Back To Top
Kapalı grup (cemaat) kimliği ve kesin inançlılık psikolojisi

Kapalı grup (cemaat) kimliği ve kesin inançlılık psikolojisi

 - Son Güncelleme: 12.08.2017 Cumartesi 02:23
- A +

15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili davalarda FETÖ’cü darbecilerin kendilerinden gayet emin bir tavırla verdikleri saçma sapan ifadelerle mahkeme heyetlerini tabir caizse çileden çıkardıklarına dair birçok haber okuyoruz. Ağırlaştırılmış müebbetle yargılanmalarına rağmen kimi darbecilerin duruşma salonlarında gayet rahat davrandıklarını ve hatta birtakım maskaralıklar yaptıklarını duyuyoruz. Bu garip tablo darbecilerin temel moral ve motivasyon kaynağı üzerinde düşünmeyi gerektiriyor. Kanımca, meselenin nirengi noktası cemaat kimliği ve kesin inançlılık psikolojisi gibi görünüyor. Cemaat kimliği söz konusu olduğunda, FETÖ ya da bir başka müesses yapı arasında ciddi bir fark bulunmuyor. Çünkü kapalı grup ve cemaat kimliği her koşulda kesin inançlılık üretiyor. Tarikat ve seyr-i sülûk geleneğinden aşina olduğumuz, “gassalin elindeki meyyit misali” ilkesini bu bağlamda hatırlatmak gerekiyor. Yine bu bağlamda Necmeddin Dâye ve İsmail Hakkı Bursevî gibi mutasavvıf müfessirlerin Musa ve Bilge Kul (Hızır) kıssasıyla ilgili ayetler münasebetiyle kaydettikleri şu ifadeleri aktarmakta da fayda görünüyor: “Mürit, şeyhinin söz ve fiillerinde aklî ve şer’î açıdan kabulü mümkün olmayan bir şey görse dahi susmalı, şeyhini asla kınamamalı, onun hakkında kötü düşüncelere kapılmamalıdır. Dahası, şeyhi hakkında hep müspet düşünmeli, onun hep doğru işler yaptığına, herhangi bir görüş beyan ettiğinde müctehit sıfatıyla ictihatta bulunduğuna inanmalı, yanlış olarak gördüğü şeyleri kendi akıl ve idrakinin kıtlığına bağlamalıdır.”

***

Eric Hoffer Kesin İnançlılar adlı eserinde kitle hareketlerinin anatomisine dair şöyle der: Tüm kitle hareketleri kendi taraftarlarında ölümü göze almak ve birlikte eyleme geçmek duygusu yaratır. Ortaya koydukları program ve telkin ettikleri öğreti ne olursa olsun, bütün kitle hareketleri aşırılığı ve nefreti körükler. Tüm kitle hareketleri hayatın belirli bölünmelerinde güçlü bir faaliyet akışı yaratmaya muktedirdir ve körü körüne bir inanç ve sadakat ister… Hayatlarını anlamsız ve tamiri mümkün olmayacak düzeyde kötü gören insanlar kişisel yükselmede değerli bir amaç bulamazlar. Kendi şahıslarına ait meslekî bir imkân onlarda büyük bir gayretkeşlik doğurmaz. Onlar için kişisel ilerleme kötü, kirli ve çirkindir. Kendi çıkarları uğruna yapacakları her iş, onların nazarında verimsiz olmaya mahkûmdur. Kökü kendi içlerinde olan hiçbir şey iyi ve yüce olamaz. Onların en içten gelen arzuları yeni bir hayattır. Yeniden dünyaya gelmek gibi bir imkân bulunmadığına göre kutsal bir amacın kimliğini kendi kişiliklerine katmak yoluyla yeni bir güven, umut, değer ve övünme duygusuna sahip olmak gerekir. Aktif bir cemaat veya kitle hareketi müntesiplerine her ikisini de vaat eder. Şayet bu kişiler kitle hareketine aktif olarak katılırlarsa, hareketin kolektif bünyesi içinde yeni bir hayata kavuşurlar. Sempatizan konumunda kalsalar dahi hareketin mücadeleleri, başarıları ve ideallerinin birer taraftarı olarak kendilerine güven ve kıvanç duygusu oluşturmayı başarırlar.

Bir insanı savaşıp ölmeye hazır duruma getirmenin temel yöntemi, o insanın kişiliğini kendi bedeninden ayırıp gerçek kimliğine sahip olmasını önlemektir. Bu iş, söz konusu kişinin kapalı bir topluluğun içinde eritilerek o topluluğa uydurulmasıyla yapılabilir. Bir insanın kendi nefsinden vazgeçmesi için onun bireysel kimliğinden büsbütün sıyrılması gerekir. Bunu sağlayacak en etkili yöntem, kişiyi kolektif bir kimlik içinde asimile edip eritmektir. Asimile edilmiş kişi kendini ve başkalarını birer fert olarak görmez, göremez. Kendisine kim olduğu sorulduğunda, kaçınılmaz olarak vereceği cevap kendinin bir kabilenin veya cemaatin üyesi olduğudur. Bu noktada kişinin bağlı olduğu cemaat veya gruptan ayrı bir amacı, değeri ve kaderi yoktur. Üstelik bu cemaat yaşadığı sürece onun için gerçek bir ölüm de yoktur. Öte yandan bir cemaat veya gruba ait öğretinin etkisi, o öğretinin özgün anlamından değil, kesinliğinden ileri gelir. Ne kadar derinlikli olursa olsun, hiçbir öğreti mutlak gerçeğin ifadesi olarak takdim edilmedikçe etkili olamaz. Bu şekilde benimsendikleri takdirde hem ilkel maskaralıklar hem uydurma saçmalıklar ve hem de yüce hakikatler insanlara kendi nefislerinden vazgeçmeyi göze aldırmakta aynı derecede etkili olabilir.

***

Gayet isabetli bir analize göre kişinin kendi benliğini kolektif kimliğe katmasına, geleneksel dinî gruplardaki karizmatik lider kültü ve lidere mutlak itaat anlayışı eklendiğinde ferdiyet olgusu ve fert olma şuuru buharlaşır. Geleneksel dinî yapılarda karizmatik liderin “Allah dostu” olarak kabul edilmesi ve bu yüksek manevi mertebesinden kaynaklanan birtakım özel güçlere ve imtiyazlara sahip olduğu düşüncesi hâkimdir. Bu düşünce Allah dostu olarak kabul edilen lider ile Allah arasında zımnî bir özdeşlik bulunduğu vehmini üretir. Çünkü liderin Allah ile sürekli irtibat hâlinde olduğu kabul edilir. Dolayısıyla onun görüşleri “Allah’ın sözcülüğü” olarak değerlendirilir. Bu yüzden, bir dinî cemaatin müntesibi ile o cemaatin lideri arasındaki ilişkiler, Allah’ın sözcüsü veya temsilcisi ile zavallı kul arasındaki ilişki olarak telakki edilir. İşte bu yüzden geleneksel dinî gruplarda sorgusuz sualsiz itaat çok temel bir ilkedir. Mutlak itaat ilkesinin gerçek hayat alanındaki yansıması ise kesin inançlılık psikolojisidir.

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar
Molla Asım 17 Ağustos 2017 08:55
"Bir insanı savaşıp ölmeye hazır duruma getirmenin temel yöntemi, o insanın kişiliğini kendi bedeninden ayırıp gerçek kimliğine sahip olmasını önlemektir." Şehadet bunun neresine düşüyor? Meselâ 15 Temmuz şehidleri? Çanakkale şehidleri? Bedir şehidleri? Kendini Allâh'a, vatana, millete adamak, fedâkâr olmak; kötüleniyor mu bu yazıda? Bugün batıda yapılan anketlerde ülkesi için ölmeyi göze alanların git gide azaldığı görülüyor. 15 Temmuz, örgüt dâvâsı için ölmeyi göze alan kesin inançlılarla, vatanı, milleti için ölmeyi göze alanlar arasında geçti ve ikincilerin zaferi oldu. Fakat neticede ikinciler de bir reisin çağrısı, kaderi çerçevesinde hareket etmiş oldular. Kesin inançlı olmasalardı gelen ağam giden paşam diyebilirlerdi. Kur'ân'da geçen îkaan mûkinîn gibi kelimeler, kesin inanç demek değil midir? Bakara 4'tekini, şeksiz-şüphesiz inanırlar diye tercüme etmişsiniz. O hâlde, kesin inanmak, mü'minlerin müttakîlerin vasfı değil midir? Yine sizin tercümenizle: Ahzâb Sûre-i Celîlesinde; 22 . Müminler düşman birliklerini karşılarında görünce , "İşte bu, Allah'ın ve elçisinin [cennete giden yolda savaşla da sınanacağımıza dair] bize söyledikleri şeyin ta kendisi! Evet, Allah ve elçisi mutlak doğru söylemiş . " demişlerdi. Bu durum onlarda [korku ve yılgınlık yaratmak yerine] gönüllerindeki iman ve Allah'a teslimiyet duygusunu artırmıştı. 23. Müminler arasında öyle yiğitler var ki onlar [Peygamber'in yanında canla başla savaşacaklarına dair] Allah'a verdikleri sözü tuttular. Nitekim sözünün eri olan o müminlerden bazıları Allah yolunda can verdiler; bazıları da can verip şehit olmak için fırsat beklemekteler. Onlar verdikleri sözden asla dönmemişlerdir. Bu mü'minler KESİN İNANMIŞLIK göstermiyorlar mı? Problem "kesin inanmışlık"ta mı? "Kim"e inandığında mı?
Molla Asım 17 Ağustos 2017 11:36
1
Bursevî Hz. Kehf Sûresi tefsirine baktım: قال فى العوارف ويحذر المريد الاعتراض على الشيخ ويزيل اتهام الشيخ عن باطنه فى جميع تصاريفه فانه السم القاتل للمريدين وقل ان يكون مريد يعترض على الشيخ بباطنه فيفلح ويذكر المريد فى كل ما اشكل عليه من تصاريف الشيخ قصة موسى مع الخضر كيف كان يصدر من الخضر تصاريف ينكرها موسى ثم لما كشف له عن معناها بان لموسى وجه الصواب فى ذلك فهكذا ينبغى للمريد ان يعلم ان كل تصرف اشكل عليه صحته من الشيخ عند الشيخ فيه بيان وبرهان للصحة انتهى Avârif’te şöyle der: “Mürid, şeyhe îtirazdan kaçınmalı, onun bütün tasarruflarında içteki itiraz duygusunu izâle etmelidir. Çünkü îtiraz, müridler için öldürücü bir zehir gibidir. Bir müridin şeyhine içten îtiraz edip de sonra felah bulması pek nadirdir. Mürid, şeyhin kendisine müşkil görünen her tasarrufunda Mûsâ-Hızır (a.s.) kıssasını hatırlamalıdır. Nasıl ki Hızır (a.s.)’dan bazı tasarruflar zuhur ediyor ve Mûsâ (a.s.) da onlara îtiraz ediyorsa ve daha sonra işin gerçek yönü ona keşfolunuyorsa, mürid de şeyhin kendisine doğruluğu müşkil görünen her tasarrufunda kendisine göre mutlaka doğru bir yönü olduğunu bilmelidir.” "Aklî ve şer'î açıdan kabulü mümkün olmayan bir şeyi gördüğünde" demişsiniz. Böyle bir şey yok. İşkâl olan, kendisine karışık müşkil görünen bir şey görürse, deniliyor. Burada da köpürtme yapmışsınız.
KARAR OKURU 17 Ağustos 2017 11:49
0
Hocam zaten bireysel İslam'ın yayılmaya çalışılmasının sebebi de bu değil midir? Bir kişinin sözüyle sen sokağa nasıl çıkarsın? Millete ders veriyor. "Çıkma, gitme, kal orada...Yemek ye, tv seyret, yorum yap ama sakın çıkma. Yoksa seni koyun kuzu olmakla aşağılarım haaa...!!!" diyor...
A.A. 17 Ağustos 2017 15:00
0
Şecaat arz ederken merd-ı kıpti sirkatin söyler.
Kemal 14 saat 54 dakika önce
19 Ağustos 2017 14:06
0
"İnsanların Gönüller'i ürkektir, Kimi dinlerlerse ona alışırlar." Hz.Ali
Filozof Rıza 16 Ağustos 2017 14:50
Hocam sizinki de bir kesin inançlılık; sanki şu an Tr. bir hukuk devletiymiş de, sanki mahkemelerde adil yargılama yapılıyormuş da, sanki birilerine medyada cevap hakkı veriliyormuş da...Hocam lütfen yani! Tr. de şu an olan bir körler sağırlar diyaloğu...Ama kral çıplak diyecek cesarette aydın sayısı az.Herkes güce gondolluk yapıyor.olay bundan ibaret...
Kemal 16 Ağustos 2017 00:57
..."kollektif inanç " , bireysel şüphecilik den daha "Tehlikelidir " diyebilirmiyiz..? Keza şüpheci(sorgulayıcı) yaklaşım içinde olanlar, toplu bir tehdit (risk) oluşturamazlar.. O halde , inanç ;bireyin özelinde olması gereken , aracısız , kurumsallaşmaması gereken , ortak bir iki sembollerin( mukaddes kitabı,işaret , mabed, gibi.) ötesine geçmemesi de gereken bir vicdan meselesi durumuna indirgenmeli.. Bireyin mümkün mertebe , her durumda mevzunun hakkını teslim etmesi farkındalığı ile , insani bir vicdan muhasebesi yapabilmesi mümkün kılınmalı.. Esir verilmiş Akılla ve Vicdanlarla bu pek mümkün görünmüyor.. İnsan Düşünmeli ..iradesini koyabilecek asgari vicdan özgürlüğü de olabilmeli.. Yoksa neyiz ki; Gerçekte , ne Müslüman ,ne hrıstıyan , ne musevi ne budist bile olamazsın.. Hiç günahsız varmı ki, karşısındakinin 'başını gözünü' yarmaya hakkı olsun.. Ne demiş sevgili peygamberimiz, " Ben şarabı kötülere haram kıldım iyilere ,güzel sohbete serbest.. "
Müslüman Okuru 13 Ağustos 2017 11:39
Sayın hocam söyledikleriniz birebir İslam inancına karşı eleştiri kaynağı bile yapılabilir. Ya kavram kargaşası var, ya da kavram her doğru ve yanlış için uygulamaya dökülebilen bir genel geçerliğe sahip. Fetöden dolayı cemaatlerin kıskaca alınacağı belli olmakla birlikte toptancılığa uğrayabileceği de bir muamma değil, okuyucu yorumları şaşırtmakla birlikte güzel tespitler ortaya koymuşlar,yani bir genelleme mi var kavram mı yanlış? Okuyuc yorumları da hani haksız değiller? diye akla gelmiyordeğil.Yani kesin inancın (tercüme hatası var gibi) yazıda olumsuz bir hava kazanması sebebiyle, benim de size sorasım geliyor, bilimsellik adına Kuranı tefsir ederken "metodik ateizm"i kullanıyor musunuz?? selamlar
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 22:53
Evrimsel seçiciliğin acımasız kuralına örnek verirsek benzetme yerinde olur mu tam bilmiyorum ama akıldan arındırılmış bir dini geleneneğe bağlılık olarak elinde kalaşnikof olan bir daeş teröristini salt akıl bilim yolunu izleyen bir toplumda yetişen bir amerikalı asker Amerikada ki bir hava üsünde bulunan bir kabinin içinde kullandığı bir bilgisayar aracılığı ile suriye üzerinde uçmakta olan bir İHA yı kontrol ederek o teröristi İHA kameralarından kafesteki maymunu izler gibi izleyip sonrada masasında ki kahveden bir yudum aldıktan sonra İHA da bulunan güdümlü hellfire füzesini o deaş teröristinin tepesine indiriyor evrimsel seçicilik böyle bişey sanırım aklı bilmi rehber alan kazanır almayan kaybeder
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 22:35
Hayatta en hakiki mürşid akıldır bilimdir fendir bundan başka mürşid aramak gafletir dalalettir ve hatta ihanetir bu sözü anlayabilsek bu hallere gelirmiydik elbette gelmezdik daha önce ki yorumlarında da söyledim herşey kişiler içinde toplumlar içinde evrim ile alakalı evrim iki türlü işler ya ileriye yada geriye yani ya dinin getirdiği yüce değerleri doğru anlayarak ki doğru anlamanın yolu akıldan bilimden fenden geçer bu yollar ile doğru anlayarak ve uygulayarak gelişirsiniz kamil insan ve kamil toplum olma yolunda ilerleyerek var olursunuz yada tersine olarak doğru anlamayarak aklınızı kiraya vererek bilim ve fen yolunu bırakarak evrimi tersine işletir ve maymunlaşırsınız ve evrimsel seçiciliğin acımasız var oluşu nedeni ile de ilkeleşen maymunlaşanlar tarih mezarlığına gömülüp kaybolur giderler tarih maymunlaşan kavimler mezarlığır çünkü yüce ALLAH yaratılış projesinde ölçü ve kuralı evrime göre koymuş yani tekamül istiyor tekamül edemeyenleri de bu projede yok ediyor yaratanın yaratılış projesine koyduğu kurallın böyle olduğu anlaşılıyor sayın hocam evrim dedin diye gene bu yorumumu sansürlememenizi rica ederim lütfen
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 21:43
Dogrularıda olan ama genel itibarı ile yanlış sonuçlara varan bir yazı. Cemaat ve tarikatler trorik olarak akla ve itikade aykırı olmayan yapılar olmakla birilikte her alanda olduğu gibi buralarda da yanlışlar olabilir. Önemli olan yanlışları hep birlikte doğrultmak olmalı. Sonuçta nihai kararı veren yine insanın kendi iradesi. Sayın yazar yoksa siz eleştirdiğiniz şeyhlerin yerine mi göz diktiniz.
Zeki 12 Ağustos 2017 17:25
Mustafa bey, Madde:1- "İki kişi bir araya geldiğinde, biri imam (önder/idareci) olsun!" Emr-i Şerifi gereği, cemaat genel bir deyimdir. "kapalı grup" deyimiyle daraltılamaz. 2- FETÖ, kendisini "cemaat" diye nitelendirince, islamî cemaat anlaşılmamalı. Zaten kendisi de "islamî" olmadığını açıklamıştır. 3- "kesin inançlılık psikolojisi" kötü bir şey ise, "kesin olmayan inanç"a sahip olan insana ne denir? 4- "Kesin inanç"a sahip birisi olmadığınız halde, nasıl Kur'an meali ve tefsiri yazabiliyorsunuz? Bu demektir ki, yazdıklarınız içinde yanlış bilgiler var. 5- Eric Hoffer'ın bilgilerini doğru kabul etmekle, onu "mürşid" yerine, kendinizi de onun müridi yerine koymuş olmuyor musunuz? 6- Ârifler, "tatmayan bilmez" demişlerdir. Yaşamadığınız halde, tasavvufu/tarikatı ilgilendiren konularda nasıl fikir beyan edebiliyorsunuz?
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 20:36
6
Allah razı olsun ağzına sağlık hemşerim
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 16:51
Hocam !sağolun varolun .Aslında Hanefi AVCI bu kişilik tipini SİMON olarak tasvir eder..Haliç'te Yaşayan Simonlar adlı kitabında.. PKK lı bir terörist kişiliğinden aldığı ilhamla.. Peki biz şunu neden merak etmiyoruz..Kim bunlar..Nerde,nasıl,hangi ortam,kültür aleminin üretimi tip.. Oysa yaşanan olaylar bağlamında ortaya koydu sözü ve kavli tavırlar ile bu hasta kişilik tespit edilebilir.Nesnelere,fikirlere,farklı olana verdiği tepki gözlenebilir somut veridir.. Mesala adalet ve hak ile muamele edilmesi gereken yerde,durumda ve anda verdiği tepki ve tavır, eğer ki kendi mensubu olduğu partisi ,ailesi, cemaati, derneği, kabilesi, milliyeti, dindaşı,mezhepdaşı tarafında ise bu kesinlikle marazi hasta kişilikli tiptir..Bunun sadece Fetocü örgüt cemaatle ilgisi yok ki.. Allah bir kavme gruba olan kininiz, sizi adaletli davranmaktan alıkoymasın... Keza başka ayettayette ise ..Kendi anne babanız ve yakınlarınız aleyhine de olsa,adaletli ölüm,haktan ayrılmayın buyurmuuormu? Tamam elbette abartılmış cemaat ve parti fetişizmi ile güdülenen tipler ama bu sadece cemaat kişiliği ile izah edilebilir mi? Bir yönü ile sosyal birim olarak cemaat bir gerçeklik..Sorun insanı hür ve rüşt düzeyine sahip kişilik , despot ve megolaman tipteki liderlerin kabul ve tâhamül etmediği tip olmaları.. Bu tip sadece despot hasta liderler lerin sevmediği kişilik değil, bizzat " Gönüllü Kul ve Köleliği Teşne " bizlerce de üretilen hastalık..
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 10:54
0
sen hocanın anlattığı tipin bire bir karşılığısın bu mesajın çok yerinde olmuş . Ne sözlerinde bir yere oturtulabilecek mantık var ve hala körü körüne bir taassup hali var .
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 14:53
"...Kendisine kim olduğu sorulduğunda, kaçınılmaz olarak vereceği cevap kendinin bir kabilenin veya cemaatin üyesi olduğudur. Bu noktada kişinin bağlı olduğu cemaat veya gruptan ayrı bir amacı, değeri ve kaderi yoktur.." Kim bu kişilik..Peki neden bu kişiliği sadece fetö cü kişiliğe atfediyoruz.?. Aslında islamcı, muhafazakar demokratik sofisi ,ilahiyatlısı hep birbirimize benziyoruz.! Şimdi siyaset alanında AKP 'liler gerçekten farklı bir kişilik mi? Kaç erkek kişilik RTE i katılmadığı görüşü nedeniyle eleştirmiş! Peki Fetöcü ile RTE cı arasında ne fark var.. İkisinin bağımlısı kişilik olarak aynı mental zihniyette değil mi.. şimdi biz fetö bağlamında koro halinde fikrimizi yazıp konuşuyoruz..ama bizde ego olarak kendini fetö gibi megolamanca pazarlayan az tip yokku..Mesala Allah'ın tüm sifatlarini üzerinde topladığı denilen zat bu tanıma neden tepki gösterme di!..Seçıilmiş biri olduğuna inandığı söylenen kişi ile fetullahın farkı varmı..Peki hocam tamam fetö psikopat ,meczup ..Mesala Wikileaks belgelerinde seçilmiş olduğuna inandığı belirtilir..Neden bu kişiyi de eleştirmiyoruz ? FETÖ ve örğütünü Allah mahvetti..benzerlerine de aynını yapmaz mi? Ama Allah bizim müdahale etmemizi istemiyor mu ?.Neden zamanında fetö ya karşı mücadale edilme di?
Lütfi B. 12 Ağustos 2017 14:39
Gerek fetö, gerek işid gerekse diğer geleneksel "dini", mezhebi yapılar kendilerini "fırka-ı Naciye" olarak görürler. Bu kabul dünyevi ve uhrevi bir kurtuluş garantidir. Böyle bir ruh hali ağırlaştırılmış müebbet cezası bir yana idam edilmeyi bile kendileri için bir kurtuluş olarak öngörür. İroni odur ki bu anlayış "geleneksel islam" anlayışının barındırdığı ve halen kitaplarda yazılan, okul, kurs, cemaat, tarikatlar vs. tarafından anlatılan, öğretilen, dolayısıyla meşru kabul edilen bir anlayıştır. Bunu gerek fetö gerekse işid'in zihni yapısını oluşturan zihniyetin dayandığı temel dayanağın "İslami" olması gösteriyor. Referanslar Kuran, Hadis, Fıkıh, Tasavvuf, Kelam ve diğer kaynaklar İslami kaynaklardır ama bu kaynaklar "amaca" uygun bir şekilde yorumlanabilmekte ve sonuçta sekter, sapkın terör gurupları ortaya çıkmaktadır. Eğer müslümanlar olarak dini kaynaklarımızın bu her amaca uygun kullanıma açık olma özelliğini tartışıp gerek okullar (imam hatip, İlahiyat, kuran kursları, diyanet işleri) gerekse tarikat ve cemaat vari yapıların beslendiği ister literatür deyin, ister müfredat deyin kaynakları her tarafa çekilebilecek özellikten, hele de Kuran'da açık olarak ifade edilen kural ve ilkelerle çelişen yorumlardan temizlemezsek bu tür yapılanmalardan kurtulamayız. Çünkü mevcut "kullanışlı malzeme" halen ve resmen, bunca felakete rağmen yürürlüktedir. Terörist fetöcülerin mahkemeler esnasındaki rahatlığının bir başka sebebi de Ergenekon davalarının sanıklarının aklanıp, tazminat alıp itibarlarının iadesi olarak da görülebilir. Çünkü hukuk yapımız dün neyse bu gün de üç aşağı beş yukarı aynıdır.
çengiz 12 Ağustos 2017 14:31
yurdum insanı allame i kübra olmuş .yaşasın delilik bu kadar akıllının arasında 3 gram aklımız var onuda akybedelim gitsin.eline 19 yy kalma bir kitabı versen okumasını bilmeyen burda ahkam kesiyor .dinden imandan cemmaaten söz ediyor .üç beş tanede inan sorsan bilmez bir kamusi tur ki almamış eh bir sohbette duymuş sonrada ahkam kesmece .bari şu yorumlarınıza ilkokul seviyesinde yapında millet anlasın cumhuriyet aydın yetiştirdi .osmanlı münevver yani ALLAH IN nuruyla aydınlanmış bilirmisiniz ama siz takılın atın oltanızı belki 3/5 balık takılır oltanıza nasıl olsa akıl kirada hahahahahahaha
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 14:12
hocam Allah yardımcınız olsun, aşağıdaki yorumları okudum da çoğu düşünme yetisini şeyhlerine devretmiş, beyin gücünü kullanmaya ihtiyaç duymayanlar. ANLAMAZLAAAR, ANLATAMAZSINIZ neden çünkü KAPASİTE YOK.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 16:32
1
Sen de anlamamissin:))
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 13:26
"Allah katında din İslamdır." Kesin inancına sahip değil misiniz? Şayet Hz. Muhammed'in son peygamberliğini tartışmasız tasdik ediyorsanız siz de alıntı yaptığınız batılı yazarın sosyolojik tahlinin hedefindesiniz. Anlayamıyorum sayın profesör mazur görün bir garplının sosyal analizlerini bu topluma uygulamak mantıklı mı? Veli anlayışı isterseniz kültü deyin bu milleti var eden temel değerlerden olduğu, bu toprakların ve balkanların İslam yurdu olmasında temel motivasyon olduğu aklı başında hiçbir tarihçinin reddedemeyeceği bir gerçektir hatta kesin gerçektir. Veliler şehirlerimizin, kasabarımızın maddi ve menevi mimarlarıdır, biz güzel insanları,yararlı, çığır açıcı kalender insanları veli olarak görüp öldüklerinde türbeler yaparak isimlerini yaşatmışız. Yanlış örneklerden yola çıkarak dini ve milli hayat ve tarihimizin önemli kavramları ve kurumları hakkında piyasa değerlendirmeleri yapmanızı anlayamıyorum. Ciddiyet lütfen. Bir kesin inancımı daha söylemek isterim, velilerin kerameti haktır, tarihte vakidir, bu milletin dini heyacanını diri tuttuğu , Allah'ın hayatımıza müdahil olduğunun şahidi olduğu için de önemli fonksiyonlar icra etmiştir, kaynak mı? Tarih elbette. Bizim tarihimiz.
Ercan K 12 Ağustos 2017 19:00
1
Gerçek velilerle, insanları sömüren, kendi pr'ını iyi yapmış ancak gerçek manada âlim olmayan, Kur'an konusunda tamamen yaya, Kur'an ve Hadis'ten süzülen Allah'ın gerçek dini ve Kur'an kavramları yerine kendi dinini ve kavramlarını oluşturan ve dolayısıyla Kur'an'ın dediği gibi "hem kendi sapmış ve çoklarını da saptıran", Allah'ın dininin değil sürekli menfaatlerinin gereğini yerine getiren ve kendini yanılmaz gördüğü için de yanlış davranışlarına kılıf bulmakta zorlanmayan münafıkları, şöhretperestleri, harîsleri birbirinden ayırabilecek basiretimiz varsa sorun yok. Yoksa, sizin dediğiniz veli anlayışı, gerçek velileri teşhis etmek yerine, kendini veli diye yutturan çakalların peşinden körükörüne gitme gibi sonuçlar doğurabiliyor.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 13:22
Eleştirinin, sorgulamanın olmadığı bir yer hiç bir zaman gelişmeye müsait değildir. Geri kalmaya mahkum bir yapıdadır. Bir liderin en üstün, en güzel yeteneklerle, düşüncelerle donanmış olduğunu düşünsek dahi bu böyledir. Ancak bu demek değildir ki bu liderden hiçbir şey öğrenilmesin. Aksine iyiye, doğruya yönelme anlamında yararı da çoktur. Ancak burda ince bir çizgi var. Her insan gibi bu liderde ölümlü olduğu gibi, insan olmanın özellikleri itibari ile yanlış düşünce, davranışlara meyletme haliyle de iç içedir. Bir liderin en güzel vasfı doğruyu göstermekten çok doğruyu nasıl bulacaklarını göstermektir. Bu da aklın kullanılmasını öğretmekten, öğrenmekten, düşünmeyi düşünebilmekten geçer. Düşünebilmeyi öğrenmek kolay bir iş değildir. Kolay olan hazır bilgiyi alıp yutmaktır. Düşünebilmeyi bilmeyen cemaat olsun toplum olsun hazır bilgilerle gideceği yerin ileri aşama olayacağı, aksine dahada gerileteceği de açıktır. Liderin üstün düşünce, bilgin haliyle, iyiyi doğruyu göstererek kendi dönemini kurtardığını düşünsek bile aslında arkada düşünebilmeyi öğrenmemiş bir cemaat toplum yapısı bırakmış olacağından, sonrası hezeyan olacaktır. Çünkü arkada düşünmeyi bilmeyen, sorgulamayan insan tipi bırakmış olacak, bu insanlar da biat kültürene sadık olduklarından zamanın ruhunu yakalayamayacaklar, dar çerçevede bir bilgi birikimi ile daha ileriye atılımdaki fırsatları da kaçıracaklardır. Önceki liderin iyi olduğunu düşünsek dahi, yerine geçen liderin eskisinin tam aksi yönünde olmasını ise insanların biat kültüründen dolayı farkında dahi olamayacaklardır. Bilgi de eskir. Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir. 100 yıl önceki bilgi ile bu güne çözüm katacak çok da fazla bir şey yoktur. Bilgiyi bilgi yapan aklın süzgecinden geçerek gelmesidir. Ortak akıl dediğimizde akıl süzgecinden geçerek ortak paydada buluşulan akıldır. Herkesin aynı düşüncede olduğu, biat kültürünün hüküm sürdüğü bir yerde ortak akıldan bahsedilebilir mi. Bahsedilemez çünkü orada tek bir akıl ve o tek akıla uyan cemaat, toplum vardır. Ortak akıl dediğimiz ise bir kişinin veya belli bir zümrenin aklı da değildir. Herkesin akıl süzgecinden geçen bilgilerin toplamının ortalamasıdır. Bu ortak akıla ise her bir bireyin düşünebilme, sorgulayabilme yetisi ile ulaştığı bilgi vasıtasıyla erişilebilir. Bunu da sağlayan çokca söylendiği gibi eğitim, öğretimdir. Eiğitim öğretim salt bilgi vermek amacında olamaz. Aklın kullanımını, sorgulayabilmeyi öğreten eğitim öğretim amacına ulaşmış olur. Demokrasi de ortak akıl olduğuna göre, bu eğitim ve öğretimden geçmiş bireylerin oluşturduğu ortak akıl demokrasiyi oluşturacaktır. Bu şekilde ortak akıl yoksa demokrasi dediğimizde her zaman için yarım kalmaya, içi boş olmaya mahkum olacaktır.
ramazan gün 12 Ağustos 2017 13:12
'Bir insanı savaşıp ölmeye hazır duruma getirmenin temel yöntemi, o insanın kişiliğini kendi bedeninden ayırıp gerçek kimliğine sahip olmasını önlemektir. Bu iş, söz konusu kişinin kapalı bir topluluğun içinde eritilerek o topluluğa uydurulmasıyla yapılabilir.' (...) hofferden kelli yürüyen bu fikirlere sizde iştirak ediyor ve 'aynen' diyor musunuz?... zira hani bir kısım tarafından 'müslüman alim' olarak görünen siz, bunu islamın, peygamberinin (hadi büyük alim sayılanları kabul etmediğiniz ve bunu islami yeni fikir özgürlüğü adı altında yaptığınızı varsayarak sormayalım) cihad, kendini feda etme, kendinden başkası için ölme vb sözleri ile nasıl bağdaştırıyorsunuz?... bırakalım bunları mesela ve en basitinden 'anam babam sana feda olsun' diyen bir sahabinin, cephe karşısında babasını öldürmesi durumunun 'yıkanmış beyin' teorisinin tam da karşılığı olduğunu (ben söylüyorum) göremiyor musunuz?... şu halde nasıl olacak?... ya bu teorilerin bir yanlışı, veya peygamber kelamı ve sahabi halinin bir hatası var; veya abduh olur mevdudi olur, artık ne karın ağrısı olursa olsun, bu tipler gibi ',slamda şu yoktur, burası yanlış anlaşılmıştır, şurası şöyledir ' diye bir yola girerek çözüm üretilebilir ki; bu durum 'pensilvanya sıçanı'nın yaptığıdır. bu durumda onu tenkid edecek bir yol kalmaz...
KARAR OKURU 13 Ağustos 2017 10:24
0
Fetö ,mensubiyet kültürünün bir arızası değildir. Casusluk ve ajanlık faailiyetidir. İşin bu tarafına es geçip, Fetö bahanesiyle İslamın kadim geleneğine hucum edenler Fetö ile aynı kefededirler. Beyin yıkama metodlarının başında, bireylerin mensubiyet bağlarını koparıp ferdileştşrmek vardır. Kore savaşında esir düşen askerker üzerinde yapılan beyin yıkama fasliyetlerinden Türk askerlerinin hiç tesir görmemesi, mensubiyet duygularının yüksekliği sayesinde olmuştur.
osman kibar 12 Ağustos 2017 13:00
yazı fena değil yazarın kaar-i tecdit kitap ettiği anlaşılıyor (eric amcayı) lakin aidiyet duygusu/ihtiyacı ve mensubiyet bilinci terimleri kullanılmadan yazılan bu tür bir yazı/deneme erbabınca eksik görülür ayrıca tarikat düşmanı yaşarnuri kadar olmasa da -kısmen- hadis muhalifi yaftası ile dolaşan yazar huyu depreşmiş gibi gerekmediği halde gelenekli yapıdaki tarikatlara da dokunduruyor eh bu durumda sağlıksız bir benzerlik kurma/özdeşlik gayreti kapısını aralıyor.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 12:58
Kapali toplum/cemaat yapilanmasinin Osmanlida nasil her milletin kendi cemaati icinde birey olmayi ve ozgurlesebilme basarabilme imkan/ihtimalinin bulundugunu;oysa ayni geleneksel yapilanmanin yeni ulus devlet surecinde laikci/sekuler gorunumlu cemaatlerin evrensel/gercek anlamda laik/sekuler olabilmelerinin onunde en buyuk engel oldugu ve kendi liderinin basa geliş yontemini hic sorgulamadigi gibi "tipis tipis kime oy verecegi soylendiginde" hayitsiz sartsiz itaat ettigi gercegini de ifade etmemeniz buyuk eksiklik olmus sn.yazar. Bu konuda Sn.Mahcupyanin degerli incelemeleri var. Ayni dini gorunumlu cemaatler icin belirttiginiz egitim eksikligi/aklini kulanmama, sorgulamadan cemaat olarak davranna/lidere mutlak itaat, yani. kula kulluk insanin en alçaltıcı seviye..ayrim yapmadan,.kim ve gangi dusince,inanc, parti..olursa olsun
muhittin 12 Ağustos 2017 12:52
hocam, allah sabır versin, sizi okuyan kitle ne dediğinizi anlamayacaklardır, kolay gelsin.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 12:36
Meşru yollar gayrimeşru hedefler için kullanıldı diye yoldan hesap sorulmaz. Cematin sahtesi varsa paranın da sahtesi var. Ama kimse paradan vazgeçmiyor. USA 15 Temmuz'da darbeyi başaramadı ama maalesef bu ülkenin manevî dinamiklerinden -sizin gibi düşünen yazarların da katkısıyla- insanımızı soğutmayı başardı. Mutlak itaat her cemaatte var; ladini, siyasî, sendikal... bütün oluşumlarda var.
Uğur Baran 12 Ağustos 2017 12:16
Bu konuda tasavvufi geleneğin sahih, son temsilcilerinden Prof. Dr. Es'ad Coşan'a kulak verelim: TOPLUYORLAR TOPLUYORLARYj TOPTAN SATIYORLAR ! Hocaefendi, Üstad, Lider, Başkan, Gavs bilmem ne diyerek aklını, mantığını, ruhunu, parasını, dünyasını, âhiretini, iradesini kayıtsız-şartsız ve İslam’a da aykırı olarak sahte önderler ve organizasyonlara teslim etme arızasına bir uyarı! Prof. Dr. Mahmud Es’ad Coşan rh.a bir konferansında şöyle diyordu: “İslam’da cemaatle beraber olunması tavsiye edilir. Cemaatle beraber olmak “hakla”, “hakikatle” beraber olmaktır!.. Tek başına olsa bile, hakikatle beraber olan cemaattir. Hakikatten kopmuş olanlar, milyonlarca da olsa tefrikadadır. Bugün maalesef tüm İslâm Âlemi emperyalist güçlerin sultası altındadır. Kuş uçurtmazlar, takip ederler…Hem de kendisi takip etmez; Amerika seni John’la takip etmez, Smith’le takip etmez. Adı senin benim gibi olan Müslümanla takip eder; canına okur. O milletin içinden çıkmış hâin vasıtasıyla takip eder ve millete en büyük zararı, kendi içinden çıkmış insanlara yaptırtır. Parayla satın alır, ajan edinir ve öyle kullanır. Herkese ajan demiyoruz; metot bilmediğinden, ilimden uzak olduğundan emperyalist onu kullanır, fark etmez. Sahte bir takım organizasyonlar var, topluyorlar insanları etraflarında; ondan sonra onları toptan satıyorlar! Götürüyor, olmadık yere bağlıyor! Mü’min feraset gözüyle bunları anlayabilmeli. Hizmet ediyorum diyen insanları, organizasyonları irfan teraziniz ile tartın!..”“Böyle birtakım insanlara, organizasyonlara körü körüne bağlanmayın!.. Her birinize istiklâl tavsiye ediyorum. Hür olun, hizmeti kendiniz tespit edin, yapmaya çalışın!..”“Emperyalistlerin türlü oyunları var. İslâm, bir kimsenin hizmetiyle yürüyecek hale gelirse, o kimseyi yok ederler, öldürürler, satın alırlar, tehdit ederler. Ne yapmak lâzım?.. Hizmeti yaygınlaştırmak lâzım, herkesin lider olması lâzım. “Tek lider, vazgeçilmez insan…” diye bir şey olmaz. Bakın, Filistinli çocuklarla niye başa çıkamıyorlar? Hepsi lider.”“Bir lidere, tek hocaya, tek ekibe bağladığı bir yığın insanı, böyle üzüm salkımını sapından tutar gibi, istediği yere götürüyor!..”“Onun için, teşkilât kurdurtuyorlar; teşkilâtın başına kendi adamlarını –hain bir kimseyi– koyuyorlar. Öteki insanların hepsini, üzüm salkımı gibi oraya buraya götürüyorlar.”“Müsaadeli, ağabeyli, bilmemneli hizmet olmaz… Tâbî olmayın kimseye!.. Bana da tabi olmayın!.. Bana tabi olursanız, beni sıkıştırırlar. Ondan sonra, “Sen bu adamlarına şöyle yap!” derler. İslâm’a, Allah’ın emrine tabi olun!.. Allah’ın dinine hizmet edin!.. Tek başınıza olsanız da, hakla beraber olun!.. O zaman İslâm kalkınır; başka türlü kalkınamaz!.. “Aa, efendim, dirlik, düzenlik, birlik, beraberlik, organizasyon bozulmasın” diyorlar.“Herbiriniz İslâm için, kendinizin dünyada kalmış tek adam olduğunuzu düşünün. Ama, senin gibi aynı hedefe yürüyen başka insanlar varsa; onlarla da iş birliği yap!.. Yapmıyorsa, silkele at be!.. Sen onu sırtında taşımak zorunda mısın?.. Beni sırtında taşımak zorunda mısın?.. Kimse kimseye hürriyetini vermesin!.. Hürriyet aziz şeydir. İnsan, ancak Allah’a kul olur.“Allahım! Ancak sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” Prof.Dr.Mahmud Es'ad Coşan rahmetullahi aleyh. 5 Mayıs 1990
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 14:08
1
Allah gani gani rahmet eylesin Esat hoca gibi suurlu ve cesur mu"minler hayati pahasina FETO gibi uluslararasi kullanisli ihanet organizasyonkarini aciga cikarmakta/uyarmakta donemin Diyanetinden daha cok millete katkisi olmustur.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 12:03
Bir Oryantalistin Felsefi yazısını okudum gibi oldum oysa yazar ilahiyat profesörü yazıklar olsun bu kurumun ne yaptığı neyi bu topluma dayattığı gayet iyi anlaşıldı
Kadir Köz 12 Ağustos 2017 10:55
La dini geleneksel gruplarda da aynı "kesin inançlılık psikolojisi"ziyadesiyle mevcuttur,diye düşünüyorum hocam.Bir de "her kime kim dervişlik bağışlana,kalpı gide pak ola gümüşlene,nefsinden misk üle amber tüte,budağundan il ü şar yemişlene"diyenin hatırına;her ne kadar bugün ki tasavvuf erbabının keskin dili insanları yorsa da,yine de bu feto iblisiyle aynı minval üzre sunulagelmelerine gönül razı gelmiyor."aşksızın her taati olur heba,aşıkın küfrü dahi iman dürür".Bilmem meramımı anlatabil mi?Hocam.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 10:47
"...karizmatik lider kültü ve lidere mutlak itaat anlayışı eklendiğinde ferdiyet olgusu ve fert olma şuuru buharlaşır." On beş temmuz günü lider dışarı çıkın dediğinde de bu mu olmuştu...O halde bu insanların da dışarı çıkmaması gerekiyordu "kesin inançlılık psikolojisi" damgası yememek için...
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 10:23
hocam kaleminize, yüreğinize sağlık. yine muhteşem bir yazı yazmışsınız ancak bu ülkede ve özellikle muhafazakar camiada sizin yazılarınızı anlayabilecek eğitim ve kapasitede olan insan sayısı oldukça az. bu, toplumun bir ferdi olarak insanı kahreden bir durum. kitlesel cehalete bu fikirleri anlatmayı bırakın yazınızın bir paragrafını dahi okuyamayacaklardır. okumaktan. anlamaktan azade cehalet erbabına kim "ben şeyhim" dese tesbihini takkesini alıp koyun gibi peşine gitmektedir.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 13:11
6
Bıkmadınız şu "muhafazakarlar eğitimsiz, muhafazakarlar anlamaz" tavrından. Kendinizden utanmaktan vazgeçin, entelektüel cakası satmakla, ezikliğinizi daha çok ortaya çıkarıyorsunuz. Şeyhlere biat edenlere laf söyleyerek "modern dünyanın bir parçası" olmuyorsunuz!! Sadece Batı hegemonyasında şekillenen çağdaş değerlere biatınızı tazeliyorsunuz.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 14:08
1
eleştirmen okura; yazıya yapılan yorumlara baktınız mı, sizin yorumunuz da dahil ne kadar haklı olduğumu ispatlanmıştır. benim yazdıklarımla batı hegomanyası arasında nerden bir bağlantı çıkardınız anlamadım. eğer biatçılığın karşıtı bireyselleşme diye düşündüğünüz içinse haklısınız. bireyselleşmek onun bunun adamı olmaktan çok daha iyidir. bireysellikte belki çok çok iyi bir adam olamazsınız ama asla onun bunun adamı da olmazsınız. kendi kararlarınızı kendiniz verirsiniz, beyniniz kirada değildir. bu da ehven-i şerdir.
MUHAMMET APAYDIN 12 Ağustos 2017 10:22
Sayın Öztürk, tespitleriniz çok güzel; ancak merak ettiğim husus, sözünü ettiğiniz "karizmatik lider kültü", günümüz Türk siyasetinde de var mı? Bu konudaki görüşlerinizi de ifade edebilme cesareti gösterebilecek misiniz?
Murat Ufacık 12 Ağustos 2017 10:18
Makro düzeyde dindarın davranışlarını Tanrı Yaratıcı Tasavvuru belirliyor. Tanrısıyla güreşip onu yenebilen tanrılarla savaşıp tanrısını öldürebilen yada tanrısı karşısında çaresiz ve güçsüz olan
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 09:54
Guzel konular ve yazilariniz icin tesekkurler.
çengiz 12 Ağustos 2017 08:19
derneklerde buna dahil mi dernek faaliyetlerine katılırsak bir sakıncası var mı .altın günleri sakıncalımı .bir spıkologa danışmak insanı ruhi bakımdan daha da rahatlatmaz mı .yada mahalle takımı kurmak bizi bu hengameden ne kadar kurtarır .en iyisi bir çiftlik kurup hayvan beslemek
HACI CAVCAV 12 Ağustos 2017 06:50
Mustafa Bey'in yazısını harika bulup,"bunun üzerine ne söylenebilir ki"? diyen kesin inançlılar mutlaka olacaktır.Ben O'nun söylediklerine itiraz edenlerden olacağım. Sayın Öztürk'ün Fetö'yü bahane edip,bütün tarikat ve gruplara vurma modasına uyduğunu da peşinen belirtmemiz gerekiyor.Her ne kadar bir yabancı yazarın kitle hareketlerine dair değerlendirmelerine göndermede bulunuyorsa da yazının devamı asıl hedefin tarikatlar olduğu gösteriyor. Bütün kitle hareketlerini aynı kategoriye sokup hepsi üzerinden aynı değerlendirmeyi yapmayı sağlıklı bulmuyorum.Fetö bir tarikat değil ki onun yanlışları üzerinden tarikatları vuralım.Tarikatların devleti ele geçirme gibi bir hedefi olmamıştır.Bilakis özellikle devletten uzak durulmuştur.Örneğin İmam-ı Rabbani,zamanındaki devlet adamlarını uyarmış,onlara nasihat etmiş,ama onların yerine geçmeyi aklının ucundan bile geçirmemiştir.Kaliteli insan,iyi müslüman yetiştirmek temel hedef olmuştur. Tarikatları eleştirmek isteyen hemen herkes " gassal elinde meyyit misali"sözünü ortaya atar.Bu eleştiri şekli bayatlamıştır,yeni bir şey değildir.Öte yandan mürşid-i kamilin yanında "gassal elinde meyyit gibi olmak " kötü bir şey de değildir.Mürid araştıracak, icazeti(bir nevi diplama)olan,toplum tarafından kabul edilmiş bir mürşide intisap edecektir.Amaç kendisinde olmayan bir şeyi ondan almaktır.Ona itiraz edip duracaksa intisap etmesinin anlamı yoktur.O zaman o zata intisap etmemelidir.Abdulkadir Geylani, Muhammed Bahaüddin Nakşbend, Abdullah Dehlevi,İmam-ı Rabbani,Halid-i Bağdadi, Es'ad Erbili,Mahmud Sami Ramazanoğlu, Mehmed Zahid Kotku, Süleyman Efendi gibi zatların elinde gassal elinde meyyit gibi olmuş da (yani onların her tavsiyesine uymuş) zarar etmiş,yolunu şaşırmış,bir tek kişi gösterebilir misiniz?Tarikatlar,kişiye bilgi yükleme merkezi değil ki,şu doğru,bu yanlış deyip şeyhe itiraz edip durasın.Bunu şu anlamda söylüyorum: İmam-ı Gazali,Halid-i Bağdadi gibi zatlar her türlü ilmi tahsil ettikten,bugünkü anlamda söylersek profesör olduktan sonra bir mürşide intisap etmişlerdir.Amaç onlardan bilgi almak değildir.Bilgi kendilerinde zaten var. Mürşidden kendilerinde olmayan bir şeyi,bir hali alıyorlar.Bir eksikliklerini gideriyorlar. Elbette müridler bir tarikata dahil olmakla bilgilerini de artıracaklardır.Ama tek hedef o değildir.Alacağı bilgiden başka şeyler de olacaktır.Tek hedef bilgi olsaydı, tekkeye değil medreseye gitmek gerekirdi. Birisi,Mustafa Bey'den uzmanı olduğu alanla ilgili ders almak istese,sonra da Mustafa Bey'in her söylediğine itiraz etse,O'na bir şeyler öğretmeye kalksa diyeceği şey şudur: "Benim bildiğim budur,senin bana ihtiyacın yok,sen başka birinden öğren,öğrenmek istediklerini."Gassal elinde meyyit olup olmamak biraz da buna benzer.Haydi itiraz eden bir öğrencisini dil dökerek ikna etmeye çalıştı diyelim.İş bir öğrenci ile bitmez ki. Binlerce öğrenci var sırada.Bütün vaktini buna harcayamaz.İnsan yerine göre öğrencisinden veya bir çocuktan da bir şeyler öğrenebilir.Bu başka bir şey.Gassal elinde meyyit olmak,biraz da hazık bir hekim elinde hasta olmaya benzer.Hasta,hekimi ile mücadele ederek tedavi olabilir mi? Şimdi burada,mürid hasta mı ki,şeyh doktor oldun? denebilir.Evet,kibir,riya,ihlassızlık, cimrilik, katı yüreklilik... gibi huylar bir nevi hastalıktır.Mürşid bu hastalıkları tedavi eden kişidir. Yukarıdaki değerlendirmelerim toplumun kabulüne mazhar olmuş alimlerin itiraz etmediği sahih tarikatlar hakkındadır. Uyduruk bir tarikat varsa,onun üzerinden bütün tarikatlara vurmak,islamı iyi temsil etmeyen fakat adı müslümana çıkmış kötü bir insan üzerinden islam hakkında hüküm vermeye,müslümanların hali buysa,demek ki müslümanlıkta da iş yokmuş demeye benzer. Sayın Öztürk'ün söylediklerine üç-beş satırla cevap vermek mümkün değil.Konu kitaplık çapta bir konu.Ancak uzun yorumlar da okuyucuyu sıkacaktır. Bu sebeple fazla uzatmak istemiyorum.Şunu söyleyerek yorumumu bitiriyorum: Tarikatlar, Bediüzzaman emsali zatlar olmasa Mustafa Bey karşısında hitap edecek insan bulamazdı.
HACI CAVCAV 12 Ağustos 2017 11:47
2
Telefon klavyesinde çok hata yapıyoruz. Diploma yerine diplama yazmışım.Bilinçli bir hata değil bu.
Adam 12 Ağustos 2017 12:41
3
Tesekkürler degerlendırmelerınız ıcın.yazmak icin illa köse sahibi olmak gerekmiyormus.gercekten amiyane tabirle 'kapak'olmus
Emekli bir vatandaş 12 Ağustos 2017 13:12
3
Tamamen fikirlerinize katılıyorum Hacı Cavcav.Fetö'nün en büyük darbesi bu olsa gerek.Allah yar ve yardımcımız olsun.Allah dostları geçmişte vardı(Yunus Emreler,Mevlanalar,Emir Sultanlar......)şimdi varlar Abdulbaki el Hüseyni ve diğerleri kıyameye kadst da var olup Peygamberimizin varisliğini devam ettirecekler.
KARAR OKURU 17 Ağustos 2017 07:47
0
uyumaya devam... akletmeyi, liyakati, geçmiş kavimlerden ibret almayı, babalarımızın inanç biçimlerini körü körüne taklit etmemeyi tavsiye eden ayetleri anlamamız ve hayatımıza tatbik etmemiz için ülkemizde ve bölgemizde patlayan bombalar ve ummetteki çürüme/fesat ders olarak yetmiyor demek ki. Müslümanlar her gün bir tarafa "kapak" olurken siz burada Mustafa Beye "kapak" yetiştirmekle övünmeye devam edin. Allah hayrınızı versin.
KARAR OKURU 12 Ağustos 2017 03:10
''Hiçbiriniz,ben kendisine babasındanda,evladından da daha sevgili olmadıkça tam iman etmiş olmaz'' bu hadisteki manaya yakın ayetlerde var.idolojik hareketler için yapılan tespitler islam içinde geçerli.cemaatlar,tarikatlar,camialar aynı metedolojiyi uyguluyor. soru şu şeksiz şüpesiz iman eden peygamberini herşeyden çok seven sıradan müslümanın kendi kişiliği olurmu,asimile olmadan kendi sorgulama yapabilirmi.o gün peygamberin yöntemi ile bugünün şeyh,mütefekkir,idoolog parti liderleri arasındaki fark ne.peygamber olması ve tarihsellik hariç bunun bir izahı varmı??bugün çok tekfir edecekler hocam saygılar.
M.palamut 12 Ağustos 2017 11:50
4
Biz peygambere Allaha iman ettiğimiz için iman ederiz.Cemaat tarikat örgütün dünyevi çıkarları ile peygamber etrafında toplanıp her türlü dünyevi çıkardan vazgeçeriz.Ama bunu yaparken bile kendi kişiliğimiz ve serbest irade ve aklımızla yaparız.Allah insanlara kendisine düşünerek iman etmesini emretmektedir.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN