Back To Top
Cennetten haber gelse hemen ölmek ister miyiz?

Cennetten haber gelse hemen ölmek ister miyiz?

- A +

12 Haziran-18 Haziran 2017 tarihleri arasında MAK Danışmanlık tarafından 30 büyükşehir, 23 il ve 154 ilçede 5400 kişi ile yüz yüze görüşmelerle yapılan, “Türkiye’de Toplumun Dine ve Dinî Değerlere Bakışı” konulu araştırmada çok çarpıcı sonuçlar ortaya çıktı. Araştırmadaki en çarpıcı sonuçlardan biri uhrevî âlemle ilgilidir. “Cennete gideceğiniz kesin olsa, şu an cennete gitmek için ölmeyi düşünür müsünüz?” sorusuna “Evet” diyenlerin oranı % 15, “Hayır” diyenlerin oranı ise % 65’tir. Türkiye’nin, “yüzde doksan dokuzu müslüman ülke” diye tanımlandığı nazar-ı itibara alındığında, bu oranlar üzerinde adamakıllı düşünmek gerekir. “Cennete gideceğiniz kesin olsa…” sorusuna, katılımcıların %65’inin, “Böyle olsa bile ölmek istemem” diye cevap vermesi, ciddi bir çekincenin göstergesi olarak okunabilir. Daha açıkçası, bir an önce cennete gitmek için ölmeyi istemek, katılımcılar tarafından IŞİD (DEAŞ) gibi terör örgütlerinin cihad, intihar eylemi gibi konulardaki bilindik anlayış ve inanışıyla ilişkilendirilmiş, dolayısıyla soru “tuzak soru” olarak algılanmış olabilir. Ancak bu bir ihtimaldir. Bu ihtimal yok sayıldığında, söz konusu soruya verilen “Hayır” cevabının %65’lik orana baliğ olması hakikaten vahimdir. Vahamet, Kur’an’da çok sık vurgulanan uhrevî âlem gerçeğine ve cennetteki ebedî mutlu hayat garantisine rağmen kendini müslüman olarak gören yüz kişiden altmış beşinin bu dünyaya adeta kazık çakmak istercesine lafı, “Cennetteki yerimiz garanti olsa dahi ölüm bizden uzak olsun” demeye getirmesidir.

***

Bu ilginç tavrın önemli bir sebebi, sekülerleşmenin muhafazakâr çevrelerde dahi büyük ölçüde benimsenmiş bir dünya görüşü hâline gelmesidir. Kanımca, sekülerleşme ya da bir diğer tabirle dünyevileşme hakkında konuşmak artık nafiledir. Çünkü hemen herkes sekülerleşme ve dünyevileşmenin ne olduğunu gayet iyi bilir, ama maalesef sadece bilmekle yetinilir. Oysa dünyevileşme Kur’an’da Kureyş’in önde gelen müşrik taifesinin alamet-i farikası olarak zikredilir. Öte yandan bazı İslâmî kaynaklarda Hz. Peygamber’in, “Ben ümmetimin putperestlik inancına döneceği endişesi taşımıyorum. Benim endişem, ümmetin dünyevileşmesi, dahası mala, mülke, paraya tapar hâle gelmesidir” dediği nakledilir. Ayrıca Hz. Peygamber’den ölümü istememekle ilgili birçok hadis nakledilir. Fakat bu hadisler, bir gün daha fazla yaşamak istemeyi dünyaya kazık çakma hayaliyle değil, amel defterindeki bozuk sicili düzeltme ihtimaliyle ilişkilendirir mahiyettedir.

Kaldı ki İbn Hanbel, İbn Ebî Âsım, İbn Hibbân, Taberânî gibi birçok muhaddisin az çok farklı varyantlarıyla naklettiği bir hadise göre ölüm kimi zaman temenni edilesi bir şeydir. Söz konusu hadise göre Âbis el-Ğıfârî veya Avf b. Mâlik isimli sahabî, “Ey Veba! Al götür beni bu âlemden” deyince, çevresindeki insanlar, “Ne o, yoksa sen ölümü mü temenni ediyorsun?” diye şaşkınlıklarını dile getirmişlerdir. Bunun üzerine adı geçen sahâbî, “Hz. Peygamber’in şöyle söylediğini işittim” demiş ve eklemiştir: “Şu altı durumla karşılaştığınızda ölümü temenni edin: Süfehanın güç ve nüfuz sahibi olması, kolluk kuvvetlerinin çoğalması, hüküm ve yargının alım-satım konusu olması, insan canının ucuzlaması, akrabalık ve dostluk bağlarının kopması, Kur’an’ın musiki konusu olarak algılanması…”

Cennetten haberci gelse bile ölmek istememenin bir diğer önemli sebebi, özellikle geleneksel kıssa ve vaaz edebiyatında çok özensiz bir üslupla ölüm ve kabir üzerinden müthiş bir korku pompalanmasıdır. Bunun kaçınılmaz olarak ürettiği sonuç, uhrevi âlemin dehşet ve şiddet diyarı gibi algılanmasıdır. Bu bağlamda modernite tecrübesinin “ölüm”ü yapı sökümüne uğratmasına da ayrı bir bahis açmak lazımdır. Muhafazakâr müslüman çevrelerde ölüm her ne kadar “Emr-i Hak vaki oldu, Hakk’a yürüdü” gibi ifadelerle evcilleştirilmiş görünse de bu evcilleştirme hep ölüp gidenlerle alakalıdır. Geride kalanlar için ölüm hâlâ çok yabancı ve yabanıldır. Bu yüzden de ölüm hep yadsınır, hatta insanlık için utanç verici bir skandal gibi algılanır. Bauman’ın Ölümlülük Ölümsüzlük adlı kitabındaki ifadesiyle ölüm, modern zamanlarda sanki dışarıdan gelen bir şeymiş gibi yadırganır. Kişi ölmez, sanki hep bir şeyler tarafından öldürülür. Modernite, ölüm ve ölümlüğü yapı sökümüne uğratmış, fakat bu durum ölüm gerçeğini ortadan kaldırmamış, belki sadece onu hiç istenmeyen bir yabancı durumuna sokmuştur. Böylece ölüm, sözüm ona pek yaratıcı, becerikli ve kendinden gayet emin aktörlerin başrol oynadıkları modern dünyadaki yaşam açısından hep “öteki” olmuştur.

***

Nurdan Gürbilek’e göre ölümü yadırgayıp uzak mekânlara sürmeye çalışma ısrarının ardında onu zamanın dışına atma arzusu vardır. Zaman algısının önemsiz olduğu bir dünyada herkes her zaman çocuktur; öyle de kalmalıdır. Bu yüzden, gözümüzün önünde akıp giden bütün ölüm sahnelerini basbayağı bir yabancının ölümünün hayatımızdan hiçbir şeyi çekip alamayacağından emin olmanın verdiği kayıtsızlıkla algılarız. Bu tuhaf durum aslında modernlik tecrübesinin iki yüzüdür. Bir yanda ölüm ve yası sağlık ve mutluluk adına reddetmek, yakınlarımızın değil ölmesine hasta olmasına bile tahammül edememek ve çocuklara ölümden söz etmenin dilini bir türlü bulamamak varsa, öbür yanda da iç dünyamızda hiçbir hüzün ve kederi harekete geçirmeyen, yasın kırıntısına bile izin vermeyen sıra dışı bir ölümü, vahşi bir cinayeti, akıl almaz bir cinnet anını biraz tiksinerek biraz da gözlerimizi kaçırarak ama büyük bir merak ve hazla seyretme arzusu vardır. Hâsıl-ı kelam, biz gerçekten acayip varlıklarız; çünkü biz ölüm denince hem acayip korkarız hem de ölüm diye bir şey yokmuş gibi hayata akarız. Bu yüzdendir ki cennetten haber gelse dahi dünyaya abanarak yaşamaktan geri durmaya pek yanaşmayız.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
KARAR OKURU 22 Temmuz 2017 19:57
Tabi cevaplara ve sonuçlara saygı duyorum. Ama kendi adıma cevabım. Evet olurdu
KARAR OKURU 12 Temmuz 2017 23:47
İmanın özü ihlastır ben kendi adıma yüce RABbimin hakkımda ki rızasından emin olsam bir saniye dahi bu dünyada kalmak istemezdim RABbim benden razı olsun yeter cennet Onun cehennem Onun ben kulunu neye laik görürürse hüküm Onun
gereksiz 12 Temmuz 2017 16:13
Hocam her yazınızı ilgiyle takip ediyorum ama bu yazı anlamsız olmuş bence...
KARAR OKURU 11 Temmuz 2017 23:02
S.a. Hocam güzel bir yazı olmuş. Ben konu dışında bir şey paylaşacağım. Hocamın sık sık atıfta bulunduğu ibni Haldun hakkında yazılan bir makaleyi değerlendirmesini rica ediyorum. Allah razı olsun. Erol kılıç Nevşehir. İslamofobinin kaynağıHarun ÖZDEMİR YAZARLAR5 Temmuz 2017 Çarşamba İslamofobinin kaynağı İbn-i Haldun(1332-1406) ve Mukaddine adlı kitabı bir efsane gibi kulaktan kulağa aktarılır. Hakkında o kadar övgü dolu sözler söylenmiştir ki, Mukaddime’yi okuyan çok az kişi de ya anlamadığından ya da efsanenin etkisinde kalarak gerçeği ortaya koyamamıştır: Mukaddime’nin siyaset sosyolojisinin ilk kitabı olduğunu kabul edebiliriz. Üstat, yaşamı boyunca sultanlara yakın durmuş, edindiği bilgileri, gözlemleri ve deneyimleri sultanların hizmetine sunmuştur. Mukaddime adlı eserinde de geleceğin siyasetçilerine “Nasıl hükümdar olunur”un süreçlerini anlatır. Kitabın başlangıç bölümlerinde uzun uzun adalet siyaseti ile saltanat siyasetini karşılaştırır. Birçok ayet ve hadis kullandıktan sonra örnek olay olarak en çok Hz.Ali ile Muaviye arasındaki siyasal krize değinir. İbn-i Haldun’un sonuç olarak görüşü şudur: Hz.Ali siyasal tercihlerinde sürekli “adalet”i gözetmiştir. Muaviye ise “kazanmak” için her yolu denemiştir. Sonunda haklı olmasına rağmen Hz.Ali kaybetmiş, Muaviye ise haksız olmasına rağmen kazanmıştır. Bu tespitinden sonra İbn-i Haldun geleceğin siyasetçilerine şu öğütte bulunur: Kuran’ın ve hadislerin gösterdiği siyaset, adalet siyasetidir. Fakat bunun başarı şansı çok zayıftır. Siyasette başarılı olmak isteyenler Muaviye’nin yolundan gitmelidir. Haklı da olsalar adalet siyasetini izleyenlerin sonu Hz. Ali gibi kaybetmektir. Ben derim ki… beni dinlerseniz… kazanmanın ve iktidarda kalmanın yolu Muaviye gibi yani haklı veya haksız demeden her türlü zalimane yolu denemekten geçer. Eğer adalet siyasetini seçerseniz sadece siz kaybetmesiniz, size destek verenler de kaybeder. Başarısızlığın sonu da lider ve taraftarlarının ölümü demektir. Bunu da unutmayın, der. İbn-i Haldun Muaviye’nin siyaset yolunu “Mütegallibe” yani zor kullanarak, darbe yaparak, kan dökerek iktidara gelmek olarak tanımlar. Hz.Ali’nin siyaset yolunu da Kuran, hadisler ve dört halifenin seçimle iktidara gelme yolu olarak tanımlar ki, buna da Ehl-i Sünnet’in yolu der. Bununla beraber Hz.Ali gibi oğulları ve torunlarının mütegallibe karşısında neden başarılı olamadığını anlatır. İbn-i Haldun bu tanımları yaptıktan sonra çok sayıda örnek vererek zor kullanılarak nasıl iktidara gelineceğini ve iktidarın hanedan yönetimine nasıl dönüşebileceğini en zalimane şekliyle anlatır. Siyaset alemi Niccolo Macihavelli (1469-1527)’in Hükümdar(Prens)’ını ve Makyavelizmini iyi bilir de nedense İbn-i Haldun’un siyaset öğretisindeki zalimane öğütleri görmezden gelir. Kuran’ın vurguladığı, Hz.Muhammed’in ve dört halifenin uygulamaya çalıştığı seçime dayalı siyaset sistemini yıkan hatta yerle bir eden Muaviye’nin adaletsiz siyaset yolu, 1400 yıldan beri Alem-i İslam’ı yönetmeye devam ediyor. O tarihlerde her türlü zalimliğe fetva veren, destek olan sahabeler olduğu gibi sonraki dönemlerde de buna fetva veren fazlasıyla alim bulunmuştur. Hatta alimlerin çoğu yani ulema, birbirlerinin kuyusunu kazarak zalim sultana yakın olamaya çalışmışlardır. Yahudi ve Hıristiyan alemi Müslümanlardan aldıkları “seçime dayalı yönetim” modelini her geçen gün teorisini ve pratiğini geliştirmeye çalıştıkları 21. Yüzyılda bile Müslüman(!) liderler, demokrasiye geçmemek için ülkelerinin yakılıp yıkılmasına razı olabiliyorlar. Üretmeyen ekonomilerin en zengini olabiliyorlar. Yolsuzluğu, hırsızlık saymayabiliyorlar. Bunu da zorba rejimlerin alimleri ayet, hadis ve fetva desteği ile açıklayabiliyorlar! *** İslam tarihi uzmanı olduğu iddia edilen İbn-i Haldun’un birbirinden ilginç ve bugün kabul edilmesi asla mümkün olmayan siyaset öğütleri yanında özelikle üreten ve pazarlayan çiftçi ve tüccar için söyledikleri yenilir yutulur cinsten değildir. Üstat, çiftçileri toprağa bağlı yaşadıkları için gelene ağam, gidene paşam diyen ikiyüzlü ve karaktersiz insanlar olmakla itham eder… Kuran, Peygamberin hayatı ve fıkıh kitapları ticareti “helal kazanç” yolu olarak gösterirken İbn-i Haldun tüccarları spekülatör, haksız kazanç kovalayan, karaborsacı ve fırsatçılar… olarak tanımlar ve bu insanların kazançlarına el koyulmasını da savurgan sultanlara üstü kapalı bir şekilde öğütler… Oysa; İslam Dini, Mekke’de doğdu ve Mekkelilerin tek geçim kaynağı uluslararası ticaretti. Peygamber de 40 yaşına kadar ticaret yapmış ve çok da para kazanmıştı… İslam Dini, Medine’de kurumsallaşmış ve dünyaya yayılmıştı. Halkın geçim kaynağı ise tarım ve ticaretti… *** İbn-i Haldun, yaşadığı çağın en çok para kazandıran ve ilgi gören mesleklerini sıralarken ilk sırayı dans eden ve şarkı söyleyen cariyelere verir. Şeriatı ve adaleti sağlayacak fakihler ise ancak beşinci sırada kendilerine yer bulabilirler. Sonuç olarak şunu söylemekte yarar var: Müslüman alemin siyasal liderlerinin kılavuzu İbn-i Haldun ve Maverdi gibi şahsiyetler olduğu sürece İslamofobi, Müslümanların İslam düşmanlarına altın tepsi içinde sundukları bir ikram olacaktır. Daha açık söylemek gerekirse; Müslüman ülkeler Muaviye, İbn-i Haldun, Maverdi… siyasetiyle yönetildiği sürece dünya alem bir araya gelse de Müslüman terör örgütlerinin ortaya çıkmasını engelleyemez. Batılıların manipülasyonunu ise hiç engelleyemezler
abdulbaki akgün 11 Temmuz 2017 13:55
bir müslüman cennetteki yerin hazır .hemen ölürmüsün dendiğinde hayır ölmem diyorsa sahte iman sahibidir imanlı olduğunu zannediyordur.yinede nedenini sormak lazım.
Saçma 11 Temmuz 2017 12:49
Saçma. Tek kelimeyle saçma. Saçma bir bakış açısıyla insanların dindarlıkları ölçülemez. İnsanın cennette yerini kim garantileyecek? Bu nasıl bir bakış açısı ki? Peki o zaman intiharın din tarafından kesinlikle yasaklanmış bir eylem olmasına ne demeli? Şöyle mi bekliyorsunuz? - Cennetliksin. - Yaa öyle mi, ver bıçağı bileğimi keseyim. Bu ne kadar barbar bir bakış açısı. Aşere-i Mübeşşere dünyada iken cennetlikle müjdelendi. Bu insanlar ne yaptı: Kendilerine müjdelenen cenneti hak etmek için ömürlerinin sonuna kadar ibadet, taat ve ahlak içinde yaşadılar, sapmadılar. Dindarlık abzürt sorularla ölçülemez. Eğer soru bu şekilde saçma ise bu, dindarlığı ölçmek değil, artniyetli bir istihbarat faaliyetidir. Son bir not: Dindarlığı tespit etmek kimsenin tekelinde değildir. İnanç kul ile Allah arasındadır.
şeker 10 Temmuz 2017 09:46
Madem sekülerleşmeyi filan eleştiriyorsun, neden Çukurova Üniversitesinden Marmara Üniversitesine geçtin diye sorarlar adama, bilemiciiim artık...
KARAR OKURU 10 Temmuz 2017 20:50
3
Sekülerleşmenin göstergesi: çukurova üniversitesinden marmara üniversitesine geçmek... böyle muhteşem yorumlar yazan insanlarımız varoldukça bu millete zeval gelmez. Maşallah sayın yorumcuya. Hocanın marmaraya geçmesi ne kadar da çok batmış meğer.
Gül Suyu Müslümanı 14 Temmuz 2017 08:59
1
Yazara sorsalar aynı soruyu "İstanbul'u bulmuşken hemen ölmesem de şuranın azıcık keyfini çıkarsam" demez mi acaba. Ama o gül suyu Müslümanları gibi cevap vermeyebilir "hemen alın beni hemen alın beni ..." de diyebilir. Ne de olsa o gül suyu Müslümanı değil...Şu millete yazık gelen giden eleştiriyor...
Kemal 10 Temmuz 2017 03:07
Hiç acayip varlıklar değiliz.. Bütün canlılar gibi varolma , yaşama refleksine sahibiz.. Ama normal, Evrim'i ve onun tarif ettiği ;canlının doğa koşullarındaki "Adaptasyon ve mutasyon " mevzusunu elinizin tersiyle bir kenara itip ve devletin eğitim anlayışı ile bunu legalleştiriyorsak, söylenecek söz kalmıyor.. Yazık gelinen bu duruma.. Acayip bir toplum olmaya başlıyoruz..! Eğer islam bilimi reddediyorsa sorun yok.. reddetmiyorsa sorun çok büyük..!
KARAR OKURU 10 Temmuz 2017 20:54
3
Acaip varlıklarız derken insanın her canlı gibi yaşama refleksiyle ilgili bir şey söylenmiyor. Yani konunun o yönü mevzu bahis değil. Konu, inanndım diyen insanlrın neye ne kadar inanıp inanmadığıyla ilgili. Yazılanları bu düzeyde anlamak ve yorum yazmaya kalkışmak..... neyse
KARAR OKURU 09 Temmuz 2017 13:35
İnsanımızda birazda; ne yaparsak yapalım cenneti garanti görme duygusu yok mu?
Kemal 11 Temmuz 2017 23:28
0
VAR.! ..Konu zaten İnan kişinin ikilemi.. Bu çatışmanın altında ki ; yaşama arzusu da canlının var olma refleksi değilmiş gibi mi düşünelim.. Gerçek, hakikat ne..?
Teşekkürler.
Lutfi B. 08 Temmuz 2017 20:14
Dinin insanları ikna etme başarısı, hayatın gerçekleriyle örtüşme ve bunun somut örnekliklerle hayata yansıtılmasıyla doğru orantılıdır. Hayatın gerçekleri derken insanın temel ihtiyaçları, somut örneklik derken kastedilen de bu ihtiyaçların karşılanmasında kullanılan araçlar, yöntemler ve örnek şahsiyetlerdir. 100 bini aşkın camisi ve en küçük yerleşim birimine kadar temsilcisi bulunan din hizmetleri teşkilatımıza rağmen Mustafa hocanın yazısında konu edindiği "dinin insanımız üzerindeki etkisi (etkisizliği) bir şeylerin yolunda gitmediğinin işaretidir. Yolunda gitmeyen dinin ikna edici özelliğinin yıpranması ve müslümanın hayatında zaman zaman kendini kandırma, yaşadığı kirli hayatı görsel ve işitsel bir takım törenlerle olduğundan farklı gösterme aracı haline gelmesidir. Din artık müslümanın hayatına yön veren değil, sıkıştığında kullandığı, işi bitince terk ettiği bir araç haline gelmiştir. İman artık bir ikna olma ve güven duyma konusu olmaktan çıkmış sadece sözde "kelime-i şahadet" getirme olarak anlaşılır olmuştur. Sonuç, dinin kavramlarının içi boşalmış, dini konular gerçekliklerini yitirmişlerdir. Ahiret, cennet, cehennem, hesap dünyevi ihtiyaçlar karşısında önemini yitirmiş, artık din müslümanın hayatında bir anlamda ismi olan fakat kendi ve etkisi kalmayan bir "Anka kuşu" haline gelmiştir. Bu hal tam bir gaflet -uyku- halidir. Bu uykudan her birimiz emr-i Hak vaki olduğunda uyanacağız. Umarım, Firavun'un ölmek üzereyken "şimdi inandım" dediği fakat kendisine " şimdi mi" diye sorulduğu gibi uyanmakta geç kalmayız.
hamza akyol 08 Temmuz 2017 17:13
Öncelikle 2 tane veriden sonuca gitmek tam türk usulü bir iş. anketten çıkan sonuçtan hemen kesin yargılara varmamak lazım. ancak anketin de verisi ışığında fakat anketten bağımsız bir gözlem olarak; 1. müslümanların çoğunluğu iyi şeyler için değil, kötü şeylere uğramaktan korktukları için müslüman. yani cennet için değil, cehenneme gitmemek için müslüman. bu nedenle de kelime-i şahadet getirince günahların bedelini ödeyince sonunda cennete gideceğini düşünmek aslında müslümanlardaki ahlak bozukluğunun başlangıç noktası gibi duruyor. 2. Bir islama, bir de kendi yaşantısına bakan müslüman, aslında islamdan ne kadar uzak olduğunu bildiği için "cennet garantisi" pek gerçekçi durmuyor. bu nedenle de gönül rahatlığıyla ölümü seçemiyor. 3. her normal insan, her normal canlı için geçerli olan yaşam isteği, burda da normal olarak kendini gösteriyor. dini inançlar bu yaşam isteğini yok edemiyor, etmiyor, zaten etmemesi de gerekiyor. aksi dünyanın düzenine ters.
Abdullah birisi 09 Temmuz 2017 10:32
0
Hamza bey enfes bir yorum cevap olmuş aklıniza sağlik
KARAR OKURU 09 Temmuz 2017 11:53
3
Hamza Akyol isimli yorumcunun analizleri, "anket verileri"nden müstağni olarak sırf bağımsız gözleme dayanıyor. Bağımsız gözlemden sonuca gitmek, Türk işi değil de "Şark" işi olabilir mi? Ayrıca yorumcunun ilk iki maddede yazdıkları mustafa hocanın değerlendirmelerinde de mevcut. O halde, takdir okuyucunun!
Mutlu Yücel 08 Temmuz 2017 15:23
Bırakalım anketi, Cennet, Cehennem, Allah inancı şek şüphe götürmeyecek kadar gönüllerinde var olanların bulundukları memleketlerde hırsızlık, hayınlık,ker türlü olumsuzluk bu derece tavan yapmazdı,her şeye rağmen,düzenin demokrasi olup olmadığına bakılmaksızın.Hiçbir düzen bozukluğu bu kadar kirlenmişliği getirmezdi.Samimi inananlar olsaydı devlette birkaç bakanlığın bütçesini yiyen her mahallede çokca camisi ve hutbesi olan bir ülkeye rağmen bu derece siyaset baştan sona yer ile yeksan olmazdı.Siz gerçek inananları çok etmek istiyorsanız,önce,inancın beline en büyük darbeyi vuran, tarafgir yapısıyla sürekli haksızlık pompalayan antidemokratik düzenin dibine kibrit suyu dökeceksiniz, yerine de demokrasiyi getireceksiniz ki gerçek Müslümanlar samimi aydınlık insanlar bu özgür ortamda yaşama ve gelişme olanağı bula.O soruyu bana sorsalardı vereceğim cevap ;HEMEN ÖLMEM,AMA ÖLÜMDEN DE KORKMAM.Cenneti hak etmişsem ve bundan sonraki yaşamımda da bu hak edişe halel getirmeyeceğime şek şüphem yoksa, yaşmaya devam eder elimden gelirse diğer insanların da,düzenin de doğru bir çizgiye çekilmesine uğraşırdım.,çoluk çocuğumu da öyle yetiştirmeye çalışırdım
Mutlu Yücel 08 Temmuz 2017 15:06
Bırakalım anketi, Cennet, Cehennem, Allah inancı şek şüphe götürmeyecek kadar gönüllerinde var olanların bulundukları memleketlerde hırsızlık, hayınlık,ker türlü olumsuzluk bu derece tavan yapmazdı,her şeye rağmen,düzenin demokrasi olup olmadığına bakılmaksızın.Hiçbir düzen bozukluğu bu kadar kirlenmişliği getirmezdi.Samimi inananlar olsaydı devlette birkaç bakanlığın bütçesini yiyen her mahallede çokca camisi ve hutbesi olan bir ülkeye rağmen bu derece siyaset baştan sona yer ile yeksan olmazdı.Siz gerçek inananları çok etmek istiyorsanız,önce,inancın beline en büyük darbeyi vuran, tarafgir yapısıyla sürekli haksızlık pompalayan antidemokratik düzenin dibine kibrit suyu dökeceksiniz, yerine de demokrasiyi getireceksiniz ki gerçek Müslümanlar samimi aydınlık insanlarbu özgür ortamda yaşama ve gelişme olanağı bula.
Takipçi 08 Temmuz 2017 14:56
Yorumlarınız beklenmedik şekilde şaşırtıcı. Neredeyse cennet garanti ise intihar edilebilir gibi. Ölmeyi istememek dünyevileşmek değildir ki. (Dünyevileşmek eğer paraya pula kul olmak ise) Kendine dikkat ederek yaşamak zaten Yaratan'ın emri ve yeryüzündeki tüm çanlılar da yaşamaya programlı. Ayrıca, sekülerleşmek te sizin vurguladığınız anlamda dünyevileşmek anlamına gelmiyor. Altında isminiz olmasa kat'iyen sizin yazınız olduğuna inanılnaz..
muhsin 08 Temmuz 2017 12:38
hocam keşif filmini izlemenizi isterim,öteki hayatın bilimsel olarak katıklanmasının toplum üzerinde etkileri konu ediliyor.intihar tranvayları.
Merak ediyorum şu gazeteyi okuyanlarin yüzde kaçı şu yazıyı okudu
Z. Yardım 08 Temmuz 2017 12:28
Abes bir soru. Kimse bu dünyaya hey bak ben geliyorum diyerek gelmiyor. Gelirken de hiçbir seçimini yapma sansı olmayan birine şimdi ölürsen cennet seni bekliyor, hayatın anlamını cennete gitmeye imdirgemiş olmazmısınız. O zaman orta çağ karanlığına devam.çünkü cennete gitmek için sayılan amellerde bilim ilerleme yok.hep sorguladığımız müslümanlar neden bu durumda 'nın yanıtını bu soruda ve cevaplarında
KARAR OKURU 09 Temmuz 2017 01:04
4
Kardes islam dini insana ilim den uzak dur demez. Bilakis oku aklını kullan der. Biraz kuran okuyup aradan sende göreceksin. Önyargı zor iş
KARAR OKURU 08 Temmuz 2017 11:34
Hal-i pür melalimiz
sinem 08 Temmuz 2017 11:17
hocam, yazının içeriği biraz dar kalmış, keşke biraz daha detaylandırsaydınız.
Akif 08 Temmuz 2017 11:07
Mustafa Hocam bir önceki yazısında şöyle demişti . “Özellikle son zamanlardaki genel toplum manzaramız beni bir Melâmetî gibi davranmaya ve İslam’ı Melâmetî perspektifle yorumlamaya sevk ediyor. Çünkü etrafıma baktığımda hemen herkes dünyanın tuzu değil de “bal küpü” olma sevdasına kapılmış görünüyor. Hatta bugünkü genel hayat tarzımız, “Bal tutan parmağını yalar” modunda seyrediyor.” Melamilik, felsefe olarak, tarihimizdeki ilk sufilerle aynı noktadan hareket etmektedir : ZENGİNLİĞİN MÜSLÜMANI (İnsanı) BOZMASI ! Tabiin sufileri, ganimetin yozlaştırdığı Müslümanlara tepki olarak yola çıkmışlardı. İlk bozulmamızın kökeni ganimettir. Bugün zenginleşen Müslümanların servetinin kökeni de ganimettir; iktidar nimetleridir. “Alışveriş Cenneti”, “Tatil Cenneti”, Müslümanların (!) işyerleri için kullandığı reklam sloganları. Adam dünyada iken zaten cennette. Ahiret cennetini niye tercih etsin ki ? İşin bir de şu yönü var : Kuran’ın ilk muhataplarının nimet ufkuna hitap eden “cennet”, nimet içinde yüzen günümüz insanı için çok da motive edici değil. Yeşil bahçeler de elimizin altında, Huri de, Nuri de. Önce elimizdeki nimetlerin saltanatını bir sürelim, gerisi kolay. Allah’ın sevgili kulları olmasaydık dünyada nimetlendirilmezdik. Bizi, sevgili kulları olduğumuz için dünyada nimetlendiren Allah, ahirette beceriksiz fakirleri mi nimetlendirecek, diye düşünen o kadar çoğaldı ki. Efendim ! Kureyş’in müşrikleri de böyle düşünüyordu mu, dediniz ? O zaman soralım bakalım kendimize, Allah tasavvurumuz Kureyş müşriklerinin Allah tasavvurundan ne kadar farklı. Allah’ı hayatımıza ne kadar karıştırıyoruz ?
Mutlu Yücel 08 Temmuz 2017 11:02
Bahse konu ankette “cennete gideceğin kesin olsa şu anda ölmeyi düşünür müsün” sorusuna evet diyen %15 lerin de çok büyük bir kısmının samimi olarak” evet” dediğine inanmıyorum. Geçenlerde, beş vakit namazını kılan, sözde bir Müslüman’a “ölünce mükâfat olarak Allahın sevgisine mazhar olmanın mutluluğunu mu yaşamak istersin, yoksa Huri kızlarını mı istersin” diye sorduğumda hiç düşünmeden”Huri Kızları” diye cevap verdi. Şimdi bu cevapta ara ki Allah sevgisi bulasın, Müslümanlığı bulasın. Dünya da kötülük yapmayanların, mükâfat olarak, Allah sevgisine mazhar olmasının kişiye verdiği mutluluktur cennet. Cehennem ise kişinin yaptığı kötülükler sonucunda, Allah sevgisine mazhar olamayan bir ruhun çektiği sıkıntısıdır, diye düşünürüm. Yoksa cennet ne kazan ne de katrandır, kaynayan katran vs.Peyganberlerin bu ruhi sıkıntıyı, Arap’ın anlaması için somutlaştırarak anlatmasından ibarettir. Bence her canlı cansız nesne kadar da din vardır. Her bir ferdin zekası, yetişme şekli vs. din anlayışında nüans farklılıkları da olsa bir farklılık yaratır ki bu da dinsizlik demek değildir. Kaldı ki dinsizlik te bir dindir. Dinsiz diye tabir ettiğimiz kişi “Allah ayrı bir ruhani varlık değildir, ALLAH tüm kainatın toplamıdır”dese, Kainatın bir yerindeki kelebek kanadını oynattığında kainatın diğer ucundaki bir nesnenin hemen algılaması, bu düzenin olağan üstülüğünü kavramak için ek bir yaradanı aramak gerekmez ki! Allah işte bu olağanüstülüğün toplamıdır dese, ve son kuantum fiziği de bu görüşü destekler mahiyetinde olsa,siz dönüp,kainatı yardan ayrı bir Allah yoktur diyene dinsiz diyebilir misiniz?Hiçbir emir,bu din de olsa kişinin kendinin içselleştirdiği samimi yargısından daha büyük bir gerçek değildir. Ankete dönersek, eğer kişiler bu anlatılan şekliyle dine inansalardı hiç çekinmeden hemen ölürüm derlerdi. Gerçek Müslüman(insan) müjdeyi aldığında hemen ölmeyi kabul eden insandır. Bu müjde başkalarının muştuladığı müjde de değildir.O kişinin iç hesaplaşması sonunda ikna olmasının kişiye verdiği karardır.
Lutfi B. 08 Temmuz 2017 10:45
Yazının başlığındaki sorunun gerçeklikle bağı kurulamadığı için verilen cevap % 15 gibi hayır şeklinde cevaplanmış olabilir. Çünkü işid ve benzeri örgütlerin cennet vaadi ve intihar eylemleri, fetönun din algısı ve buna bağlı ortaya koyduğu faaliyetler toplumda dine ve dini olana karşı bir inanç erozyonu meydana getirmiştir. İnsanlar işidcilerin ve fetöcülerin gittiği cennette bana yer yoktur diye düşünmüş olabilirler. Kaldı ki intihar eylemi dışında cennete girme "garantisi" veren ve bunu hemen hayata geçiren başka eylem türü de yok gibidir. Vatan ve millet uğrunda hayatını ortaya koymak söz konusu olunca toplumumuzun duyarlılığı 15 temmuz tecrübesiyle bu konuda bir veri olarak kabul edilebilir. Ancak 21'ci yüzyıl hayata anlam veren bütün değer yargılarının başta en "büyük" ve güçlü devletler eliyle yozlaştırılması, insanların parasını, çocuğunu (geleceğini) emanet ettiği dini yapıların bu yozlaşmada sınır tanımaması hayata -dünya hayatı olsun, ahiret hayatı olsun- dair güveni sarsmıştır. Sonuç, insanımızı maalesef yazının son cümlesinde belirtilen noktaya getirmiştir.
KARAR OKURU 08 Temmuz 2017 10:06
Ölümü istemenin İslam'ı gerekçeleri ve gerekçelendirilmesi zayıf kalmış bilginize
Ömer Ömeroğlu 08 Temmuz 2017 09:53
Kendini muhafazakar olarak tanıtanları doğal hakkı olmayan haram parayla imtihan edeceksin. Bakalım o zaman muhafazakarlık kalıyor mu?
Hakan Deniz 08 Temmuz 2017 09:39
Hocam o %65'in içinde " Eş, iş ve çocuklardan" dolayı sorumluluğu olan insanlar bunları arkada bırakıp gitmemek için " Hayır " cevabı vermiş olabileceğini düşünmeliyiz. Cennet garanti de olsa Bir nevi kendi keyfi için sevdiklerini yüz üstü bırakıp gitme düşüncesini vicdansızca bulmuş olabilirler. Şahsen bana sorulsa bu gerekçeyle ne zaman Hak vaki olursa o zaman derdim.
KARAR OKURU 08 Temmuz 2017 16:38
1
Doğru bir yaklaşım. Yazarar bence çok sığ kalmış. Sosyolojiyi yakalayamamış. Ayrıca daha uzun yaşadığında daha çok ibadet ve taat ile cennetteki seviyesini yükseltme düşüncesi de ihmal edilmemeli
Yılmaz Yılmazoğlu 08 Temmuz 2017 09:25
Bi kere soru inandırıcı değil. 'Cennet garanti' haberi gelmez. Deneklerin çoğu bu yüzden hayır, demiştir. Diğer taraftan bu söze inananlar, terörün potansiyel eylemci cahilleri değil midir? Para karşısında bozulmayan çok az kimse vardır. Şimdi insanlar servet ve mal yığını yapmaktadır. Gelecek nesillerin lüks içinde tembel bir hayat yaşamaları için.
evin 08 Temmuz 2017 08:14
türk islamcıları çoktan "dünyevi" oldular bile...bu güruh kadar para ve güç düşkünü insanlar görmedim hayatımda. bu parayı cennette harcamak için istemiyorlar herhalde...hepsi lüks ve gösteriş peşinde...
Haydar 08 Temmuz 2017 06:39
Dönem tamda Hz Af bin Mâlik' in saydığı dönem.Hz. Peygamber’in şöyle söylediğini işittim” demiş ve eklemiştir: “Şu altı durumla karşılaştığınızda ölümü temenni edin: Süfehanın güç ve nüfuz sahibi olması, kolluk kuvvetlerinin çoğalması, hüküm ve yargının alım-satım konusu olması, insan canının ucuzlaması, akrabalık ve dostluk bağlarının kopması, Kur’an’ın musiki konusu olarak algılanması…” Bunların hepsi AKP Türkiye: sinde yaşanıyor. Allah sonumuzu hayretsin.Başımızdaki zâlimleri biran önce uzaklaştırsın.Amin.
KARAR OKURU 08 Temmuz 2017 04:49
Millet MAK Danışmanlıkla dalga geçmiş...
KARAR OKURU 08 Temmuz 2017 03:30
Onemli olan olumun degil hayatin kutsanmasi. Herkesin isi, asi ve onurla yasayacak basi olmasi. Marifet olunce cennete gitmek degil, bu dunyayi yasanilacak bir cennet yapmaktir. Bunun tek sarti da iyilik merhamet sadaka falan degil durustluktur, adalettir. Bunu basarirsaniz ancak obur dunyada da hesaba cekilirken basiniz dik, mekaniniz cennet olur.
Emine 12 Temmuz 2017 17:32
0
En kısa ve öz cevabı siz vermişsiniz. Teşekkürler
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN