Back To Top
Halkın iradesi adaletin üzerinde olamaz

Halkın iradesi adaletin üzerinde olamaz

- A +

Demokratik sistemlerde halkın iradesi esastır ve ülkeyi de seçilmişler yönetir. Daha açık bir ifadeyle söylemek gerekirse, demokrasinin minimum kuralı seçimdir. Ama demokrasi sadece seçimden ibaret de değildir. Eğer seçilmişleri sınırlayan, denetleyen ve dengeleyen mekanizmalar olmazsa seçilmiş iktidarlar, yani demokratik sistem çok rahatlıkla çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği otoriter bir yönetim aygıtına dönüşebilir.

***

Liberal demokrasinin ilk şartı serbest ve adil seçim olmakla birlikte, aynı zamanda kuvvetler ayrılığını, ifade, örgütlenme, din, mülkiyet haklarının devlet tarafından korunmasını ve bütün bunların sağlanabilmesi için de hukukun üstünlüğüne dayanan anayasal bir sisteme ihtiyaç vardır.

Demokrasilerde hiç kuşkusuz halkın iradesi önemlidir, ama bu seçilmişlerin sonsuz egemenliğini sağlayacak sınırsız bir irade olamaz. İşte bu noktada, demokrasilerin otoriterleşmesini önleyecek tek şey adalet ilkesidir, hukukun üstünlüğüdür.

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ifadesi milli iradeyi yansıtmakla birlikte, halkın temsili olarak yaptığı her halükarda doğru olacağı anlamına gelmez. Ve mutlaka adalet ilkesiyle sınırlandırılması gerekir. Mesela temel hak ve özgürlüklerin kaldırılması halkın egemenliğine emanet edilemez. Eğer halkın egemenliği insan onurunu zedeleyen bir tasarrufta bulunuyorsa, bunu engelleyecek tek güç adalettir.

Son yıllarda Polonya ve Macaristan örneklerinde olduğu gibi popülist liderler liberal demokrasiyi kıyısından köşesinden delmeye çalışarak Batı’da otoriter rüzgarlar estirseler de, her şeye rağmen hukukun üstünlüğüne dayalı, kuvvetler ayrılığı ile tahkim edilmiş bir demokratik sistem insanlık için önemini korumaya devam etmektedir.

İster seküler dünyanın penceresinden, isterse İslam düşüncesi açısından bakalım, insanlık var oldukça adalete olan ihtiyaç hep var olacaktır. Bu konuda Doç. Dr. Mustafa Çevik’in Mana yayınlarından çıkan “Müslümanca demokrasi-bir adalet teorisi-“ kitabında dikkat çekici tespitler var. Allah’ın insanlara adaletle muamele etmeye söz verdiğini kaydeden Çevik şöyle bir tespitte bulunuyor: “Allah bir anlamda insanlarla adalet konusunda anlaşma yapıyor. Adalet vaadi bir anlaşmadır. Anlaşma kendisinin dışında bir otoritenin varlığını kabul etmektir. Oysa Allah dışında bir otorite ontolojik anlamda şirk sayılır İslam inancında. Ancak bu kul için böyledir. Kul bir kişinin kölesi/kulu olur. Birden fazla varlığa kul olmayı kabul etmek ve onu rab kabul etmek şirktir. Ancak Allah kendisi anlaşma yaparak yani vaat ederek kendisinin karşısına bir taraf koymuştur. Adalet ilkesi Allah için bu kadar önemlidir.”

***

Allah’ın adalet sıfatının tecellisi için sonsuz gücünü sınırladığının altını çizen Doç. Dr. Çevik Allah bile otoritesini ve gücünü isteyerek sınırlandırırken, kurumların ve zümrelerin sınırsız yetkiye sahip olamayacaklarını kaydediyor.

Aslında bütün bunları söylerken, demokrasiye illa da ilahi bir temel aramak niyetinde filan değilim, ayrıca buna ihtiyaç da yok. Çünkü insanlığa rahmet olarak gönderilen İslam, hayatımızı tanzim için temel doğruları belirlemiş ve nasıl bir yönetim modeliyle idare edileceğimiz konusunu tamamen beşeri iradeye bırakmıştır. İşin özeti, İslam kesinlikle siyasi bir rejim dayatmamıştır.

İnsanlar ister krallığı, ister saltanatı, isterse demokrasiyi seçer. Din için önemli olan adalettir, adaletin gerçekleşmesidir. Dolayısıyla insanlar ekonomik ve teknolojik faaliyetlerini yürütmek, yönetim aygıtlarını oluşturmak için yeni yasalar ve kurallar geliştirebilirler, hayatı daha yaşanır kılabilmek için yeni icatlar da yapabilirler. En önemlisi de insanların bütün bunları Allah’ın verdiği akıl ve iradeyle gerçekleştiriyor olmalarıdır. Hiç kuşkusuz bu insani faaliyetlerin gerçekleştirilmesinde dinin en temel önerisi hakka ve hukuka riayettir.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
ramazan gün 14 Eylül 2017 22:02
bakınız bu iş 'nasıl bişeye' benziyor?... öklid diye bir adamcağız var; akıllı zeki vs... dış dünyada varlıkların 'ideal formları' (aslında zihinsel temsilleri, zira dış dünyada 'mükemmel bir üçgen' asla mevcut değildir derler) olarak, geometrik şekiller üzerine düşünüyor ve ÖZE ULAŞMAYA ÇALIŞIYOR... sonra... bir kaç temel postula (her halukarda reddedemeyeceğimizi düşündüğümüz, apaçık-bedihi) tespit ettiğini düşünüyor: işte 'bir doğruya dışındaki bilmem neden yalnız bir paralel çizilebilir' filan gibi şeyler... bunun üzerine de bir GEOMETRİ DÜNYASI inşa ediyor; öklid geometrisi!... yaklaşık 2000 yıl kadar herşey yolunda... KİMSENİN AKLINA BAŞKA BİR BİÇİMDE DÜŞÜNMEK GELMİYOR... sonra gaus denen bir adam çıkıyor ve bunu kurcalamaya başlıyor; o beceremiyor ama ondan aldığı sufle ile talebesi reiman, aslında bu postulaların BELLİ ŞARTLAR GEREKTİRDİĞİNİ (o kadar da 'evrensel' olmadıklarını), diğer başka şartlar altında pek de CARİ OLAMAYACAKLARINI farkediyor ve kendi geometrisini kuruyor; reiman geometrisi... iki geometri de kendi içlerinde tutarlılar... öklid geometrisi ile yapılan köprü ve binalar taş gibi ayakta, reiman geometrisi aynştayn abimize hem ilham ve hem de işlem kolaylığı sağlıyor... ikisi de dünyayı-kainatı izahta başarılılar... AMA DAİMA KENDİ İÇLERİNDE VE HER BİRİ KENDİ POSTULALARINA SADIK KALDIKLARI SÜRECE!... aynı dünyaya hitap etmelerine rağmen ARALARINDA BİR ENGEL VAR; BİRBİRLERİNE KARIŞAMIYORLAR!... reimanı öklidden ayıran şey SADECE BAŞLANGIÇ POSTULALARI; geri kalan süreç aşağı yukarı aynı işliyor... işte batı ile doğu arasındaki fark buna benziyor... biz ne kadar, 'her ikisi de üçgen, kare, çok yüzlüden bahsediyor' desek de, ikisinin üçgeni de birbirinin AYNI DEĞİL!... bu nasıl iştir?... bilemem, bilmiyorum ama böyle... hal böyle olunca; islamda gördüğümüz -mesela şura- gibi bir bahsi batıdaki demokrasiye benzerliği sebebiyle 'islamda demokrasi-islami demokrasi' gibi tanımlara zorlamak nasıl mümkün olacak?... ikisi de üçgen; evet ama, hem başlangıç postulaları FARKLI ve hem de nihayetinde bu üçgenlerin İÇ AÇILARI birbirini tutmuyor!... onların adaletten anladıkları farklı bizim farklı; eşitlikle, denklik arasında fark var...
