Back To Top
AK Parti’nin koalisyon ortağı ile işi zor

AK Parti’nin koalisyon ortağı ile işi zor

- A +

Başlığa bakarak, ‘Memlekette koalisyon hükümeti kuruldu da bizim mi haberimiz olmadı’ diyebilirsiniz, elbette adı konulmuş bir koalisyon hükümeti yok. Ama memleket meseleleri konusunda AK Parti iktidarıyla birlikte hareket eden bir Milliyetçi Hareket Partisi var ve bu parti iktidarın fiili ortağı.

Ayrıca bir noktanın altını özellikle çizmek gerekiyor ki, bu adı konulmamış koalisyonda MHP azımsanmayacak bir yaptırım gücüne sahip. Ülkenin yönetim dizaynı ve dış politika hedeflerinin şekillenmesinden bürokratik yapılanmaya kadar her alanda ciddi bir etki gücünü elinde bulunduran MHP, şu günlerde özellikle dış politika söylemini biraz daha keskinleştirerek AK Parti iktidarını bölgede daha savaşçı bir adım atmaya zorluyor.

Malum Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetimi 25 Eylül’de bağımsızlık referandumu yapacak. İşte Türkiye açısından hem iç politikada, hem de dış politikada alarm zilleri çaldıran zorlu bir süreç. Bağımsızlık referandumu konusunda en azından resmi söylem bağlamında başta Türkiye olmak üzere, bölge ülkeleri, Amerika ve Avrupa dahil herkes negatif bir pozisyon almış durumda. Ayrıca uluslararası camianın, bir ülkenin fiili olarak bölünmesi karşısında başka bir tavır alması da beklenemezdi.

Ancak Kuzey Irak’taki gelişmelerin Türkiye siyasetinde oluşturduğu fotoğraf biraz sıkıntılı. Şöyle ki; hükümetin küçük ortağı MHP’nin genel başkanı Devlet Bahçeli Kuzey Irak referandumu konusunda öylesine cepheden bir saldırı başlattı ki, doğrusu bu tavrı ne diplomasi kuralları ne de siyasi üslup açısından izah etmek pek mümkün değil. Bahçeli’nin sözleri herkesin malumu: “Barzani’nin referandum hazırlığının karşısında yer alınmalıdır. Bu referandum Kürdistan provasıdır. Bu referandum Türkiye için gerekirse de savaş sebebi sayılmalıdır.”

Aslında bu ifadelerin fiili anlamda reel bir karşılığı yok. Açıkçası ‘gerçeklik duygusu’nu aşan bir hamaset diliyle karşı karşıyayız. Evet Türkiye açısından bu referanduma karşı olmak doğru bir tavırdır. Ancak hemen belirtmek gerekiyor ki, referanduma karşı olmakla savaş çığlıkları atmak aynı şey değil. Bir kere Türkiye açısından nasıl bir ‘savaş sebebi’ oluşuyor onu anlamak lazım. Kuzey Irak Türkiye’nin bir parçası değil ve bizden ayrılmak için de referandum yapmıyorlar. Bu durumun esas muhatabı Bağdat yönetimidir.

Nitekim Başbakan Binali Yıldırım, Bahçeli’nin savaşçı üslubuna karşı sakinleştirici bir dille önemli bir değerlendirmede bulundu: “Bir devlet bize kafa tutar, egemenlik haklarımıza karşı hareket içinde olursa bizim için savaş sebebidir. Ama burada Irak’ın parçası olan bir bölgesel yönetim var. Bu savaş nedeni olmaz.”

Türkiye’nin durup dururken neden bağımsız bir ülkenin içindeki gelişmeleri vesile ederek savaş açması gerekiyor doğrusu anlamak mümkün değil. Eğer amacımız Irak topraklarından bize yönelen teröre karşı tedbir almaksa, bunu her zaman yapabiliriz. Zaten şu anda da gerektiğinde Türk Silahlı Kuvvetleri sınır ötesi operasyonlar yapıyor.

Kaldı ki Irak Kürtleri, daha Saddam döneminde bile ‘otonom’ bir yapıyla yönetiliyordu. 1970 ve 1974’te Bağdat’la imzalanan otonomi anlaşmaları bunun en önemli göstergesidir. Unutmayalım, 2002 yılında kabul edilen yeni anayasa, Irak Kürtlerine kendi kaderini tayin etme hakkını vermektedir. 

Ayrıca Türkiye-Kuzey Irak ilişkileri Bahçeli’nin hamaset söylemiyle bir günde yıkılıp yok sayılacak bir ilişki de değildir. Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın resmi yazışmalarında bile ‘Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ olarak tarif edilen bir yapıdan bahsediyoruz. Bu yapının kendi ordusu, kendi para birimi, parlamentosu, merkez bankası var. Bu arada Türkiye ile Kürdistan bölgesel yönetimi arasındaki siyasi ve ticari ilişkiler en verimli dönemini yaşıyor.

Şimdi durup dururken ticari ilişkilerimizin en üst düzeyde devam ettiği, harıl harıl petrol sevkiyatının yapıldığı Kuzey Irak yönetimine karşı savaş mı ilan edeceğiz? Böyle bir çılgınlığın akıl ve mantıkla izahı yapılabilir mi? Ama eğer illa da başımızı belaya sokmak istiyorsak, Bahçeli’nin hamaset söylemiyle aşka gelip Irak’a savaş açabiliriz.

Bu tablo gösteriyor ki, AK Parti iktidarını önümüzdeki günlerde zor karar alma süreçleri bekliyor. Zira hem Kuzey Irak yönetimi ile ilişkileri rayından çıkarmadan sürdürmek, hem de Bahçeli’yi memnun etmek hiç kolay olmayacak.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
KARAR OKURU 28 Ağustos 2017 19:49
endişe etmeyin sayın ocaktan. hem bakın tek adam eleştirilerinizin haksız olduğu ortaya çıktı. ne güzel muhalefetin iki numarası iktidara katkı veriyor. yönetime ortak oluyor. demokrasi tabana yayılıyor. bahçelinin savaş nedeni sayılmalı açıklamasına katılmasam da adam muhalefet, iktidarı da sıkıştıracak görüşünü de söyleyecek. cevabını da alacak. bunlar normal. normal olmayan sizin bunu erdoğana, iktidara muhalefet için malzeme yapmanız. üstelik bahçeliyi eleştiriyorum görüntüsü altında, yine dolaylı ve kaçamak, doğrudan iktidarın merkezine hedef almayan, bir içerik ve üslupla yapıyorsunuz bunu. bahçeli yerine tabii kılıçdaroğlunun (koalisyon arayışlarında olduğu gibi) iktidara ortak olmasını mı savunurdunuz yoksa. hadi içinizden geçeni yazın.
KIZILELMA GÖNÜLLÜSÜ 28 Ağustos 2017 17:19
sayın vekil, siz ülkede kargaşa çıksın istiyor gibisiniz.. ve MHP ile ilişkiler pamuk ipliğine bağlı ima'sı yapıyorsunuz.. hatta bu söyleminiz, bozun milli konulardaki mutabakatı tek kalın ve MHP'!yi dışlayın da okunabilir. siz hem akp vekili olacaksınız, ve gördüğüm kadarıyla akp den kopmuşluğunuzda yok (BEN ÖYLE BİLİYORUM) lakin.. fetö cüler gibi kelâm ediyorsunuz.. hayırlara vesile olur inş'ALLAH(c.c.)
ramazan koç kayseri. 28 Ağustos 2017 17:14
hiç unutmam özalın bir top yanlışla düsse ne olur demişti rahmetli türkeş ben er olarak hazırım ıraka girmeye demişti senin kafadakiler karşı idi o gün orayı halltsek şimdi her taraftan horozlanmalar olmazdı ağlanacak halimiz var 70 yaşındayım takip ediyorum.
N.C 28 Ağustos 2017 16:41
«Kuzey Irak Türkiye’nin bir parçası değil ve bizden ayrılmak için de referandum yapmıyorlar. Bu durumun esas muhatabı Bağdat yönetimidir.» ifadeniz tarihi haklar bakımından şuursuzluk işaretidir. Ankara, farklı tarihsel bağlamlarda Osmanlı Devleti’nin eski toprakları üzerindeki hükümranlık değişimleriyle yüzleşti. Böylesi dönemlerde, söz konusu coğrafyaların elden çıkışları esnasında imzalanan anlaşmalardaki hükümlerin yeniden değerlendirilmesine dayanan tarihi haklara dair iddialar da kamuoyunun gündemine taşındı, yine taşınabilir. Hariciyemizin bu türden tezlere milletleratası camia önünde resmen başvurduğu en önemli misal Kıbrıs meselesidir. 1955'te Londra Konferansı’nda, Türk Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, Kıbrıs’la ilişkimizi kesen uluslararası anlaşmaların ilgili hükümlerini yorumlayarak İngilizlerin çekilmesi durumunda Ada’nın tamamının Türkiye’ye iadesini talep etmişti. Şimdi, Irak Devleti’nin eski Musul vilayetimiz üzerindeki hakimiyetinin ortadan kalkacağı bir durumda, Irak’la bugünkü sınırımızı çizen Milletler Cemiyeti’ndeki maceramız da ister istemez yeniden hatırlanmalıdır. Bunlardan biri ve en önemlisi 1925’te Musul’da incelemeler yapan Milletler Cemiyeti Komisyonu'na ait rapordur. Bu raporda Türkiye’nin tarihi haklar tezini destekleyen pek çok husus vardır. Mesela bölgede Türk varlığı ve Türkiye taraftarlığı kadar önemli tespittir. Hatta netice olarak üç seçeneğin ikisinde ise Musul’un Türkiye’ye bırakılması teklif edilmektedir. Bunlardan biri, Musul vilayetini kapsayan tartışmalı toprakların bütün halinde, diğeri de Küçük Zap’ın kuzeyindeki arazinin Musul ve Erbil’i kapsayacak şekilde Türkiye’ye iadesini içeren tavsiyelerdir. Devlet Bahçeli'nin sevimsizliği, AK Parti'yi yoldan çıkaran milliyetçiliğe yutulması imiş gibi bir varsayımla yanyana gelince psikolojik havayı arkanıza almış olabilirsiniz. Şunu da söyleyeyim. Esat bize savaş ilan etmemiş idi, ancak neler oldu ve neler yazdınız unuttunuz mu? Üstelik yukarıda yazdığım türden bir tarihsel arka plana dayanmaksızın, Mısır-Suriye-Türkiye üçgeninde ideolojik tahkimat uğruna tarumar olduk. Başka başarısızlık ve sevimsizlik ile yazınızın konusunu karıştırmışsınız. Sanki önermenin bir tarafı diğerini kaçınılmaz kılıyor gibi. Devlet Bahçeli'nin çıkışını anlamak ve yüksek hassasiyete yön veren tarihsel çerçeveyi göz ardı etmemek mümkün. Bu arada milliyetçilik ve otoriterlik arasında kaçınılmaz ve kopmaz sıkı bağ üzerinden bugün dahilde yaşananların ceremesini sakın milliyetçiliğe, milliyetçilere yıkmayın. Milliyetçilik başka türlü de mümkün ve zaten milliyetçiler de rüştünü 16 Haziran'da ispat etti. Vebali bugünkü Türkiyenin nimetinden yararlananlara yıkmanızı tavsiye ederim. Belki yazı dışına çıkan boyutları da ifade ettim ama Akşener'e destek veren biri olarak demokratik vasat konusunda aksayan iktidarı Bahçeliye bağlamak, asıl özneyi gözden kaçırmaktır. O özne savaş sebebi ifadesini reddettiği gibi Bahçelinin varsa başka taleplerini de reddedebilir. Savaş çığırtkanlığı ve ipleri eline almış Bahçeli profili olsa olsa iktidarın otoriterliğine günah keçisi göstermektir. Ayrıca Kuzey Irak konusunda da Bahçeli'ye vurarak ifade etmek istedikleriniz özünde gayri milli savruluştur. Belki de Bahçeli, Yıldırım arasında doğmuş hazır farktan sizin takımı kurtarma arzunuz zihninizi gayri milli noktaya savrulma pahasına seferber etmenize yol açmıştır. Kimbilir... Akşener takımı otoriterleme eleştirinin birinci muhatabını ıskalamaz hem de hariçte millilikten taviz vermez. Buna emin olabilirsiniz
KARAR OKURU 28 Ağustos 2017 15:56
Farkında olan var mı bilmiyorum ama hükümet Suriye konusunda 180 derecelik bir dönüş yaptı. İran Gen. Kurmay Başkanı, Ankara ziyaretini tamamlayıp ülkesine dönünce şöyle bir açıklama yaptı: "Suriye'nin kuzeyinin tekrar Suriye rejiminin kontrolüne girmesinin sağlanması konusunda Türkiye ile uzlaştık." Haydaaa!!! Biz düne kadar "Suriye rejimi de, katil Esad da gidecek, başka yolu yok" diye bağırmıyor muyduk? Şimdi niye Esad'ın müttefikleri ile ve dolayısıyla da Esad ile kol kola yürümeye başladık. Niye şimdi "Esad Suriye'nin kuzeyini de yönetsin" diyoruz? Esad tövbe mi etti, bize "haklıydınız, ben katilim, eşeklik de ettim" mi dedi?
Hende Sine 28 Ağustos 2017 14:51
AK Parti-CHP ortaklığı bir ihtimal ülkede tek toplum olarak barış içinde yaşayabilmek adına önemli kazanımlar sağlayabilirdi. AKP-HDP ortaklığı, kürt fobisinin yenilmesi ve orta doğuda esnek politikalar izlemeyi mümkün hale getirebilirdi. Ancak AKP-MHP ortaklığının ülkeye nasıl bir faydası olacağını pek anlayamıyoruz. Muhtemelen Erdoğan 2019 seçimlerinde sağ seçmeni bir arada tutabilmek için Bahçeli’nin bu enteresan!!! söylemlerine ve çıkışlarına şimdilik tahammül ediyor. Siyaset böyle bir şey herhalde…
SD 28 Ağustos 2017 21:19
0
AK Parti ile MHP'nin ortaklığı, kanımca ülkeye fayda getirmekten çok kendilerine fayda getiriyor. "Görünmez" bir el Bahçeli'yi kongreye gitmekten kurtardı. Sonra, 2015'te "Partili cumhurbaşkanlığına evet dediğimizi iddia eden soysuzlar var" diye kükreyen Bahçeli, ne olduysa o ara, partili cumhurbaşkanlığına birden bire "evet" deyiverdi. Evet, siyaset öyle bir şey! Tuğrul Türkeş'in AK Parti'de Başbakan Yardımcısı iken o sözünü yeniden hatırlayalım: "Her ne kadar 'önce ülkem, sonra partim, sonra ben' dense de, ben bunun böyle olmadığını biliyorum".
aslında ne oluyor... 28 Ağustos 2017 13:36
sayın bahçeli akp den bir adım önde hareket etmeye devam ediyor.mhp nin zayıfladığını zaten önceden görüyor,ne olursa olsun partide tek ses ben olmalıyım diyor ve başka bir sağ partinin güçlü olarak ortaya çıkması ile oy kaybının olacağıda bu hesaba dahil. artık akp içindeki milliyetçi oylara şiddetle ihtiyaç var ve bu oylar için savaş söylemleri geliştiriyor...böylece, iktidarın aslında payandası falan değil,kendi partisine ve kadrolaşmasına engel olunmadan cumhurbaşkanlığı sisteminde ,esas söz sahibi konumuna gelmesini bekliyor.... satranç böyle oynanır diyor, aynı 1998 koalisyonunu kurdurup kendi isteğiyle dağıtması gibi, aynı 7 haziranda kendi isteğiyle koalisyon kurdurmaması gibi, aynı kendi oylarıyla sayın erdoğanı c.b. yapması gibi...bu sefer yanılıyor olabilir mi, bakalım, bekleyip görürüz...
Denizci Alperen 28 Ağustos 2017 12:52
Büyük Birlik Partisinin ana kuruluş amacı tam işte buydu amma kimseye anlatamadık . Bölgede İsrailin amacına hizmet bir kürt devletçiği tüm bölge ülkelerinin ama enfazla da Kürtlerin istismar edileceği bir yapı olacağını Şehid Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları daha o zaman haykırmışlardı ; gelinen nokta ortada şimdi zırıl zırıl ağlıyorlar. Amma bu sonucun iki anlamı var 1- Bugün ağlayanlar dün böyle bir neticeyi öngöremiyorlardı 2- Bile bile Bop ayağının tamamlanması açısından ağlar ve karşı çıkar gibi gözüküyorlardı amma zımmen destek veriyorlardı.
VATANDAS 28 Ağustos 2017 12:41
Kendi ordusu,merkez bankası,para birimi,parlemantosu varsa niye bağımsızlık için referandum yapıyor?Hatta iktidara göre bayrağı bile var.
d 28 Ağustos 2017 12:29
Zaten akp,mhp,bbp ortak değil mi.Bundan sonra ortak olmadan seçim kazanmak imkansız.Sağda güçlü bir parti daha çıkarsa işler zor
Tuna 28 Ağustos 2017 10:06
Akp'nnin son 2 yıldır soylemlerinin mhp'den bir farkı kalmadı. Bu nedenle mhp aradaki farkı açmak için ultra milliyetcilige başladı. Sonuçta önümüzdeki yillarda ülke giderek artan dozda milliyetçilige maruz kalacak...
Deniz 28 Ağustos 2017 08:08
Sayın yazar hem Bahçeli hem de Binali yanlış adamlar vesselam.İkisi de dış politikanın Da dinden zerre kadar anlamıyorlar. Türkiye Kuzey Irak konusunda taa baştan yanlış düğme ilikledi aynı hatayı Kuzey Suriye'de de yapıyor.Dünya yedi sekiz tane Türk devleti bir kaç tane otonom Türk yapısı var.Pek âlâ Kuzey Kürdistan Federal Devleti,Kuzey Suriye Federasyonu olabilirdi.27 milyon Irak içinde 3 milyon Türkmen varlığı yerine 10 milyon Kuzey Irak içinde 3 milyon Türkmen varlığı tercih edilebilinirdi. Aynı durum Kuzey Suriye'de de geçerli.İleri de sen de onun iç işlerinde etkili olurdun.Ha Türkiye Kürtleri ayaklanır da diye bilirsin.Sen yıllarca Türk varlığını ülkemde ve bölgede azaltırsan ve bil bölgeyi etnik bir yapıya teslim edersen olacağı budur.Urfa,Van,Bitlis,Muş gibi yerlerde bile Özbek öz Türkmen aşiretleri Kürtleşirken düşünülmeliydi.1927 Nüfus sayımında 11 milyonun üzerinde ben Türk' ün 1.8 milyon ben Kürdün diyen Türkiye'nin de nüfus özellikle doğu ve güneydoğu da Kürtlerin lehine artmıştır.Oysa ki pek âlâ dünyada tütsü yuvasını bir çok Türk akıllı bir iskan politikası ile bölge Kürtlere teslim edilmezdi. 1959 de Diyarbakır merkez nüfusunun neredeyse ise yüzde ellisi Türk iken bu gün parmakla sayılıyor.
evin 28 Ağustos 2017 07:00
devlet bey 20 yıldır neredeymiş? bu referandum sürecine 1 gecede gelinmedi herhalde...20 senedir olanları görmemezlikten gel, şimdi de savaş falan diye olmayacağını kendinin de bildiği şeyler söyle...maksat mhp tabanının gazı alınsın...
KARAR OKURU 28 Ağustos 2017 10:30
3
20 yıl önce hükümet ortağı falandı sonra o koalisyon çöktü az daha ülkede de çöküyordu amerigadan kemal dervişi getirttiler ekonomiyi düzeltsin diye bilmem hatırlıyormusunuz ...
KARAR OKURU 28 Ağustos 2017 05:33
Niye Mehmet bey ..Esat bize savaş mi açmıştı.Milyonlarca insanı perişan ettik.Ülkemizin güvenliği tehdit altında. Ekonomi Borsacılık ile dönüyor.
KARAR OKURU 28 Ağustos 2017 10:36
10
''Milyonlarca insanı perişan ettik'' ,3 milyon suriyeliye kucak açan bir ülkeye ki kendi ülkeniz bu yakıştırmanıza bakın, ne kadar ayıp.amerika, rusya ,iran ve avusturalya dahil 40 yakın ülkenin askeri ırak , suriye topraklarına konuşlanmış haldeler sizce o kadar uzaktan buralara niye geldiler demokrasi insan hakları savunuculuğu içinmi...
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN