Back To Top
Akademik dünyada “Tezsiz tez” geleneğimiz

Akademik dünyada “Tezsiz tez” geleneğimiz

 - Son Güncelleme: 23.12.2017 Cumartesi 00:46
- A +

Prof. Dr. Hüsamettin Arslan Epistemik Cemaat ismiyle yayınlanan doktora tezinin ikinci baskısına yazdığı önsözde şöyle der: “Üniversitelerimizde revaçta olan şey ‘tezsiz tezler’ yazmaktır. Eğer bir tezin içinde tezi yazanın kendisi yoksa o tez ‘tezsiz tez’dir; beş para etmez. Araştırmacının tezinde kendisi yoksa tezi de yoktur. Bir tezde tezi yazanın kendisi yer almıyorsa, bahis konusu tez hangi anlamda o kişinin tezi olabilir! Tezler problemlerin formülasyonlarıdır ve bir problemi formüle ederek teze dönüştürmek gerçekten zordur. Eğer bir tezin satır aralarında, birikimi, önyargıları, dünya görüşü, değerleri, gelecek projeksiyonları, kendi disiplinine yönelik kabulleriyle birlikte yazarının kendisini göremiyorsanız, o tez ‘tez’ değildir. Fakat Türkiye’de akademik hayat ‘objektivizm’ mitinden mustariptir ve herkes sizden ‘objektif’ bir tez yazmanızı bekler. Objektif tez, içinde yazarının yer almadığı tezdir; çünkü eğer yazar metninde yer alıyorsa, dogma böyle işler, tez ‘sübjektif’ olacak ve ‘bilimsel’ hiçbir değeri olmayacaktır. Elinizdeki metnin, sahiden varsa, erdemi, yazarının metnin içinde yer alıyor olmasıdır ya da elinizdeki metnin erdemlerinden biri budur.”

***

Kısa bir süre önce Türkiye’nin gündemine düşen ve entelektüel camiayı hayretlere sevk eden bir doktora tezi, “tezsiz tezlerin şahı” denebilecek hüviyettedir. “XIX. yüzyılda Osmanlıyı Ziyaret Eden Yabancı Yazarların Eserlerinde Osmanlı Hayatı” başlıklı bu tez(!) gerçekten ibretliktir. Doktorant (şimdi yardımcı doçent) zatın yaptığı iş, yazılı bir esere fihrist veya indeks hazırlamaktan pek fazla bir şey değildir. Daha açıkçası, bu zat 19. asırda Osmanlı’yı ziyaret eden yabancı yazarlara ait birkaç kitap belirleyip bu kitaplarda zikri geçen âlet-edevat, yiyecek, giyecek isimlerini, şahıs ve hayvan adlarını alt alta sıralamış, fakat bu kadarla yetinmeyip, sözgelimi baklagiller familyasına mensup yiyeceklerin bu birkaç eserde kaç kez geçtiğini, “kuru fasulye: 5, nohut: 6” şeklinde kaydetmiş ve böylece tezi tamamına erdirmiştir. Savunma aşamasında ise beş kişilik jüri bu malzemeyi tez olarak kabul edip sahibine “doktor” payesi vermiştir ki bu durumda, Ankara Okulu Yayınları’ndan yayımlanan yüzlerce kitabın içindekiler ve indeks kısımlarını hazırlayan Zeynep Özger Hanımefendi’ye de belki 400 kere doktor unvanı verilmesi gerekir, dersek herhalde çok yanlış bir şey söylemiş sayılmayız.

Bereket versin ki İlahiyat alanında bugüne kadar böyle bir garabetle henüz karşılaşmış değiliz. Bununla birlikte genel olarak temel İslâmî ilimler sahasında, özel olarak tefsir alanında tezli tezlerden çok, tezsiz tezler ürettiğimiz gerçeğini de teslim etmeliyiz. Nitekim bu gerçek 24-26 Kasım 2017 tarihlerinde İlim Yayma Vakfı Kur’an ve Tefsir Akademisi tarafından İstanbul’da düzenlenen “Kur’an Araştırmalarında Akademik Tefsir Tezleri-Batı ve İslam Dünyası Mukayesesi” konulu uluslararası sempozyumda da maalesef teyit ve tescil edilmiştir. Kur’an ve tefsir alanında tezli tez üretmek icat, ibda, ihdas gibi büyük iddialar peşinde koşmak, tabir caizse Amerika’yı yeniden keşfe koyulmak anlamına gelen bir şey değildir; fakat bu alanda tezli tez diye anılmayı hak edecek bir çalışmanın en azından bir boşluğu doldurması, ihtilaflı bir konuyu az çok açıklığa kavuşturması veya tarihin perdelediği bir âlim veya eseri gün yüzüne çıkarıp tanıtması gibi bir işlev görmesi de gerekir. Oysa tefsir alanındaki sayısız tez, kelimenin tam manasıyla tezsiz tezdir. Sözgelimi, Ebüssuûd Efendi’nin İrşâdü’l-Akli’s-Selîm adlı Kur’an tefsirinden on civarında, belki daha fazla sayıda lisansüstü tez üretilmiştir. Merhum Abdullah Aydemir 1980’li yılların başında yayımlanan Büyük Türk Bilgini Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi ve Tefsirdeki Metodu adlı çalışmasıyla Ebüssuûd tefsirinin genel nitelikleri ve İslam ilim geleneğindeki yeri hakkında söylenecekleri söylemişken, o yıllardan bugüne kadar aynı eser üzerine tekrar tekrar tez çalışması yapılmasının ve her bir çalışmaya üç-dört yıl emek harcanmasının ne anlamı olabilir?

***

Zaman, kaynak ve emek israfından dolayı İlahiyat akademyasında üretilen tezlerden ne bir ilmî gelenek oluşmakta ve ne de bir ilim-fikir mimarisi ortaya çıkmaktadır. Tezlerimiz maalesef her biri ayrı yere istif edilmiş inşaat malzemeleri gibi durmaktadır. Oysa meşhur Alman şarkiyatçı Theodor Nöldeke Kur’an tarihi alanında Geschichte des Qorans adlı bir doktora tezi -ki bu tezin özgün dili Latince’dir- hazırlamış ve bu eserin genişletilmiş ikinci baskısı Friedrich Schwally, Gotthelf Bergstraesser, Otto Pretzl gibi üç meşhur şarkiyatçının Kur’an tarihi alanında yetişmesine ve aynı zamanda bir geleneğin teşekkülüne vesile olmuştur. Akademik ve ilmî alanda tezli tez üretebilmek için, her şeyden önce problem teşhisinde bulunabilecek bir zihin ve fikir alt yapısına sahip olmak, zorunlu şarttır. “Dostlar alışverişte görsün” modunda çalışmanın ilim dünyasına ihanet olduğunu bilmek ve eğer tutkuyla çalışma iştahı yoksa derhal başka bir işle meşgul olmaya karar vermek de ikinci şarttır. Akademik ve ilmî dünyada kuşkusuz başka şartlar da vardır ama burada yerimiz dardır. Zannımca, mesele az çok anlaşılmıştır.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
Güven 26 Aralık 2017 01:42
Sayın yazar sabrınıza güvenerek bir yorum yapıyorum.Dünya kendi ekseni etrafında dönüyor.Bu dönüş neticesinde güneşe bakan taraf gündüz, karşı tarafta ise gece oluyor. Bu dönüş 24 saatte tamamlanıyor. Kışın geceler uzundur. Yazın ise gündüzler uzundur. Hiç aklınıza geldimi dünya üzerindeki dağlar,, okyanuslar,,milyonlarca insan,,bu insanların üretttiği tüm binalar,,araçlar,,gemiler,, tankerlerle birlikte 24 saatte bir turunu tamamlıyor. Ne bir saniye eksik,,, ne bir saniye fazla..Eğer bir saniye yavaş dönse idi,, bu binlerce yılda kolumuzdaki saatlerin ve yılların gösterdiği zamanla günün bir bölümü farklı zamana denk gelirdi.Mesela kolumuzdaki saat gece saat oniki olarak gösterirken güneşin ikindi zamanına denk gelirdi. Tesadüf bu kadar sabit ve güçlü olabilir mi. Cizye gayri müslimler üzerinde Allah'ın ve peygamberinin hakkıdır. Siz bir kişiden alacağınız olduğunu farzedin. O kişi size olan borcunu inkar etti ve vermedi. Nasıl sinirlendiğinizi tahayyül edin. İşte müslümanlar gayrimüslimlerden cizye almayarak Allah'ın hakkını almamaktadır. Bunun bir cezası olmayacak mı. Cizye 19. yüzyılda kaldırıldı.Buda yaklaşık Osmanlı Rus savaşı yıllarına ve yenilgiye tekabül ediyor.Yani yıkılmanın başlangıcı. Avrupa'dan alınan kanunlarda cizye'nin bir karşılığı olamaz. Avrupalılar kanunlarına kendilerinden alınıp müslüman bir devlete verilmek üzere bir maddi sorumluluğa kanunlarında yer vermeleri mantığa aykırı olur. Buhari'de Ebu hureyre'den nakledilen bu hadis şöyledir Allah ve Resulü'nün anlaşmalı kişilere vermiş olduğu zimmeti çiğnenir,bundan dolayı Yüce Allah gayri müslimlerin kalbini sağlamlaştırır, yani sizden korkmazlar. Dolayısıyla onlar, ellerindeki vermeleri gereken vergiyi vermezler.....Lafın tamamı söylenmez ama şu denmektedir. Siz gayrimüslim kişilere kendi adalet ve hukukunun korunacağına can ve mal emniyetlerine dair verdiğiniz sözü tutmazsanız,, onlar artık sizden korkmazlar ve onlardan bunun karşılığında aldığınız cizyeyi alamazsınız yada vermezler.
kararlı okur 10 Ocak 2018 17:23
0
Kardeş şu düşüncelerinizi ''Cizye gayri müslimler üzerinde Allah'ın ve peygamberinin hakkıdır.'' Cizye ile ilgili ayetleri lütfen kendi bağlamları ile tekrar bir masanızın üstüne koyun Allah ın ve peygamberin hakkıdır gibi büyük bir saptırma olduğunu görün. Bu kelle vergisi icadı islamın yayılmasının önündeki en büyük engellerden biridir. Osmanlı nın hos görülü yönetimlerine karşılık balkanlarda 400 sene kalmasına rağmen fıtrata hitab eden islam neden yayılmadı bunu da bir düşünün.
Güven 25 Aralık 2017 12:12
Sayın yazar konuyla alakası yok, zaten konunuza yabancı sayılırım, benim bir hipotezim var. Osmanlı İmparatorluğu cizye kaldırıldığı için yıkılmıştır. Bundan sonra kurulacak herhangi bir Türk devleti'de cizye alınmadığı için sağlam devam edemeyecektir. Hiç bir zaman çekinilecek ve korkulacak heybetli bir devlet olamayacaktır.Bu konuda buhari'de geçen çok açık bir hadis var. Saygılar.
KARAR OKURU 25 Aralık 2017 04:33
Birilerinin "kıral çıplak" demesi gerekiyordu.
Kifayetsiz muhterisler yine iş başında; mustafa hocanın çukurova üniversitesinde görev yaptığı yıllarda bir öğrencisine hazırlattığı bir doktora tezi hem merhum cemal sofuoğlunun hatırasına düzenlenen ilmi araştırma yarışmasında hem de kuramer nezdinde iki ayrı bilimsel araştırma ödülüne layık görüldüğü halde bazı kadrolu kifayetsiz muhterisler taifesi hocanın tezsiz tez yazısı üzerine söz konusı tezi yine dillerine dolamışlar. Bu arada utanmadan sıkılmadan tezle ilgili intihal iddiası ve hocayı mahkemelik kılma gibi çirkefliklerini de bir kıvanç vesilesi gibi anlatmışlar. Hocanın hazırlattığı tezin aynı zamanda bap projesi kapsamında olduğu, bu yüzden öğrenci ile danışmanın proje kapsamında yayın yapmasının tavsiye olunduğu ve bu yayındaki içerğin uygun şekilde teze de taşındığı ve dipnotta özellikle anıldığı halde, kısacası tezi hazırlayan öğrenci kendi yayınını yine kendi çalışmasında referans göstererk kullandığı halde bunu bir hırsızlık olarak kodlayıp yöke ve ilgili ümiversiteye şikayet eden bu kifayetsiz muhterisler belli ki hem bu şikayetleri hem de hocayı mahkemeye vermeleri öfkelerini dindirmemiş olmalı ki bugün yine harekete geçmişler. İnsamoğlu çirkeflikte sınır tanımayan bir varlık olduğu için bu tür çirkeflikleri sürpriz saymamak gerekiyor.
KARAR OKURU 24 Aralık 2017 20:10
Maalesef ki kopyala yapıştır yapıp bilimsel ahlakililiğe uymayan davranışlar sergilemekteyiz. Biz sadece mevcut olan bilgileri tüketici konumundayiz, yeni bir bilgi üretme çabasında olamadık. BİLİMSEL AHLAKSIZLIK yapıyoruz. Mustafa hocam saygılar yine her zamanki gibi çok güzel noktalara değinmişsiniz.
Yıldırım Beyazıt 24 Aralık 2017 18:10
Bu kadar eleştirilen ve bir şeylerin yolunda gitmediği sistemde sizin de bu konularla alakalı eleştiri yapabilecek kapasitede birisi olduğunuzu asla düşünmüyorum. Yazı sadece gazeteye çıksın diye yazılmış.
KARAR OKURU 24 Aralık 2017 09:23
Akademisyen ile bilim insanını ayırmak gerekiyor.
KARAR OKURU 23 Aralık 2017 20:12
Bilimsel calismanin en temel sartlarindan biri "OBJEKTIF" liktir. Sorun objektif olmanin nasil tanimlandigidir. Bilimci munkun en yuksek duzeyde obketif olarak olgulari analize calisir, bunu yaparken subjektif oldugu yerleri de acikca belirtir. Objektifligi kriter olarak kullanmayan bir calisma bilimsel olamaz...
Yorumcu 23 Aralık 2017 20:07
İnsanın diğer varlıklar karşısındaki ayrıcalıklı konumlarından biri, belki en önemlisi kural koyma ve koyduğu kurallara uyma özgürlüğüdür. Gerçi her dönem insan toplulukları kendilerinden öncekilerin yaptıkları dini, siyasi, ilmi, toplumsal vs kurallarla da karşı karşıya kalmışlar ama her topluluğun kalitesi kendi kurallarını kendi şartlarına uygun koyma becerileriyle doğrudan orantılı olmuştur. İlmi sahada bir tezin hangi şartları taşıdığı, hangi içerikte ve hangi probleme ne çözüm getirdiği gibi hususlar eğer “Mars’ta yaşamıyorsak” ilgililerince malumdur. Gel gör ki ilmi araştırmalarla ilgili mevcut kurallar her alandaki kurallar gibi kendi kendilerini denetleme özelliği “maalesef” taşımazlar. Bu kuralları, konuyla ilgili sorumlu kişiler uygulamak, denetlemek ve sürekli geçerliliklerini test etmekle yükümlüdürler ama bu işler biz de bu beklentiye uygun gerçekleşmez. İnsanlık kalitemiz, hayatımızın refah dercesi ırkımız, erkek-kadın oluşumuz ve toplumsal aidiyetlerimizle değil hayatımızın her alanıyla ilgili ortaya koyduğumuz kuralların kalitesi, işlevselliği ve en önemlisi o kuralların ne ölçüde uygulandığının denetlenmesiyle ilgilidir. Refah toplumlarının konumu kurallarının her an test edilip geçerliliğinin ortaya konmasıyla ve o kurallara ilgili herkesin hiçbir ayrım gözetmeden uymalarının sağlanmasıyla mümkün olmuştur. Tekerleği yeniden icat etmekle değil, insan olmanın gereği olan şartların gerektirdiği kuralları oluşturmak ve onlara uymayı en üst seviyede sağlamakla mükellefiz. O zaman tezlerin de kalitesi artar, refah seviyemiz de yükselir, toplumsal barışı da sağlamış oluruz.
KARAR OKURU 23 Aralık 2017 19:53
Tezsiz tez üretiminin ana sebeplerinden biri, hem tez danışmanı hocaların hem de talebelerin ilmi alanda problem teşhis edebilecek bir zihin ve fikir dünyasına sahip olmamalarıdır.
dinleyici 23 Aralık 2017 16:31
Ağlayın, ağlayın yine de ağlayın.
AHMET ERKAN. 23 Aralık 2017 15:50
Hocam tefsir üzerinde zaten tez olmaz.TEFSİR İÇİN EN AZ ARAPÇA ve FARSCA YI ÇOK İYİ BİLMEK TARİH, COĞRAFCA,KOZMOLOJİ. MATEMATİK,FEN İLİMLERİNİ.GÖKYÜZÜ İLE İLGİLİ TÜM BİLİMLERİ EKONOMİYİ. BİLMELERİ HATTA TEFSİR ALİMİ VE LEDÜN İLMİNE VAKIF OLMASI GEREKMEKTEDİR. Tüm bu bilimlerin dışında NÜMİSMAT İLMİDE ÇOK ÖNEMLİ, EFENDİMİZ ve 4 HALİFE DEVRİNDE ARAP YARIMADASINDA TEDAVÜLDE BULUNAN PARA BİRİMİ ROMA DENARLARI İDİ.İSLAMİ SİKKELER EMEVİ DEVRİNDE TEDAVÜLE GİRDİ.bu hususta neden İslami sikke bastırılmadığı Hakkında hiç inceleme yok. BİRDE HAZRETİ MUSA ALEYHİSSALAM DEVRİNDE PARA HENÜZ YOKTU,HAZRETİ HIZIRIN DUVARI TAMİR EDEREK DEFİNEYİ SAKLAMASI HUSUSUNDA YANLIŞ AÇIKLAMALAR VAR. Sonuç olarak HİÇ BİR FERDİN TEK BAŞINA TEFSİR HUSUSUNDA KENDİ İLMİNİN DIŞINDA TEFSİR YAPMASI ZORDUR. Ama tebrik ederim GÜZEL BİR YAZI OLMUŞ.
HACI CAVCAV 23 Aralık 2017 14:21
Doğru söze Hacı Cavcav ne desin?
Arş gör 23 Aralık 2017 14:14
Hocam çok haklısınız, beşeri Bilimleri bilemeyeceğim fakat fenni ilimlerde üniversitelerin alet Edevat ve teknik imkanları yok denecek kadar az olduğu için tezli tez yazmak da imkansız denecek kadar zor.bakınız ankaraya 3 saat mesafede bir ünide arş görüm, Üniversite bildiğiniz lise gibi sadece binalardan ibaret. Teknik imkan sıfır gibi bişey. Benim alanımda çalışanlar deneyler için güç bela randevu alıp ankaraya gitmeye mecbur. Böyle bir müesseseden ne çıkabilir? Ben yurtdışında 3 yıl bulundum ve bulunduğum üniversitelerin tamamı fevkalade teşekküllü idiler. İşte orada harika tez yazılır.
ilbeyhan 23 Aralık 2017 12:15
Hocam ;isin esasi dine hizmet etmeye,dini anlatmaya yazmaya gerekyok, Butun kulliyati bir tarafa koyup sadece eline,beline diline sahip olmak ne demektir ,yurt sathinda ve islam alemi denilen aleme once yasayarak olabilecegini gostermek lazim.(ornegin Cin devlet baskaninin 16 yasindan itibaren hayatta neler yaptigini ,deger yargilarini ogretelim,inanci farkli ama islamin esasina uyan yani varmidir yokmudur bi bakalim)yine Ali Izzet Beyoglu(begovic diyorlar)Ahmet Necdet Sezer gibi...Imam Maturidi aslinda ne diyor mefhum kalabaligina sokmadan bir cumleyle...Yaradanin ismi HAK degilmi,ADIL olan o degilmi,zere kadar adaletsizligi olsa bizler Oyle bir ALLAH;a inanirmiyiz...Arap Ortadogu Asya Afrikada cahile adetlerini Allahin emri kabul edebilirmiyiz...Inanc sistemleri ya basindan itibaren yada sonradan cikar amacli suc orgutlerinin idaresine girmis...Bu pis nefsi imtiyaz (madi manevi ) tezgahlarina maalesef binlerce yildir O temiz yuce Yaradani alet ediyorlar,hristiyanlik yahudilik hinduluk pagan vs hepsi boyle.Umeyye ogullarinin iktidari ele gecirmelerinden bu gune Isla adina bizdede boyle...Allah rizasi icin kimse dine hizmet etmesin,Dinin kimseye ihtiyaci yok. gecim yolu yapmislar salla sallayabildigin kadarDiyanet Black Friday. hassasiyetini Black Moneyede gosterse insanlar gencler din buysa bana lazim degil noktasina gelmezdi...Butun tarikatlar cemaatler keramet kendinden menkul hazretler aradan cekilsin din yerini bulur...
