Back To Top
Sıfırdan bir anayasa yapılsa…

Sıfırdan bir anayasa yapılsa…

 - Son Güncelleme: 10.01.2017 Salı 06:04
- A +

Şimdilerde AK Parti ile MHP’nin Meclis’te iş birliğine yönelmeleri sonucunda “Başkanlık” konusu geçmiştekine oranla çok daha ciddi bir gündem maddesi. Dün Meclis’te başlayan 18 maddelik yeni anayasa değişiklik paketiyle ilgili görüşmeler siyasi tarihimiz açısından çok önemli bir dönüm noktası. Sadece siyasetin değil, kamuoyunun da başlıca gündemi bu konu. Bir yandan Meclis’te 330 evet oyunun çıkıp çıkmayacağını veya referandumda hangi kesimin hangi tutumu gösterebileceğini hesaplıyoruz; öbür yandan da nasıl bir sistem getirilecek, ileri sürülen sakıncalar nasıl önlenebilecek diye düşünüp tartışıyoruz. Gelgelelim bizim aydın kesiminin “sıfırdan yeni bir anayasa metni yazılması” beklentilerini yalnızca başkanlık düzenlemesi kesmeyecek gibi görünüyor!

Yıllardır bu “yeni anayasa” tartışmalarını takip eden bir vatandaş olarak, bir gün çıkıp da “hadi yeni anayasa yapalım” dense ne yapılabileceğini ben kestiremiyorum. Tamam, başkanlık konusu fiili durumun yasallaştırılması bakımından anlam taşıyor. Yani reel bir karşılığı var. Mevcut problem için başka çözüm yolları da önerebilirsiniz elbette ama Başkanlık sistemine geçme fikri nihayetinde reel bir problem için ortaya atılmış reel bir çözüm önerisi. Buna mukabil, eldeki anayasa metnini toptan kaldırıp atmayı ve yepyeni bir metin kaleme almayı gerektiren şartların neler olduğu konusunda herkesin hemfikir olması mümkün mü?

***

Fransız siyasi tarihinin en büyük beyinlerinden General de Gaulle, her konuda olduğu gibi, ülkesinin kurucu ortağı olduğu Avrupa Birliği konusunda da ilginç görüşleri olan bir devlet adamıydı. “Hollanda Dışişleri Bakanı Luns Avrupa Birliği’ni Anglo Saksonların bir truva atı olsun diye, Belçika Dışişleri Bakanı Spaak Belçika’nın iç sorunlarını dıştan saracak ve zaptedecek bir kelepçe olsun diye, Adenauer ise Batı Almanya’yı AB’ye sokup Doğu Almanya’yı dışarıda bırakarak Almanya’nın birleşmesini engellemek için istiyor” demişti 1960’lı yılların başında…

Benzetmek gibi olmasın, kime sorsanız yeni bir anayasa istediğini söyleyenler ülkesinde de benzer bir durum var. Biri yeni bir anayasanın yazılmasını ülkeyi bölme ümidiyle istiyor; bir diğeri ülkeyi dıştan saracak bir kelepçe olsun diye… Bir diğeri de yeni anayasa isteyenlere şantaj yapabilmek için…

Bir başkası ise herkes yeni anayasa istediği için istemiyor, görünmemek için istiyormuş gibi yapıyor!

***

Birkaç yıl önce de yazmıştım, “halkın veya aydınların yeni bir anayasada neler olmasını istediğine baktığımız kadar, yeni bir anayasa yaparak bütün sorunlarımızı çözeceğimizi düşünmenin ne kadar sağlıklı bir yaklaşım olduğunu da değerlendirmek lazım” diye...

“Anayasa gelecek dertler bitecek” fikri bizde çok yeni bir yaklaşım değil; bilakis epeyce gerilere giden bir tarihe sahip. Sözgelimi 1908 Devrimi’ne öncülük eden kadroların temel amacı 1876 Anayasası’nın yeniden yürürlüğe girmesini sağlamaktı. Ancak bizzat kendilerinden öğrendiğimiz kadarıyla bu iyi niyetli anayasacı aydınlar arasında geri getirmek istedikleri 1876 anayasanın metnini görüp okumuş olan neredeyse hiç kimse yoktu!

Bugün de yine çoğunluğunun iyi niyetinden kuşku duymadığımız aydınlar “sıfırdan yeni bir anayasa yapılsa hiçbir derdimiz kalmaz” fikrini savunuyorlar. Oysa ülkede yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğunu düşünmek başka bir şey, “yeni anayasa yapılmazsa ölürüz biteriz” diye düşünmek veya “yeni anayasa gelecek bütün dertler bitecek” itikadına saplanıp kalmak apayrı bir şey.

Bazı aydınlarımızın bu konudaki saplantısı toplumun genelini de etkiliyor. İnsanlar ne olduğunu bile bilmedikleri bir yazılı metnin geçerlik kazanması halinde sorunların çözüleceğine inandırılıyorlar. Mesela yapılan bir araştırmaya göre, toplumun yüzde 53,4’ü Kürt meselesinin, yüzde 40,7’si ekonomik durumun yeni bir anayasa yapılması halinde çözüleceğini düşünüyor... Bu kadar yüksek beklentiyi karşılayacak anayasayı nereden bulacağız?

Diyeceksiniz ki zaten anayasanın ruhu, asıl anlamı bu değil midir? Toplumun farklı kesimlerinin her birinin kendi çıkarlarını ve beklentilerini önceleyerek bir anayasa talebinde bulunması kadar normal bir şey olamaz. Önemli olan farklı beklentilerin hepsine olmasa da birçoğuna cevap verebilecek bir ortak noktada uzlaşmaya varabilmek. Evet, doğrusu bu; ama realite öyle olmuyor. Herkesin ve her kesimin kendi özel çıkar hesaplarının önceliği var. Bunlardan fedakârlık hiç kimse için kolay değil. Meselemiz bu…

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
KARAR OKURU 10 Ocak 2017 15:56
Önerilen Anayasa değişikliğinin istikrar getireceğini iddia ediyorlar. Davutoğlu'nun, yani Başbakanın bir gecede görevden alınabildiği bir ülkede zaten otoriter bir istikrar var demektir. Şu “yeni anayasa gelecek bütün dertler bitecek” hikayesi de bana (tersinden okursak) Haçlı Seferlerine zavallı köylüleri katılmaya ikna etmek için Kilisenin, daha doğrusu Papa Urban'ın korku salan söylevlerini hatırlatıyor: özetle, "Bu sefere katılanların günahları affedilecek, cennete gidecekler. Ama katılmayanlar kıyamet gününde bunun hesabını veremeyecekler." Sonuçta, Kudüs'teki Solomon Tapınağı'nın zemininin ayak bileklerine kadar kanla dolduğu yazılır. Bizim önümüze gelebilecek olan şey de “yeni anayasa" falan değil zaten. Olsa olsa nalıncı keseri! ANAR'ın anketi ne diyor: Toplumun yarısından fazlasının ne için oy vereceğinden zerre kadar haberi yok. İktidarın isteği de bu zaten. Meseleyi bir çeşit "Erdoğan'ı onaylıyor musunuz?" referandumuna dönüştürmek. Peki, "Anayasa değişince bütün dertler bitmezse" ne olacak? Birileri utanacak mı? Hiç sanmam, politikacıların utandığı pek görülmemiştir.
Tora Bora 10 Ocak 2017 15:14
Bürokrata-Askere-Teknokrata dayalı sistemin artık yavaş yavaş sonuna geliyoruz. Yeni anayasa halk tarafından kabül edilirse, seçilmişler atanmışları tümüyle kontrol ve denetim altına alacaklar ve böylelikle halkın siyasi iradesi daha geniş bir alana yayılacaktır. Başka bir husus ise seçilmişlerin (Başkan ve milletvekilleri) birbirini denetleme ve kontrol etmesidir. Bu da politik refleks ve dinamizm demektir. Eğer güçlerden biri ağır basarsa sistemde denge kaybolur. Yeni sistem bu yüzden gerekli ama yetersizdir. Eksiklerine rağmen sistem zaman içinde kendini test eder ve geliştirebilir. Böylece eski köhne ve hantal "bürokratik devlet" halkın iradesine ve dinamizmine yaslananak "politik devlete" doğru evrilebilir.
hasip 10 Ocak 2017 11:31
" İtaat et ,Rahat et" TC Atanmış Baş Bakanı Bin Ali YILDIRIM İnsan evladına tavsiye edilen en hakaretimiz tekliftir.Ama bunla şeref duyanlar var!! Vatandaş olarak Meşhur replik var KURTLAR VADİSİ dizisinde.. hatırlarsanız.!! .Fikret Beyin tetikçisi, sağ kolu ,unutkan İbrahim var.(Namı diğer ayı İbrahim) hep ona " DEMEDİ DEME İBRAHİM" Der.Uyarır. Bizde demedi deme kabilinden uyarıyoruz." Bu yol çıkmaz.Toplumu da Ülkeyi de çöküşe götürecek Başkanlık inadı.." Demedi demeyin ..
Rize 10 Ocak 2017 03:30
Bir yalnişlik var galiba bu yazı İbrahim kahvecininmi İbrahim kiras beyinmi galiba karıştırılmış
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN