CHP Diyarbakır Milletvekili ve İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, , 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı nedeniyle yaptığı yazılı açıklamada, çocukların yalnızca sembolik kutlamalarla değil, yaşamın her alanında maruz kaldıkları ağır koşullarla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Tanrıkulu, kadına, işçiye, hayvana, gazeteciye, deprem mağduruna ve çocuğa yönelik şiddetin aynı siyasal ve toplumsal zihniyetin ürünü olduğunu savunarak, Türkiye’de çocukların yıllardır kurumsal ve sistematik biçimde şiddete maruz bırakıldığını ifade etti.
Açıklamasında, çocukların fiziksel, psikolojik, ekonomik ve sosyal şiddetle karşı karşıya kaldığını belirten Tanrıkulu, eğitim sistemindeki sorunlara da dikkat çekti. Öğretmenlerin yoksulluğa itildiğini, öğrencilerin korumasız bırakıldığını ve okullarda en temel ihtiyaçların dahi karşılanmadığını savunan Tanrıkulu, son dönemde yaşanan okul saldırıları sonrasında yapılan tartışmaların da gerçeği perdelediğini söyledi. Tanrıkulu’na göre, sosyal medya ya da diziler üzerinden yürütülen tartışmaların ötesinde, asıl olarak çocukları şiddet sarmalına iten toplumsal düzenin sorgulanması gerekiyor.
“23 NİSAN’I NASIL KUTLAYACAĞIZ?”
Tanrıkulu, 23 Nisan’ın anlamına ilişkin değerlendirmesinde, çocukların açlık, yoksulluk, şiddet ve güvencesizlik içinde yaşadığı bir ortamda bayramın nasıl kutlanacağının sorgulanması gerektiğini belirtti. Açıklamasında, hayatını kaybeden öğretmenler ve çocukları tek tek anan Tanrıkulu, geçen yıl iş kazalarında ölen çocukların ve erkek şiddeti sonucu öldürülen çocukların bayramını kimin kutlayacağını sordu. “Şiddetin normalleştiği bir dünyada, hiçbir çocuk gerçekten güvende değildir” diyen Tanrıkulu, gerçek bir çocuk bayramı için demokrasinin kültür haline gelmesi, diyalogun güçlenmesi ve hukukun gerçekten hayata geçirilmesi gerektiğini kaydetti.
2025 VERİLERİ: İŞ KAZALARI, ERKEK ŞİDDETİ VE SORUŞTURULAN ÇOCUKLAR
Tanrıkulu’nun açıklamasında yer verdiği verilere göre, 2025 yılında en az 94 çocuk iş kazalarında vefat etti, en az 64 çocuk ise öldürüldü. Aynı yıl 330 bin 496 çocuğun soruşturulduğunu belirten Tanrıkulu, yalnızca “Cumhurbaşkanına hakaret” ve “devlet kurumlarını aşağılama” suçlamaları kapsamında 202 çocuk hakkında mahkûmiyet kararı verildiğini ifade etti. Açıklamada, Adalet Bakanlığı verilerine dayanılarak 2025 yılında “suça sürüklenen çocuk” dosya ve suç sayılarında dikkat çekici bir artış yaşandığı vurgulandı.
Tanrıkulu, 2024’ten devreden dosyalarla birlikte yüz binlerce çocuğun adli süreçlerin konusu haline geldiğini belirterek, çocukların korunması gereken bir toplumsal kesim olmaktan çıkıp giderek daha fazla ceza mekanizmasının parçası haline geldiğini savundu. Vücut dokunulmazlığına, malvarlığına ve hürriyete karşı suç başlıklarında açılan dosyaların büyüklüğüne dikkat çeken Tanrıkulu, bu tablonun yalnızca güvenlik değil aynı zamanda sosyal politika sorunu olduğunu kaydetti.
TÜRKİYE, ÇOCUK HAKLARINDA ALT SIRALARDA
Açıklamada uluslararası çocuk hakları endekslerine de yer verildi. Tanrıkulu, KidsRights Index 2025 verilerine göre Türkiye’nin 194 ülke arasında 106’ncı sırada yer aldığını, “çocuk haklarını destekleyen ortam” başlığında ise 176’ncı sıraya gerilediğini belirtti. Açıklamaya göre bu tablo; bağımsız kurumların eksikliği, veri toplamadaki şeffaflık sorunu, yetersiz bütçe ve çocukların politika yapım süreçlerine dahil edilmemesiyle ilişkilendirildi. Tanrıkulu, Türkiye’nin bu alanda OECD ve AB ülkelerinin tamamının yanı sıra Balkan ülkelerinin önemli bir bölümünün de gerisinde kaldığını savundu.
ÜCRETSİZ OKUL YEMEĞİ ÇAĞRISI
Tanrıkulu, açıklamasında çocuk yoksulluğu ve beslenme sorununa da geniş yer verdi. Dr. Bülent Şık’ın hazırladığı rapora atıfla, ücretsiz okul yemeğinin yalnızca sosyal yardım değil, aynı zamanda halk sağlığı, gıda adaleti ve eğitimde eşitlik bakımından temel bir kamusal politika olarak ele alınması gerektiğini belirtti. Açıklamada, demir ve kalsiyum başta olmak üzere mikrobesin eksikliklerinin çocukların toksik maddelere karşı kırılganlığını artırdığına dikkat çekilerek, düzenli ve nitelikli bir okul öğününün çocukların gelişimi, öğrenme kapasitesi ve eğitimde kalıcılığı açısından hayati önem taşıdığı savunuldu.
Tanrıkulu, yoksulluğun yalnızca gelir eksikliğiyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda çocukların sağlıklı beslenme, eğitimde eşitlik ve güvenli gelişim hakkını doğrudan etkileyen yapısal bir sorun haline geldiğini ifade etti. Bu nedenle okul yemeği programlarının dar kapsamlı destek modelleri yerine, bütün çocukları kapsayan kamusal bir altyapı yatırımı olarak görülmesi gerektiğini belirtti.
MESEM ELEŞTİRİSİ: ÇOCUKLAR EĞİTİM ADI ALTINDA İŞÇİLEŞTİRİLİYOR
Açıklamanın dikkat çeken başlıklarından biri de Mesleki Eğitim Merkezleri oldu. Tanrıkulu, MESEM uygulamasının çocuk işçiliğini yaygınlaştırdığını savunarak, yüz binlerce çocuğun eğitim adı altında haftanın büyük bölümünü işyerlerinde geçirdiğini belirtti. Açıklamaya göre çocuklar bir gün okulda, dört gün işyerinde bulunuyor; uygulamada ise bu sürenin 5-6 güne ve 10-12 saate kadar çıktığı ifade ediliyor. Tanrıkulu, çocuklara verilen ücretlerin de büyük ölçüde işsizlik fonundan karşılandığını, bu sistemin patronlar için ucuz hatta ücretsiz işgücü yarattığını öne sürdü.
Tanrıkulu ayrıca, mesleki eğitimin giderek daha küçük yaş gruplarına çekildiğini belirterek, son düzenlemelerle 5. ve 6. sınıf öğrencilerinin de bu alana yönlendirilmesinin önünün açıldığını kaydetti. Açıklamada, bunun çocukların eğitim hakkı yerine erken yaşta işçileştirilmesini derinleştiren bir politika olduğu savunuldu.
2013’TEN BU YANA EN AZ 836 ÇOCUK İŞÇİ VEFAT ETTİ
Çocuk işçiliğinin sonuçlarına ilişkin veriler de açıklamada geniş yer buldu. Tanrıkulu’nun paylaştığı rakamlara göre, 2013-2025 döneminde en az 836 çocuk işçi hayatını kaybetti. Yalnızca 2025 yılında bu sayı en az 94 olarak kayıtlara geçti. 2026’nın ocak, şubat ve mart aylarında ise en az 12 çocuk ve genç işçinin iş kazalarında vefat ettiğini belirtildi.
Tanrıkulu, çocukların yalnızca iş kazalarında değil, önlenebilir nedenlerle ve şiddet sonucu da hayatını kaybettiğini ifade etti. FİSA Çocuk Hakları Merkezi’nin verilerine göre 2024 yılında en az 777, 2025’in haziran, temmuz ve ağustos aylarında ise en az 257 çocuğun önlenebilir nedenlerle vefat ettiğini belirten Tanrıkulu, Bianet’in verilerine göre 2025 yılında en az 64 çocuğun erkekler tarafından öldürüldüğünü, en az 265 çocuğun da istismara uğradığını kaydetti. Bu yılın ilk üç ayında da en az 9 çocuğun öldürüldüğü ve en az 88 çocuğun istismara maruz kaldığı belirtildi.
“BAYRAM ANCAK HAKLAR GÜVENCE ALTINA ALINIRSA ANLAM KAZANIR”
Tanrıkulu, açıklamasının sonunda çocuk bayramının gerçek anlamına kavuşabilmesi için yaşam, sağlık, eğitim, korunma ve çocuk haklarını destekleyen ortam başlıklarında somut adımlar atılması gerektiğini vurguladı. Çocukların yalnızca törenlerde ve resmi mesajlarda hatırlanmasının yeterli olmadığını belirten Tanrıkulu, çocukların güvenli, eşit ve onurlu bir yaşam sürdüğü bir düzen kurulmadan 23 Nisan kutlamalarının eksik kalacağını ifade etti.
