Eski AK Parti Mardin Milletvekili Orhan Miroğlu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada cezaevinde yaşananlara ilişkin değerlendirmelerde bulunarak, işkencenin yalnızca siyasi bir tutumun sonucu olmadığını savundu.
Paylaşımında cezaevindeki uygulamalara değinen Miroğlu, gardiyanların tutuklulara “Türk müsün, Kürt müsün?” sorusunu yönelttiğini belirterek, tutukluların ya yok edilmesi gereken kişiler ya da kimliklerinden arındırılması gereken bireyler olarak görüldüğünü ifade etti. Cezaevinde görevli bazı yetkililerin söylemlerine de yer veren Miroğlu, bu sürecin sistematik bir yaklaşım içerdiğini öne sürdü.
Miroğlu ayrıca, Diyarbakır Cezaevi’ni konu alan “Posta Kutusu 213-Diyarbakır” adlı belgeselin İstanbul Film Festivali kapsamında 14 Nisan’da Beyoğlu Sineması’nda gösterileceğini duyurarak, kamuoyunu yüzleşmeye davet etti.
"İŞKENCECİ DAHİ, KARŞISINDAKİNİ İNSAN OLARAK KABUL EDER"
Miroğlu'nun paylaşımının tamamı şu şekilde:
"İşkence uygulamasının önkoşulu iktidara karşı siyasi tavır alan bir insanın varlığıdır.
İnsan, onurunu korumak için verdiği mücadelenin bedelini öder.
Ve İşkenceci dahi, karşısındakini insan olarak kabul eder.
Diyarbakır cezaevinde durum daha farklıydı.
Hiç birimiz insan olarak kabul edilmiyorduk.
İşkence , bir iktidara karşı gerçekleşmiş fiillerin bir bedeli olarak değil, bir ulusal kimliğe karşı duyulan etnik- hınç ve öfkenin ya da cinnetin bir sonucu olarak uygulanıyordu.
Gardiyanların ezberlediği yegane soru, “Türk müsün Kürt müsün” sorusuydu.
Orda olanlar ya yok edilmeyi hak edenler ya da kimliklerinden arındırılması, başka bir şeye dönüşmesi gerekenler olarak görülüyordu.
İç Güvenlik Amiri Yzb. Esat cezaevinin her yerinden dinlenebilen konuşmalarında şöyle sesleniyordu mesela:
-Size öyle bir program uygulayacağım ki, burdan sağ çıksanız bile kendinizi tanıyamayacaksınız!
Cezaevi amiri bir binbaşı, burda uygulanan programı anlamamak ve tutuklularla, görülebilen bir merhametle yakınlaşan asteğmenini suçluyor ve şu uyarıyı yapıyordu:
- Asteğmenim siz galiba burada ne yapmak isteğimizi anlamıyorsunuz. Bunların genç- dinamik olanlarını önce dağlara süreceğiz, sonra orda azaltacağız, 2050 yılında Türk nüfusun azınlıkta kalacağını biliyor musun?
Diyarbakır cezaevi en acımasız ve çeşitlendirilmiş işkence uygulamalarının bir mekanı olmanın ötesinde bir hadisedir.
Bir etnik hınç öfke ve bir cinnet mekanıdır.
Siyasi hafıza arkeolojisi çalışır gibi, Diyarbakır Cezaevini mümkün kılan anlayışın kaynakları, sebepleri ve sonuçları araştırılmalı ve merak edilmelidir.
Bu yıl İstanbul Film Festivali’nde dünya prömiyeri yapacak olan “Posta Kutusu 213-Diyarbakır’ ismli belgeselimiz önemli bir yüzleşmeye davet ve tanıklıkların paylaşılmasının ötesinde, yıllardır peşimizi bırakmayan, huzursuz eden böyle bir merakın sonucudur.
Tarihe, bir ülkeye ve etnik- dini aidiyeti ne olursa olsun o ülkenin insanlarına ve bilhassa genç kuşaklara bir borcu ödeme, bir sorumluluğu yerine getirme hissiyatı içinde yapılan bu film bakalım ne kadar merak edilecek?
Adalet ve cezaevini müzeye dönüştürecek projenin sahibi olarak, Kültür- Turizm bakanlarımız başta, diğer bakanlarımız, siyasi liderlerimiz, devlet adamlarımız, kardeşlik, milli birlik ve demokrasi için kurulan komisyonumuzun değerli vekilleri, aydınlarımız, üniversitelerimiz, yazar ve sanatçılarımız, ve medyamızı, filmin 14 Nisan Beyoğlu sinemasında saat 21,30’da gerçekleşecek gösteriminde görecek miyiz, yoksa “karşıt hafızalardan” birine duyulan aidiyet duygusu ve tavrı daha mı ağır basacak?
Doğrusu merak etmiyor değilim…"
İşkence uygulamasının önkoşulu iktidara karşı siyasi tavır alan bir insanın varlığıdır.
— Orhan Miroğlu (@OrhanMiroglu) April 5, 2026
İnsan, onurunu korumak için verdiği mücadelenin bedelini öder.
Ve İşkenceci dahi, karşısındakini insan olarak kabul eder.
Diyarbakır cezaevinde durum daha farklıydı.
Hiç birimiz insan… https://t.co/Bz4DNPZotc
KANALİZASYON DETAYI DİKKAT ÇEKTİ
Öte yandan Miroğlu’nun alıntıladığı görüntüde ise Adalet Bakanı Gürlek’e bilgi veren bir mimarın anlattıkları dikkat çekti. Mimar, tutukluların konulduğu kanalizasyona ilişkin bir mahkûmun sözlerini aktararak, “Tahliye olur olmaz tüm dişlerimi çektirdim. Kanalizasyondaki tat hâlâ dişlerimin arasındaydı” ifadelerinin kullanıldığını aktardı.
