Back To Top
Alaeddin Bey öldü mü öldürüldü mü

Alaeddin Bey öldü mü öldürüldü mü

 - Son Güncelleme: 06.01.2018 Cumartesi 00:50
- A +

CUMARTESİ YAZILARI

İlk Osmanlı kroniklerinin Şehzade Alaeddin’in ölümüyle ilgili suskunluğunu, bu arada Neşrî’nin -tıpkı Dündar rivayetinde olduğu gibi- daha önceki kaynaklarda görülmeyen bir ayrıntıya yer verip “kafa karıştırdığını” anlatmıştık bir önceki “cumartesi yazısı”nda…

Ne var ki Neşrî Tarihi’ni adeta şerh ederek yeniden yazmış olan İbn Kemal’i saymazsak sonraki tarihçilerin hiçbirinin kafası karışmış gibi görünmüyor.

Neşrî’den öncekiler de Neşrî’den sonrakiler de ketumiyetleriyle kuşku uyandırıyorlar.

Bunların bir kısmında Alaeddin’in adı bile geçmiyor, adını zikredenlerde ise eceliyle ölmüş gösteriliyor.

Bizanslı tarihçi Halkokondilis attan düşerek vefat ettiği bilgisini aktarıyor. Ama bu rivayeti paylaşan başka bir kaynak yok.

İkinci Murad devrine ilişkin en zengin kaynak olan Gazavat’da bile şehzadenin adı geçmiyor. Âşıkpaşazâde de Alaeddin’i tanımıyor adeta.

Diğer kronikler ve Anonimler ise genç şehzadenin Karaman Seferine katıldığını, sonra ölüm haberinin geldiğini anlatıyorlar.

İdris-i Bitlisî şehzadenin Karaman Seferinden sonra Amasya’ya dönmesine izin verildiğini söylüyor, gerisini anlatmıyor. (“Heşt Bihişt 2. Cilt”, sh, 368)

Hoca Saadettin de Neşrî’ye referansla şehzadenin ölümünden padişahın duyduğu üzüntüyü çok süslü edebi ifadelerle anlatıyor ama aynı kaynaktaki Şehzade Alaeddin’in ölümüyle ilgili diğer rivayete yer vermiyor. (“Tacü’t Tevarih-II”, 1979, sh. 207-208)

Diğer yandan, kroniklerin birçoğunda Sultan Murad’ın tahtı 12 yaşındaki şehzadesine terk edip Manisa’ya çekilmesi olayı büyük oğlunun ölümünden duyduğu üzüntüye bağlanır. Ne Alaeddin’den ne de ölümünden hiç söz etmeyen Ruhi ise yapılan çetin savaşlardan ve komşu ülkelerle imzalanan anlaşmalardan sonra etrafta hiçbir düşman güç kalmadığı için Sultan Murad’ın kendini içki ve eğlenceye vererek padişahlığı oğluna devrettiğini söyler. (Y. Yücel-H. E. Cengiz, “Rûhi Tarihi-Oxford Nüshası”, TTK Belgeler, c. XIV s. 18, sh. 441.)

Günümüzün “revizyonist” Osmanlı tarihçileri bile aynı standart anlatımları sürdürürler. Mesela Colin Imber padişahın Şehzade Alaeddin’in ölümünden duyduğu üzüntüyle tahtı küçük oğluna bıraktığını yazar, şehzadenin neden öldüğüyle ilgilenmez. (Imber, “The Ottoman Empire, 1300–1650 The Structure of Power”, 2002, sh. 25-26)

***

Demek istediğim, kaynaklar kuşkularımızı gidermiyor, aksine besliyor.

Buna karşı, Kantemiroğlu’nun yaptığı gibi, Fatih’in bütün kardeşlerinin “çeşitli hastalıklardan öldüğü” açıklaması da tatminkâr olmasa gerek. (“Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi-I”, 1979, sh. 105.)

Zira 18 yaşında bir şehzade herhangi bir hastalık sebebiyle ölmüşse bu hastalıktan hiç bahsedilmemesi, hatta hiçbir kaynakta “hastalığı yüzünden öldüğünün” bile söylenmemesi normal değil.

Neşrî ve İbn Kemal’den sonra Hayrullah Efendi Tarihi’ne kadar Osmanlı kroniklerinde hiçbir ipucu bulamadığımız bu konudaki en açık rivayete -veya iddiaya- Amasya Tarihi yazarı Hüseyin Hüsameddin’de rastlıyoruz.

***

Şehzadenin -kardeşi Mehmet’in taraftarı olan- muhalif bir “devşirme” grubunun komplosu neticesinde öldürüldüğünü ileri süren Hüsameddin’in verdiği ayrıntı da ilginçtir: Daha önce Manisa’da vali olan Alaeddin “bazı hareketleriyle babasını vehme düşürdüğü için” kardeşiyle yeri değiştirilmiş ve -payitahta daha uzak olan- Amasya’ya gönderilmişti. 

