İş dünyasında yaşanan hızlı teknolojik ve demografik dönüşüm, şirketlerin iç dinamiklerini ve yönetim anlayışlarını kökünden değiştiriyor. Küresel araştırmalar, sadece iyi bir iş fikrinin ve finansal gücün hayatta kalmak için yeterli olmadığını gösteriyor.
CB Insights ve Startup Genome verilerine göre, her yıl dünya genelinde kurulan 8 milyondan fazla şirketin yalnızca yüzde 20’si varlığını sürdürebiliyor. MarketsandMarkets’in öngörülerine göre ise 2026 yılı itibarıyla dünya ekonomisinin yüzde 50’sini bugünün startup’ları şekillendirecek. Bu rekabetçi ortamda geleneksel hiyerarşik yapıların yetersiz kaldığına dikkat çeken uzmanlar, rotayı "kurum kültürüne" çeviriyor.
"Z KUŞAĞI" BİR YAŞ GRUBU DEĞİL, ÇALIŞMA YAKLAŞIMI
Şirketlerin yaşadığı bu kültürel çıkmaza ve nesil çatışmalarına yanıt arayan Dilek Mete'nin Ceres Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan yeni kitabı “GEN-Z ile Yüksek Performans Kültürü Yaratmak: Nasrettin Hoca Yönetim Danışmanı Olursa”, yönetim dünyasına ezber bozan bir bakış açısı sunuyor.
Kitapta "Gen-Z" (Z Kuşağı) kavramı sadece belirli bir yaş grubunu ifade eden demografik bir terim olarak değil; öğrenmeye açık, anlam odaklı ve çevik bir çalışma yaklaşımı olarak yeniden tanımlanıyor. Eserde, yüksek performansın yalnızca bireysel yeteneklerle değil, ancak paylaşılan ortak değerler, güven ortamı ve güçlü bir kurum kültürüyle mümkün olabileceği vurgulanıyor.
PLAZA JARGONUNA NASRETTİN HOCA TERCÜMESİ
Yaklaşık 30 yıllık kurumsal deneyimini kendi geliştirdiği 'Myliba Kültürel Yönetim Modeli' üzerinden okuyucuya aktaran yazar Dilek Mete, şirketlerin insan ruhuna dokunan değerlerle nasıl büyüyeceğini anlatmak için Anadolu'nun en bilindik yüzlerinden birini, Nasrettin Hoca'yı seçti.
Eserde bir "yönetim danışmanı" kimliğiyle karşımıza çıkan Nasrettin Hoca, günümüzün karmaşık, soğuk ve yabancı kelimelerle dolu plaza dilini hepimizin bildiği samimi ve düşündürücü hikayelerle tercüme ediyor. Kadim öğretiler ile dijital dünyanın köprüsünü kuran bu yaklaşım, yöneticilere geleneksel "patron" veya "müdür" rollerini bırakarak birer "koç" olmaları yönünde yol haritası çiziyor.
Kurumların sadece finansal hedeflere odaklandığı dönemin kapandığını belirten Mete, sürdürülebilir başarının şifresini şu sözlerle özetliyor: "Çalışan deneyimini ve kültürel uyumu operasyonel süreçlerin tam merkezine yerleştirmek."
