Dünya, yaratıcılığın tanımının yeniden yazıldığı, sanatın veri setlerine indirgendiği tarihi bir kırılma noktasından geçiyor. Silikon Vadisi’nin devasa sunucuları milyarlarca notayı saniyeler içinde öğütüp yeni besteler kusarken, müziğin asıl sahipleri ilk kez bu denli somut bir tehditle karşı karşıya. İngiltere’den Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar sanatçılar ‘yapay yağmaya’ karşı seslerini yükseltirken, Türkiye cephesinden bu küresel endişeyi rakamlarla belgeleyen ilk ciddi hamle geldi. Müzik Yorumcuları Meslek Birliği (MÜYORBİR), yaklaşık 600 üyesinin katılımıyla gerçekleştirdiği ‘Müzik Sektöründe Yapay Zeka Etkisi Araştırması’ ile sektörün geleceğine sarsıcı bir projeksiyon tuttu.
Araştırmanın Anatomisi: Yüzde 74’lük Korku Duvarı MÜYORBİR tarafından gerçekleştirilen araştırma, Türkiye’deki müzik yorumcularının ruh halini ‘yüksek düzeyde kaygı’ kelimesiyle özetliyor. Verilere göre, katılımcıların tam yüzde 74’ü yapay zekanın mesleki gelecekleri üzerinde yarattığı dönüşümden endişe duyuyor. Bu oran, daha önce yapay zeka tarafından izinsiz kullanım deneyimi yaşamış sanatçılarda yüzde 90 gibi çarpıcı bir seviyeye yükseliyor. Bu tablo, riskin artık teorik bir tartışma değil, sektörün doğrudan deneyimlediği somut bir sorun olduğunu kanıtlıyor.
SES KLONLAMANIN İZNE TABİ OLMASI GEREKTİĞİ SAVUNULDU
İlginç bir tezat ise kuşak farkında gizli. Araştırma, 18–35 yaş grubundaki genç yorumcuların yapay zekayı en aktif kullanan kesim olduğunu, ancak aynı zamanda bu dönüşümün risklerini en derin hisseden ve en yüksek kaygı seviyesine sahip olan grup olduğunu ortaya koyuyor. Sektörde yapay zekaya karşı topyekûn bir dirençten ziyade; hak temelli ve şeffaf bir dönüşüm beklentisi hakim. Yorumcuların yüzde 65,2’si bu sürece yönelik sıkı yasal düzenlemeler talep ederken, yüzde 71’i özellikle ses klonlamanın kesinlikle izne tabi olması gerektiğini savunuyor.
BURHAN ŞEŞEN: ‘HAKLARIN KORUNMASI ARTIK BİR ZORUNLULUK’

Burhan Şeşen
Araştırmadan çıkan bu sarsıcı tabloyu değerlendiren MÜYORBİR Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Şeşen, teknolojinin sunduğu imkanlar ile yarattığı hak gaspları arasındaki ince çizgiye dikkat çekti. Sanatçı kimliğiyle de meselenin ekonomik ve etik boyutunu vurgulayan Şeşen, bu dönüşümün ancak şeffaf bir çerçevede düzenlenmesi durumunda sürdürülebilir olacağını belirterek şunları söyledi: “Yapay zekâ teknolojileri müzik üretiminde yeni kapılar açarken, yorumcu sanatçılarımızın emeğini ve kimliğini doğrudan etkileyen ciddi riskleri de beraberinde getiriyor. Özellikle izinsiz kullanım, ses klonlama ve gelir paylaşımı gibi alanlarda yaşanan belirsizlikler, sanatçıların haklarının korunmasını her zamankinden daha kritik hale getiriyor. Müzik yorumcularının ortak talebi çok net: Emeğin karşılığının korunması ve hakların güvence altına alınması.”
BÜTÜN DÜNYA AYNI KABUSU GÖRÜYOR
MÜYORBİR’in verileri, küresel bir hayatta kalma mücadelesinin Türkiye ayağını oluşturuyor. Deezer ve Ipsos’un sekiz ülkede yaptığı araştırmaya göre, dinleyicilerin yüzde 71’i yapay zeka tarafından kandırıldığını kabul ederken, yüzde 73’ü sanatçıdan izinsiz eğitimi ‘etik dışı’ buluyor. Sınırların ötesindeki bu tabloya Billie Eilish, Katy Perry ve Stevie Wonder gibi iki yüzden fazla dünya yıldızı ‘sesimizi ve tarzımızı bırakın’ diyerek başkaldırdı. Batı’da endüstri devleri milyar dolarlık tazminat dosyalarıyla yüzleşiyor; Google’a karşı açılan davada sanatçılar süreci ‘yaratıcı emeğin sistematik yağması’ olarak tanımlıyor. Anthropic şirketinin ödediği 1,5 milyar dolarlık tazminat ise emsal bir zafer kabul ediliyor. Sony, Warner ve Universal gibi devlerin ‘endüstriyel ölçekte telif hırsızlığı’ suçlamasıyla açtığı davalar sürerken, MÜYORBİR’in araştırması bu küresel çığlığın yerel ayağındaki en güçlü kanıtı olarak kayıtlara geçiyor.
