Sayangillere az daha teşekkür borçlandırılacaktı millet
Bir koyundan iki post çıkmaz; fon dolandırıcılığında mağdur iktidar da sorumlusu muhalefetmiş gibi yapan ve üstüne gitmek yerine üste çıkma pişkinliklerine başvuran zararlı çıkar, demiştim.
Ama bu kadar hızlı gerçekleşeceğini ben bile ummuyordum.
Şu olana bakar mısınız! Borsadan vurduğu 2,2 milyar lirayı iade ettiği söylentisi çıkarıp Fatma Betül Sayan Kaya'ya az daha teşekkür ettiriyorlardı.
Bu eşsiz fedakârlık karşısında hepimizi minnet borçlandırmışlardı.
Örnek alsın, böyle yapsın diye muhalefete söyleniyorlardı.
Kendilerinden biri siyasi nüfuz kullanarak haksız menfaat elde ederse işte böyle geri ödettiklerini, bunun da onları ahlâken üstün kıldığını anlatıyorlardı.
Fakat başlattıkları bu ucuz üste çıkma kampanyası kısa sürdü, o paranın geri ödenmediği ve akıbetinin de meçhul olduğu anlaşılınca altında kaldılar.
Zaten Sayanlar kaldırdıkları parayı nereye, nasıl ödeyecekti ki? Haklarında soruşturma mı var? Para kaçırıldı mı, tedbir konan hesaplarında mı; o da belirsiz.
Hem Sayan Kaya çifti yalnız mı, bulaşan başka kimse yok mu sanki, para geri ödenince dolandırıcılık hiç yaşanmamış, burunlarından fitil fitil getirilmiş gibi kapanıyor mu?
Asılsız çıktı, yoksa ciddi ciddi kafa şişirmeye devam edeceklerdi.
'Yanlış yapanla vedalaşır, yola güçlenerek devam ederiz' tarifesi muhalefete uygulanmıyor. Ufak bir şüphe, zayıf bir iddia bile okka altına gitmelerine yetiyor.
İktidardan olmayanlar; ülkeye adanmış yerli, milli dava insanlarıyla bir muamele görecek değil ya... Yok öyle yağma, var mı o kadar kolay sıyrılıp yırtmak?
Yanlış yapanlar iktidar saflarındansa, AK Parti'lilerse ayrı bir tarifeye tabi tutmak göze batmaz, doğal karşılanır, olması gereken zaten budur sanıyorlar.
Onun için cezasını çekmiş, bedelini ödemiş, hesabı çok fena sorulmuş gibi gösterip neredeyse Fatma Betül Sayan'ı tekrar başımıza çıkaracak, örnek kişi ve rol model ilan ederek şükran sunduracaklardı.
Oysa yanlış yapan kendilerinden olursa kenara koyup yola öyle devam etme stratejisi AK Parti'ye ne zaman yaradı ki?
İlk 2017'de telaffuz edilmişti. AK Parti İstanbul'la Ankara, Bursa ve Balıkesir gibi kendi büyükşehir belediye başkanlarını zorla istifa ettirdiğinde.
Zan altında bırakılan koca koca AK Parti'li başkanlara aklanabilecekleri bir yargılanma fırsatı da tanınmamıştı. 'Yanlış yapanları kenara kor, yola öyle devam ederiz' denmişti. Melih Gökçek de onlardan biriydi.
2019 belediye seçimlerinde halk bu yaptırımı onaylamadı. AK Parti, Ankara'yla İstanbul'u CHP'ye kaybetti. Sonraki 2024 seçimlerinde kaybedilen şehirlere Bursa ve Balıkesir de eklendi. Özgür Özel CHP'si Türkiye'de ilk kez AK Parti'yi sandıkta geçip birinci parti oldu.
Yine de AK Parti, bildiği stratejiden şaşmadı. En etkili yaptırımında ısrar ediyor. Yanlış yapanlar kendindense karşılığı WhatsApp gruplarından da dışlayarak, kenara koyup yola öyle devam etmekmiş gibi.
Fon dolandırıcılarının bağlantıları ve soruşturmanın şimdiden uzandığı isimler bile gittiyi yere kadar gerçekten üstüne gidilmezse savuşturalamayacağını, milletin zoruna gideceğini gösteriyor.
Devlet gözetiminde fon vurgunu millete değil iktidara darbeymiş, asıl mağdur fonzedeler ile dolaylı kayba uğrayan hepimiz değil AK Parti'ymiş, halkın güven ve emanetine değil iktidarın güvenine içerinden ihanet edilmiş, asıl hedef Cumhurbaşkanı Erdoğan'mış, amaç para çarpmak değil siyasi kumpasmış gibi yaparak atlatılabilir mi? Atlatılabilir zannedenler iktidarı yanıltıyor.
Millet için de, iktidar için de en hayırlısı üstüne tüy dikenlere değil, üstüne samimiyetle gitmeye çağıran Erdoğancılara kulak vermektir.
Aksi hâlde yine milletin gücüne gitmez, kanına dokunmaz, bin kere de tekrarlansa hepsinde ters tepmez mi?
T24'Ü KARARTMANIN BAHANESİ AİLEYE TEHDİT OLABİLİR Mİ?
Millet ailece oturmuş, önceki Aile Bakanı'nın da karıştığı fon skandalıyla, rızkını nafakasını tokatlayanlarla ilgili gerçeğin ortaya çıkarılmasını beklerken... Haber sitesi T24 ve sosyal medya hesapları, aile güvenliği adına erişime kapatıldı.
Ailelere sorun bakalım; T24'ü kapatmak, bilmek istedikleri gerçeğin aydınlatılmasına mı hizmet eder, karartılmasına mı?
Gerekçe, son bir yılda yayımlanan 118 yazının Türk aile düzeninin bozulmasına yönelik olduğu iddiası. LGBT propagandası yapmakla suçlanıyorlar.
T24 ise o 118 yazıyla ilgili gerçeği, sansürlenmeden önce duyurdu. İlgili 57 yazarın 22’si yıllar önce T24’ten ayrılmış. Son bir yıldaki yazıların bir kısmında da bırakın 'LGBTİ propagandası'nı, bundan bahis dahi yokmuş.
Sosyal medyada başlatılan bir iftira kampanyası sonrası sadece belirtilen içeriklere erişimin değil, sitelerine toptan engelleme kararının geldiğini söylüyorlar.
Ailem Güvende operasyonlarıyla yakınlarda 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme hakkında adli işlem yapılmıştı. Fuhuş, müstehcen içerik ve yurt dışı fonların bu suç faaliyetleriyle bağlantısı araştırılıyordu. Yani daha bulunacaktı.
Oradan, hiçbir zaman hiçbir yerden fon almadığını defalarca açıklamış bir haber sitesine nasıl sıçradı?
İktidar muhafızı medya, kafadan 'hepsi birbiriyle bağlantılı' havaları estiriyordu. Fonların amacı eşcinselliği teşvik ederek bizi LGBT yapmak, milletimizi cinsiyetsizleştirerek ailelerimizi yok edip soyumuzu kurutmak, tarihten silmekmiş...
Yazmıştım, cevaplanacak soru çok basitti:
Evlenip çocuk yapma oranımız düşüyor, neslimiz çoğalmıyorsa... Ekonomideki belirsizlik, geleceğini görememe yani yarın endişesi ve geçinememe korkusu mu aile kurup korumamıza daha çok tehdit oluşturuyor? Yoksa eşcinsellerin ayrımcılığa uğramadan eşit ve insanca yaşama haklarını savunanlar mı?
Gören de AB fonuyla İnsan Hakları Eylem Planı hazırlayan, bakanlıkları AB fonlarından yararlanan, desteklediği vakıflar AB hibelerinden aslan payını alan, eşcinsel haklarına yasal güvence vaadiyle iktidara gelen AK Parti değil de muhalefet sanırdı.
Fuhuş, cinsel istismar, yasa dışı para akışıyla mücadeleye itiraz eden yoktu.
İtiraz; hak savunuculuğunun kriminalize edilerek hedef alınmasına, çifte standarda, nefret söylemine ve siyasi kasıtla gerçeği çarpıtmayaydı.
Ayrıca aileyi de mutfağı da güvende tutmanın en etkili yolu, hukukun herkesi güvence altına almasıdır.
Şimdi söyleyin; verilecek cevap, bu itirazı dillendiren seslerden birini mahkeme kararıyla susturmak mı olmalıydı?