KARAR OKURU 15 Eylül 2017 21:55
0
Müslümanlara "kral çıplak" demek yasak. Kendilerini, demokrasi ile ifade etme çabaları bundandır.
ramazan gün 16 Eylül 2017 10:42
0
'aynen'; basit ve sade...
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 16:50
Türkçe bilen ama bu dünyalı olmayan biri sadece buradaki bazı yorumları okusa, halkın iradesi ile seçilerek devleti yönetme şekline faşizm, seçilmiş yönetimi kendi birey iradesi ile devirmeyi demokrasi sanacak...
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 02:49
Hiç kimse yaşadığı günlerden uzak bir demokrasi tartışması yapmamıştır. Buna lüzum da yoktur. Burada yapılan da odur. Halkın iradesi "Erdoğan" demeden önce kutsaldı. Erdoğan diyenden beri tu, kaka. Yani halkın iradesi kafamızla örtüşmek zorunda. Çünkü tek layüsel kendi kafamızdır, diyen bir zihniyet var. Eh öyle bir kafayla, demokrasi nasıl yan yana gelecek... İktidar önemli bir kamu binası için üç beş ağaç sökecek, "Sökemezsin". - "Niçin?" -"Yeşili yok ettirmem." - "Peki onların yerine yüz katını dikeceğim." -" Olmaz." - "Niçin?" -"Benim düşüncem layüsel" - "Sökersem ne olur" - "Vandallık yaparım" - "E, sabrın da bir sonu vardır. Benim ki de kafa, benimki de aha şimdi layüsel oldu. Ne olacak şimdi?" Pataküt... Sonra... -"Sonrası yok, şimdi tamam olduk." -" Nasıl yani?" -" Maksat, sosyal hayvanlık yapmaktı..."
KARAR OKURU 15 Eylül 2017 21:23
0
19:19, Aynı şeyi tekrar ediyorsun. Oysa söylediklerim anlaşılabilir şeyler. Farklı düşünüyoruz. Aynı düşünmek zorunda değiliz. Halkı bir araya getiren ve bir arada tutan çok farklı sebepler var. Bütün bireylerin kabul ettiği bir toplumsal sözleşme olsa zaten seçimlere gerek olmaz. Seküler dünyada, güçlüler kuralları koyuyor, iyi niyetli hümanistler de bunu toplumsal sözleşme sanıyor. Buna en açık misal, Cumhuriyet kurulurken yaşananlardır. Atatürk ilkeleri olarak dayatılan, biraz da vandallıkla uygulanan ve toplumda büyük travmalara sebep olan seküler kurallar, o toplumun hangi kesimini temsil ediyordu. Oysa o toplum, dinlerinin verdiği hürriyetle cumhuriyeti hiç zorlanmadan kabul etmişti. Çarpıklık çok, hikaye uzun, burada noktalayalım. Bir birimizi ikna etmek şart değil, konuşabiliyor olmak kafi.
İslamcılar halkın (beşerin) iradesine uzun süre karşı çıktı. Sonunda tam ikna oldular, bu sefer sekülerler karşı çıkıyor... Eskiler, akıllar nazar olmaz derlerdi. Çünkü kimse kimsenin aklını beğenmezmiş... İşin sonu "layüsel irade"ye doğru gidiyor. Hadi hayırlısı... Allah'ın hikmetinden sual olunmaz...
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 14:27
0
Yahu halk ile fert aynı şey değil. Daha nasıl anlatacağız. Halkın iradesi yok. Fertin iradesi var. Halkın iradesinin alternatifi Allah'ın iradesi değil.
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 15:57
2
14:27, Halk dediğin maymunlardan oluşmuyor. Fertlerden oluşuyor. Fertler, ülke yönetimi hakkında farklı düşüncelere sahiptirler. Bu farklılardan her biri için, fertler tarafını belirler. Hangi taraf daha çok ise yönetim ona teslim edilir. Bu iş için oy birliği değil, oy çokluğu şartı aranır. Siyaset bilimciler, şimdilik bundan daha iyisi yok, diyor... Olsa dükkanı verecekler... Belli ki, halkın iradesinin çoğunluğu bu sefer senin düşündüğün gibi çıkmadı. Bunu hazmetmekte zorlanıyorsun. Ferdin iradesi ile halkın iradesi ihtilafı üzerinden demokratik bir neticeye ..ok atmaya çalışıyorsun. Kendini yorarsın. Halkın yanlış düşündüğünü sanıyorsan, siyasi yollardan çalışacaksın. Kendi iradenin halk tarafından benimsenmesine gayret edeceksin. Küstüm oynamıyorum numarasını kimse yutmaz. Ya da, "Raptiye Rap Rap" duasıyla halkın iradesine el koyma devri çoktan bitti, ona hiç heves etme... 15 Temmuz'da gördün, halkın iradesi artık postu kaptırmıyor..." Raptiye Rap Rap"çıların aklını başından alıyor... Fertlerin iradelerinin beyanı olan halkın iradesi aynı aklın ürünüdür. Bundan sona ya buna teslim olacaksın, ya Allah'ın iradesine... Onun için sen ye iç Tayyip'e şükret. Bırakıp giderse, öbürü gelecek... Not: Bu tahlili de yedi düveli gezsen bulmazsın, kıymetini iyi bili :)
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 19:19
0
15:57, bir daha anlatayım: halk fertlerden oluşuyor. Mistik bir şey değil. Fertlerin bir araya gelip halk olması için kendi iradeleri ile bunu istemeleri lazım. Gökten zembille inmiyor yani "halk". Bireyler de belli koşullar altında bir arada yaşamayı kabul ediyor. Buna toplumsal sözleşme deniyor. Seçimle verilen vekalet, mutlak bir yetki değil. Seçilen yönetici toplumsal sözleşmeye uymalı çünkü uymazsa birey halk olabilmek için devrettiği iradesini geri alır. Kim kendini ait hissetmediği bir toplumda yaşar? İradesine ipotek koyar? Bunlar basit kavramlar. Daha hala anlamadı isen yapacak bir şey yok. İstediğine inan. Diğer yazdıklarının benim söylediklerim ile ilgisi yok. Şahsi hezeyanların. Üstüme alınmadım.