Gerçi Amasya Müverrihi’nin bu iddiası, yani Alaeddin’in önce Manisa’da sonra Amasya’da sancak beyliği yaptığı rivayeti, biraz sonra göreceğimiz üzere, neredeyse değer bütün iddiaları gibi belgelenebilir durumda değil. Ama uydurulmuş olması için de bir sebep olmadığı düşünülecek olursa üzerinde durmak yararlı olabilir.

Çünkü Osmanlı şehzade sancakları arasında Manisa öncelikle başkente yakınlığı bakımından, Amasya ise Anadolu’nun Türkmen demografisine hakimiyeti -yani gerektiğinde buradan asker toplama imkânı- bakımından önemlidir. Ancak Manisa valisi olan Şehzade özellikle tahtın boşalması durumunda Amasya’daki rakibinden daha çabuk payitahta ulaşma imkanına sahipti. Osmanlı veraset sisteminde modern dönemlere kadar veliaht kurumu yer almadığı ve kadim Orta Asya Türk devlet töresine göre padişahın oğullarının hepsi tahtın doğal varisi sayıldıkları için babalarının ölümü durumunda payitahta hangisi daha çabuk gelirse tahta o oturuyordu. Dolayısıyla babası tarafından Manisa sancağında görevlendirilen şehzadenin bir anlamda veliaht gibi görülmesi de mümkün. Manisa’ya ulu şehzade sancağı denmesi de bundan belki.

Zira o günün şartlarında Manisa’dan Edirne’ye -veya bilahare İstanbul’a- birkaç gün içinde ulaşmak mümkünken Amasya’dan buralara gelmek bazen birkaç haftayı bulabiliyordu. Bu durumda Manisa’dan Amasya’ya gönderilmek de bir anlamda veliahtlıktan azledilmek gibi anlaşılabilir.

Amasya Tarihi’ne göre, bu olayın akabinde Karamanlılara karşı düzenlenen sefere katıldıktan sonra babasıyla birlikte Bursa’ya giden Alaeddin, buradan kendi sancağına dönünce peşinden Amasya’ya gönderilen Kara Hızır Paşa tarafından iki oğluyla birlikte boğdurulur.

***

Hüseyin Hüsameddin’in anlatısını, Halil İnalcık’ın “temkinli eleştirel” yaklaşımını da göz önünde tutarak değerlendirmeye çalışalım haftaya…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 21:37
İbrahim beyin yazısı şöyle başlıyor:"İlk Osmanlı kroniklerinin Şehzade Alaeddin’in ölümüyle ilgili suskunluğunu, ..." Bu cümlede kronik tarihçi anlamına gelmez mi?Bu kadarcık şeyi anlamamayı sana yakıştıramadım Karagöz'üm.
KARAGÖZ 06 Ocak 2018 22:12
0
O cümlede de kronik, tarihçi anlamına gelmez Hacıvatım; tarih kitabı anlamına gelir. Kronik, kronolojik bir tarih yazımıdır. Kronik yazarı bilim adamı değildir; bir nevi fotoğrafçıdır. Tarihçi, tarihi olayları analiz eden, sebep sonuç ilişkilerinin peşinde olan bir bilim adamıdır.
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 22:51
0
"İlk Osmanlı kroniklerinin Şehzade Alaeddin’in ölümüyle ilgili suskunluğunu, ..." İbrahim beyin bu cümlesine dayanarak kronik kelimesini tarihçi anlamında kullandım.Doğrusunu söylemek gerekirse kelime Latince mi,İngilizce mi,yoksa Fransızca mı bilmiyorum. Sen cümleyi "Osmanlı tarihlerinin suskunluğu" olarak anlıyorsun. Cümlenin gelişinden kelimenin tarih anlamında kullanılma ihtimali zayıf görünüyor.
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 23:16
0
Konuyu şöyle noktalıyorum: Ben kronik kelimesinin kulağa pek hoş gelmediğini,hatta bir hastalık çağrışımı yaptığını ifade ettim.Bunun Türkçe karşılığının kullanılmasının uygun olacağını söyledim.Kronikin anlamı değildi yorum yazmamın asıl sebebi. "Kroniklerin suskunluğu..." ifadesini cümlenin gelişinden "tarihçilerin suskunluğu" şeklinde anladım.Yanılma ihtimalimi kabul ediyorum
Salih Göncü 07 Ocak 2018 23:53
0
Kronik tarihçi demek değildir. Farklı branşlar. Yaptıkları iş benzer ama farklı işler. Tıpkı kaportacı ve egzozcu gibi. İkisi de aşağı yukarı aynı işi yapıyor ama aynı değil yaptıkları.
KARAR OKURU 06 Ocak 2018 14:10
Amasya Tarihinde, şehzade Mehmet'i destekleyen, devlet içinde epey güçlenmiş bir kliğin Alaeddin'i ortadan kaldırdığından bahsedilmiş. Sultan Murat'ın tahttan feragat etmesi ve tahtı Şehzade Mehmet'e bırakması, padişahın, tahtı bırakacak kadar çekindiği böyle bir grubun varlığını doğruluyor bence. Hiç bir padişahın kendi isteğiyle tahtı bıraktığı vaki değil, kimse bana masal anlatmasın. Eğer böyle bir ekip varsa, kendi şehzadelerini başa getirmek için ulu şehzadeye bu günkü moda tabirle operasyon çekmiş olmaları gayet makul.
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 08:08
"Kronik" kelimesi kulağa hiç hoş gelmiyor.Onun yerine tarihçi demek çok daha yerinde bir kullanım olsa gerektir.Tıpta müzmin anlamında kullanılıyor kronik;her ne kadar tarih alanında "olayların günü gününe, tarih sırasına göre yazılmasıyla oluşan tarih" anlamına gelse de.
KARAR OKURU 06 Ocak 2018 11:21
2
cavcav, gene ters mantık yürütmüşün. adam zaten tarihle ilgili konuşuyor. tıpla ilgili değil ki tıpta kullanılış şekline göre kelimeyi kullansın.
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 12:46
1
Tabii birinin chronic diğerinin chronicle olduğunu dikkate almak şartıyla
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 12:47
1
Maşallah sen iyi mantık yürütmüşsün! Kronik yerine tarihçi kelimesini kullanmanın daha yerinde bir tercih olacağını söyledim.Onu niye görmedin?
amasyalı 06 Ocak 2018 15:12
1
Cavcav Hititlerde anal yıllıkları var, bilirsin, anal yıllıkları taraflı olur, taraflı yazılır, anal yılıklarını yazanlar hükümdarın dizi dibinde yazar yıllıkları, hükümdar bunlara zaman zaman müdahale eder, ama bu yıllıkların en önemli yanı, yıllıkları yazanların bu işi öğrendikleri kişilerden el almalarıdır, el alan yıllıkçı yıllık yazmaya adaydır, kendinden önceki yıllıkçıların bazı formülleri olur, bu formüller saraydaki özel deliklere saklanır, onlar ölünce el alan bu yeni yıllıkçılar o deliklerden formüller güç bela çıkar
KARAR OKURU 06 Ocak 2018 16:19
0
cavcav, iyi de sen kronik yerine tarihçi kullanılmasını kronikin tıptaki kullanımından yola çıkarak öneriyorsun. her kelime farklı yerlerde farklı anlamlar kazanır. Yüz, dediğinde deniz kenarında iken yüzme emri, bir hayvan kesildiğinde derisini soyma emri, konu matematikse bir rakam anlaşılır. konu matematikse senden başka kimse, "bu suda yüzmekte bir emir kelimesi" diye konuya muhalefet etmez. ayrıca yazından anladığım kadarıyla kronik kelimesine karşı çıkışıyın bir sebebi de kulağa hoş gelmemesi ki burda bahsi geçen senin kulağın olduğu için ge
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 16:47
1
Amasyalı,anlaşılan sen Hitit uzmanısın.O işlere kendin bak.Benim öyle şeylere aklım ermez.Herkes kendi işine baksın.
HACI CAVCAV 06 Ocak 2018 16:57
1
Temel,arkadaşına "sempatik ne demektir?" diye sormuş.Arkadaşı "Niçin soruyorsun?" demiş.Konuşma şöyle devam etmiş:Az önce birisi bana "-Sen çok sempatik bir adamsın"dedi."-Pekiyi,sen ne yaptın?" "- Her ihtimale karşı vurdim oni." Amasyalının benim yoruma verdiği cevabı okuyunca aklıma geldi bu Temel fıkrası.Doğrusu amasyalı'nın ne demek istediğini tam anlayamadım.
KARAGÖZ 06 Ocak 2018 19:04
1
Kronik, olaylar güncesidir bir vakayınamedir. Buna nasıl tarihçi denir Hacıvatım ? Yazarı yazılanın yerine geçirmişsin. Walla haklıyım, sen de hiç mantık yok. :))
cevat karakalem 06 Ocak 2018 04:47
Tum Osmanli Tarihi'ni yeniden gozden gecirip arastirmaliyiz. Hic bir kabulu, dusunceyi tabu saymadan, buna saygin tarihcilerin, mesela Halik Inalcik, eserleri de dahil. Artik sartlar hem teknolojik anlamda (mesela arsivlere, eski belgelere ulasilmasi), hem akademok personel, hem de genel ilgi acisindan boyle bir yaklasima cok daha uygun. Amac da ne gecmisi guzellemek ne de kotulemek olmali. Amac "merakimizi gidermek" ve elden geldigince gercekte ne oldugunuu anlamak. Osmanli cok onemli ve ilginc bir yapi.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN