İnşacı şiir
1960’lı yıllardaki Türk şiirinin ana eğilimi ideolojiydi. 27 Mayıs Darbesi ve arkasından 61 Anayasa’sı, peşinden Nazım Hikmet’in şiirlerinin ve Ahmed Arif’in “Hasretinden Prangalar Eskittim”in basılması, edebiyatta sol çevreye gelişme imkânı sağlamıştı. Bunu 60 kuşağının önde gelen şairlerinden Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Özkan Mert, Süreyya Berfe başta olmak üzere Mehmet H. Doğan gibi çoğu eleştirmen de ifade etmiştir. Buna karşılık muhafazakâr kesimin siyasi şartlar nedeniyle geri çekildiği malum. Örneğin Sezai Karakoç, “Diriliş”i 1960 Nisan ve Mayıs aylarında 2 sayı çıkarmış, “Ortam giderek kötüleştiği” için dergiyi kapatmıştır. Necip Fazıl’ın “Büyük Doğu”su 1959’dan sonra 1964’e kadar “tünele çekilmiş”, “Hisar” 1957-64 arasında yayımına ara vermiştir.
Behramoğlu’nun TİP ve Fikir Kulübü’nden arkadaşı olan şairlerin amacı önce “Ant”, sonra “Halkın Dostları” ve “Militan” dergilerinde yazıp söylediklerinden de anlaşılacağı üzere “emperyalizme ve tüm gericiliğe karşı bir kültür cephesi kurmak, devrimci kavgayı edebiyat ve kültür alanında yapmak”tır. Daha sonra şiirlerinde ‘ideolojik söylem’ giderek artar. Behramoğlu, dönemin devrimci gençlerinin duygu e düşünce dünyasını yansıtan “Bir Gün Mutlaka”yı yazar, ardından Yolculuk, Özlem: Cesaret ve Kavga Şiirleri (1974)’ni, Ne Yağmur… Ne Şiirler (1976)’i, Kuşatmada (1978)’yı ve Mustafa Suphi Destanı (1979)’nı yayımlar. Şiirlerinde Neruda, Guevara gibi sol ideolojinin simgesel kahramanları boy gösterir. Özkan Mert, “Diren Ey Kalbim” şiirinde “Diren! Ey kalbim/ Diren! Hayasızlığa/ Namussuzluğa/ Diren! Kötüye/ Çirkine, yanlışa/ Diren! Yenilme” der, yumruklarını sıkarak.
Şiir, artık ideolojinin hizmetindedir… Şairden devleti ve toplumu ‘inşa etme’ misyonunu yüklenmesi beklenmektedir. Ama burada şunu da söylemek gerekiyor: Adına ‘inşacı şiir’ dediğim bu anlayış, sadece 1960’lara özgü değil. Tanzimat’tan beri süregelen egemen bir çizgi. Namık Kemal de Mehmet Âkif de, Nazım ve Necip Fazıl da ideolojileri farklı olsa da genelde ‘devlete ve topluma nizam verme’yi amaç edinen inşacı bir şiir yazmıştır. Bu anlayışın insanı ıskaladığı kanaatindeyim.
Bence insan, varoluşundan beri zaman, doğum ve ölüm karşısındaki aczi nedeniyle ‘trajik bir varlık’tır. İşte inşacı şiir, bu ‘varoluşsal sızı’yı ıskalıyor. Ve daha önemlisi modernleşmenin; kapitalist-sanayi toplumuna evrilmenin, topraktan-doğadan kopmanın, büyük kentlerde kalabalıklar arasında yalnız kalmanın ve mekanikleşmenin yarattığı ruhsal travmaya, tedirginliğe, yabancılaşmaya ve uyumsuzluğa bigâne kalması. Kafka, “Dönüşüm”de bu mekanikleşmenin doğurduğu ‘sızı’yı anlatmıştı, Oscar Wilde “Dorian Gray’in Portresi”nde günaha ve vicdana vurgu yapıyordu, Albert Camus, “Düşüş”te insanın dünyaya ‘düşüş’ünü ve bunun yarattığı acıyı ifade etmişti… Türk şair ve yazarları ise geri kalmışlıktan nasıl kurtuluruz, nasıl çağdaş bir millet oluruz?.. gibi sorulara ‘reçete’ yazmakla meşgul oldu uzun zaman.
İstisnalar yok mu? Var. Bence Turgut Uyar bunlardan biriydi. Modernleşen Türk’ün varoluşsal sızısını duymuştu, büyük kentlerdeki yalnızlığı, kapitalist düzenin getirdiği yapaylığı ve kirlenmeyi, teknolojinin insanı mekanikleştirmesini… Edip Cansever kimi uzun, öyküsel şiirlerde bu ‘bunaltı’yı irdeledi, bireyden topluma doğru genişleyen o ‘kolektif travma’yı, örneğin “Ben Ruhi Bey Nasılım”da hüzünle dokudu: İnsan, acıların bireşimiydi!.. Çığlık, örtüsü kalkınca dalga dalga yayılıyordu. Hüzün, insanın varoluşsal yazgısıydı. Ahmet Haşim, insanın zaman karşısındaki çaresizliğini, evrendeki döngü karşısındaki aczini dile getirdi.
İşte ‘inşacı şiir’ bu trajediyi göremedi. İdeolojik mensubiyet dairesinde, üstelik ‘koro’ hâlinde “devrim, kavga, umut, barış, isyan” vb. sözcükleri tekrar edip durdu, şahsî bir dil yaratamadı, koro içinde yaratamazdı zaten. Güncelin sığ sularında sloganlara verdi sırtını. Oysa şiir, tarihsel derinliğe ihtiyaç duyar, böylece genişler, hatırlatma yoluyla, okurla zihinsel ve duygusal bağ kurar.
1960-80 arasındaki Toplumcu-Gerçekçi kuşağın bir başka eksikliği de kolektif belleğinin olmaması. Bu şiirin ideolojisi, kendi milletinin kolektif belleğiyle irtibat kuramadı. Denemedi mi? Denedi, özellikle başkaldırı temalı halk destanlarına yöneldi, “Köroğlu”ndan, Dadaloğlu’ndan, Şeyh Bedreddin’den hatta “Kerem ile Aslı”dan bir Marksist isyan öyküsü çıkarmaya çalıştı ama olmadı. Çünkü kolektif bellekte bunlar ideolojik bir isyan içermiyordu.
‘İnşacı şiir’ demiştim, nizam veren şiir! Toplumcu Gerçekçiler’de de, İslâmcı şiirde de, milliyetçi şiirde de var bu anlayış. Bir Rilke’ye, John Milton’a, Kavafis’e, Rimbaud’ya bakıyorum, bir de bize...