ramazan gün... 23 Aralık 2017 11:49
bir arkadaşımın yayınlanmış 30 kadar kitabı var. hiçbirinde kendi adı yok. prof, doç ve ne karın ağrısı ise tiplere sipariş üzerine yazıyor!.. evet, evet aynen böyle sevgili okuyucu... okulda hocaya yalakalanma veya bilmem ne imtiyazı olmadığı için ve daha önemlisi, rejimin veya üniversite kadrolarına çökmüş tiplerin tornasına uymadığı için -benim gibi- kadro alamamış bir arkadaş bu; hoş ben ayrıca kovulmuştum. o sonradan çıkan af bilmem nesi ile 1,5 seneyi 1 senede bitirme gibi bir hikaye sonunda diplomasını aldı. ben, bir kaç sınıf arkadaşım için bir kaç tez ve sunum hazırlamıştım. bir tananesi marmara üniversitesinde boş bir kadro içindi ve jüri (diyelim) 'sen bunları nerden biliyorsun' gibi bir kaç cümleden sonra, üzgünüz boğaziçinden gelen ve puanı daha yüksek olan biri var. olmasaydı seni alırdıka getirmiş. en son ilkokul öğretmenliği yaptığını duymuştum... bizde şahsiyet sahibi, görüş ve tefekkür kaabiliyeti belirten duruşlara düşman bir tez anlayışı var. mesela ben, 'bergson, sadece 20 yüzyılın en büyük filozofu değil, geleceğin tarih anlayışı ve tarihçiliğine de yeni bir yön tayin edecek metodu getiren adamdır' dediğim zaman, 'kim söylemiş, nerde gördün' demişlerdi. BEN SÖYLEDİM ULAN, SEBEBİNİ DE ZAHMET EDERSEN AŞAĞIDA YAZDIM!.. her ne ise, beni boşverelim. arkadaşım, çevrenizde gördüğünüz bir kısım gasteci, aydın, porf ve doç gibi tiplere siparişle kitap yazıp, çocuğuna ekmek parası devşiriyor. bu herifler, utanmaz oldukları kadar arkadaşımın 4-5 bin lira olan parasını da ya sallıyor veya ödemekten kaçıyor. dahası, arkadaşımın 15-20 günde kotardığı kitabı ANLAMIYORLAR!... bazen bunlardan birini televizyonda yada medyada bir yerlerde görüyorum: 'yayınlanmış 2 kitabı var' diye geçiyor; gülüyorum... mustafa beyin, intihal zaten standart, bu bahsettiğim mevzuları da bildiğini tahmin ediyorum. işte bu ve benzeri sebeplerle, içlerinde kendilerini bana ispat edebilmiş belirli bir kaç şahsiyet dışında, aydın, prof doç artık ne karın ağrısı ise bu tiplere zerre kadar saygı göstermediğimi, daima temkin ile yaklaştığımı söylemeliyim. her sahada olduğu gibi, akademi ve eğitimde de 'herşey mülga, herşey ilga' diyerek yalnız kaliteyi ve fikir soylularını taltif edecek, fotokopi ünvan dağıtmayan bir yapı kurulmadıkça ne söylense boş. necip fazılın dediği üzre, prof dediğin adam 'şapkadan tavşan çıkartan hokkabaz'dır.. bize, 'aydınlar aristokrasisi' gerek... demokrasi demagojisi ve halkı sanki kendi tercihleri mutebermiş aldatmacasına dayalı sahte özgürlük alanları yerine, gerçek bir fikir adamının, şahsiyet ve haysiyetli bir 'fikir soylusunun', bir düşünce çilekeşinin mahkumu olmayı tercih ederim. yine necip fazılın dediği gibi, 'yalnız cins atlardır ki, geme başlarını uzatırlar'... fikir soylusu olma iddiam olamaz, ama bu devirde 'cins at' olmaya talibim...
ramazan gün... 23 Aralık 2017 14:49
0
bu arada, aklıma geldi. ben bu epistemik cemaat kitabını yılllaaar önce okumuştum galiba... biraz enformatik cehalete nazire kıvamında (diyelim) garody esintisi mi görmüştüm?.. cık.. hatırlayamadım şimdi... ama okuduğumu hatırlıyorum...
Denge 24 Aralık 2017 00:38
0
Bu yazdığınız doğruysa gerçekten acayip bir şey. Yalnız eğer doğruysa başkaları adına yazılar yazan arkadaşınız da bence suça ortak. Bu tür etikten uzak bir davranışa neden giriyor kendisi? Diyeceksiniz ki maişet meselesi. Buna da katılmıyorum. Çalışmaya istekli kişi maişetini bir şekilde kanuni yoldan çıkarır. Bence arkadaşınız sizi kandırıyor da olabilir yani başkaları adına kitap yazmayıp yazmış gibi anlatıyordur. Böyle akıl hastası da çok maalesef.
ramazan gün... 24 Aralık 2017 11:40
0
arkadaşım derken, arada görüştüğümüz uzaktan bir tipten bahsetmiyorum; bir 'kandırma' sözkonusu olamayacak kadar 'içiçeyiz' diyeyim... oturup size şu adamın kitabını ben yazdım demesini beklemeyin tabi; bu işlerin de bir raconu var nihayet... ödemesi yapılmış mamül sahibinindir gibi bişey... zaten konu da bu değil... etik-maişet... siz, siyasiden cezaevi ve takibat geçmişi olan birinin, üniversitede kürsü sahibi olabiliecek kalitede bir adamın, iş hanında çaycılık yaptığını, inşaatlarda pvc pencere taktığını, bazen ailesi ile beraber kalacak yer bulamadığı için kendisini kabul eden bir arkadaşının ailesi ile beraber kalmak zorunda kaldığını, bazen ise, çocuğunun beslenmesine bir kutu meyve suyu koyamadığı için eşinin ağladığını gördünüz mü hiç?.. bu gazetede veya herhangi bir gazetede, 'azıcık yumuşak ve uysal olması' karşılığında derhal köşe kapabileceğini, zamanında böyle teklifler aldığını ben biliyorum... siz böyle bir vakıanın olamayacağına dair bir düşünce ile bu cümleleri kuruyorsunuz büyük ihtimal... bu hadise, 30 bin liraya tez yazan başka bir arkadaşım (bak bu uzaktan işte, boğaziçinden mezun ve çocukken dahi çocuk diye programa çıkmış bir tip) şahsında da gerçkeleşmektedir... söylediğim hadisenin, neredeyse tüm aydıncık camiasında bilindiği ve bir çok 'yazıcının' olduğu gerçeğinin ifadesi olduğunu biliniz... ha, 15-20 günde kitap yazılabilir mi? ye takıldı iseniz, yani buradan bir 'yalan' hissine kapıldı iseniz, hediyesi 5 bin, konuyu siz seçin. ramazan ille de sen yaz derseniz, fiyat aynı ama süreyi 2 aya çıkartalım... sipariş üzere metin yazılmasının gayri kanuni bir tarafı yok. üzerine imzanı atıp yayınlayıp yayınlamamanın ise ahlaki bir mesele olduğu ortada. benim konuyu gündeme getirme sebebim ise yukarıda mevcut zaten...
Denge 26 Aralık 2017 01:17
0
Ramazan Bey, açıklamalar için teşekkürler. Demek ki gerçekten var böyle şeyler. Açıkçası pek ihtimal vermiyordum. Satın alan açısından bu kadar riskli bir sahtekarlık yapılamaz diyordum ama oluyormuş. Belki de şaşırmam baştan hata idi. Yazan ve yazdıranın da kendini 'sistem bozuk ne yapayım', 'çoluğum çocuğum aç mı kalsın' diye inandırdığından emin olabilirsiniz. Bir şeyi yapmak istedikten sonra mazeret kolay bulunuyor. Arkadaşınız gerçekten yetenekli ise kendi adına güzel bir kitap yazıp bastırsın ve kitlelere kendini beğendirsin, bu tür işlere girmeden maişetini kazanır. İyi okunan bir yazar olmak için akademik derece gerekmiyor.
Burak Ersoy 23 Aralık 2017 09:32
Hocam, kültürün bileşenlerinden gelerek işletme kültürünü etkileyen ve ülke farklılıklarını işleyen bir tezin, din başlığında sıradışı analizi görünce "ya bu kısmı çıkar ya da ölmeyecekmiş gibi dünyaya yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış gibi bir şeyler ekle yoksa tez geçmez " denirse içine kendinizi katmak çok kolay olmaz diye düşünüyorum. Farklılıklara bu kadar isteksiz ve yabancı bir toplulukta tez koymak , savunmak yıpranmadan mümkün mü bilemedim.
KARAR OKURU 23 Aralık 2017 08:28
Bilim kültür teknoloji hemen her alanda seviyesiz olduğumuzu tüm dünya biliyor. Burası bir de imparatorluk geçmişi olan bir ülke. Ama geriye hiçbir şey kalmamış. Belki de hiç bir şey yoktu. Okuduğunu anlamayan nesiller yetiştiren bir de eğitim sistemimiz var (pisa testleri). Bol bol imam hatip açalım. Belki faydası olur.
KARAR OKURU 23 Aralık 2017 08:11
"....Oysa meşhur Alman şarkiyatçı Theodor Nöldeke Kur’an tarihi alanında Geschichte des Qorans adlı bir doktora tezi -ki bu tezin özgün dili Latince’dir- hazırlamış ve bu eserin genişletilmiş ikinci baskısı Friedrich Schwally, Gotthelf Bergstraesser, Otto Pretzl gibi üç meşhur şarkiyatçının Kur’an tarihi alanında yetişmesine ve aynı zamanda bir geleneğin teşekkülüne vesile olmuştur.... " Sayın hocam işte bu hususu hep merak etmişimdir .Elin gavuru !! bizim değer ve müktesabımıza sahip olduğu bu derecede ki vukfiyete ,bizim adamlarımız sahip midir...?? İlber hoca bir yazısında değinmişti,,..Endülüste yahudi Kur'an müfessirleri olduğundan.. Eee tabi sonra bakıyorsun bizimkilere,bir kitap yazmışlar ki sorma gitsin.! "Tavşanın suyunun suyu " kabilinden zaman yiyen nakillerin nakil,haşiyenin haşiyesi..Sıcak ev toplantılarımız da herkes eteğine ne bulup toplamış ise aha falanda şunu demiş,falan da şu kitapta laklaka ile zaman öğütmüştük..Ne işe yaradıklarını şimdi daha iyi anlıyorum..Hırsız ve darbeci mücahitler..Ekini ve nesli bozan taifesi..
KARAR OKURU 24 Aralık 2017 17:39
0
Batı ve biz kıyaslaması bence doğru bir yaklaşım değil.Onların sahip olduğu imkan ve desteğe malesef biz sahip değiliz.Ayrıca helmut ritterin öğrencisi josef van ese'in tezini okuyup 200 sayfa yazdığı söyleniyor tezin düzenlenmesi için. Türkiye'de kaç tane böyle danışman var. En iyi ihtimalle tüm akademinin %40'ı diyelim. Tabiki bizde akademik gelenek oluşmaz. Çözümse herkesin üstüne düşen sorumluluğu yerine getirmesidir.İnşallah bizler de akademinin ilerlediği o günleri görürüz.
KARAR OKURU 23 Aralık 2017 07:13
Haşıyeye HAŞİYE yazmak gibi bir şey
KARAR OKURU 23 Aralık 2017 22:00
0
Doğrusu haşiye. En azından Türkçe sözlükteki.
cevat karakalem 23 Aralık 2017 04:52
Ne yazik ki ulkedeki tezlerin cogunun kalitesi yerlerde surunuyor. Burada da gene "bilimi, arastirmayi merak icin degil sadece kariyer, is olarak yapma" ve "akademik durustluk" olgularindaki zafiyetler ana nedenler. Sonucta her sey ana mentalite ve kulturel kodlarda, bu yuzden de kisa vadede koklu degisiklikler beklemek, ne yazik ki, zor.
KARAR OKURU 23 Aralık 2017 01:43
Hocam yine doğrulara ve olması gerekene parmak basmış, bakmak isteyenlerin yüzüne ayna tutmuşsunuz. Umulur ki bir iyileşme ve uyanma olur. Bahsettiğiniz "tezin" ilgili şahsın yrd. doç. olarak atanmasına kadar hiçbir jüri ya da kurula takılmaması da gerçekten ilginçtir. Webde ilgili kişinin ayrıca kpss hazırlık için anayasa hukuku kitabı yazdığına dair kayıtlar da bulunmaktadır ki, bu da ilginçtir.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN