İstanbul’dan denizin rengini çalmak...

Haydarpaşa önlerindeki dalgakıranlar birbiri peşi sıra denizin derinliğine doğru uzanırlar. Biraz ilerideki gümrük alanı da denizden gelecek olumsuz etkilere karşı güvenceye alınır. Mevsime ve günün saatlerine göre martı sürüleri, karabataklar mutlu özerkliklerini yaşarlar bu dalgakıranlarda. Benim elimde imkan olsaydı en azından yaz döneminde birkaç sembolik İstanbul kahvesi kurardım buraya. İstanbul’a karadan bakmak sürprizlerle doludur fakat asıl sürpriz denizden bakıldığında gelir. Önce bir yabancılık sonra şaşkınlık ve nihayetinde aşka benzer hayranlık. Karadan bakışta her şeye rağmen bir dışarlık duygusu vardır. İstanbul denizden bakıldığında idrak edilir. Şekiller, mekanlar hatta hava ve iklim bile yerli yerine oturur. Günlerdir İstanbul’u yıkayıp çalkalayan, boynunu vurup omzuna çöken fırtınalı yağmur dalgakıranların da da yakasına yapışıp hırpaladı. Martılar, karabataklar görünmez oldu. Şehrin mesafeleri boyut değiştirdi.

Yedi Tepe vasfıyla tarif edilen İstanbul yağmur yağdığında bambaşka bir yüze bürünür. Baharda başka, güzde başkadır. Fakat biz tam o yüzün güzelliğine şahitlik edecekken sahneye kötü bir makyajcı girdi, korkuyu ve çirkinliği hatırlattı. Herkes unutmaya meyilli olabilir ama en azından edebiyat hiç buna niyetli değil. İstanbul’un Menderes döneminden başlayıp da 1970’lerden sonra önüne geçilemeyen göç dalgası son otuz yıldır uğradığı muameleyle aktüel bir mesele olmanın ötesine geçti. Türkiye’nin fotoğrafı oldu. Yedi Tepe’li şehir olmak demek her tepenin dereler yoluyla denize meyilli hale gelmesi demektir ilkin. Eğer, Kayışdağı’ndan başlayıp kıvrıla kıvrıla, yanlardan, aralardan bata çıka, Kurbağalıdere’ye kadar uzanan akışı hatırda tutmazsanız bütün bu hat boyunca oluşmuş dere yataklarını binalarla doldurursunuz. İştahınız gözünüzü kör eder. Göğsümdeki dereleri kapattınız kapatmasına da o yedi tepe yerinde durdukça akışı nasıl yöneteceksiniz diye tabiat soruverir?

Sadece Kurbağalıdere mi? Çemberlitaş önünden Mahmutpaşa istikametine ve oradan Eminönü’ne varan akış ne olacak? Çemberlitaş’ı, Beyazıt’ı yedi tepeden biri saydığımızda hem Marmara hem Haliç yönüne gidecek akışlar ne olacak? Dur yağma, akma mı diyeceksiniz yağmura, suya? Balmumcu sırtlarından Ortaköy istikametine akan, ve sağlı sollu vadilerle desteklenen akış ne olacak? Mecidiyeköy’den Gülbağ’a, Eyüp sırtlarından Haliç’e, Okmeydanı, Halıcıoğlu istikametinden yine Haliç’e inen yollar nereye gidecek? Beşiktaş, Ihlamurdere birleşmesi neyle izah edilecek? Bağlarbaşı’ndan Bülbülderesi ve Fıstıkağacı vadisini saklayacak mısınız? Kuzguncuk, Beylerbeyi, Kanlıca, Beykoz’a değin Boğaz sırtlarından inen yağışlara kemer mi takacaksınız? Boğaziçinde nerede bir avuç yerleşim vardır arkasında mutlaka dere bulunur. Emirgan da öyledir Kanlıca da öyle. Beykoz zaten su yatağı bilinir.

Boğazı güzelleştiren, Göksu’dan tutun İstinye önlerine kadar ona şevk veren bu doğal derelerdi ve onu tabiat kendisi sanat yapmıştı. Kağıthane deresini rant vadisine çevirdikten sonra dere boyunca iki kanattan yükselen binaların durumu ne olacak kimse düşündü mü? Çamlıca, Acıbadem hattından Ayrılık Çeşmesine ulaşan yatak nereye gitti? Su denizle kolayca nasıl buluşacak? Dahası, son otuz yılda Bahçeşehir’den tutun Ataşehir’e, Kayaşehir’den tutun Başakşehir’e, Beylikdüzü, Haramidere’ye değin neresi hatırlanıp sayılsa derelerin unutulduğu, çiğnendiği, yok sayılıp yağmalandığı görülür. İkitelli hattı, Bayrampaşa bundan beri değildir. Ah enginar boşuna mı yetişirdi eskiden Bayrampaşa’da kimse sormaz olur.

Yağmur altında Kadıköy’den vapurla hareket edip dalgakıranları geçerken denizin rengi yine sürprizliydi işte. Dün gecenin hışmı nispeten dinmişti. Ben en az kırk yıldır denizin nice şımarışlarına, renkten renge girişine şahit olmuştum. Bazen meydan okurcasına turkuaz bazen ölümü çağırırsasına koyu, gri hallerini görmüştüm. Neşesiz olduğu da vakiydi üstünde lokma lokma köpükler bırakarak oynaştığı da. Eğer İstanbul’a bir renk seçseydik şüphesiz o turkuaz olurdu fakat mavinin bütün hallerini yedeğinde tutardı. Sarayburnu önündeki renk kıvrılışı ile Moda Burnu’ndaki sakin yumuşama bir değildi. Fakat birden bir şey oldu. Vapurda gözlerim ileride, Boğazın derinliğinde bir şeyler arıyordu, etrafımda bir çember oluşmaya başlamıştı. Gördüğüm gerçek miydi?

Vapur başka bir iklime girmişti. Sarayburnu açıklarıyla Kabataş önlerinden gelen çizginin ortasında yuvarlak, koyu, insana batma hissi veren bulanıklık oluşmuştu. Vapur Karaköy’e ilerledikçe İstanbul’un rengi kayboldu. Çamurdan, süt kahverengisi bir çalılık havası esti. Bir bulanıklık bütün cüretiyle Sarayburnu önündeki dalgalarla pençeleşiyordu. Biraz daha güçlenirse Kuzkulesi önlerine değin ilerleyecekti. Denizin rengi sellerle çalınmıştı. Nereye akacağını bilemeyen ve belli ki Haliç’e, oradan da Boğaz’a yönelen su ortama hakim olmuştu.

Bu manzarayı nasıl okumalıydı? Afet ne yapılabilir diye geçiştirmeli mi yoksa son elli yıldır bütün ‘renkleri’ çalınan İstanbul’un denizinin de çalınmak üzere olduğunun farkına mı varılmalıydı? Dereleri yağmalanmış semtleri gölgelenmiş gökyüzü yüksek binalarla lekelenmiş, balıklarının isimleri unutulmuş, yazı, baharı, kışı felaket haberlerine koşullanmış bir şehre ağıt mı yazmalıydı? İşte vapur tam bir çamur renginin ortasındaydı. Topkapı Sarayı, Yeni Cami, Galata Köprüsü, ileride Süleymaniye…Denizin rengi gidince sanki şehrin ismi de değişmişti. İstanbul kadar mavi bir kelime var mıydı dilimizde?

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.