Değişime değil değişmeyene bakın
Bir bilim ve teknoloji patlamasının içindeyiz. Ne zamandan beri? 17. asırdan beri! Tarihçi Ian Morris, bu patlamanın insanlık tarihinde ilk defa olduğunu söylüyor. Kişi başına enerji tüketimi, askerî güç, şehir nüfusları gibi bir dizi ölçütü almış. Bunların 16 bin yıllık grafiklerini çizmiş. Hepsi ama hepsi son dört asırda patlamaya başlıyor (https://bit.ly/patlama).
17. asırdan beriyse artık alışmış olmamız lazım gelmez miydi? Evet ve hayır. Her ne ki dört beş asırdır devam eder, ona alışılır. Alışılır da bu patlama biz sayısalcıların üstel dediğimiz cinstense işte ona alışılmaz. Bilim ve teknoloji yalnız artmakla kalmıyor, artış hızı da artıyor. O yüzden her on yıl, bizi tekrar tekrar ağzı açık bırakıyor. Belki yakında her beş yılda hatta her yıl şaşırırız. Yapay zekâ bu kehaneti şimdiden ispatladı. Beş yıl önce heyecan içinde yapay zekâ konuşuyor muyduk?
KESİN TAHMİN!
Henüz 40 yıl kadar önce, Türkiye’nin en güçlü bilgisayar mühendisliği ekiplerinden biriyle çalışıyordum. Ekip dışından bir arkadaşımız bir tercüme programının mümkün olup olmadığını sordu. Ekibin lideri konumundaki hocamız, “Bakın” dedi, “Bizde bir problemin zorluğunu anlatmak için ‘makine tercümesi gibi’ denir.” Tercüman makineler yapay zekâdan da önce gerçekleşti, günlük hayatta yerini aldı. Bırakın yazıyı, konuşmanın tercümesi bile yapılıyor. Sihirli meslek, simultane tercümanlık, tehdit altında.
Bu gidiş nereye? Önümüzde neler var? İşte bu soruların cevabını vermeye hiç mi hiç cesaretim yok. Çünkü defalarca şu sözün doğruluğuna şahit oldum: Gelecek hakkındaki en kesin tahmin, geleceğin tahmin edilemeyeceğidir!
1960’larda, 1970’lerde de teknoloji patlamasını ağzı açık seyrediyorduk. O zamanlar “uzay ve atom çağına” girdiğimizi söylerdik. Merih’te şehirler kurulması yakındı. Şehirlerin seması uçan otomobillerle dolmak üzereydi. Evlerdeki elektrikli süpürgeler yakında nükleer enerjiyle çalışacaktı!
OLAN VAR OLMAYAN VAR
Hiçbiri olmadı mı? Aslında tahmin etmediklerimiz oldu. Yeryüzünde daha önce görülmemiş ucuzluk ve kolaylıkla uzun mesafeli iletişim gerçekleşti. Merih’te köy kurmadık ama global köyü kurduk. Dünyaya yakın uzayı, haberleşme uydularıyla — ve şşş, açık etmeyin—gözetleme uydularıyla doldurduk. Elektrikli süpürgeler değil ama yapay zekâ sunucuları kendi nükleer reaktörlerini kurmaktan söz ediyor. Gökte değilse de yerdeki arabalar, taksiler, kamyonlar şoförsüz çalışabiliyor. Hepimiz ceplerimizde 60’ların, 70’lerin “elektronik beyin”lerinden onlarca defa daha güçlü elektronik beyinlerle dolaşıyoruz. Makine tercümesi de onların içinde geliyor, en güçlülere internet üzerinden ulaşıyoruz ve bedava. (Peki, peki; uzun metinler, mesela bir kitap çevirmek isterseniz az bir para ödemeniz gerekebilir.)
Geleceği kestiremiyorsak gelecek karşısında çaresiz miyiz? Atom çekirdeğinin kâşifi, Nobelli fizikçinin, beşerî bilimler için söylediği belirsizlik geleceğin tahmininde de geçerli mi? Ne demişti Lord Rutherford, “Beşerî bilimlerin bize söyleyebildiği yegâne sonuç şudur: Bazıları yapar, bazıları yapmaz.”
Bence hiç de çaresiz değiliz. Ancak yanlış soruyu soruyoruz. Olan bitene içini göremeyeceğimiz bir açıdan bakıyoruz. Nedir yanlış açı ve yanlış soru: Neler değişti? Neler değişiyor? Acaba daha neler değişecek? Değişecek mi?
DEĞİŞMEYENLER DE ÖNEMLİ
Acaba tam tersini yapsak. Değişenlere değil de değişmeyenlere odaklansak. Fizikte öyle yaparlar. Değişmeyenlere “invaryant” denir ve sistemin invaryantları bulunmaya çalışılır. Kendini defalarca ispatlamış bir metottur. Kütlenin ve enerjinin değişmemesinden, hemen bütün klasik mekaniği çıkarabilirsiniz. İkisinin toplamının değişmemesinden de o kadar klasik olmayanını.
Yalnız madde biliminde değil, toplum biliminde de Wilfredo Pareto adlı dâhinin benzer bir metodu var. Birçok olayda müşterek bir unsur yakaladınız mı bu mekanizmanın esası olabilir diyor.
Bu düşünceleri kuşanarak, tam nereye gittiğimizi kestiremesek de hiç olmazsa “contingency” analizi denilen şeyi yapabiliriz. Nedir o? Ne olacağını değil de olabileceklerin her birinin ayrı ayrı masaya yatırılıp, “Şu olursa ne olur? Bizim bu gelişme karşısında ne yapmamız gerekir?” diye tartışılmasıdır. Bir değil birçok gelecek tahmini ve gelecek planı. Bunu yaparken de elimizde bir altın kural var: Hiç olmazsa nelerin değişmeyeceğine dair fikirlerimiz var. İnvaryantlar var değil mi? İşe o değişmezleri bulup ortaya çıkarmakla başlamalı.
Bir latife ile sonlandırayım. Bugünkü gazetede bilim adamlarının, güneşimizin enerji ölümünden önce kütle kaybından dolayı güneş sisteminin çözülebileceği tahmini vardı. Gezegenler uzaya savrulabilirmiş ve bu, entropi ölümünden çok daha yakın zamanda, on milyar yıldan da önce gerçekleşebilirmiş. Bu durumda uzun vadeli borç senedi ve olgunlaşmamış muz almamanızı tavsiye ederim.