og 14 Eylül 2017 00:37
Myanmar hükümeti de halkın iradesi ile başa geçmiş bir yönetim ve Arakanlı müslümanlara yaptıkları herkesin malumu. Halkın iradesi en üstün diyenler buna ne diyecekler. Adalet duygusunu yitirmiş bir halk iradesi bence en altın da altındadır.
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 01:13
3
Halkın iradesi, bireyin iradesi, yani beşerin iradesi safsata imiş... Geriye tek irade kaldı, aklı olan anlar!.. Tartışma öyle bir yere gitti ki, sekülerler kendi kuyusunu kazdı...
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 08:05
0
Halkın iradesi (kolektif irade yani) safsata. Bireyin iradesi gerçek. Halk ve birey aynı şey değil. Bunlar hep K-12 eğitiminde Türkçe (kavramsallaştırma, ifade, anlama) ve matematik (disiplinli düşünme aracılığı ile mantık zinciri kurabilme) öğretemiyor olmamızdan.
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 00:10
Mehmet bey tebrikler evrensel bir demokrasıanlayışınızdan dolayı yazınız gerçekten güzel hatta biraz pozitif şaşırdım muhafazakar bir kişiden böyle anlamlı bir makaleyi beklemiyordum tebrikler elinize sağlık
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 00:01
kol saati’ ile sembolize olan yolsuzluk dosyalarını, bu ‘milli mesele’ ile içimize sindirmemizin istenmesi içimize sinmiyor. ‘çağlayan'ın yükü’nü taşımanın ve tüm siyasi harekete taşıtmanın nasıl bir gerekçesi olabilir ki?
Tosun 14 Eylül 2017 00:00
Halkın iradesinin akp nezlinde bir kol saati kadar değeri yoktur. Akp battı batacağı kadar
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 22:38
Rahmetli bir iş adamı demokrasi nedir diye sormuş çoğunluk rejimidir diyenlere "Demokrasi çoğunluk içindeki azınlığın haklarını da eşit oranda savunabilmektir" demişti.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 22:24
Yahu siz niye bu kadar karın ağrısı çekip kendinize zulm ediyorsunuz ki çıkartın gazınızı rahatlayın. Yaptığınız eleştiri değil çok sinsi bir muhalefet. Bütün bir gazete olarak
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 21:43
Yorumcu bazı arkadaşlar demokrasiyi, seçim sistemiyle alakası olmayan, her derde deva ama her rejimle fingirdeşmeye müsait, mahallenin fettan güzeli sanıyor. Eğer öyle ise vah vah. O zaman bu fettan bu güzel mahallenin omuzu düşük magandalarının kapatması olur. Ona gönülden bağlı ve meşru yollarla sahip olmak isteyen iyi aile çocuklarının hevesi ise platonik aşktan öte gitmez...
ramazan gün 13 Eylül 2017 19:47
'Eğer seçilmişleri sınırlayan, denetleyen ve dengeleyen mekanizmalar olmazsa seçilmiş iktidarlar, yani demokratik sistem çok rahatlıkla Eğer seçilmişleri sınırlayan, denetleyen ve dengeleyen mekanizmalar olmazsa seçilmiş iktidarlar, yani demokratik sistem çok rahatlıkla çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği otoriter bir yönetim aygıtına dönüşebilir.... demokrasi hiçbir zaman çoğunluğun idaresi olmamıştır; neticede pratik olarak uygulanabilir hali 'temsili demokrasi' olduğuna ve bunun da, 'temsil şartları, liyakatları, neden bu adamların değil de şunların ARASINDAN temsilcileri belirlemek gerektiği' vb hususla beraber ayrıca cevaplanmalıdır... yani 'halk iradesi' (bak bu da sorunlu bir kavram; atomize bir çoğunluğa 'irade' atfetmek diyorum, bunu aşmak için 'millet iradesi' kavramı üretilmiş ve adına 'millet' denilen sujeye bir şahsiyet atfedilerek bu açmazdan çıkılmak istenmiştir... üstelik 'halkın iradesi' kavramı kamil manasıyla ilk defa, bolşevik ihtilali taraflılarınca ortaya atılmış ve çara suikast düzenleyen örgütün ismi de 'halkın iradesi' idi yanlış hatırlamıyorsam... ama uzun hikaye) belli bir zümreye 'devrediliyor'; buna da temsil deniyor... monarşide de krala devredilmiş ve temsilini kralda bulmuş oluyor... yani, o da temsil... 'riza' meselesini masaya getirirsen, başta söylediğim gibi; neden temsil hakkımı şu adamlar yerine önüme koyulan belli miktar bu adamlar arasından yapmaya mecburum?.. yani bu durumda da 'rızam' pek de teşekkül etmiş olmuyor... neyse.. bu kısım da önemli değil diyelim... tırnak içine aldığım cümlelerinizin asıl sebebi:' seçilmişleri sınırlayan, denetleyen, dengeleyen mekanizmalar'... (böyle ayırınca zaten hemen anlaşıldı değil mi; aksini söylemek zekanıza hakaret olur ki; bunu yapmak istemem) bu mekanizmalar KİM TARAFINDAN VE NEYE DAYANARAK oluşturulacak?.. herşeyden önce HAKLILIKLARINI VE MEŞRUİYETLERİNİ NEREDEN ALACAKLAR?.. (bu bahsin, yukarıda 'demokrasinin tazammumunda bulunduğunu' iddia ettiğiniz 'mülkiyet' meselesi ile aynı dinamikleri haiz olduğu ve bahsin çözümünün, her iki mevzununda kendine has hususlarını ayrı tutmak şartıyla aynı prensiplere dayandığını, ve bir felsefi disiplin, -eğer tutarlı ise- birini nasıl çözüyorsa diğerinide aynı temel üzerinden çözdüğünü görmemiz gerek...) bir sonraki paragrafta yaptığınız 'anayasa' göndermesi buna cevap olmayıp, 'erteleme' olmaktadır; zira bu durumda soru bir anayasa meşruiyetini ve haklılığını nereden alır şekline döner ve aynıyle durur... sonra... bunu, yani meşruiyeti vb, 'halktan alır tabikide' derseniz (halk iradesinin kendi sorunları ayrı bahis) o durumda iktdar olmak diğer mekanizmaları da tabi olarak içerir ve 'dilediği gibi yapmasında neden bir beis görülsün ki; hem sadeleşmiş de olur' denilebilir... yok halka dayanmayan bir yol teklif edecekseniz (evrensel bilmem ne demeyiniz; ziraevrensel insan hakları beyannamesine temel teşkil eden amerikan bağımsızlık bildirgesini kaleme alan 'şerefsizler'; o esnada, siyah kadınla beyaz erkeğin evlenmesini, siyahların beyazlarla aynı yerden su içmesini vs yasaklayan adamlardır) bunu da merakla beklemekte olduğumu biliniz!... zira bu kafnıza sıkmak gibi olacaktır... sonra... ' demokratik sistem çok rahatlıkla çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği otoriter bir yönetim aygıtına dönüşebilir.'... BU SINIRI KİM BELİRLEYECEK VE NEYE GÖRE?... yani hangi noktadan sonra demokratik sistem çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği otoriter bir yönetim aygıtına dönüşür; bunun kriteri nedir?... marksistlerin (benim de keyif aldığım ) bir kemmiyet-keyfiyet dönüşümü meseleleri vardır; bu sorunun cevabında -lütfen- bu bahsi göz önünde bulundurunuz... özetle: kemmiyet birikmeleri hangi noktadan sonra bir keyfiyet değişimine sebep olur... (burada keselim (mi)?... teşekkürler...
ramazan gün 14 Eylül 2017 16:00
1
yazdıklarımı gören birisi -haklı olarak- 'bunlarda ne?.. bir takım teorik bilgiler ve biz neticede ŞU AN-HALİHAZIRDA içinde bulunduğumuz durumla meşgulüz; bize ne elin felsefecisinin DEMOKRASİ ÜZERİNE dahi olsa fikirlerinden' diyebilir... elbette bu bir manada haklılık da belirtir; zira, halk (ahali manasına bu gruba, kendimi de dahil ederek bu 'sade vatandaşa', benim bir aralar fazladan birazcık meraklı olmam söz konusu ) siyasi bahisleri bu minvalden takip etmekle yükümlü değildir. lakin ARTIK BIKTIK bu 'sade suya tirit' çapsız demokrasi güzellemelerinden... yukarıdaki anlattıklarımdan dahi görüleceği üzere mesele SON DERECE ÇETREFİL VE GRİFT bir zemin arzeder ve her biri ayrıca izaha muhtaç diğer meseleleri yardıma çağırırken ORTAYA ÇIKAN DURUM TOYNBENİN BAHSETTİĞİ ve ihtar ettiği 'büyük kafa karışıklığı ve varoluş sorunu'nun da ispatı halinde görünüyor... BUNU NİYE KABUL EDELİM!.. sonra... yukarıda yazılanlara bakıp, 'boşver bunları, ak partiye ya çak, yada kutsa' diyecek biri için; biraz dikkatle bakarsan, mesela 'ak parti diktatör oldu' meselesine dair de cevaplar bu tartışmalardan çıkarılabilir... veya 'demokrasi seçim değildir ilave daha bilmem ne kurumu da olmalıdır' derken, bu kurumun BİR SİYASAL REJİM OLAN, demokrasi ile alakalı olmayıp, BİR YÖNETİM BİÇİMİ VE İKTİDARIN NİTELİĞİ MESELESİ olduğu, bu durumda da İKTİDARIN KAYNAĞI VE NİTELİĞİNİ 'HALK İRADESİNE' DAYANDIRDIĞIN ANDAN İTİBAREN, seçimle iktidara gelmiş -özelleştirelim- ak partinin, artık seversin veya nefret edersin farketmez, bu kurumları da KENDİ KEYFİNE GÖRE şekillendirmesine yapacak bir itirazının kalmayacağını görmek de gerek... yani... aslında yukarıdaki yazılanlar oldukça aktüelmiş... değil mi?...
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 16:43
0
ramazan gün, güzel şeyler söylüyorsun ama belagat arzun söylediklerinin önüne geçiyor. Konuştuğun gibi yaz, millet anlar. Ben zaten böyle konuşurum, diyorsan, işin zor! Not: Alınganlık gösterme, bu sözleri sana özelden göndermeyi daha çok isterdim. Ama böyle bir imkanın olmadığı malum.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 19:01
Niye biz 17/25 Aralık kupasini,adalet ile değil seçime gittik.. halkın iradesi ile çözmüştük hallettik ya.. Ama günümüz dinleme,izleme sistemleri öyle gelişmiş ki bizimkiler bundan habersiz rüşvet aldılar.. Ülkemizi de çıkarları için rehin bıraktılar.. Aha ABD tutuklama kararı çıkardı.. Şimdi kalkmış halkın iradesi adalet ten üstün değilmiş..Geç olmadımı fark etmek..
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 00:02
0
Aynen katılıyorum, kol saati’ ile sembolize olan yolsuzluk dosyalarını, bu ‘milli mesele’ ile içimize sindirmemizin istenmesi içimize sinmiyor. ‘çağlayan'ın yükü’nü taşımanın ve tüm siyasi harekete taşıtmanın nasıl bir gerekçesi olabilir ki?
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 00:02
0
kol saati’ ile sembolize olan yolsuzluk dosyalarını, bu ‘milli mesele’ ile içimize sindirmemizin istenmesi içimize sinmiyor. ‘çağlayan'ın yükü’nü taşımanın ve tüm siyasi harekete taşıtmanın nasıl bir gerekçesi olabilir ki?
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 14:32
Şu halkın iradesini layüsel gören ve bunun üzerinden yazıya ve dolayısıyla yazara yüklenen yorumculara soruyorum. Halkın iradesi haksız yere zulüm etse; temel hak ve özgürlüklerinizi kısıtlasa veya yok etse, kendinizi nasıl savunursunuz?!!!
