Back To Top
Ekrem Abi’nin Türkiyesi

Ekrem Abi’nin Türkiyesi

- A +

Nasrettin Hoca’nın bir atı varmış, atı satmaya karar vermiş ve pazara götürmüş. Hocayı pazarda gören komşular: “Hocam ne yapıyorsun, bu at satılır mı? Ne kadar güzel, ne kadar faydalı, olacak şey değil” derler. “O bir küheylan!” Hoca tek tek hepsini dinler ve der ki: “Haklısınız, söyledikleriniz doğru. Ama atın neşesi yok!”

At gibi bir ülkedeyiz ama ne yapalım işte, neşesi yok!

***

El birliği ile buraya geldik, hep birlikte. Üzgün olmamız için yeterince sebep var. Neşesizlik yeterince can sıkıcı. Yeni Türkiye’de neşemiz iyice azaldı.

17-02/26/kr10bekir.jpg

Hayır hayır, nostaljiye kapı aralamak değil niyetim. ‘Güzel günlerimiz vardı, gitti kayboldu o günler, hadi hep birlikte eski güzel vakitleri özleyelim’ demiyorum. Ve fakat şimdilerde çevremde pek çok insanda bir neşesizlik hali var, gördüğüm bu.

Politik söylem hayatımızın her alanına sirayet etti. Kahvelerde referandum konuşuluyor, camilerde referandum tartışması yapılıyor. Tehlike konuşulmasında değil, kullanılan ayrıştırıcı dilde.

***

Dünya yeterince sıkıcı. İnsanların nefes alıp vermesi lazım. Sığınacak yer arar insan. Evlerimize, annemize, dostlarımıza sığınırız; orada şefkat ararız. Fani ama acımasız dünyada şefkatten başka bir arayışı yok insanın.

***

Politik söylemle gelişen dil yaşama enerjimizi alıyor. Şimdi sadece politika var. Edebiyatta politika, okulda politika, sokakta politika. Varsa yoksa politika. Varsa yoksa politik, ideolojik dil. Acımız politik, sevicimiz politik… Dostlukların arasına bile girebiliyor politik söylem. Daha tehlikelisi şu: Dine, inanca bile politik bir şartlanmışlık sonucu bağlanıyor ve fakat bu durum insani ilişkiler geliştirmemizi engelliyor. Gidişat çok hayra alamet değil.

***

Birbirleriyle gerçekten dost olanlar politikanın, ideolojinin diliyle konuşmazlar. Ve fakat neşemiz azaldı, politik dil dostluk dilinin önüne geçti.

***

Bir de mesela oradan buradan, kitabın ortasından konuşan insanlar vardı. Konuşurlardı hayatın ortasından şiir gibi. Onların dünyaya aykırı gelen muhabbetini dinlerken kendinizi kainatı keşfe çıkmış insanlar gibi hissederdiniz. Çünkü şiir gibi konuşurlardı, bir sağdan bir soldan. Dua eder gibi konuşurlardı. Dualarına amin derdik neşeyle. Şimdi kitabın ortasından konuşan insanlara tahammülü yok gidişatın. ‘Mahallenin delisi’ gözüyle bile bakılmıyor onlara artık. Gerçi kimse de kalmadı ya artık kitabın ortasından konuşan.

***

Bir Ekrem Abi vardı İstanbul’da. Nasıl mutlu olurduk onunla konuşurken anlatamam. O konuşurken biz eğlenirdik, o eğlenirdi. Amacımız sadece eğlenmek değildi kuşkusuz. Gene şarkılar söyler, gene hikayeler okur, gene edebiyattan, siyasetten konuşurduk. Ve fakat kimse kimseyi düşüncesinden dolayı mahkum etmez, kırıcı davranmazdı. Şimdiki gibi değildi anlayacağınız.

Ekrem Abi süper adam. Mütemadiyen yazı yazar, mütemadiyen konuşurdu. Boşlukları kahkaha atarak dolduran Rumeli evladı abimizdi. ‘Yükselen canavar Çin’ tabirini ilk ondan duydum. Gerçi başka kimseden duymadım ya, o ayrı. Ekrem Abi bir gün uzun uzun Çin’i anlattı. Çin uzmanı oldum. Çin’in dünyayı nasıl istila edeceğini anlattı uzun uzun uzun. Uzun uzun dinledim.  Çin bilgimle hava attım entellere, dantellere. İki saat yirmi dakika ses çıkarmadan dinledim Ekrem ustayı. İki saat yirmi dakikanın sonunda mevzuyla zerre gram dahi ilgisi yokken, “Ekrem Abi” dedim, “Bi’gün Konya’ya gidelim mi?” Durdu durdu ilkin. Sonra “neden” dedi. “Celaleddin Rûmi çağırıyor” dedim. “O buraya gelse olmaz mı” dedi önce. Sonra ekledi: “Gel be kardeşim Mevlâna, gel İstanbul’a birlikte okuyalım Kur’an’ı, gel şiir yazalım birlikte. Yıllardır ‘gel, gel’ diyorsun biraz da sen gel. Yeter be!” “Hayır, o gelecek” dedi, Çin’e devam etti soluksuz. On dakika sonra duraksadı bir: “Bekir Bey Konya işinde ciddi misin” diye sordu. “Evet” dedim. Noktayı koyan o oldu: “Gidelim ebesini satalım, Çin’e giderken uğrarız!”

***

Kime anlatacak Ekrem Abi bunları şimdi. Kim dinleyecek? Anlatmanın da dinlemenin de politik getirisi yok. Kimseyi suçlamıyorum. El birliği ile geldik buraya. Hep birlikte kovduk neşeyi. Büyük büyük sözlerimiz var ama neşemiz yok! Yok.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yunus 26 Şubat 2017 15:27
Yazar aksini iddia etse de nostalji yapmış, kendi değişkenini ülkeye mal etmiş. Oysa siyaset ve politika açısından değişen pek bir şey yok. Mutluluk dediğin nasıl bir şey ki? Kime göre nasıl tezahür eder mesela?
Kadir Durgun 26 Şubat 2017 14:41
Sevgili yazar, ne kadar karamsarsınız. Ya çevrenizi değiştirin ya gözlüğünüzü... Selamlarrr...
Özkan 26 Şubat 2017 13:34
Bekir bey Mutlu olmanın bedelini ödemiyoruz mutsuzluğumuzda bundan dolayı
Karar.com takip 26 Şubat 2017 13:20
Ruhumu dinlendirdiniz bu nasıl güzel bir üslub Her türlü kötü söz ortaya saçılmış ne dediğini bilmeyenleri duydukça içim daralmıştı .Ellerinize yüreğinize sağlık.
Yağız Gönüler 26 Şubat 2017 12:52
"Politik dil dostluk dilinin önüne geçti." Çünkü dostluk menfaat kabul etmez.
Abdullah hasan 27 Şubat 2017 11:47
0
dostluk menfeat kabul eder fakat, BİZİM menfeatimiz olarak, senin benim değil. Galiba Politika dostluk kabul etmiyor.
ayşe 26 Şubat 2017 11:22
Bekir gardaş senin TÜİK denilen bilim(!) yuvasının yayınlarından haberin yok galiba! Baktın ki canın sıkılıyor, ağır bir hüzünümsü katran içinde bir yerleri boğuyor hemen bu Tüikçi arkadaşların söylediklerini dinle: bir anda içindeki kara kışa sayamadığın kadar cemreler düşer, kalbinin sonsuz yeşilliklerinde sayısız fidanlar boy gösteriri, tomurcuklar patır patlar! Bir günde zenginleşiriz, ikinci günde yıllardır ekonomik sıkıntılarımızın en önemli kaynağı sandığımız tasarruf problemi ortadan kalkar, bak şimdi de ' mutluluğumuzu' artırdılar! Allah razı olsun onlardan! Meğersem hepimizin kabus zannettiği 2016 öyle değilmiş! Daha da mutlu olmuşuz! Sen merak etme kalan dertlerin çaresini de 3 vakte bulacak bu reyisinin tüik'i!
KARAR OKURU 26 Şubat 2017 14:36
0
Ayşe Hanım haklısınız, mutluluktan çıldırıyoruz!
KARAR OKURU 26 Şubat 2017 11:11
Ekrem Abi'den Mevlana'ya, bu toprakların güzel insanlarına selam!
Vatandaş 26 Şubat 2017 08:28
Allah razı olsun.Günümüzü bu kadar güzel bir anlatan bu yazınız için çok çok teşekkür ederim.Hakikaten gidişat hiç iyi değil.Dostluklar da ideolojik ,pragmatist,siyasi oldu.Camiye en son giriyorum,çünkü hocalarımız ve vaizlerimiz bile bir yolunu bulup işi siyasete getiriyor,ke di kendimize dua bile ettirmiyor hemen "amin"diye başlıyor dua etmeye cemaatta "amin"diyor.Dualarda geçen cümlelerin çoğu siyasi içerikli.Namaz sonrası camii avlularında oturup eş-dostla bir-iki kelam ediiirsun üçüncü cümlede siyasi cümleler oluyor.Bir de tahammülsüzlük var ki Allah korusun.Herhangi bir konuda küçük bir eleştiri bile insanı "hainliğe daha da tehlikelisi "küfre"kadar götürüyor.Çok zor günlerdeyiz.Bunun bence birincil sebebini siyasetçilerimizin dili olarak görüyorum.Onlar biraz dillerin dikkat etseler bu siyasi taraftarlar da diline dikkat eder,ama gördüğüm kadarıyla bu bağırma,çağırma,hakaret,itibarsızlaştırma tabanı canlı tutuyor.Düşünceler açıklanırken herhangi bir bilgiye dayanan değl de sadece sloganvari cümleler kullanıyor.Camide,okulda,hatta toplu taşım araçlarında bu tür tartışmalar normal hale getirildi.Siyah-beyaz bir toplum olduk vesselam,grimiz kalmadı,diğer renkleri hiç tanımıyoruz.Ondan slnra da İslam,müslüman,ayet,hadis,kıssalar gırla gidiyor.Böylece Yüce dinimiz hakkında menfi düşünceler oluşmasına sebebiyet vermiş oluyoruz.
KARAR OKURU 26 Şubat 2017 07:33
Çok güzel okurken hem içim sızladı hem de güldüm. Şahane tespit
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN