Gülüp geçeceğimiz bir anormallik değil yaşadığımız

Türkiye ile özellikle Kuzey Avrupa ülkelerini mukayese ederken biraz da espriyle kullanılan bir ifade var. “Bizim bir haftada yaşadıklarımızı bir yılda ancak yaşıyorlar, Türkiye’deki gündemi isteseler de takip edemezler.” Ya da “o kadar boş ki gündemleri tek bir mahallenin sorunuyla iki ay idare ediyorlar.”

Yüksek tansiyon hastaları gibi normal tansiyonu anormal görmek bir yere kadar anlaşılır. Ancak son dönemde ülkenin içinden geçtiği travmatik gündem yoğunluğu gülüp geçilebilecek ya da hareketli gündeme sahip olmakla övünülecek eşiği aşalı çok oldu. Öylesine ağır olayları tüketip kenara koyuyoruz ya da kenara koyduğumuzu sanıyoruz ki aslında olan çok daha derin toplumsal bir bunalımın içinden geçiyoruz.

Her gün farklı bir kötü haber manşetlere düşüyor. Birkaç saat içinde yeni gelişmelerle dördüncü beşinci sıraya geriliyor. Yapıl(may)an açıklamalar, tepkiler derken en fazla bir hafta sonra konuşacak, dertlenecek başka haberler arasında unutulup gidiyor. Enerjinin kaybolmadığı gibi bu darbeler de yok olmuyor; bireysel ve toplumsal hafızanın bir yerinde birikerek daha ağır bir travmanın tortusuna dönüşüyor.

Yeni Doğan Çetesi, kuvözlerde işlenen cinayetler ilk duyulduğunda herkesin içinden geçen “yer yarılsın, gök insin” duygusu söndü. Sağlık Bakanı “CİMER’e şikayet gelince gereğini yaptık.” deyip uzun konvoylu ziyaretlerine devam etti.

Kahramanmaraş’ta 14 yaşında bir öğrenci 7 şarjörle okula geldi 10 kişiyi öldürdü. Bakanların “gereği yapılacak” sözleri arzı tuttu. Akıl havsala almadı belki olan biteni, başka ülkelerde olan bize gelmez denilen böyle bir ateş düştüğü yeri yaktı. Sonra ne oldu? iki hafta içinde Manisa’da 11 öğrenci yaralandı İstanbul Başakşehir’de bir çocuğumuz daha öldü, yedisi yaralandı. Kişisel cinayet olsa da Osmaniye’de okul bahçesinde güvenlik görevlisi varken öldürülen öğretmeni de ekleyelim. Milli Eğitim Bakanı’na göre “Dünyada bir salgın halinde yürüyen bir süreç var.” Sosyal medyadan çocuklar kötü etkileniyor. Elhak doğru. Peki fon tartışmasında isim zikreden hesaplar mı, şiddete özendiren hesaplar mı devleti ensesinde hissediyor? Cevabını bildiğimiz soruları sormamak daha iyi.

Oksijen gazetesinde Motosiklet Sürücüleri Federasyonu Başkanı Murat Tomris’in “Her gün yaklaşık beş motosikletçi ölüyor.” sözü neden ortalığı ayağa kaldırmadı anlamak zor. Her gün, yani dün, ondan önceki gün, bugün ve yarın beş motosikletçi kazada öldü, ölecek. “Dikkat çekmek için abartıyor olsa gerek.” diye düşünüp TÜİK’in istatistiklerine bakınca orada da rakamlar 2025 yılında 1.334 motosiklet sürücünün öldüğünü söylüyor. 191 yolcu ile birlikte günlük ortalama 4,2 kişi. O zaman trafik kursları, polisler bunları engellemek için hem araç hem motosiklet sürücüleriyle 7/24 kampanya yapsa yeri değil mi?

Fon krizi, buna doğrudan fon soygunu demek belki daha doğru, başka ülkede ilgili kurumlarda koltukta bürokrat bırakmazdı. Siyasilerin bu fırtınadan kurtulması ise düşük ihtimal olurdu. Şirket yöneticisi intihar ediyor, Diyanet Vakfı’nın paraları fonda kaldı deniyor, iktidar mensuplarından kimlerin listede olduğuna dair spekülasyonun sonu yok. “Kim olursa olsun gereği yapılacak”tan öte giden tek adım Fatma Betül Sayan Kaya’nın başına gelenler. Peki Kaya’nın ismini muhalefet açıklamasa ne olacaktı?

İki bakan Ömer Bolat ve Mahinur Özdemir Göktaş haklarındaki iddiaları net şekilde yalanladılar. İşin kolayı var. Listeleri birinci elden açıkladığınızda kim var kim yok sorusu da boşa düşer. Haksız yere kimse de itham edilmez.

Nefes almaya mecaliniz kaldıysa İstanbul’da bina çöktü. Üç katın üzerine kaçak katlar çıkılmış. Ortada deprem yok, sarsıntı yok. Beş kişi hayatını kaybetti. 1989 ve 1990 yıllarında encümen kararı alınmış, yıkım kararları verilmiş. Ama kimse binaya dokunmamış.

25 Eylül’de emekli bir polis memuru, emekli maaşları için yapılan eylem sırasında intihar etti. Ölüm haberine diğer polis memurlarının intihar haberleri eklendi. Sadece iki hafta geçti. Türkiye intihar oranlarında benzer Avrupa ülkelerinden geride diye geçinemediği için hayatına son verenler sadece bir haber mi? Bir de intihar trendi yükselirken.

Eğer vaktiniz varsa bu yazıya en az bu kadar daha başlık eklemek zor değil. Üstelik İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı’nın AK Parti’den seçilen başkanlardan daha büyük heyecanla iktidar partisi rozeti takması gibi siyasi gelişmeleri katmadan da bu yapılabilir.

İstanbul Politikalar Merkezi’nin 2025 Türkiye Toplumsal Psikolojik Esenlik Raporu karanlık bir tablo çiziyor. Rapora göre yedi uluslararası endeks ve üç ulusal veri kaynağının sistematik analizi, Türkiye’de psikolojik esenliğin tüm ölçümlerde düşük düzeyde olduğunu ve 2017’den sonra düşme eğiliminin hızlandığını söylüyor. Türkiye Dünya Mutluluk Raporu’nda 147 ülke içinde 92’nci, OECD yaşam memnuniyetinde 41 ülke içinde 38’inci.

Mesele, “bizim memlekette gündem yoğun” demenin çok ötesinde. Gülüp geçilecek bir yerde değil ülke. Normal yer değiştirdi. İyi değiliz yani.

Sürekli sarsıntı altındaki ülke ayakta kalabilmek için yas süresini kısaltıyor, şaşırma eşiğini yükseltiyor. Bunun sonu da kendini iyi hissetmek değil, derin çaresizlik. Sonumuz hayrolsun.

YORUMLAR (2)
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.