Back To Top
‘Sosyolojik İslamcılık’ versus ‘Entelektüel İslamcılık’

‘Sosyolojik İslamcılık’ versus ‘Entelektüel İslamcılık’

- A +

İslamcılık akımı ondokuzuncu asrın son yarısında ve yirminci asrın ilk çeyreğinde özellikle aydınlar muhitinde etkili olmuş ama Cihan Harbi sonunda imparatorluğun dağılması neticesinde sahneden çekilmişti. Çünkü cumhuriyet rejiminin kuruluşunun ardından teşekkül eden yeni siyasi tabloda varlık sebebi büyük ölçüde ortadan kalkmıştı. Ne demek istediğimi açıklamak için herhalde İslamcılık fikriyatının aslî niteliklerinin neler olduğunu hatırlatmam gerekiyor:    

Bu akımın üç ana sütunu var. İslamcılıktan söz etmek için her üçünün de bir arada olması lazım. Sacayağı gibi. İlki öze dönüş fikri. İkincisi ittihad-ı İslam ve antiemperyalizm, üçüncüsü istibdatla mücadele...

Bu akımın mensupları Müslüman toplumlarda hâkim olan İslam anlayışının modernitenin ürettiği yeni sorunlara cevap veremeyişimizin temel sebebi olarak gördükleri için dinin tarih boyunca biriken bidat ve hurafelerden -daha doğrusu belirli zamanların şartlarına bağlı yorumlardan- arındırılarak “öze dönüş”ün gerçekleşmesini zorunlu saymışlardır. Bu sayede toplumun bütün kurumlarıyla birlikte modernleşmesinin -veya başka bir bakış açısıyla modernleşmenin etkilerine direnebilmesinin- mümkün olacağını düşünmüşlerdi.

Bu dönemin aydınlarının imparatorluk coğrafyası haricinde bugünkü anlamıyla bir İslam alemi tasavvuruna sahip olduklarını söylemek fazla doğru olmasa da İslamcılık fikriyatını oluşturan üç temel unsurdan biri de -aslında “ittihad-ı anasır” politikasının bir varyasyonu olan- “ittihad-ı İslam” idealidir ki buna bugünkü anlamıyla antiemperyalizm demek yanlış olmaz. Zira İslam yurtlarının büyük bölümünün işgal ve sömürü altında olduğu bir dönemde Müslümanları bu zilletten kurtarmak esas meseledir.

Öte yandan, Müslüman toplumların oligarşik nitelikli zorba yönetimlerin elinden kurtarılması da İslamcılık fikriyatının temel bileşenlerinden bir diğeri. “İstibdat karşıtlığı” diye tanımladığımız bu tutumun bugünün dünyasında “demokrat” kavramına denk geldiğini söylemek gerekir.

Cumhuriyet döneminde bu sacayağından ilk ikisi boşta kaldı. Çünkü yeni rejimin kurucuları toplumun modernleşmesi hedefini radikal bir laiklik/sekülerleşme politikasına bağlamışlardı. Ayrıca İslamcıların artık İkinci Meşrutiyet dönemindeki “iktidar ortağı” vasfı da kalmamıştı.

Bu dönemde dinin toplumsal görünürlüğüne yönelik baskılara karşı “kimliğin muhafazası” temelinde şekillenen ama özellikle “öze dönüş” fikrine mesafeli duran bir toplumsal tepki hareketi oluştu ki buna da İslamcılık adını verenler var. Kendi payıma ben bu toplumsal tepki dalgalanmasına -orijinal “Entelektüel İslamcılık” akımından ayırmak için- “popüler İslamcılık” demeyi tercih ediyorum. Daha ziyade püriten nitelikte diyebileceğimiz, toplumsal örfün ifadesi olan biçimsel ahlak kurallarını ve bir de kimlik hassasiyetlerini öne çıkaran bir İslam anlayışı…

1924’tan sonra “Entelektüel İslamcılık” kendisine bir hayat alanı bulamazken “Popüler İslamcılık” az çok ayakta kaldı. Çünkü etkinlik alanı camilerdi, evlerdi nihayetinde. Varlığı kitapla, dergiyle, gazeteyle kayıtlı değildi...

Çok partili dönemde “Entelektüel İslamcılık” kitaplarla, gazete ve dergilerle yeniden hayatiyet kazanma çabasına girişti ama varlığı yine sınırlı kaldı. “Popüler İslamcılık” ise bilhassa tarikat ve cemaat örgütlenmeleriyle gelişim gösterme imkânı buldu.

Ancak Türkiye’deki “Yeniden İslamlaşma” hareketine yön veren “Popüler İslamcılık”ın içinde merkezin tahakkümüne taşranın isyanı da var. Yani sınıfsal boyutu da var. Bu açıdan sosyolojik bir hareket.

1960’lardan sonra başlayan ve 1980’lerden itibaren önü alınmaz bir hızla toplumsal hayatı alt üst eden büyük iç göç ve kentleşmeyle birlikte tabiri caizse “Sosyolojik İslamcılık” halini alan bu sosyokültürel dalgalanmayı iyi analiz edemezsek bugünkü siyasi ve sosyal tabloyu anlamlandırmak da zor olur.

İşte bu ortamda “Sosyolojik İslamcılık” hareketinden bağımsız olarak “Entelektüel İslamcılık” adını verebileceğimiz bir yapının var olma imkanını tartışmak gerekiyor. Ve bu tartışmayı yapmak yalnızca “dindar/muhafazakâr” kalem erbabının görevi değil.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Ben 09 Eylül 2018 12:05
Popüler İslamcılık bir koldan mücahitlikten müteahhitliğe ve bir koldan da dava adamlığından belediyecilik ve devlet memurluğuna yükseldi. Entellektüel İslamcılık da malum çöktü çünkü 'bizim sizin aklınıza ihtiyacımız yok, kendi aklınızı kendinize saklayın' gibisinden sözlerle diskalifiye edildiler. İslamda devlet kilisedir zaten. O yüzden devlet ne derse o İslam'dır bundan sonra. Devlet dışında başka şeyler yazan çizen İslamcıya da lüzum yoktur.
Habib 06 Eylül 2018 15:48
Herkes bize hayranken nedir bu Latin rüzgarı? Ben anlamıyorum dolmamız var, baklavamız var, var oğlu var. Neden?!?
KARAR OKURU 06 Eylül 2018 14:17
Latince kökenli "versus" kelimesini kullanmaya gerek yok, 'Sosyolojik İslamcılık' karşısında 'Entelektüel İslamcılık' da yazılabilirdi. Zaten "versus" Latincede bu anlama gelir.
KARAR OKURU 06 Eylül 2018 13:37
islamiyette mezhep tartışmaları ve kavgaları bitmediği müddetçe müslümanlar huzur bulamaz..
ERKAN DOĞAN 06 Eylül 2018 12:54
Sayın Kiras Allah rahmet eylesin iyi adamdı ve entel islam. Sen galiba sokağa çıkmıyorsun. Cehalete bu kadar alkış tutulan başka bir dönem hatırlamıyorum. Herkes ektiğini biçer. Erdoğan ve onun arkasında saf tutan kimi iyi niyetli kimi çıkar beklentili bu topluluk rüzgarı ekti ve eninde sonunda fırtınasını biçecek. İslamcılığın entelektüeli Peygamberimiz zamanında kaldı. Gerisi kan ve gözyaşı. Artık muhafazakarın muhafazakar sorunu var.
Bora 06 Eylül 2018 11:53
Bahse konu;üç tip İslamcılık sosyolojik nedenleri ile takipçileri ile buluşmuştur.Buluşmuştur çünkü müslüman vicdanda kuvve halinde bulunan istidat tır.Marksizmden ödünç alınan, reaksiyoner ve tepkisel asabiyet dayalı bu düşünce İslamizm olarak maalesef inanılmaz potansiyel kaybına sebep olmuş, ne siyaset felsefesi ne iktisadi doktrin olarak ortaya asabiyetten başka bir şey koymamıştır
musto 06 Eylül 2018 02:30
Cemaat tarikat ve islamcı partilerde tamamen biat kültürü gelişmiş iki kelime konuşamıyor tartışamıyorsun akıl yok mantık yok din düşmanı olup çıkıyorsun eskiden ilahiyattan entellektüel akademisyen çıkardı onlarda sindirildi bana değmeyen bin yaşasın
KARAR OKURU 06 Eylül 2018 01:10
güzel yazı ibrahim bey.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN