali.”
“4 ASGARİ ÜCRET BİR YOKSULLUK SINIRI YAPIYOR”
Açlık ve yoksulluk sınırlarına dikkat çekerek asgari ücret ile emekli maaşlarını eleştiren Erbakan şunları söyledi:
“Değerli kardeşlerim, işte rakamlar ortada. TÜRK-İŞ’in son verilerine göre açlık sınırı 37 bin lira, yoksulluk sınırı 121 bin lira, emekli maaşı 23 bin 552 lira, asgari ücret 28 bin 75 lira. Emekli maaşı da asgari ücretli açlık sınırının altında. 4 asgari ücret bir yoksulluk sınırı yapıyor. İki asgari ücret dahi bir haneye girse yoksulluk sınırının yarısı yapıyor. Bu hesaba göre Türkiye’de halkın yüzde kırkı açlık sınırının altında, yüzde sekseni yoksulluk sınırının altında gelire sahip. Yıllardır haykırıyoruz. Bu maaşlarla bu insanları yaşatamazsınız. Erbakan Hocamızın sözleriyle bir kez daha sesleniyoruz: Oyun oynamıyoruz. Faiz lobilerine trilyonlar akıtmayı bırakın, imtiyazlı holdinglere trilyonlar akıtmayı bırakın, önce millet anlayışıyla bu kaynakları millete verin. Yoksa bu millet sizi sandıkta gömecek. Emeklilerimiz yalnız değildir, emekçimiz yalnız değildir. Yeniden Refah burada, Millî Görüş burada. Bu kadrolar inşallah Allah’ın izniyle adil ekonomik düzeni kurana kadar, paylaşımda adaleti sağlayana kadar mücadeleye devam edeceklerdir.”
“DAKİKADA 5,7 MİLYON LİRA FAİZE GİDİYOR”
Hükümetin ekonomi politikalarını ve bankaların kârlılığını Millî Eğitim bütçesiyle kıyaslayan Erbakan, şu verileri paylaştı:
“Faiz ve borç ekonomisi bütün hızıyla devam ediyor. İşte bu yılın ilk 8 ayında hazineden faize verilen para 2 trilyon liraya ulaştı. 1 trilyon 990 milyar, yani siz ona 2 trilyon deyin. 2 trilyon 8 ayda faiz ödenmesi demek, günde 8 milyar lira faiz demek. Saatte 341 milyon lira faiz demektir. Dakikada 5,7 milyon lira faiz demek. Biz burada şu konuşmamızı yapana kadar bu milletin, bu ülkenin 341 milyon lirası daha faize gidecek demektir. Her bir dakikada 5,7 milyon faiz, eski parayla 5,7 trilyon lira faiz. Bu millet vergi veriyor, vergisi faiz baronlarına gidiyor. Bir kıyas daha yapayım. Millî Eğitim Bakanlığının 2026 yılı bütçesi 1.940.000.000.000 lira. Milyonlarca öğrencimize ayırdığımız Millî Eğitim Bakanlığı bütçesi 8 ayda faize verdiğimiz paranın altındı. Bir senede Millî Eğitim’e ayırdığımız bütçe 8 aylık faiz paramızdan daha düştü. Daha başka bir örneğe de gerek olduğunu düşünmüyoruz. Peki bu paralar kime gidiyor? İşte bankacılık sektörünün yılın ilk 8 ayında yaptığı kâr 596 milyar lira. Bankacılık sektörü geçen yıla göre bu yıl kârını %25 artırmış ve 8 ayda 596 milyar lira kâr etti. Bu ne demektir, değerli kardeşlerim? Her bir gün, 24 saatte bankacılık sektörü, faiz lobileri 2,8 milyar lira para kazanıyor. Bankaların kasası doluyor, milletin cebi boşalıyor. İşte bu düzenin, bu sistemin fotoğrafı budur.”
“HER BİR GÜN 340 TANE DÜKKÂN KAPANIYOR”
Esnafın kepenk kapatması ve karşılıksız çek sayısındaki artışa değinen Erbakan, “Burada esnafa da bir bakmak istiyorum. Teskin verilerine göre yılın ilk 8 ayında 82 bin esnaf kepenk indirildi. Her bir gün 340 tane dükkân kapanıyor. 340 esnaf iflas ediyor, dükkânını kapatıyor. Günde, aynı günde bankacılık sektörü 2,8 milyar lira kâr ediyor. Böyle bir sistem sürdürülemez. Şimdi soruyorum, alın teriyle çalışan kazanabiliyor mu? Hayır. Üreten, emek veren, vergisini kuruşu kuruşuna ödeyen, istihdam sağlayan kazanabiliyor mu? Hayır. Peki kim kazanıyor? Parasını faize yatıran, borsada manipülasyonla köşeyi dönen, tek çivi çakmadan servetine servet katanlar kazanıyor. Esnaf, çiftçi, köylü, emekçi kazanmıyor, günün sonunda faiz lobileri kazanıyor. İşte biz buna ahlaki kriz diyoruz. Çalışanın cezalandırıldığı, üretenin ezildiği, emeksiz kazancın ödüllendirildiği bir düzen sadece ekonomik olarak değil, ahlaki olarak da çökmüş demektir. Gelin bir de karşılıksız çeklere bakalım. Bu yılın ilk 8 ayında 224 bin çek karşılıksız çıktı. Maddi tutarı 233 milyar lira. Bu ne demektir? Piyasada nakit kalmamış demektir. Esnafın, küçük tüccarın birbirine artık ödeme yapamadığının bir göstergesidir. Peki devlet ne yaptı bu tablo karşısında? Esnafa el mi uzat? Hayır. 27 Ağustos’ta Resmî Gazete’de yayınlanan kararla Halkbank’ın esnaf kredilerindeki hazine faiz desteği kısıldı. Yüzde elliden yüzde kırka indirin. Esnafa can simidi uzatacağına bu hâle düşmüş esnafa bir darbeyi de maalesef devlet vuruyor. Önce millet anlayışına sahip olmadıkları için, Millî Görüş gözleriyle olaylara batmadıkları için önce rantiye diyorlar, önce imtiyazlılar diyorlar, önce itibar, lüks, şatafat diyorlar ve milleti eziyorlar. Peki vergi ve SGK borcu olan esnafa yapılandırma diye sunulan şey ne? Yıllık yüzde yirmi dokuz vade farkı. Böyle yapılandırma mı olur, Allah aşkına? Bu şartlar altında esnaf dükkânını kapatmasında ne yapsın? Böyle olunca da yılın daha sekiz ayında seksen iki bin esnaf kapısına kilit vurmak zorunda kalıyor.”
“SANAYİCİYE, ÜRETİCİYE VERİLEN KREDİNİN FAİZİ YÜZDE 41”
Artan konkordato ilanları ve işten çıkarmalar üzerinden sanayicinin içinde bulunduğu durumu eleştiren Erbakan, açıklamalarına şöyle devam etti:
“Değerli kardeşlerim, faizle değil de üretimle ayakta kalmak isteyenler bu ülkede ayakta kalamıyor ve batırılıyor. Faizciler, borsacılar, spekülatörler, kolay yoldan çivi çakmadan servet kazanmak isteyenler ayakta kalıyor. İşte sanayicimizin durumu ortada. Makine sektöründe kapasite kullanım oranı yüzde altmış üçe düştü. Konkordato başvurularına bir bakalım. Bu yılın ilk 6 ayında 1240 konkordato başvurusu. 1240. Geçen yıla göre konkordato başvurularında %30 artış var. Sadece Haziran ayında 438 şirket konkordato ilan edildi. Geçtiğimiz günlerde bir dergide bir haber çıktı. Gaziantep, sanayi şehri denilen Gaziantep, konkordatolar şehri hâline geldi diye bir haber. 6 ayda 1240 şirket konkordato ilan edildi. Neden böyle? Sanayiciye, üreticiye verilen kredinin faizi %41. Dünyanın en yüksek faizi. Avrupa’nın en pahalı enerji maliyetleri, dünyanın en yüksek kredi faiziyle finansmana ulaşan, Avrupa’nın en pahalı enerji maliyetiyle üretim yapmaya çalışan bir kimsenin ayakta durması da tabii ki mümkün olmuyor. İşte Kayseri’nin ve Türkiye’nin gözbebeklerinden 1953’te kurulmuş 73 yıllık firma Orta Anadolu mensuca kapısına kilit vuruyor. 1500 çalışan işsiz kalıyor. ‘Neden böyle?’ diye açıkladıkları zaman finansman maliyetleri, enerji maliyetleri ve ham madde maliyetleri diyorlar. İşte sanayicinin, üreticinin hâli bu. Bir tek bu fabrika değil, tekstil sektöründe ve hazır giyimde 18 ayda 5777 firma kapandı. 121 bin emekçi işsiz kaldı. Sadece Mayıs ayında 14 bin kişi işsiz kaldı. Sadece Mayıs ayı. Beyaz eşyaya bakalım. Manisa’da Türkiye’nin dev markası Vestel’de 2024 sonunda 19 bin 500 kişi çalışırken, bu yıl Haziran’da 11 bin 800 kişi çalışıyor. 7 bin 700 kişi sadece bir firmada işten çıkarılmak zorunda kalmış. Şimdi şuna dikkatinizi çekmek istiyorum. Batanlar kim? Faize değil, üretime yatırım yapanlar. İstihdam sağlayanlar. Parasını makineye, tezgâha, üretime harcayanlar. Kazanan kim? Parasını faize yatıranlar, üretmeden kazananlar. Faizle ayakta kalan kazanıyor, üretimle ayakta kalmak isteyen batıyor. Bu düzende fabrika kurmak, istihdam sağlamak, ülke ekonomisine katkı sağlamaya çalışmak cezalandırılıyor. Faiz geliri ise ödüllendiriliyor, değerli kardeşlerim. İşte bu Millî Görüşle taban tabana zıt bir düzen. Adil ekonomik düzenle taban tabana zıt bir düzen. İnşallah en kısa zamanda geleceğiz, bu sistemi ıslah edeceğiz, hakkı üstün tutan adil düzene hâkim kılacağız Allah’a izniyet.”
“SON 5 SENEDE MOTORİN YÜZDE 1190 ARTTI”
Akaryakıt fiyatlarındaki artışlara yönelik Erbakan şu değerlendirmeyi yaptı:
“Akaryakıttaki astronomik zamlarla ilgili bir eleştiri olduğu zaman iktidar kanadı her seferinde dünyada da petrol fiyatları artıyordu. Peki öyleyse dünyada son 5 yılda akaryakıt fiyatları ne kadar arttı, sizlere söyleyeyim. Amerika’da %41, Almanya’da %45, Avrupa Birliği ortalaması %34. Amerika’da %41, Almanya’da %45, Avrupa Birliği’nde %34 arttı, son 5 senede akaryakıt. Peki Türkiye’de ne oldu? Son 5 senede benzin %937 arttı. Son 5 senede motorin %1190 arttı. Hangi dünyadaki petrol fiyatı artışından bahsediyorsun? 2021’de 400 liraya dolan depo bugün 4000 liranın üzerinde bir paraya doluyor. İşte Türkiye’deki gerçekler budur.”
MERSİN’DEKİ MAHREM GÖRÜNTÜLERE TEPKİ
Toplantı sonrası bir muhabirin, Mersin’deki operasyonlarda bir belediye başkanının pijamalı görüntülerinin servis edilmesine ilişkin sorusuna Erbakan, şu yanıtı verdi:
“Tabii bunun uygun olmadığını düşünüyoruz. Özel hayatın gizliliğine her ne şart altında olursa olsun riayet edilmesi lazım. Bu operasyonların daha aklı başında bir şekilde yapılması gerekir. Bu yaklaşımı, bu davranışı uygun bulmuyoruz.”
“SORUMLULARIN YARGILANMASI ADALETİN GEREĞİDİR”
Kartal’da yaşanan yangın faciasıyla ilgili yakınlarını kaybeden ailelerin kamu personellerinin yargılanması talebine ilişkin soru üzerine Erbakan şunları söyledi:
“Burada aynen fon krizinde olduğu gibi, bu olayda da —ki bu olay can kaybı olduğu için belki daha da önemli bir olaydır— Allah bütün hayatını kaybedenlere gani gani rahmet eylesin. Burada içeride ihmali bulunan, içeride yapması gerekeni yapmayan kim varsa bunların da hukuk önünde yargılanmaları ve gerekli cezalara çarptırılmaları bir hukuk devletinin gereğidir, adaletin bir gereğidir. Bunun mutlaka yerine getirilmesi gerekir.”
