Back To Top
Keşke ‘Burası Türkiye’den öte bir Türkiye hayalimiz olsaydı

Keşke ‘Burası Türkiye’den öte bir Türkiye hayalimiz olsaydı

- A +

Aklımızın erdiği, etrafımızı tanımaya başladığımız ilk günlerden bu yana adeta zihinlere zerkedilen siyasal içerikli tek baskın cümle, “Burası Türkiye” oldu. İlk bakışta kuşkusuz baştan sona ‘milli ve yerli’ bir ifade. Ancak bu cümlenin hangi bağlamda söylendiğine baktığımızda işin rengi birden bire değişiyor. “Burası Türkiye”nin hemen sonuna eklenen “Almanya, İngiltere, Fransa değil” kelimeleriyle cümleyi tamamladığınızda bu ifadenin hiç de masum olmadığını net bir şekilde anlayabilirsiniz. Başta devleti yönetenler olmak üzere pek çok kesimin neredeyse yarım yüzyıldır bütün ideolojik beklentilerini, rejimsel kaygılarını bu ifadenin arkasına gizleyerek ne tür daleveralar çevirdiğini artık çok iyi biliyoruz.

***

Perdenin arkasına sakladıkları, kimsenin görmesini, bilmesini istemedikleri o kadar çok günahları vardı ki, bu yüzden milli duyguları tetikleyecek özel bir ‘hamaset edebiyatı’ geliştirdiler.

Ne zaman özgürlükler, demokratik haklar gündeme gelse, ülkedeki ‘vesayet hukuku’ ile evrensel hukuk karşılaştırmaları yapılsa, “Burası Türkiye, bizim kendimize özgü şartlarımız var” diyerek üzerimize iflah olmaz bir hamaset perdesi çekildi. Öyle ki bu konuda farkındalık oluşturmaya çalışanlar, Batı’daki demokratik ve insani haklarla Türkiye şartlarını karşılaştıranlar ‘sömürge kafalı’ yaftasıyla itibarsızlaştırılarak mahkum edildiler. Daha da vahim olanı, küçücük bir eleştirel bakışın neredeyse ihanetle eşdeğer görülmesidir.

Bu kaliteye düşman söylem dünün en geçerli masalıydı, ne yazık ki bugün de hala geçerliliğini korumaya devam ediyor. Esasında bu zihniyet, görsel ve yazılı medyadan filmlere, eğlence programlarından kültür sanat faaliyetlerine kadar her alanda insanları alıklaştırmayı hedeflemektedir. Geçmişte insanlar Tele-vole kültürüyle alıklaştırılıyordu, bugünse survivor benzeri programlarla uyuşturulup alıklaştırılıyor.

Dünün Türkiye’sinde demokratik değerlere itibar etmek, baskıcı uygulamaları eleştirmek ‘rejim karşıtlığı’ olarak algılanıyordu, bugün de neredeyse benzer bir yaklaşımla iktidar karşıtlığı ve ecnebi hayranlığı olarak değerlendiriliyor.

Maalesef bilim adamlarımız, sanatçılarımız, gazetecilerimiz, yazarlarımız, işadamlarımız hep birlikte kelimenin tam anlamıyla kalitesizlikte yarış halindeyiz. Bu yüzden de gelişmiş dünyanın bireyleriyle aramızdaki kültürel ve bilimsel mesafe giderek hızla açılıyor.

Çünkü kültürel hafızamızı kaybettik, hiçbir şekilde bilimsel ve teknolojik alanda yarışabilecek kalite derinliğine sahip değiliz. Ayrıca okumuyoruz, üretmiyoruz.

İPSOS’un 2016 yılında Türkiye’nin 34 İlinden 13.799 kişiyle gerçekleştirdiği araştırmanın sonuçlarını içeren Türkiye’yi Anlama Kılavuzu’na göre toplumun yüzde 39’u hiç kitap okumuyor, yüzde 47’si hiç dergi okumuyor, en sık yapılan aktivite yüzde 85’le televizyon izlemek.

Yine İPSOS- MORİ’nin 2016 yılı Aralık ayında sonuçları açıklanan 40 ülkede yapılan “Cehalet Endeksi Araştırması” sonuçlarına göre  Türkiye 40 ülke arasında en cahil 9. ülke.

2015 yılı PİSA rakamlarının ortaya koyduğu eğitim başarısında dünyada ilk 50 ülke arasında bile değiliz.

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) üç yılda bir hazırladığı Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA) 2015 sonuçlarına göre Türkiye, PISA 2012’ye göre ortalama 7 sıra düşerken, en çok kayıp ise okuma ve fen bilimlerinde meydana geldi.

***

Türkiye, 70 ülke arasında fen bilimlerinde 52, matematikte 49, okuduğunu anlamada 50’inci sırada yer aldı.

Bu tablo gösteriyor ki, eğer ekonomiden siyasete, eğitimden kültüre kadar her alanda yeni bir kalite ve seviye standardını yakalayamazsak, bilimsel ve teknolojik alanda gelişmiş dünya ile hiçbir şekilde yarışmamız mümkün olmayacağı gibi, içeride de yeni mutsuzluklar üretmeye devam edeceğiz demektir.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
cengiz 16 Ağustos 2017 08:38
kalitesizliğin sadizm boyutunu eleştirmeniz yerinde olmuş.
Iyi de hocam Türkiye yi ergenekon balyoz kumpas davalariyla ozaman oldurdunuz elbirliyiyle adalete tecavuz ediyordun Tv proramlarinda simdi neyin iyisini istiyorsun
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 19:49
Hukuk hukuk hukuk illede hukuk
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 14:32
Harika Mehmet Hocam survivorlarla uyuşturuluyoruz görselliği yüceleltiriyoruz instagramlarka allahım allahım...
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 14:31
Demokratik değerler,evrensel hukuk v.s. ... İyi uykular Sayın yazar.
Akif 13 Ağustos 2017 13:36
Ben de sık sık kullanırım "Burası Türkiye" ifadesini. Ancak, ne karşılaştırma amaçlı ne hamaset niyetli. , BURASI TÜRKİYE derken, BURASI TÜRKİSTAN DEĞİL demek isterim. BİZİM ORTAK PAYDAMIZ YURDUMUZDUR; KAVMİMİZ DEĞİL demek isterim. Türküyle, Kürdüyle, Çerkeziyle, Gürcüsüyle, Arabıyla, Ermenisiyle, Rumuyla bir Türkiyeliyiz; burası hepimizin ortak yurdu, demek için kullanırım "Burası Türkiye"yi. İttihat Terakki artıklarının, bu yurdun diğer sahiplerine, kendini Türk gibi hisseden Türktür, dayatmasına bir İSYAN BAYRAĞI olarak yükseltirim "BURASI TÜRKİYE" söylemini.
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 14:26
1
Ucuz yorum Türkiye ismini tee 13. y.y da gavurlar verdi Türklerin vatanı diye, Türk olmak Yahya Kemal'in ifadesiyle cihad meydanına koşan bu milletin ortak ve temel niteliğinin adıdır, Türkiyelilik, zorlamayın, gülünç oluyor.
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 14:35
2
Türk zaten kavmin değil tavrın adıdır, isterseniz tarihi hasmımız olan avrupalıya sorun.
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 23:09
0
Türk tavrı göstermeyenin kavmi Türk olsa ne yazar...
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 12:28
Vahim ,okuduğumuzu anlamada ellide yer almak gerçekten bu millet adına utanç,sahi dede efendiler şeyh galipler ıtriler selimler bizim coğrafyamızdanmı çıktılar?????
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 11:55
Türkiye'de, planlama, projelendirme, kalite, standart ve hukuk fazla sevilmez. Kabadayılık, magandalık, şiddet ve kıskançlık daha fazla seviliyor. Bu dönüşüm nasıl sağlanır bilmek kolay değil.
Fatma 13 Ağustos 2017 11:47
Zor dostum zorrrr....
külyutmaz 13 Ağustos 2017 11:25
Tam isabet.Cehalet güzellemeleriyle siyaset oyunu oynayanların bu çürütücü dalavereleri, her ortamda teşhir edilip yargılanmalıdır.
MUHAMMET APAYDIN 13 Ağustos 2017 11:22
Sayın Ocaktan, Yukarıya çizdiğiniz tablonun ortaya çıkmasının sorumluları kimlerdir ve sebepleri nelerdir? Biraz da buna kafa yormak gerekmez mi?
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 10:01
Burası Türkiye sözüne kafanıza göre mana vermişsiniz.
HACI CAVCAV 13 Ağustos 2017 09:08
Mehmet Bey'in yazısının sonlarında,bir listede Türkiye'nin matematikte 49.sırada bulunduğu bilgisine yer verilmiş.Ben de Mesnevi'de geçtiğini zannettiğim bir matematikçi hikayesi ile konuya girmek istiyorum.Denizde kayığa binen bir matematik bilgini ile kayıkçı arasında şöyle bir diyalog geçmiş.Bilgin kayıkçıya sorar:-Sen matematik bilir misin?-Hayır bilmem. -Öyleyse hayatının yarısı gitti say.Az sonra fırtına çıkmış,deniz dalgalanmış,bilgin telaşlanmış.Bu defa kayıkçı sormuş:-Sen yüzme bilir misin?-Bilmem. -Öyleyse hayatının tamamı gitti say. Şahsen bir Avrupa ülkesinde bulunmadığım, gibi bir Batı ülkesinde yaşamayı hiç arzu etmedim.Bu benim kişisel tercihim.Batı'da iş kuranlara,eğitim için,tebliğ için bulunanlara saygı duyuyorum. Oraları gözümle görmedim ama oralara ait duyduklarım,okuduklarım var.Avrupada evlilik dışı doğum oranı yaklaşık %50.Yani çocukların yarısını evli olmayan kadınlar dünyaya getiriyor.Ve bu çok normal karşılanıyor.İzlanda'da bu oran %67.Dünyanın en mutlu insanlarının İsviçre'de yaşadığı söyleniyor.Herhalde mutlulukla,gelirin yüksek olması kastedilmiş olmalı.İnternette bir doktorun yazısını okudum.Orada yaşayan insanların "donuk,bezgin ve bıkkın"oldukları ifade ediliyor yazıda.Ayrıca en popüler doktorluk branşı da psikiyatriymiş.Bu durum en mutlu insanlar İsviçre'de söylemini anlamsızlaştırıyor.Gene Avrupa'da çocukların hastanede aylarca yatan anne babalarını ziyatete gitmedikleri söyleniyor.Buna dair bir örnek de Ali Ulvi Kurucu'nun hatıralarında geçiyor.Yıllar önce Avrupa'ya çalışmaya giden bir tanıdığım "Baktım çocuklar elden gidecek,derhal döndüm" diye anlatmıştı. Avrupa'da çalışarak emekli olan bir tanıdığım,dönmek istiyor ama çocukları orada çalıştığından,hanımı da çocuklarını bırakmak istemediğinden gelemiyor. Kendisini Avrupa'da yaşama cezasına çarptırılmış bir insan gibi hissediyor. Kısa süre ABD'de yaşayan bir yakınım,yaşadığı kentteki yolların Türkiye'deki kadar düzgün olmadığını söylemişti.Bugün bir Avrupa'lının evinde bulunan,buzdolabı, çamaşır makinası,bulaşık makinası,fırın,televizyon gibi araçların tamamı bizim evlerimizde de var.Bu açıdan onlara öyküneceğimiz bir durum yok.Fert başına yüksek gelir insanın daha rahat yaşaması, rahatlık da mutluluk için istenir.Ben fert başına yüksek gelire sahip Batı insanın rahat bir yaşama imkanı elde ettiğini,ama mutluluğu yakalayamadığını düşünüyorum.Ayrıca Batı insanının bencil olduğu da söyleniyor.Bu durum mültecilere kayıtsız kalmalarından da anlaşılıyor.ABD medyasının ABD'nin Irak'a müdahalesi sıradında halka doğru bilgi vermediği de sonradan anlaşılmış,itiraf edilmişti.Gene ABD'de polisin müdahalesinin çok sert olduğu,derhal silaha sarıldığı,şüphelendiği şahsı yere indirdiği söylenir.Oraların kenar mahallelerdeki sefalet de hep anlatılır. Sonuç: "BİR BAŞKADIR BENİM MEMLEKETİM" Yorumumu muhaliflik ve iktidar karşıtlığıyla ilgili görüşümü ifade ederek bitiriyorum. Muhalif olmak,iktidarın karşısında durmak herkesin hakkıdır.Bu kınanacak bir şey değildir.Yanlış olan iktidarın yanındaymış gibi görünerek iktidar karşıtlığı yapmaktır.Burada kastettiğim eleştiriden başka bir şeydir.Bir insan muhalif tarafta yer almasa da pekala iktidarı eleştirebilir.
HACI CAVCAV 13 Ağustos 2017 11:38
3
Yorumlarımız yayınlanınca kendi yazımda bazı imla hataları tespit ediyorum.Tabii iş işten geçmiş oluyor.Her zaman ikinci bir yorumla düzeltmek de pratik bir yol değil. Yukarıdaki yorumumda"Şahsen bir Avrupa ülkesinde bulunmadığım, gibi bir Batı ülkesinde yaşamayı hiç arzu etmedim." ifadesi var.Bu cümledeki virgülün yersiz bir şey olduğu belli.Olsa olsa gibi'den sonra virgül konulabilirdi.Bu tür hatalar,ya cümlede sonradan bir değişiklik yapınca,ya da yanlışlıkla parmağımız virgül tuşuna dokununca oluyor.Bizim uzunca bir yorumumuzu okuyanların bu tür hataları bilinçli olarak yapmayacığımızı tahmin edeceklerini ümit ediyorum. Türkçe'nin doğru kullanımına önem veren ve doğru kullanmaya çalışan biri olarak bu açıklamayı yapma gereği duydum.İnşallah bundan sonra böyle bir açıklama yorumu yazmam.
Musahhih 13 Ağustos 2017 12:51
3
laübalilik ama bu!...
Mehmet 13 Ağustos 2017 12:52
1
Canın sıkılmış bu pazar galiba kardeşim senin.
Tatar 13 Ağustos 2017 12:53
1
Kardeşim laf salatası yapmayın ya hu!.. Bu gazetenin editörü kim, baksanıza adam dalga geçiyor, okumuyor musunuz yazıları, işgal etmesin böyleleri!..
fatma 13 Ağustos 2017 12:56
2
kız arkadışınız, sevgiliniz var mı, ya da hiç oldu mu, eminim ki yalnızsın, ya da evliysen hiç kız arkadaşın olmadı, eminim... Kaç kızın elinden tuttun?
HACI CAVCAV 13 Ağustos 2017 14:34
5
Musahhih,Mehmet,Tatar ve fatma'nın benim yorumuma verdiği cevaplar,sayın Ocaktan'ın çizdiği Türkiye tablosunu doğruluyor.Ne yapsam,ilk yorumumu geri mi çeksem acaba?Yok,yok;buna gerek yok.Çünkü o yorumda hakikatten başka bir şey yazmadım."BİR BAŞKADIR BENİM MEMMLEKETİM"vesselam.
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 06:53
Maalesef öyle. Biz uzaktan davul sesini hoş görmeye devam ettikçe bu senfoni böyle devam eder gider. 150 sene önce Ziya paşa ne demiş; "Ayinesi iştir kişinin Iâfa bakıImaz. Şahsın görünür rütbe-i akIı eserinde". Bu da Namık Kemal'den "Okumayı öğrenmek, en güç sanattır. Ademin hayvaniyeti yemekIe, insaniyeti okumakIa kaimdir." "Kimsenin Iütfuna oIma tadıp, bedeIi cevheri hürriyettir. ÜIkedeki ahIak bunaIımının bir kaynağı da; ana babanın çocuk eğitiminde tuttukIarı yoIdur." Bu da Akif'ten "Sahipsiz olan bir vatanın batması haktır, Sen sahip olursan bu vatan batmayacaktır." Aradan 150 sene geçmiş biz hala aynı noktadayız. Bizler birbirimizi Allah için sevip meramımızı birlikte anlatmayı öğrenirsek ucuz siyasete karnımızın tok olduğunu da güzelce ifade edebiliriz.
Has Parti 13 Ağustos 2017 06:05
'Maalesef bilim adamlarımız, sanatçılarımız, gazetecilerimiz, yazarlarımız, işadamlarımız hep birlikte kelimenin tam anlamıyla kalitesizlikte yarış halindeyiz' Yukarıda sözü edilen meslek gruplarından 'kaliteli' olanlar (sizin ölçülerinize göre), ya hapiste, ya yurtdışına giti ya da maliye, sgk, vs denetimi altında ya da bir bahane ile üniversitelerden atıldılar ( suçlu olsalar tutuklanırlardı, sadece atıldılar) 'Katesizler' kendileri gibi görmediklerini itibarsızlıştırarak, aslında ceza olan denetimler, denetlemelerle yok etmeye çalışırlar. Bakınız Pol Pot Kamboçya'sına ve o dönemin egemen söylemine. Çok şaşıracaksınız gördüklerinize.
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 04:03
Harika olmuş
Bekri Mustafa 13 Ağustos 2017 03:47
En büyük sorun, üniversite mezunları da dahil okumuş yazmışlarımızın demokrasi,laiklik,hukukun üstünlüğü vb. kavramları içselleştirememesi ve ilköğretim 7.sınıf seviyesinde dahi bunları bilmemesi...Bu böyle gittiği sürecede biz hep gelişmekte olan bir ülke olarak kalacağız.Ama sanki yeni icat ediliyormuş gibi birilerinin yolları köprüleri halka gelişme gibi sunması halkında buna inanması nereye kadar? Bu gidişle biz 2023 te değil 500 milyar& ihracatı 250 milyar& a bile ulaşamayız.Ama toplum "körler sağırlar birbirini ağırlar " oyununu oynamayı çok seviyor.Ama yapacak bir şey yok; gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüz...
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 02:39
Sayin yazar uyarilariniz alici bulmaz. Pacozluk pacadan akiyor ama arzuladiginiz degerler iktidara oy getirmez. Olanlar tesadufi degil bilhassa uygulamadadir. Vicdaninizin rahatsizligi da ondandir.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN