Kemalizm özelde Türk solunun genelde Türk demokrasisinin önünde bir tıkaç, bir ağır taştır. O kaldırılıp atılmadıkça ne Türk solu nefes alabilir ne Türk demokrasisi iyileşebilir.
Ekrem İmamoğlu ve Özgür Özel’in, Tanıl Bora’nın opus magnumu ‘Cereyanlar’ı ‘başucu kitap’ saymasının ardından başlayan tartışmayı ibretle seyrediyorum. Biraz da tiksinerek doğrusu.
‘Cereyanlar’ı yayınlanır yayınlamaz [2017’de dördüncü baskısından] satın almış, büyük bir dikkatle okumuş, ben de aylarca başucumda tutmuştum. Hatta o sıralar editörlüğünü üstlendiğim Ayraç Kitap Dergisi’nin 91. sayısında [Mayıs 2017] Tanıl Bora’yı ve kitabını dosya konusu yapmış, kapağa taşımıştık.
Kitap, yine İletişim Yayınları tarafından basılmış olan on ciltlik ‘Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce’ serisinin [şu ünlü mavi kapaklı ansiklopedilerin] kısaltılmışı, bir tür rafine edilmiş haliydi. Tanıl Bora büyük bir sabır ve çalışkanlıkla, iki yüz yıllık düşünce hayatımızın haritasını çıkartmıştı kitabında: Geç Osmanlı, Batıcılık, Kemalizm, Milliyetçilik, Türkçülük, Ülkücülük, Muhafazakarlık, İslamcılık, Liberalizm, Sol, Kürt Siyasal Hareketi ve hatta daima ihmal edilen Feminizm... Olabildiğince nesnel ve mesafeliydi Tanıl Bora. Titiz ve kuşatıcı. Hâlâ, radarıma giren bir düşünürün Türkiye’deki ideolojik yelpazede nereye denk düştüğünü anlamak/saptamak istediğimde baktığım ilk kaynak kitap oluyor ‘Cereyanlar’.
Uygar bir ülkede, ana muhalefet partisi lideri ve ülkenin en popüler belediye başkanı entelektüel düzeyi böylesi yüksek bir kitabı okuyup övüyorsa ancak takdir görür. O partinin seçmeninin bundan gururlanması beklenir. Öyle değil mi? Siyasetçilerimiz Türk düşünce dünyasını kavrama arzusundalar demektir. Peki burada ne oluyor? Burada kitabı basan yayınevi için iftira ve karalama kampanyası başlatılıyor, dokuz yüz sayfalık kitabın içinden kesilmiş kırpılmış cümleler sosyal medyada paylaşılıyor, yazarı linç ediliyor.
Sonda söylemeyip başta söylediğimi tekrarlamalıyım öyleyse: Türk solu işgal altındadır! Türk solu MDD-ATÜT yarılmasını altmış yıldır aşamamıştır. Son birkaç yıldır tekrar popüler olan Doğan Avcıoğlu Kemalist Sol’un, onun karşısına denk düşen İdris Küçükömer Kemalist olmayan bir solun sesidir. Kemal Tahir de öyle... Sencer Divitçioğlu da Selahattin Hilav da... Mehmet Ali Aybar da... Kontrastların, nüans farklarının önemi yoktur. Sol içindeki kırılmaların birçoğu altmışlı yıllardaki teorik tartışmalardan neşet etmektedir. ATÜT’ten, Sivil Toplumculuktan İletişim Yayınları’na/Birikim Dergisi’ne, Murat Belge’ye, Tanıl Bora’ya doğrudan bir hat çekilemese bile, “Kemalist olmayan bir Sol arayışı/liberal sol” o ağacın bir dalı sayılabilir. Kök aynı köktür. Abartıyorum, çünkü anlaşılmak istiyorum demiş Kafka. Ben de öyle...
“Sosyalizmi yeniden tanımlama ihtiyacının acilleştiği” günlerde/80’lerin sonunda yayın hayatına başlayan Birikim Dergisi, onu, hem o sıralar çökmekte olan “reel/Ortodoks sosyalist” görüşlerden hem de modası çoktan geçmiş 27 Mayıs/MDD artığı Kemalist ezberlerden arındırdı; Türk soluna nefes aldırdı. Ömer Laçiner, Murat Belge ve arkadaşları “demokrasinin asgari müştereklerinde bir araya gelebilen herkese de kapısını açık tutmaya çalışan” bir sol yorumun/sosyalist platformun peşindeydi. Bugün Tanıl Bora’ya, dün Murat Belge’ye, İletişim Yayınları’na, Birikim Dergisi’ne duyulan öfkenin nedeni “Kemalist olmadıkları... Hatta Kemalist olmak şöyle dursun, Türkiye’nin bir türlü demokratikleşemeyişinin kök sebebini Kemalizm’de aradıkları [Post-Kemalist oldukları] içindir. İslamcılarla, ta “12 Eylül’ün solmaya başladığı günlerde” diyalog kurdukları... Bir dönem her demokrat aydın gibi AK Parti’yi destekleri içindir. [Bana kalırsa geçtiğimiz hafta sosyal medyada linç edilen Orhan Pamuk’a duyulan nefretin de arkasında aynı gerekçe var: To be a Kemalist, or not to be a Kemalist. That is the question!]
Halbuki okusalar bilecekler, ‘Post-Post Kemalizm’ kitabını basıp, Post-Kemalist paradigmayı tartışmaya açan da yine aynı yayınevi, İletişim yani.
Neyse ki Özgür Bey/Ekrem Bey okuyorlar. Öğrenmek istiyorlar. Yine de işleri iki kat zor. Demokratikleştirmeleri gereken tek şey yalnız Türk siyaseti değil. Evvela ve en zoru kendi partileri, kendi kitleleri... Türk düşüncesindeki en sert cereyana, Kemalizm’e kapılanlar yani...