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 15:51
8
Sayın Ocaktan, demokrasiyi savunanlara tersinden demokrasi reddiyesi yaptırıyor. Halkın iradesi layüsel değilse, layüsel olan kimdir? Temel hak ve özgürlükleri, kim belirleyecek. Nükleer bombası olanlar mı? Ya da kapitalizmin oyuncağı, beş paralık tesiri olmayan, Greenpace gibi toplumun gazını alan örgütleri mi? Kişinin evladını istediği gibi yetiştirme hakkını gasp eden seküler gangsterler mi? Mesela ABD için el Kaide terörist, PKK lojistik ortak... Seküler aklın sonu, çarşafa dolanmaktır. Yok başka çaresi.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 16:54
0
Bir siyaset bilimine giriş kitabı alırsan sorduğun sorulara orada cevap bulabilirsin. Burada anlatması uzun sürer.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 17:30
4
@ 16:54, Geç bu yuvarlak cevabı. Kimmiş layüsel, sadece bir cümle kur görelim. Çağdaş Batılı düşünürler, bu sorunun doğru cevabı için beyinlerini patlatıyorlar... Ama "insan hırsından tesir görmeyen üstün bir zeka" demekten başka cevap bulmadılar. İşte burası, seküler düşüncenin çarşafa dolandığı noktadır.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 19:19
0
Bireyin iradesi layüsel. Senin doğuştan gelen, başkasının vermesine ihtiyacın olmayan, doğduğun için kavuştuğun haklar var. Ancak sosyal bir hayvan olduğumuz için tek başımıza değil toplum içinde yaşıyoruz. Toplum içinde yaşarken, toplum olmanın mecburiyetlerinden dolayı üstü kapalı bir biçimde bu hakların bazılarından kısmen vazgeçiyoruz. Bu bir sözleşme. Eğer toplumun temel sözleşmesi ihlal edilirse birey sözleşmeden çıkabilir. Yani bizi halk/toplum/millet yapan şey ne dildir, ne de dindir. Rızadır. Rızanın olmadığı yerde tatminsizlik ve istikrasızlık olur. Sürdürülebilir değildir. Rızaya dayalı olmayan toplumlar dağılır. Tarihte binbir örneği var. Bu yüzden de demokrasi önemlidir. Rızayı doğurduğu için. Modernleşen toplumlar (Batı yanlış kelime) düşünüp taşınıp demokrasiye geçmiyor, hayat onları oraya itiyor. Biz henüz demokrasi görmedik, ama seve seve oraya gideceğiz, şehirleştikçe ve sanayileştikçe.
ramazan gün 13 Eylül 2017 12:15
bugün işe giderken aklıma geldi; 'demokrasi, köyün, ''delisi'' tarafından yönetilebilme teklifini tazammum eder'... neden böyle düşündüm; iş-güç anlatması uzun, vakit olursa bir ara yazarım... sonra... yazınızı okurken aklıma geldi; sizin veya diğer yazarların (kötü bir şeydir manasına söylemiyorum) politik bir takım ilişkiler, parti veya zümre tarafgirlikleri vb sebeplerle, bir bahsi ele alırken meselenin zımnında -ve aslında- daima bu saikleri gözeterek fikir serdediyor olmanız sebebiyle, BENİM İSE, BİR PARTİ VEYA BİLMEM NEYİN UMRUMDA OLMAMASI SEBEBİYLE, oluşan iki farklı 'kasıt', hakikatin ortaya çıkmasına mani oluyor... özelleştirirsek, mesela siz 'demokrasi bahsini' ele alırken, nihayetinde ve bu yazınızda vardığınız nokta itibariyle, ak partinin seçimlerden daima galip çıkması ve sizinde -zannediyorum- bu sıralar ak parti çevresiyle ilişkilerinizin (haklı veya haksız) sıkıntılı olması sebebiyle, 'demokrasi sandıktan ibaret değildir'e bir girizgah çabanız görülüyor... çok defa yorumcular da meseleyi buralardan alıyorlar ki; buradan ve bu tartışmadan (tüm taraflar için) hakikat çıkmaz: 'fikirlerin çatışmasından hakikat tecelli eder' diyen entellektüel disipline, 'fikirlerin çatışmasından ancak toz duman çıkar' diyerek cevap yetiştiren karşı argüman sahiplerinin kastettikleri işte tam da bu, fikirlerin tartışılma metodu, kasdı ve niyeti göz önüne alınarak doğrudur... sonra... yazı yine muhteva açısından sorunlu; ya içinde izaha ayrıca muhtaç ve böylece sorunlar giderilebilir tabi veya, nasıl olsa söylenen herhangi bir laf, herhangi bir yerde, herhangi bir zamanda ve herhangi bir bakış açısıyla nasıl olsa doğru kabul edileceği (böyledir biliyor musunuz ve bunu bir büyük: 'hakikate mutlak zıt bir söz söylemek mümkün değildir' cümlesiyle özetler; veli kelamıdır. 'veli' ye 'kıl kapanlar' için; 'çirkin kadın yoktur, az votka vardır' gibi de olabilir...) için, ortaya 'cari bişeyler' salla gitsine de bağlayarak bu yazının yapısal çelişkileri aşılabilir... (ama kavramları ufaktan birbirinden 'ayrıştırmaya' başladığınızı görebiliyorum... demokrasi bir 'yönetim biçimi' değil, bir 'rejim'dir denilince oluyor mesela; dimi ama... hoş, bu durumda DAHA BÜYÜK ve başka BİR MESELE İLE KARŞILAŞACAĞINIZI BİLMENİZİ İSTERİM) her neyse; neticede 'herkesin hakikati kendine'... işte izafi doğru meselesi... izaficiler hemen atlamasın!.. zira bu cümle bir adım sonrasında, 'peki bu izafi hakikatlerinde üzerinde bulunduğu, hakikatin hakikati manasına, mutlak hakikat nerde?' cümlesiyle 'malül'dür... böyle gider ve boşverelim (mi)...
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 12:56
0
Bir objektif gerçeklik var, ne kadarını nasıl algılıyoruz belli değil (11 boyutlu bir hiperevren üzerindeki 4 boyutlu sonsuz zar evrenlerden biriyiz diyor mesala bazı fizikçiler - hipoteze göre kütleçekim dalgaları ile bunu test edebiliriz, bakalım olur herhalde) . Bir de, senin modelleme kapasitesi sınırlı ve evrimin şekillendirdiği-dolayısı ile ancak evrimin izin verdiği kadarını algılayabilen beynin var, buna anlam vermeye çalışan (mesala biyolojik süreçlerdeki voltaj değişikliklerini algılayamıyorsun köpekbalıkları gibi, ya da arı gözünün elektromanyetik dalga spektrumuna sahip değilsin. Bunun dünyayı kavramlaştırma üzerinde büyük etkisi var. Dünyayı ses ile keşfeden yarasa ile ışık ile keşfeden senin aranda devasa yorum ve düşünüş farkı var, ama ikiniz de aynı dünyadasınız). (Varsa) objektif gerçeklik ile senin algılayabildiğine verdiğin anlam farklı şeyler. Bütün anlamlandırmalar izafi.
ramazan gün 13 Eylül 2017 21:00
2
bunları, evrim beni bahsedilen köpekbalığı ve arı bilincine taşıdığı zaman konuşuruz...
KARAR OKURU 14 Eylül 2017 14:29
1
ramazan, son yorumu yazmasan da olurmuş.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 11:04
Halkın iradesi adaletin üstünde olamazmış... Tam cuntacı ağzı... Ne oldu her derde deva demokrasiniz? İki makale sonunda pes edip vazgeçtiniz. Halkın iradesi zülfüyare dokununca, adalet bahanesi ile çöpe attınız. Kimlermiş bu adalet Tanrıları... Halkın iradesine musallat olan, Kenan Evren mi, 28 Şubatçılar mı, 15 Temmuz'daki Fetö mü, Mısır'daki Sisi mi? Halkın iradesine saygı duymayan adaleti ağzına alamaz.
Dexterds 13 Eylül 2017 12:36
1
Halkin cogunlugunun, ornegin islemedigi bir suctan dolayi masum bir insanin kellesin istemesi yanlistir demis ozetle yazar benim daha makaleyi okumadan sadece basliktan anladigim kadariyla... Yuzde yuzden ote hakli bu konuda... Siz nerenizle okudunuz makaleyide boyle bir yorum yazma ihtiyaci duydunuz anlmadim...
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 13:21
0
Bir yazıyı bu kadar yanlış anlayabilmek de ayrı bir yetenek gerektirir. 2023lerin 2053lerin 2071lerin Türkiyesini hazırlayacak altyapı bu işte, maşallah!!
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 13:22
3
Ben makaleyi okudum, siz okumadan nerenizle baktınız onu bilemiyorum.
Köroğlu 13 Eylül 2017 13:39
1
Halkın iradesi diye bir şey yok. Halkı oluşturan bireylerin farklı farklı iradeleri var. Bireyler bir toplumsal sözleşme çerçevesinde bir araya gelip iradelerinin bir kısmından - yalnızca ortak alanları ilgilendiren kısmından - KOŞULLU olarak vazgeçip halk oluyorlar. Halk verili bir durum değil yani. Bireyin onayına tabi. Kendi irademin hangi kısmından, hangi koşullarda, ne karşılığında, ne kadar süre için vazgeçeceğim, sözleşmede duruyor. Seçimler ancak bu sözleşme çerçevesinde anlamlı. Sadece süreli, sınırlı, bazı fonksiyonlar için geçerli. Mutlak bir irade devri değil. Mesala çoğunlukla seçilmiş biri Cuma öğle vakti herkes eş değiştirecek derse ben buna uymam. Meşru değildir. Sözleşmenin bozulmasıdır. Devrettiğim irademi geri alırım.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 14:07
0
Köroğlu, en alttaki 02.46 KARAR OKUR yorumu, değindiğiniz bu konu açısından güzel bir yorum.
Libertium 13 Eylül 2017 15:10
1
Demokrasinin olmazsa olmazı; bütün medyayı baskı altına al,güçler ayrılığı diye bir şey kalmasın,seçimlerde sokaklarda senden başka kimse afiş asmasın mümkünse propaganda yapmasın,herkes sinsin; senin demokrasi algını ve aklını,vicdanını sevsinler...Kapıkulu...
hamza akyol 13 Eylül 2017 10:03
hatırladığım kadarıyla, şu ana kadar okuduğum en anlamlı köşe başlığı: "Halkın iradesi adaletin üzerinde olamaz". Gerçekten önemli bir ilke. değerler, özelliklede bazı temel değerler, topluluğun kararlarından önemlidir. Herkesin aklının bir köşesinde bulundurması gereken bir ilke. Tekrar tebrik ederim yazarı.
Mert 13 Eylül 2017 08:34
Mehmet bey hakkaniyetli elestirel yazilariniz icin bir muhalif olarak tesekkur ediyorum. Bugun bunlari yazmak hele hele bulundugunuz pozisyondan yazmak mangal gibi yurek ister. Helal olsun. Bundan sonra yapilmasi gereken seyler hakkinda, adaletli bir sisteme nasil evriliriz gucler ayriligina denge denetleme mekanizmalarini nasil kurabiliriz bunlar hakkinda yazarsaniz sevinirim. Kaleminize saglik. Ozellikle bu son 3-4 yazinizda Demokrasi ile Islamin celismedigini kendi bakis acinizla paylasmanizi cok faydali buluyorum. Tesekkurler.
HACI CAVCAV 13 Eylül 2017 06:38
Türkiye'de hiç bir zaman çoğunluk,azınlığa tahakküm etmemiştir.Ama azınlık çoğunluğa tahakküm etmiştir.Örneğin halk çoğunluğu başörtüsünün üniversite ve kamuda serbest olmasını istediği halde küçük bir azınlık buna mani olmuş,izin vermemiştir.Gene bir azınlık 367 engeli icat ederek çoğunluğun cumhurbaşkanını seçmesine engel olmuştur. Azınlık bir grup halkın çocuklarının önüne katsayı engeli çıkararak adaletsizliğin dibini bulmuştur.Bugün de gerek halk çoğunluğu, gerekse bu çoğunluğun siyasi temsilcileri adaletten ayrılmayı asla istemezler.Bu böyle olduğu içindir ki hep kendileri mağdur durumuna düşmüşlerdir.Türkiye'deki küçük bir azınlık hep bizim istediğimiz olsun demekte ve çoğunluğu değersiz görmektedir.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 10:34
4
"Türkiye'deki küçük bir azınlık ....." buna iktidar ve yalakaları da dahil mi?
SD 13 Eylül 2017 11:57
0
Cavcav bey, bahsettiğiniz bu sorunlar toplumun laik olan ve olmayan kesimleri arasındaki siyasi, ideolojik ve dinsel önkabul ve çekişmelerden kaynaklanıyor. Son cümlenizdeki yorumunuz haricinde tespitlerinize katılıyorum. Çünkü azınlık deyince benim aklıma bu ülkedeki etnik, dinsel ve mezhepsel azınlıklar geliyor ve o durumda da bu aidiyetlere sahip insanların bu ülkede sizin dediklerinizin tam tersine muhatap olduklarını görüyoruz. Alevilerin durumu, Süryanilerin malvarlıklarına el konması, Kürtlerin anadilde eğitim almasına izin verilmemesi v.s. Bu ülkenin Sünni çoğunluğunun ve adında "Adalet" geçen muhafazakar hükümetin bu mağduriyetlere kafa yorduğunu görenimiz var mı? Dünyanın öbür ucundaki Müslümanların dertleriyle hemhal olabiliyoruz, ne güzel, ne onurlu bir davranış. Ama diğer yandan da, bu ülkenin Kürtlerinin (Müslüman değiller mi?) haklarını görmezden gelip, Süryaninin malını, kilisesini elinden alabiliyoruz. Adalet yalnızca kendimize ve bize benzeyenlere yaradığında içimiz rahat oluyor. Ama bu durumda bize "adil" denmez.
HACI CAVCAV 13 Eylül 2017 13:56
3
Sayın SD,yorumumda geçen azınlık,dinsel, ırksal ve mezhepsel bir azınlık değildir. Bahsettiğim azınlık,Beyaz Türkler içindeki bir azınlıktır.Öte yandan bildiğim kadarı ile 1974 Yılında Yargıtayın aldığı bir kararla azınlık vakıflarına ait olan gayri menkuller, hazineye devredildiler.2011 Yılında çıkarılan bir yasa yada kararla bu gayri menkuller sahiplerine iade edildiler. Dolayısı ile bu konuda Ak Parti iktidarı hak sahiplerine haklarını iade etmiştir; bir sorumluluğu bulunmamaktadır.Bu konuda daha ayrıntılı bilgiye internetten ulaşılabilir.
SD 13 Eylül 2017 15:18
0
Öyleyse Cavcav bey, Google'a "Mor Gabriel Vakfı dava açtı" yazıverin ve okuyun.
Emekli bir vatandaş 13 Eylül 2017 15:39
0
Sayın Hacı Cavcav,katsayı adaletsizliğinin kalkıp kalkmadığına bir öğretmen vereceğim misalden sonra karar verin isterseniz.LYS'ye giren/girecek öğrencilerin Anadolu Lisesi/Düz Lise (pek de kalmadı,lise görünümlü apartman liseleri) ve Fen Liseleri ders dozajlarıyla İmam-Hatip Liseleri ders dozajlarını bir inceleniz yetecektir.Mesela Hukuk Fakültesi tercih edecek bir Lise öğrencisiyle İmam-Hatip Lisesi öğrencisinin haftalık aldığı dersler dozaj bakımından aynı mı?Ama sınavda aynı sorular ve aynı zaman sürecine tabii tutuluyorlar.Bir de bu tam maçın ortasında kural değişimi oldu ki dillere destan.İlahiyat Fakültesini tercih edecek öğrenciler sadece YGS'ye tutulurken sene ortasında o öğrencilerin de LYS'ye de girecekleri açıklandı.Ya buna ne demeli?
HACI CAVCAV 13 Eylül 2017 17:02
2
Sayın SD,aşağıdaki haber AGOS gazetesinden alınmıştır.Haberde Mor Gabriel Kilisesine ait 12 parsel arazinin Süryani cemaatine iade edildiği bildiriliyor.Haber şöyle: "Yayımlanan açıklamada verilen bilgiler şöyle: - 2008’de çıkarılan yeni Vakıflar Kanunu’yla bugüne kadar 1014 adet vakıf arazisi cemaatlere iade edildi. Son olarak, Yedikule Surp Pırgiç Hastanesi Vakfına ait, hastane binasının karşısında yer alan 42 bin 259 metrekarelik arazi, Vakıflar Genel Meclisi kararının ardından, vakıf adına tapuya tescil edildi. 30 Eylül 2013’te Başbakan Erdoğan tarafından açıklanan Demokratikleşme Paketi kapsamında, Mor Gabriel Vakfına ait 12 parsel arazi Ekim ayında Süryani Cemaatine iade edildi. 21 gayrimenkulün günümüz rayiç bedelinden tazmin edilmesine karar verildi. Hâlihazırda 150 gayrimenkul iadesi için ise değerlendirme süreci devam ediyor. - Türkiye’de hâlihazırda 165 cemaat vakfı faaliyetlerini aktif olarak sürdürüyor. Bu vakıfların 76’sı Rum, 53’ü Ermeni, 19’u Musevi, 10’u Süryani, 3’ü Keldani, 2’si Bulgar, biri Gürcü, biri de Maroni cemaatine ait. - İmar Kanunu’nda yapılan değişiklikle ‘cami’ ifadesi ‘ibadet yeri’ olarak değiştirilerek tüm ibadet yerleri kanun kapsamına alındı. Bu kapsamda ‘İl, ilçe ve kasabalarda mülki idare amirinin izni alınmak ve imar mevzuatına uygun olmak şartıyla ibadethane yapılabilir’ düzenlemesi getirilerek tüm dinlere ilişkin ibadethane inşasına ilişkin şikâyetler ortadan kaldırıldı."
SD 13 Eylül 2017 19:41
0
Cavcav bey, sizin aktardığınız 10 Şubat 2015 tarihli bir haber ve doğrudur diye düşünüyorum ama siz benim önerdiğim cümleyi aramamışsınız nedense. Arasaydınız, Mor Gabriel Vakfı'nın geçen Haziran ayında ne için dava açtığını görürdünüz. Buyurun, bu da Agos'tan: "2016 yılı içinde Mardin Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu, Mardin’in ilçelerinde bulunan, Süryani cemaatine ait çok sayıda kilise, manastır, mezarlık ve başka diğer arazileri başta Hazine olmak üzere ilgili kamu kurumlarına devretti. Mor Gabriel Manastırı Vakfı bu karara itiraz etti. Ancak geçtiğimiz Mayıs ayında tasfiye komisyonu itirazları reddetti. Mülkiyeti hazineye aktarılan kilise, manastır ve mezarlıklar Diyanet İşleri Başkanlığı’na devredildi." Gerçeklerden kaçmak veya onları eğip bükmece yok.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 05:40
olamaz tabi. Öyle bir durum mu varki? Halk irade koymuşta adeleti mi bozmuş. On yıllardır adam gibi yönetim ,nizam ,sağlık ,eğitim ,ADALET bekleyen anadolu insanına söylenemez diye tahmin ediyorum.
sefure 13 Eylül 2017 04:20
önce kendine oy vermeyenleri düşman olarak gören kindar yöneticilerin değişmesi lazım...
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 12:16
5
muhalefeti kastediyorsunuz sanırım... çünkü yıllardır ak parti seçmenine buraya yazamayacam şekilde hakaret eden muhalif siyasetçiler, yazarlar ve tabi ki vatandaşlar var.. sorun yok kötü söz sahibine aittir de bir de aynı zaman da kendilerini modern .çağdaş, özgürlükçü falan diye sunuyorlar milletinde buna inanmasını bekliyorlar, bu palavraya millet inanmayınca da kızıyorlar orası garip...
evin 13 Eylül 2017 12:50
1
Sefure hanım pardon evin hanım dediklerinize katılmıyorum.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 02:46
Eh, nihayet! İnsanların huzurunu yönetim biçimleri değil, adaletin tesis edebileceğini beyan ettiniz. Bazı okurlarınız olarak bizler de ta başından beri demokrasiye yüklediğiniz o derin manaların, tek başına demokrasi ile mümkün olamayacağını size anlatmaya çalıştık, durduk. "Seçilmişleri sınırlayan, denetleyen ve dengeleyen mekanizmalar olmazsa seçilmiş iktidarlar, yani demokratik sistem çok rahatlıkla çoğunluğun azınlığa tahakküm ettiği otoriter bir yönetim aygıtına dönüşebilir." diyorsunuz. Çok da doğru söylüyorsunuz, biz de başından beri onu demeye çalışıyorduk. Şu farkla ki; siz demokrasinin bizatihi adaleti de tesis edeceğini iddia ediyorsunuz, biz de demokrasinin böyle bir kurumu yok, olamaz da, bu insanların erdemine bağlıdır diyoruz. Gelişmiş demokrasilerin, Mısır'da yönetimi bir askeri darbe ile gasp eden Sisi ile kurduğu ünsiyet; demokrasilerde adalet, kuvvetler ayrılığı gibi kurumlarla haksızlığı giderecek gücün olmadığına en bariz delildir. Demokrasi, idarecilerin halk tarafından belirlendiği bir yönetim sisteminden ibarettir. Adalet, halkın huzurunu tesis edecek yasalar, demokrasinin konusu değildir. Siz olması gerekeni, varmış gibi sunuyorsunuz. Çoğunluğun seçtiği iktidarın, azınlığın haklarına tecavüz ettiğine kim karar verecek. 15 Temmuz gecesi korsan darbecilerin, bir saatlik TRT işgalinde rehin aldıkları spikere zorla, buna benzer mazeretlerle yönetime el koyduklarını söyletiyorlardı. Millî Görüşün dört partisi hukuk cinayetleri ile kapatılırken "kuvvetler ayrılığı" toplu aşk yaşıyordu. Adaleti tesis edecek kurumlar adaletsizliğin daniskasını yapıyorlardı. El netice adalet dediğiniz şeyi, yasalar, kanun kitapları, mahkeme binaları değil, bu işlerle ilgili insanlar uygular. Bu insanların zalim ya da zalimin uşağı olması mekanik tedbirlerle giderilemez. İnsanı hırsından arındıracak, nefsini kontrol etmeyi öğretecek bir ahlak siteminin benimsenmesinden başka çare yoktur. Demokrasi sadece demokrasidir, iyidir de. Ama ne sekülerizmin, ne de din karşıtlığının fil dişi kulesi değildir. Yine Daniel Bensaid'den bir söz ile bitireyim: "İnsanları yönetecek kuralları, insanların hırslarına vakıf olan ama o hırslara mağlup olmayacak bir zekâ üretebilir." Mehmet Bey, birçok boş şeyin konuşulduğu günümüzde, faydalı bir konu üzerinde düşünmemizi sağladığınız için teşekkürler.
külyutmaz 13 Eylül 2017 16:49
0
Cumhuriyetle demokrasiyi karıştırıyor gibisiniz.Mısır hiç bir zaman demokrasi olmadığı gibi monarşik demokrasiler de vardır.Seçme meselesi Cumhuriyetin bir şartıdır.Demokrasinin gövdesi ise kuvvetler ayrılığıdır.Söylediğinizin tersine hukuk demokrasi için bir mihenktir.Adalet ve hukuk da biraz karışmış gibi.Adalet subjektif bir 'duygudur'.Bütün psikopatlar onca kötülüğü adalet için yaparlar mesela...Hukuk insanın içindeki adalet hissini tesis için zaman içinde olgunlaşmış normlardır.Biz devletten adalet değil hukuk talep ederiz.Ahlak ve adalet subjektif kavramlar olduğundan bunların üzerine bir sosyal sistem kurulamaz.Biz henüz yeni şehirleşen ,çoğunun hala köyde bir şeyleri olan, medeni sisteme dahil olmaya dirençli bir toplum olduğumuzdan, demokrasi ,hukuk , kuvvetler ayrılığı gibi kavramlar bize Çince yazılmış bir şiir gibi geliyor.Bu kavramların iş olsun diye değil zoraki ortaya çıktığını,ortaya çıkarken de nice kralların kellesinin gittiğini biraz merakı olan bilir.Sözüm meclisten dışarı; Aptallar yaşayarak ,akıllılar başkalarının yaşadığından öğrenir.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 18:21
2
Cumhuriyetle demokrasi zaten iç içedir. Yani birbirine karışmıştır. Aralarında keskin çizgi yoktur. Cumhuriyet, emperyalizmin argosunda ise ekseriyetle sömürülecek demokrasilerin adıdır. Bunun üzerine biraz kitap okuyun. Ama TDK seviyesinde de bilgi, edinebilirsiniz. Cumhuriyet: "Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimidir." Demokrasi: "Halkın egemenliği temeline dayanan yönetim biçimidir." Kuvvetler ayrılı meselesi demokrasinin malı değildir. Kuvvetlinin ne olduğu ve ne düşündüğü ile alakalıdır. 28 Şubat süreci bu işin anlaşılması için güzel bir örnektir. Ama maalesef bu gün kuvvetler ayrılığı katlediliyor diyenler, o gün "kuvvetler ayrılığının" Refah Partisine topluca tecavüz etmesinden zevk alıyorlardı. O süreç, kuvvetler ayrılığının, kanunlarla, mahkeme binaları ile sağlanabileceği fikrinin ne kadar boş bir şey olduğunu göstermiş oldu. Demokrasi, bir hukuk sisteminin adı değildir. Demokrasi sadece yönetimi belirle biçimidir? Korumasızdır. Tecavüze açıktır. Yeni yetişkin korumasız bakire gibi mütecavizin iştahını kabartır. Eline geçiren tecavüz eder. Ama her güçlü bunu hakkı görür. Şu anda emperyalizm tarafından maske olarak kullanılmaktadır. Ortanın malı olmuştur. Acınacak haldedir. Bu açıdan hem insanlığın hem demokrasinin bir kurtarıcıya ihtiyacı vardır. Bu kurtarıcı; insan hırsını bilip buna mağlup olmayacak bir "üstün zeka"dır. Demokrasi de, insanlık da bu "üstün zeka"yı dikkate alabilirse kurtulacaktır.
KARAR OKURU 13 Eylül 2017 21:34
2
külyutmaz, bir siyasi hareketin seçimlerle iktidar olmasını Cumhuriyet, bu iktidarı beğenmiyorsan onu darbe ile devirmeye demokrasi sanıyorsun ama maalesef yanılıyorsun. Cumhuriyet demokrasinin kendi mekanıdır. Demokrasi diğer rejimlerde kiracı gibidir. Egemenliğin monarşi ve oligarşi gibi belli bir zümreye verildiği yerde demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Herkes fikrini söylesin ama patronun dediği olacak, buna da demokrasi denecek. Buna kavramlar aşuresi denir.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN