Back To Top
Muhafazakâr-Gelenekçi Zihniyet ve Çift Dünyalılık Problemi

Muhafazakâr-Gelenekçi Zihniyet ve Çift Dünyalılık Problemi

 - Son Güncelleme: 30.04.2016 Cumartesi 03:05
- A +

İçinde bulunduğumuz zaman dilimi genellikle modern kelimesi ve türevleriyle tarif edilir. Sosyoloji erbabı “modern”in önüne bir de “post” eklemek gerektiğini belirtir. Post eklemli modernlik, kanımca Batı dünyası için geçerlidir; bizim buralarda ise henüz ek yerine gelinememiştir. Çünkü bizde modernlik merkezden ve iç dinamiklerden üretilmiş değildir. Bilakis “küffar” karşısında yediğimiz ağır askerî sadmeler yüzünden bizde modernliğin kendini fark ettirmesi ilkin cephede kurşun ihtiyacı olarak tezahür etmiş; derken, birkaç asırdır tarihte tatile çıkmışlığımızın neticesi olarak imar, ekonomi, teknoloji gibi diğer bütün alanlarla ilgili ihtiyaçlar sökün etmiştir. Hâl-i hazırdaki bayındırlık-imar (örnek: Toki isimli konut siloları) şehvetimiz de söz konusu ihtiyaçları henüz karşılayamadığımızın göstergesidir.

Ne var ki biz öyle necip bir milletiz ki bir taraftan ucube görünümlü Toki silolarını, sözgelimi eski Bursa’nın kalbine hançer gibi saplarız; bir taraftan da her vesileyle “ceddin deden, nesli baban” diyerek ecdada layık nesiller olduğumuzu ispata çalışırız. Şanlı tarihimiz, geleneğimiz ve medeniyetimize sadakatimizi Ertuğrul’undan Filinta’sına kadar sükseli dizi filmlerle de ispata hazırız. Kısacası, söylem ve teşhir düzeyinde su katılmamış gelenekçi ve muhafazakârız; ama Tanıl Bora’nın “İnşaat Ya Resulu(e)lah” başlıklı kitaptaki tespitiyle, gelenek lafının şaşasına pek düşkün olduğumuz halde geleneğin maddi-kültürel varlığına karşı da son derece duyarsız ve hoyratız. Belli ki kimlik gururuna indirgenmiş bir “öz”den başka pek fazla tutamağı olmayan bir maneviyattan ötesi, tıpkı alet çantası gibi portatiftir. Geleneksizliğin gelenekçilerce tescillendiği bir sosyolojik vasatta, müteahhit ve mimarlarımızın Selçuklu motifi diye bilinen unsurları sekiz-on katlı kunt binalara rokokolamasına, cami veya apartman cephesine çini taklidi fayans sıvamasına şaşırmamak gerekir. Keza Cumhuriyet'in sıfır mazi siyasetinin pek mazici İslamcılık ve muhafazakârlık tarafından içselleştirilmiş olmasını da yadırgamamak gerekir. Bugünkü imar felsefesi, yine Bora’nın tespitiyle, Turgut Cansever ve Nurettin Topçu’yla değil, Kemalist modernizmin coşkun sözcüsü Sabahattin Eyüpoğlu’nun apartman (oturma makinesi) sevgisiyle hısımdır.

Böyle söylemek ya da Cansever gibi, çevrenin gayr-ı muntazamlıklarına uyum gösterip ona karşı geometrik çizgilerle diklenmemek gerektiğine inanmak yahut Topçu gibi, bina azmanlarına karşı çıkmak, eminim, kimi çevrelerce fitnecilik diye değerlendirilecektir. Bu mesele bir kenara, söylemde muhafazakâr ve gelenekçi, pratik hayatta ise alabildiğine ilkesiz ve biçimsiz modernist olduğumuz kesindir. Yani iki dünyalı, iki şahsiyetli ve iki kimlikliyizdir. Bu patolojik halin önemli sebeplerinden biri, modernlik olgusunu asıl mahiyeti ve kendine özgü felsefesi içinde serinkanlılıkla teşrih masasına yatırmak yerine hep geleneklerimiz ve düşünce biçimlerimiz üzerinde yarattığı travmalı değişimlere bakarak değerlendirmekle ilgilidir. Daryush Shayegan’ın ifadesiyle, İslam dünyası Batı’nın maddi gücüyle karşılaşmasının ilk safhasında kendi gecikmesini fark ettiği zaman bu gücü hayranlıkla karşılamış, Batı etkisine kapanıp en uçuk fantazmları diriltmeye başladığında ise aynı gücü uğursuz olarak tanımlamıştır. İlk tepki alabildiğine coşkulu olmuş, ikincisi ise saplantılı bir reddedişin histerili dilini kurmuştur.

Bugün gelinen noktada, hem şeriatın tüm zamanlar ve mekânlarda geçerli olduğuna inanan ve fakat lütfedip bu geçerliğinin nasıllığı hakkında hemen hiçbir teklif sunmayan sıkı gelenekçi bir Müslüman, hem girişimci bir kapitalist, hem iş bitirici bir teknokrat, hem de ateşli bir milliyetçi olma hususunda, “Neden olmasın?!” der gibiyiz… İşbu iki, hatta üç, dört dünyalılık, modernliğin gelenek marifetiyle asıl tabiatından uzaklaştırılması, geleneğin de modernliğin çelmelerine maruz kalması probleminin farkına varılmamasıyla alakalıdır ki belki de en çok muhafazakâr kitle bu vaziyetten memnun olduğu için, sanki “sıfır sorunlu” modunda yaşamaktadır… İLAN: Dert sahibi adam aranmaktadır!

 

Diğer Yazıları

Yorumlar

Yorumlar 600 Yorumların her türlü cezai ve hukuki sorumluluğu yazan kişiye aittir. Karar Yayıncılık A.Ş ve yazar, yapılan yorumlardan sorumlu değildir. Yorumların 600 karakteri (boşluklu) aşmaması gerekmektedir.
ZUHAL İPEK 05 Eylül 2016 13:53
DERT SAHİBİYİM HOCAM KALEMİNİZE SAĞLIK
KARAR OKURU 27 Haziran 2016 00:35
Sevgili hocam siz yazın.. hem de hep böyle yazın. Sizi okumak sonra dönüp dönüp tekrar okumak benim gibi pek çok insan için büyük bir zevk..
Pako 03 Haziran 2016 14:45
Değerli kalem Sn.Ozturk yazdıklarınız gerçekten bugüne kadar tespit edilememiş hastalıkların teşhisi durumunda.Sizi tebrik ederken şunu da belirtmek isterim daha yalın ve açık bir dil kullanırsanız çok daha fazla kitleye hitap edebilirsiniz ve paylaşımlarınız artar,bizler de çok mutlu oluruz.Sevgiler..
Mehmet Keçeci 07 Mayıs 2016 18:52
Dertliye her gün şeb-i yeldâdır, Bulunmâz ise enisü’l nâs. Bâzıları erba’în çeker bâzılarına yıllar geçer. Simetrî, Mehmet Keçeci, 22.12.2014.
KARAR OKURU 07 Mayıs 2016 08:46
Hicbirsey anlamadım.
KARAR OKURU 06 Mayıs 2016 11:08
Kalemine ,Yüreğine sağlık Sayın Hocam hayatı, hayatı verenin isteğiyle örtüştürerek yaşayanların artması duamla Selamlıyorum
KARAR OKURU 05 Mayıs 2016 13:51
Ben lise mezunuyum ve anladım.ve hocamin kitaplarını tekrar ede ede anliyorum.. Hocam sizi çok seviyorum Konyadan sevgi ve saygılar Sizi yine bir programda görmeyi çok istiyorum
KARAR OKURU 01 Mayıs 2016 14:58
Bence geleneğe sığınıp mış gibi yapanlar Allahın insana bu kitaptan sorumlu tutulacaksiniz(zuhruf 44)ayetini nasilda görmezden gelip kendi uydurdukları mübarek gün ve geceleri nasilda din diye halka yutturuyorlar.
KARAR OKURU 01 Mayıs 2016 00:21
S.a hocam. Bence "muhafazakar türk düşünce yapısının kalite ve estetik yoksunluğu" şeklinde özetlenebilecek bu eleştiriniz ya da "Türkiyedeki anaakım müslüman davranış ve zihniyet kodlarının tutarsızlık ve keyfilikle malul olduğu" biçiminde anlaşılabilecek bu analiziniz defaatle yapıldı/yapılacak. Belki de bu ahvalimizin sebepleri çok girift ve batının dahi kendi tarihi uğrağında içinden çıkamadığı bir garip kaotik küresel bir dünya; birçok meselemizde müdahil bu da birgerçek. Hastalıklarımızda elbette niyet, hırs ve saplantılarımızın tesiri aşikar; fakat budünya şimdiki yazgımız tarihimiz sadece niyetlerle açıklanamayacak kadar karmaşık değil mi; bu mesele en az niyetler kadar bilgi,bilinç,burhan vb temalarla ilgili değil mi? Sözgelimi sizin hemen tüm kitaplarınızı okumuş bir okurunuz olarak (affınıza sığınarak) şunu sormalıyım: Bugün geldiğiniz noktada Kur'an'ı ve diğer metin türlerini en sahici derecede anlama ve yorumlama noktasında tarihselcilik, hermenötik,söylem biçiminde anlama ..vb yöntemleri hangi esasta ve ne tür bir keyfiyette kullanacagınıza ve daha başka birçok beşeri yöntemlerle birlikte olgun bir metodoloji -en azından tefsir sahasında- geliştirebileceğinize ikna oldunuz mu? Evet biz tüm gelişmekte olan merkez dışı kültür ve toplumlar gibi sayısız arabeskliklerle ve bol tenakuzlu alaşımlarla malülüz ; fakat belki de bunda bizim kadar çağdaş dünya vasatı ve şartları da belirleyici. Hasıl-ı kelam Hocam sorun hayatın tümünde ve çoğu zaman insanların fevkinde... Tabi bu benim acizane düşüncem. Selamlar ve hürmetler.
KARAR OKURU 30 Nisan 2016 21:26
lisede görev yapan bir edebiyat öğretmeniyim. Kendimi ne kadar zorlarsam zorlayayım bu tonda, bu güzellikte bir yazı yazamam.Kıymetli hocam, Makalelerinizdeki derinlik , incelik ,güçlü analizler ( özellikle haberci 28 .comdaki makaleler) insanı hayran bırakacak türden .Bize de okumak düşüyor. Tebrik ederim. Siz hep yazın .Biz okuyalım hocam benim.
KARAR OKURU 30 Nisan 2016 19:38
Geleneğin bize vazettiği tabiat ile uyumlu, dünyanın dağdağasına kanmadan bir misafir gibi yaşama felsefesini terkedeli çok oldu. Artık tüm azmimizle kapitalizmin denizinde yelken açtık gidiyoruz. Üstelik yukarıda anlatıldığı gibi, bunu sanki geleneği adım adım takip ediyormuş gibi yapıyoruz. Halimiz o kadar bozuk ki geleneği yeniden inşa etmek bence pek de mümkün değil. Belki artık kur'an ve sünneti yerinden anlamanın ve çağımıza sıfırdan uyarlamanın zamanındayız. Geleneğin bu günkü aşırılık hallerine cevap verecek kadar zorlu deneyimleri yok bence. Dert sahibiyim evet evet. Selamun aleyküm.
KARAR OKURU 30 Nisan 2016 14:16
Bu yazıyı lise mezunları okuduğunda anlayabildigi eğitim düzeyine erisirsek bir gün, belki bu üç-dört yüzlülüğümüzün de farkına varırız. Ne var ki lise öğretmenlerinin bir kısmının bile anlayabileceğinden şüpheliyim.
KARAR OKURU 30 Nisan 2016 13:16
Geleneksizliğin gelenekçilerce tescillendiği bir sosyolojik vasatta, derken şunu söylemek de abes olmaz kanaatindeyim. İslamsızlığın islamcılarca temsil edildiği bir düşün dünyasında belki de Niyazi Mısri gibi: ''İnile ey derdli gönül inile, Ehl‐i derdin inleyecek çağıdır'' deyip: Bu da geçer Ya Hu ! demeli beklemeliyiz.
KARAR OKURU 30 Nisan 2016 12:35
Gün batımında İstanbul'un o eşsiz silüetini seyretmek için bir uygun yere gidersiniz. Çayınızı yudumlarken gördüğünüz şey hırsına yenik düşmüş müflislerin İstanbul'a attığı en büyük 2 kazıktır. 9/6 kulelerini yalnızca yapanların değil buna izin veren rant düşkünü, paragöz muhafazakarlarımızın da o büyük hesap gününde, büyük Sultan Fatih'le hesaplaşmasını dilemekten başka birşey gelmiyor insanın elinden. Bir de sahibine 'küsüyoruz' elbette. Bu bağlamda, Mustafa Bey belki de muktedirlerin en büyük ruhi hastalığına dikkat çekmiş. Bu yara çok mikrop getirir.. Vesselam
KARAR OKURU 30 Nisan 2016 11:48
Yazınızın güzel temasına hakkını verebilmek için daha sade bir dille yazmanızı tavsiye ederim. Diliniz biraz fazla süslü ve zengin.
X

Her an haberdar olmak ister misin?

Aşağıdaki butona basarak tüm haberlerimizden anında haberdar olabilirsin. Tıpkı telefonunda olduğu gibi sana bildirimler göndereceğiz. Bu servisi dilediğin zaman iptal edebilirsin.

TIKLA HABERLER ANINDA ULAŞSIN