Back To Top
Amerikan Yalçın Küçük’ü Osmanlı tarihi yazarsa

Amerikan Yalçın Küçük’ü Osmanlı tarihi yazarsa

- A +

CUMARTESİ YAZILARI

1916’da yayımladığı “The Foundation of the Ottoman Empire” (Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu) adlı kitabıyla yüz yıl devam edecek ama yine sonuçlanmayacak bir büyük tartışmanın fitilini ateşlemiş olan Amerikalı yazar Herbert Adams Gibbons’ın “kimliği” üzerinde durmuştuk geçen hafta; yerimiz yetmediği için eserinin içeriğini konuşmaya geçememiştik…

***

Tarihteki “Osmanlı mucizesi”nin sırrını çözmek üzere ortaya atılan ilk teorisyen olan Gibbons’a göre Osmanlı Beyliği, kendileri de yeni Müslüman olmuş Ortaasya kökenli küçük bir topluluğun talan/yağma gayesiyle geldikleri Kuzeybatı Anadolu’da karşılarına çıkan Hıristiyanları zorla Müslümanlaştırması neticesinde oluşan yeni bir ırkın eseridir. Bu anlamda da Bizans devletinin yeni bir isim altında devamından başka bir şey değildir.

Böyle bir devletin göçebe Türkmenler tarafından kurulmuş olmasının mümkün olmadığını, olsa olsa bu Asyalı savaşçı grupların bölgedeki “medeni” Hıristiyanlarla karışmasından meydana gelen yeni bir “ırk”ın bu işi yapmış olabileceğini iddia eden Gibbons, bu görüşlerini ispatlayabilmek için tarihi verileri de epeyce serbest biçimde yorumlamaktan geri durmamıştır.

Bugün olsa rahatlıkla –ve haklı olarak- “Türk düşmanı”, “ırkçı” veya “islamofobik” olarak nitelenebilecek bu tezler Gibbons’ın kitabı yayınlandığı sıralarda epeyce ciddiye alınmış ve hararetle tartışılmıştı.

***

Benzetmek gibi olmasın, bizim Yalçın Küçük’ü andıran bir düşünme ve araştırma tarzı var Gibbons’ın. Bilgileri ve belgeleri yan yana getirip onlardan bir sonuç çıkarmaya uğraşmak yerine -bilinenden farklı bir sonuç çıkarmak uğruna- kendi ortaya atmış olduğu “orijinal” teoriye uygun kanıtlar aramayı tercih ediyor. Ama tarih araştırmaları alanında tümdengelimci yöntem genellikle işe yarar sonuçlar üretilmesine yardımcı olmuyor. Komplo teorisi üretilebiliyor daha çok!

Ancak Amerikalı misyonerin tarihteki hadiseleri izah etmekte gazeteciliğin bakış açısını kullanması -vargıları tartışılır olsa da- bana sorarsanız olumlu bir nokta. Mesela kitapta Cengiz Han ordularının önünden kaçıp akın akın Anadolu’ya sığınan toplulukların bir benzerine 1912’de -gazeteci olarak İstanbul’da görev yaparken- Bulgarların Trakya’yı işgali sırasında Bulgar ordusunun önünden kaçan kitlelerde şahit olduğunu söylüyor.

(Gibbons, The Foundation of the Ottoman Empire; A History of the Osmanlis Up to the Death of Bayezid I (1300-1403), New York, The Century Co. 1916)

***

Tekrar sadede gelecek olursak… Gibbons bütün dünyada kendilerinden “Türkler” diye söz edilen Osmanlıların aslında modern dönemlere kadar kendilerine Türk demediklerini, çünkü bu devleti kuranların melez bir ırka mensup oldukları için kendilerini Türk olarak görmediklerini ve Anadolu’daki diğer Türkmen beyliklerine de akraba gözüyle bakmadıklarını iddia eder. Bu iddialarının bir kısmını açıkça, bir kısmını ise belli belirsiz ifadeler kullanarak ima yoluyla dile getirir.

17-09/08/sablon-kopya-1504892131.jpg

Osmanlıların kökeni meselesinin Batı dünyasında ırk merkezli yaklaşımların en fazla rağbet gördüğü bir dönemde gündeme gelmiş olması tesadüf değildi kuşkusuz. Bugün ise Batıdaki Osmanlı çalışmalarında Gibbons’ın ırk odaklı açıklama modeline -hem ahlaki gerekçeler itibarıyla hem de bilimsel açıdan kabulü zor olduğu için- rağbet gösterilmiyor ama ABD’li gazeteci-tarihçinin “kuruluş ideolojisi” bağlamındaki iddiaları hâlâ revaçta.

Söğüt’e yerleştikleri sırada henüz putperest olan ve muhtemelen Edebali ile tanıştıktan sonra Müslüman olan Osman ve arkadaşları tarafından kurulan devletin kuruluş ideolojisi “cihad” inancı ve düşüncesidir Gibbons’a göre. Osman ve arkadaşlarının İslam’ı yaymak konusunda yeni din değiştiren grupların hepsinde rastlanabilecek şekilde aşırı bir gayret gösterdiklerini ve yeni dinlerinin Osmanlılara bir varlık sebebi (raison d’etre) verdiğini söyler.

***

Osmanlıların Bitinya bölgesinde faaliyete geçtikleri ilk yıllarda cihad inancının gereği olarak önlerine geleni Müslümanlaştırdığını ve bilahare devletin omurgasını bu zorla Müslümanlaştırılan veya maddi menfaat uğruna kendi arzularıyla ihtida eden kişilerin teşkil ettiğini iddia eden yazar, kuruluşun hemen akabinde başlayan Rumeli fütuhatı sırasında neden zorla Müslümanlaştırma yapılmadığını ise açıklığa kavuşturamamaktadır. Zira altı asır sonraki bölgesel demografi bile böyle bir iddiayı ciddiye almaya izin vermemektedir. Ama aslında hem klasik kaynaklar hem de çağdaş araştırmalar Osmanlı Beyliğinin kuruluşunun gerçekleştiği Bitinya bölgesindeki ihtida hareketlerinin de yaygın olmadığını, bu bölgede uzun bir süre daha Hıristiyan nüfusun yoğun olarak varlığını sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Yani Gibbons’ın tezleri aslında maddi dayanaktan da yoksun. Dolayısıyla bugün Osmanlı çalışmaları alanında pek itibarı olduğu söylenemez.

Ancak Gibbons’ın gündeme getirdiği “ilk Osmanlıların dinlerini yayma gayretleri” konusuna yönelik yaklaşımlar –tahmin edilebilir sebepler yüzünden- popülerliğini hiç kaybetmedi.

Diğer yanda ise bu konuda Gibbons’ın tezlerine daha o dönemde kuvvetli itirazlar yöneltmiş olan ciddi tarihçilerin -özellikle Wittek ile Köprülü’nün- eserleri bugüne kadar etkisini sürdürmüş ve çağdaş Osmanlı tarihçilerinin bakış açılarını büyük ölçüde şekillendirmiş bulunuyor.

Gelecek hafta Wittek’in “gaza tezi” üzerinden “Osmanlı kuruluş ideolojisi cihad mı” sorusuna cevap aramayı sürdürelim…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
Zeki 16 Eylül 2017 16:20
Osmanlı'yı "Osmanlı" yapan özellik, tasavvuftan geliyor. Osman Gazi, İmparatorluğu kurarken Şeyh Edebalı'dan aldığı derslerden faydalanmıştır. Yani Osman Gazinin başdanışmanı Şeyh Edebalı'dır. Bütün Osmanlı padişahları, mutlaka bir mürşide bağlı idi. Sadece padişahlar değil, dağdaki çobana kadar toplumun tüm kesimleri çoğunlukla bir veli-mürşide bağlı olarak yaşamışlardır. Ne zaman ki bu tâbiiyyet yavaş yavaş terkedildi, duraklama, gerileme ve yıkılış gerçekleşti. Osmanlı'nın yayılması, sömürgeci zihniyetle değil, diğer ülke halklarının talepleri doğrultusunda, onların haklarını korumak için savaşmak suretiyle olmuştur. Çevre ülkelerin halkları, Osmanlı'nın mutluluk veren yönetimini talep ettikleri ve kendi yöneticilerinin zulmünden kurtulmak için Osmanlıdan yardım istiyorlardı. Osmanlı seferlerinin sebebi budur.
Ne diyeyim? Herkes kendi bulunduğu yere göre görüş bildiriyor.
kitabın basıldığı tarihe bakın 1916. Bu kitap ve bu konuyla ilgili diğer kitaplar hakkında Kocatepe Gazetesi'nde 2011'de çıkan yazımı paylaşıyorum; PROPAGANDA KİTAPLARI. Mavi Kitap veya gerçek adıyla “The Treatment of Armenians in the Otttoman Emprie 1915-1916 (Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermenilere Yapılan Muamele, 1915-1916)” Türkiye’de en bilinen propaganda kitabıdır. I. Dünya Savaşı yıllarında İngiliz propaganda dairesince hazırlanmış ve 1916 yılında mavi renk kapakla basıldığı için Mavi Kitap olarak bilinmiştir. Bu kitabın yazarlarından olan Arnold J. Toynbee 1915 yılında genç bir gazeteci olarak kitabın hazırlanmasına katkıda bulunmuştur. Diğer yazar ise James Bryce’dir. Sonraki yıllarda büyük bir tarihçi olarak üne kavuşan Toynbee, 1966’da yazdığı hatıralarında bu kitabın propaganda amacını taşıdığını gerçekleri yansıtmadığını itiraf etmiştir. Nitekim Osmanlıların, Ermenilere katliamlar veya toptan öldürmeler yaptığına dair güya olayların canlı tanığı bazı insanların ağızlarından anlatımlar derlenmiştir. Fakat sonradan yapılan araştırmalarda bu insanlardan bazılarının hiç yaşamamış hayali insanlar olduğu ortaya çıkmıştır. Bu şekilde tarihsel gerçeklere aykırı bir kitabın hazırlamasının sebebi; Ermeniler katlediliyor diyerek Amerikan kamuoyunu ayağa kaldırmak ve ABD’yi İngiltere yanında I. Dünya Savaşı’na dâhil etmektir. Bundan da önemlisi Osmanlı Devleti’ni soykırım suçlamasıyla yıpratmak ve savaş sonrası Osmanlı Devleti’nin parçalanması planına şimdiden haklılık kazandırmaktı. I. Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı Devleti aleyhine H. Adams Gibbons tarafından kaleme alınan ve 1916’da İngiltere’de yayınlanan başka bir propaganda kitabı da “The Foundotion of the Ottoman Emprie (Osmanlı İmparatorluğu’nun Doğuşu)” adını taşımaktadır. Herbert Adams tarafından hazırlanan bu kitapta; Ertuğrul Bey idaresindeki Kayı aşireti Moğol istilasının önünden kaçarak Anadolu’ya gelmiş ve kısa zamanda çoğalarak Osmanlı Devleti’nin kurulmasını sağlamıştır. Bu çoğalma, zaman kısalığı açısından doğal bir çoğalma olamayacağı gibi, doğrudan Türkmen aşiretlerinin katılımı ile açıklanamaz. Çünkü Kayı aşireti Anadolu’nun en batısında Bizans sınırında bulunuyordu. O halde tek izah yolu, yerli Hıristiyan halkın (Rum) geniş ölçüde Müslümanlaşması ve yeni bir ırk yaratması ve bu ırkın medeni karakteri ile Osmanlı İmparatorluğu kurulmuştur, iddiaları bulunur. Gibbons’un iddiası; Türkler medeniyet kuramaz, Osmanlı Beyliği de medeni seviyesi yüksek ve devlet tecrübesi bulunan yerli Hıristiyanları (Rum) Müslümanlaştırmış ve bunları devlet yönetiminde istihdam ederek yükselmiştir, şeklinde özetlenebilir. Bu iddia batılıların yıllarca savundukları; Türklerin devlet ve medeniyet kuramayacağı, Osmanlıların hâkimiyeti altına aldıkları ulusları idare edemedikleri, Osmanlı hâkimiyeti altındaki ulusların ve toprakların geri kaldığı hâlbuki Osmanlı hâkimiyetinden kurtulan ulusların pek çabuk kalkındıkları, tezleriyle örtüşmektedir. Gibbons’un kitabının Osmanlı Devleti’ni ortadan kaldırmayı planlayan gizli antlaşmaların yapıldığı 1916 yılında yayınlandığı dikkate alınırsa savaş sonrası Osmanlı topraklarının paylaşımına haklılık kazandıracak ve tarihsel arka plan hazırlayacak bir propaganda kitabı olduğu anlaşılır. İngiltere’de 1918’de yayınlanan M. A. Czaplika’nın “The Turks of Central Asya (Türkler ve Orta-Asya)” isimli kitabı ise Anadolu Türkleri ile Orta-Asya Türkleri arasında bir ırk bağı bulunmadığını iddia etmektedir. Alman oryantalistler bilimsel açıdan Turancılık düşüncesinin Osmanlı aydınları arasında yayılmasını sağlamışlardır. Enver Paşa 1914 yılında Sarıkamış harekâtına başlarken hiç şüphesiz Alman emperyalizminin kışkırttığı Turancılık düşüncesinin de etkisinde kalkmıştır. Bu açıdan Czaplika’nın eseri de başka bir propaganda kitabıdır. Bilim dışı kabullere dayalı tamamen özel amaçlı olarak hazırlanan propaganda amaçlı başka bir kitapta, Alman sosyal araştırmacı Peter A. Andrews’in “Ethnic Groups in The Republic of Turkey (Türkiye Cumhuriyeti’nde Etnik Gruplar)” kitabıdır. 1992 yılında Türkçeye çevrilen ve Türkiye’yi 47 etnik gruptan oluşan etnik bir mozaik olarak gösteren bu kitap Türkiye’de istenen kafa karışıklığını yaratmıştır. Türkiye; aralarında ortak bir bağ olmayan 47 etnik gruptan meydana gelen ‘pırıl pırıl bir mozaik’ olduğu savunulmaya başlanmıştır. Bu kitap ülkemizde netice de almıştır. Nitekim bugün TRT televizyonunda etnik grupların dillerinde yayınlar yapılmaktadır. Son olarak şunu belirtelim ki, batıda oryantalizm, sömürgecilik ve emperyalizmle birlikte el ele yürümüştür
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 19:59
Aaa, bilmez olur muyum, Sırplar Boşnaklar'a müslüman oldukları için Türk diyorlardı. Müslümanlar - ve aslında İslam'a en çok hizmet etmiş olan millet Türkler - de, malum, adaletin ve vicdanın taşıyıcıları (tarih şahidimizdir) Hak ile Batıl'ın savaşında Hakk'ın tarafında olanlar yani. Sırplar da tabii batıl, dolayısı ile kötü olanlar. Mis gibi açıklıyor olan biteni işte.
Tatar 09 Eylül 2017 18:53
Osmanlı Bizans'ın devamıdır, yorumu çok indirgemeci. Gelin şuna, Akdeniz tarihte dünyanın kendisidir, bugünkü gibi bir iç deniz değildir, bizatihi dünya Akdenizdir, çünkü Amerika keşfedilmemiş, Sibirya cinlerle perilerin fink attığı diyarlar olarak bilinmiş, Asya ise dünyanın öbür ucunda çok uzaktaymış ve Akdeniz, dediğim gibi, çok işlek ticaret yolları üzerine gemilerin, kervanların ve insanların aktığı, birbirleriyle karşılaştıkları bir orta deniz olarak hükümdarlığını ilan etmiş. İşte böyle bir dünyada, -ki buna eski dünya denir- yani böyle işlek ve verimli bir hayatta peygamberler, filozoflar, dinler ve imparatorluklar neşet etmiş. Bütün bu Akdeniz ve ortadoğu coğrafyası yüzyıllar boyunca dünyaya edebiyattan sanata mitolojiden bilime felsefeden dine pek çok alanda nice güzellikler armağan etmiş. Hülasa, Osmanlı devletine eklektik açıdan bakarsak, onu her şeyden önce bir Akdeniz ve Balkan imparatorluğu -Roma gibi- olarak görürsek daha isabetli olur.
Köroğlu 09 Eylül 2017 23:38
0
Aslında pek de indirgemeci değil. Osmanlı, Roma'dır deseydik indirgemeci olurdu. Ama Osmanlı, Roma'nın devamıdır demek gerçekçi bir gözlem olur. Ama sonuçta sübjektif bir nitelemedir elbette. Bizim verdiğimiz sıfatlar olan-biteni değiştirmez.
evin 09 Eylül 2017 14:05
evet tekrar ediyorum arkadaşlar Osmanlı bizansın devamıdır, bizans olmasaydı bence osmanlı olmazdı. fatihin not defterleri çıktı hristiyanlığa meyli varmış ama ulemadan ve yeniçerilerden çekiniyormuş... Romanın karşısında hemen hemen bütün osmanlı padişahları kıskançlık duymuşlar...
evin (gerçek olan) 09 Eylül 2017 14:40
1
bunu ben yazmadım, başkası yazmış. troller bana saldırıyor galiba.
evin 09 Eylül 2017 16:04
1
bunu ben yazmadım, keşke böyle densizlikler yapmasanız...allah şifa versin ne diyeyim ki...
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 16:58
1
Evet, evin'in bütün fikirlerine karşıyım. Ama bunu her kim yapıyorsa çok büyük terbiyesizlik yapıyor. Ben de bir zamanlar bir mahlas ile yorum yapıyordum. Zaman içinde böyle bir müptezelin çıkacağı endişesi ve yazdıklarımızdan çok mahlasımızla ilgilenilmeye başlanılması yüzünden mahlas ile yorum yapmayı bıraktım.
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 18:41
3
Peş peşe iki tane evin tekzibi. Evin sen hangisini yazmadan, bu soruma cevap verenin hangi evin olduğunu nasıl bileceğiz... İşe bak... Yemin mi ettirsek, ne?
KARAR OKURU 11 Eylül 2017 14:18
0
Evin ortalığı karıştırp durma gız.
Köroğlu 09 Eylül 2017 13:38
E Gibbons haklıymış bir sürü konuda: 1) Türkiyeliler melez bir toplum. Bütün genetik araştırmalar bunu gösteriyor. Bol miktar Anadolulu'nun üstüne bir miktar Ortaasyalı, Balkanlı, Kafkaslı, İranlı, Arabistanlı 2) Osmanlı, politik, sosyal, kültürel bir çok açıdan Bizans'ın devamı. Fatih sırf hoşluk olsun diye kendine Kayser-i Rum demedi. 11. Konstantin'in bir yeğenini Rumeli Beylerbeyi, diğer yeğenini Kaptan-ı Derya yapmadı. Konstantinopolis alınmasaydı bu ikisinden biri Roma İmparatoru, Kayser olacaktı. 3) Yazılı ve şehirli bir kültüre sahip olmayan Ortaasyalılar'ın Osmanlı gibi Akdenizli, şehirli ve yazılı bir devleti kurup büyütmeleri için gerekli altyapıları yoktu. Bunları söylemek neden "Türk düşmanı", "ırkçı", "islamofobik" olsun onu da pek anlamadım.
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 19:38
3
Madem masala meraklısın bari Dedekorkut oku. Başkalarının masalına kanma...
Köroğlu 09 Eylül 2017 23:33
0
Masal olan kısım neresi? Türkiyeliler'in melez olduğu mu? Fatih'in Kayser-i Rum olduğu mu? Has Murat Paşa mı? Mesih Paşa mı? Ortaasyalıların yazılı ve şehirli bir kültürü olmaması mı? Madem doğrusunu biliyorsun, söylesene.
KARAR OKURU 10 Eylül 2017 17:32
2
Masal olan Osmanlının Bizans'ın devamı olduğudur. Türkiyeli diye bir ırk yok, Türkler vardır. Anadolu'da başka ırklar da olabilir. Irk dediğin kafa tasında aranmaz, ana dilde ve medeniyette aranır. Ali Bulaç Amerika için "Anavatan" derken hangi ırktan oluyordu... Heath W. Lowry'nin; Trabzon Şehrinin İslmalşması ve Türkleşmesi kitabını oku, Fati'hin neyin devamı olduğunu daha iyi anlarsın.
KARAR OKURU 10 Eylül 2017 22:21
0
Türkiyeli diye bir ırk yok tabi. Melez olduğumuzu söylüyorum zaten. Türk diye de bir ırk yok. Türkçe diye bir dil var. Ama Türkçe konuşmayıp Türkiyeli olan çok. Türkçe konuşup Türkiyeli olmayan da çok.
Atlıhan 09 Eylül 2017 11:16
Gibbons arkadaşımıza sormak ilazım. Madem osmanlı beyliği ve ordaki Türkler aslında çok ta yetenekli değildi ve bizans ve yerli halktan apardıklarıyla bir dünya devi oldular (gülücük) o zaman diğer türk devletleri nasıl başardı bu işi.zira osmanlıyla aynı çağda yaşamış onlarca Türk devleti var. Avrupa asya ve afrikayı yönetenler sadece Türkler diyebiliriz o çağda. Bu nedenle geçen binyıla Türklerin binyılı demekte hiç mahzur yok. Şimdi Türklerin binyılını oluşturan devletlere bir bakalım. İdil bulgar. Karahanlı gazneli selcuklu memluk safevi altınordu babür timur harzemşah eyyubi (bence onalrda türk) adilşah kalaç kaçar kıpçak vs vs. Daha inalrca türk devleti sayabilirim. Bir bakıyiruz bu türkler dışında Avrupanın en güçlü devletlerinden birini de Türklrle akraba Macarlar kuruyor. Asyanın ve dünyanın en güçlü devketlerinden birini Türklerle akraba Moğollar kuruyor. Hatta bir Türk soylusu gidip Orta afrikada bir devket kuruyor. Roux un dediğini gore osmanlı hanedanından bir şehzade hindistana kaçıyor orada adilşahlar devletini kuruyor. Şim di osmanlı madem bizanstan apardıklarıyla bi şeyler oldu. Ya diğerleri. Hepsi mi aparıkçı bunların. Yoksa çok daha muhteşem bir şey mi var arka planda. .(Yazar )haftaya devam ederse bende devam ederim arka bu kez arka plana devam edip büyük sırrı açıklarım sòyleyim.
Köroğlu 09 Eylül 2017 13:51
1
Bu pek doğru değil. Ortaasyalılar, coğrafi koşullar gereği, savaşçı bir kültüre sahip. Ancak yerleşik toplumlara ve yazılı kültürlere dayalı tarım imparatorluklarını yönetme becerileri yok . O sebeple Ortaasyalılar bir çok ülkede paralı asker ya da köle asker olarak kullanılıyor ( Vikingler ya da Germenler gibi) Zaman zaman bu askerlerden bazıları hizmet ettikleri ülkede iktidarı ele geçiriyor, ama hemen asimile oluyorlar. Örnek: Selçuklular. Selçuklular, bir Türk devleti değil, bir Türk hanedanın yönettiği bir İran devleti. Çağrı Türkçe konuşuyordu ama Melikşah Farsça konuşuyordu. Tüm devlet Fars kültürü, dili, devlet yapısına sahipti. Anadolu Selçukluları da resmî dil olarak Farsça'yı kullandı. Anadolu'da Türkçe'nin yaygınlaşması 13. Yyda Moğol istilasından sonra olmuştur. Türkçe, Moğollar'dan sonra "cool" oldu ve iktidar meşruiyetini Ortaasya'ya yaslamak kullanışlı oldu.
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 18:44
2
Köroğlu iyi masalcı. Ama hiç Dedekorkut okumamış. Kendi masallarını bilmiyor, hep başkalarının masallarını anlatıyor...
Köroğlu 09 Eylül 2017 23:42
0
Hocam her yazdığıma da üşenmeden masal demişsin. En iyisi bundan sonra zahmet edip uzun cümle kurma. "M" yaz, ben anlarım.
KARAR OKURU 10 Eylül 2017 19:06
2
Köroğlu, iki kere masal dedik gene anlamadın, "M" desek nasıl anlayacaktın. :))
ibrahim diri 09 Eylül 2017 09:58
Başta osman turan hoca olmak üzere pek çok tarihçi anadoluya giren nüfusu 1 milyon civarı gösteriyor,anadoluda 5 milyon nüfus var ne oldu onlara? anadoluya giren her Türkte müslüman olmuyor.netice gibbon dan öncede sonrada bizim tarihçilerde benzer tezler yazıyorlar.Osmanlı öykünmesinemi,Türk kimdir nedir e mi cevab arıyoruz.
evin 09 Eylül 2017 05:53
osmanlı kültürel olarak bizansın devamıdır. sonuçta türkler gelince anadolu ve balkanların yerli halkları havaya uçmadı herhalde, oldukları yerde yaşamaya devam ettiler. önce bir bizans müziği dinleyin ne dediğimi anlayacaksınız ya da yunanistana gezmeye gidin, türkiyenin ortodoks versiyonunu göreceksiniz...
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 10:24
3
Selçuklar, diğer beylikler, önceki Türk devlet ve hanlıklar ve Orta Asya'dan göç kültürü uçmuş. Sonuç odaklı, kestirme sonuç alıcı, acemice bir yorum olmuş. Neye hizmet?
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 10:35
3
Ama bu halklar 20.yy kadar varliklarini sürdürduler. Yani erimediler.
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 10:59
3
Osmanlıda iğne ucu kadar bizansa benzerlik bizanstan alıntı bulunsa hemen bizansîn devamı sayılir bazılarınca. Lakin her şeyiyle dili kültürü devlet teşkilatı soyu gibi maddi manevi herşeyi selcuklu karahanlı oğuz yabgu göktürk devletlerinin tıpkısı da olsa onların devamı sayılmaz bazılarynca
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 13:19
3
evin hanım ahhh bir de türkler ortodoks olsa ne medeni, ne bilimsel, ne çağdaş, modern olurduk demi belki ölümsüzlüğü bile biz bulurduk sizin tabirinizle ''dinleri'' ortadan kaldırırdık düşünebiliyormusunuz (ki şüpheliyim) din yok, yoksul yok ama bir dakika siz kimden nefret edeceksiniz o zaman öyle yaşayamazsınız ki tüh ya...:)
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 13:19
1
Bi de uygur müziği dinleyin bakayım. Ne kadar benziyor osmanlı müziğine görün
Köroğlu 09 Eylül 2017 15:10
1
Ben hem Bizans müziğini hem de Uygur müziğini dinledim. Türk Sanat Müziği doğrudan Bizans'ın devamı. Uygur müziği İç Anadolu türkülerini andırıyor. Ama mesala zeybek ve horon ile alakası yok.
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 18:02
3
Türklüğü, sazda, cazda aramak kadar eblehlik olmaz. Sırp canilerin, aynı kavimden olan Boşnakları neden "Türk" diyerek katlettiklerini anlamyan, Türk'ün ne demek olduğunu bilemez...
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 18:15
2
Batıcılar, bükemediği bileğe, "bizimdir" diyor... :))
KARAR OKURU 09 Eylül 2017 19:49
0
Bir kere de fikire fikirle karşılık verin yahu. Ne kurak insanlarsınız.
KARAR OKURU 11 Eylül 2017 07:50
1
Köroğlu. uygur müziğini dinleyipte Türk sanat müziğine benzetemedim diyorsanız doğruları konuşmayan sadece inandığı şeyleri doğruymuş gibi propaganda eden birisiniz bence.
KARAR OKURU 11 Eylül 2017 10:26
0
Youtube'a konan, bilinçli bir biçimde Türk Sanat Müziği'ne benzetilen uydurma müzikten bahsetmiyorum. Urumçi'de dinlediğimden bahsediyorum. Siz de bir Bizans müziği dinleyin, sonra kendiniz karar verin Türk sanat müziği hangisine yakın. Ayrıca: neyin propagandasını niye yapayım?
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN