Yoksulluk ve insanca yaşam beklentisi

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer “Toplu sözleşmede temel meselenin ücretlerdeki artış olduğu açıktır ve maalesef bu döngü devam ettiği müddetçe krizin derinleşeceğini söylemek zorunluluktur” diyor.

Yaklaşık altı milyon memur ve memur emeklisini doğrudan ilgilendiren 2024-2025 dönemi ‘Toplu Sözleşme Görüşmeleri’ 1 Ağustos 2023 itibariyle başladı. Kamu çalışanlarının mali ve özlük haklarına ilişkin iyileştirmelerin yapılabileceği en önemli enstrümanlardan birisini bu görüşmeler oluşturuyor. Bu yüzden görüşmeler hayati önem ifade ediyor. Teorik olarak böyle olsa da pratikte Türkiye, her alanda olduğu gibi, burada da tevarüs edegelen bir pratiğin izleğinde yol yürümekten şaşmıyor. Türkiye’de “mış gibi” yaparak etrafa poz verdiğimiz bir göstermelik evren var. Bir de herkesin bilmezlikten geldiği, öyle değilmiş gibi yaptığı ancak her türlü ilke ve değerin yağmalandığı Serengeti Düzlükleri düzeninin işlediği gerçek bir yaşam evreni var. Çok muzdaripmişiz gibi söylenmemize bakmayın. Toplum olarak temel şikâyetimiz maalesef yürürlükteki düzenin sağladığı imtiyazlardan yararlanıp yararlanmadığımızda düğümleniyor.

***

Normalde ayrımı yapabildiğimiz, farkında olduğumuz düzlemde yürürlükteki kandırmacanın artık çözülmesi, işlememesi beklenir. “Kral Çıplak!” nidasının kamusal alanda işitildiği yerde, aşikâr olana ‘sır’ muamelesinde bulunmanın imkânı kalmaz. Herkesin birbirine numara yaparak günü geçirdiği ortak yalan, çarpıcı bir ifşa anında sürdürülemez hale gelmiştir çünkü. Kral çıplaktır, çıplak olmadığına ilişkin ortak kabul darbe almıştır ve çıplaklığı örtecek sosyal-kültürel-politik bir kabul sürdürülemez artık. Ancak Türkiye’de bunu başarma konusunda ısrarlı bir performans sergilemekten geri durmuyoruz. İfşa anına denk gelmemişiz gibi göstermelik evren söylencesini sürdürüyoruz. Oyunun aktörleri hiçbir şey olmamış gibi devam etmekte çok arzulular. Diğer taraftan doğrudan stratejik bir aktör olarak yer almasa bile “her şey ben yaşarken oldu” diyebilecek durumda olanlar da bağlamını, varoluş koşullarını yitirmiş dolayısıyla absürdleşmiş bu oyuna seyirci olarak eşlik etmekte bir sakınca duymuyorlar.

***

Sefalet yaygınlaşırken destanlar anlatılıyor. Göstermelik olanın korunması için sarfettiğimiz çabanın onda birini işlerimizi gerektiği gibi yapmak için harcasaydık Türkiye level atlamış olurdu. Maalesef bunu yapmak yerine göstermelik alan paravanlaştırılıyor ve Türkiye’nin yarınlarına, olası anlam ve imkânına kasteden çok enteresan çalıyı dolanma taktikleri geliştirilip kullanılıyor. Bu taktikler sadece yürürlükteki derme çatma mevzuatın ruhunu katletmiyor aynı zamanda devleti ve toplumu da kemiren yozlaştırıcı bir tedrisat oluşturuyor. Bu yüzden ne yasal mevzuat ne hükümet ne de çalışanları temsilen bulunan yapılar kendi varlıklarının anlamına uygun hareket edebiliyorlar.

Mevcut gerçekliği paranteze alıp değerlendirdiğimizde gerçekten de yasal mevzuatın sınırlarını çizdiği çerçevede hükümetin ve çalışanları temsilen yetkili sendikanın toplu sözleşme görüşmeleri ile kamu çalışanlarına yönelik anlamlı bir süreç yürütmemeleri için engel görünmüyor. Ama gerçeklik paranteze alınacak bir şey değil. Kendisini manipülatif müdahalelerle başka türlü göstermeye çalışan resmi anlatının ve ilişki ağının sunduğundan başka, bambaşka bir şekilde ortaya çıktı, çıkıyor. “Kral çıplak!” şeklinde çığlık çığlığa olan hep gerçeklik oldu, şimdi de gerçeklik oluyor yine. Tam da bu şartlar içerisinde kamu çalışanlarının ve emeklilerinin önümüzdeki iki yıl için hangi iyileştirmeleri alacağını karara bağlayacak olanların durumuna baktığımızda bizi neyin bekliyor olduğunu kestirmek çok da güç değil açıkçası. Çünkü anlatı ne olursa olsun, göstermelik evren hangi şenlikli söylemle sunulursa sunulsun nihayetinde içinde bulunduğumuz yoksulluk derinleşerek etkisini sürdürmeye devam ediyor. Böyle olunca yapılacak 7. Toplu Sözleşme Görüşmelerinde kamu çalışanları ve emeklileri neden umutlu olsun, nasıl umutlu olabilsin? Daha önce yapılan altı tıoplu sözleşmenin getirisini, aktörlerin performansını, ülkemizdeki bölüşüm ve eşitsizliğin kimler lehine, kimler aleyhine derinleştirildiğinin derin analizlerini sunmaya gerek görmüyorum. Sadece şu son iki yılı kapsayacak şekilde gösterdiğimiz performansa odaklandığımızda karşımıza ne tür bir manzara çıkıyor ve bu tabloda hem kamu çalışanları ve emeklileri için hem de ülkemizin yarınları için umutlu olup olamayacağımızı birlikte değerlendirelim.

***

Cumhurbaşkanı şu anda da yaptığı konuşmalarda yeni ekonomi programlarından taviz vermeyeceklerini ve “yatırım, istihdam, üretim, ihracat ve cari fazla yoluyla ülkemizi büyütmeye devam edeceğiz.” diyor. Kamuoyunun büyük umutlar bağladığı yeni Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise görevi devraldığı toplantıda “Türkiye’nin rasyonel bir zemine dönme dışında bir seçeneği yoktur.” ifadelerini kullandı. Son yıllarda yaşanan ücret artışlarını, alım gücündeki düşüşü, sabit gelirlilerin yoksullaşmasını, vergi artışlarını, döviz kurlarındaki yangını vs. teferruatlandırmayı bir kenara bırakıyorum. Bir önceki toplu sözleşmede tarafların uzlaştığı ve yetkili sendikanın “önemli kazanımlar” olarak sunduklarını somutlaştırmak anlamında uzlaşılan maaş artış oranlarını paylaşma ihtiyacı hissediyorum: 2022 yılı için yüzde 5+7 olmak üzere toplamda yüzde 12,35; 2023 yılı için de yüzde 8 + 6 olmak üzere toplamda yüzde 14,48 oranında zam karara bağlanmıştı. TÜİK rakamlarına göre 2022 enflasyon oranı yüzde 64,27 olarak gerçekleşti. ENAG’a göre ise 2022 enflasyonu yüzde 137,55 oldu. Merkez Bankası yılsonu enflasyon tahminini 2023 yılı için yüzde 22,3’ten yüzde 58’e, 2024 yılı için yüzde 8,8’den yüzde 33’e çıkartarak güncelledi.

ENAG’ın beklentisi paylaşmıyorum bile. Merkez Bankasının ne kadar gerçekçi bir beklenti içinde olduğunun en somut göstergesi geçmiş yıllarda gerçekleşen enflasyon oranları üzerinden görülebilir. Bütün bu tabloda bir şey yokmuş gibi davranmanın bu ülkeye bir fayda sağlayabileceği düşünülebilir mi? Hükümetin içinde insicamın olmadığı ortadaysa, rasyonel zemine dönme dışında bir seçenek olmadığı ekonomi yönetiminin başındaki insan tarafından dile geliyorsa, rasyonel zemini kimler, niçin terkettiler ve eski söylemlerini aynı şekilde dile getiriyorlarsa nasıl, ne şekilde rasyonel zemine dönülmüş oldu? Bütün bu süreç boyunca kamu çalışanları ve emeklileri de dahil olmak üzere toplumumuzun büyük kısmına sosyo-ekonomik bir maliyet oluşturan bu eonomi-politiğin, bu şekilde gerçekleşen sözleşmelerin, kazanım diye sunumları yapılan trajedilerin hesabını veremeyenler, görece şartların daha iyi olduğu ortamlarda bile yapamadıklarını şimdi yapacaklarına niçin inanalım, nasıl böyle iyimser bir beklenti içinde olalım? Yetkili sendika yaptığı açıklamada “Hükümetin adil bölüşümü, alın terinin karşılığını, kamu görevlilerinin hukukunu, Büyük ve Güçlü Türkiye vizyonunu hayata geçirmek için Toplu Sözleşme masasını bir fırsat olarak görmelidir.” diyor. Şüphesiz görmelidir, de bunu böyle görmediğinde, tıpkı önceki toplu sözleşmelerde olduğu gibi, kamu çalışanlarını temsilen siz, daha önceki performansınızdan farklı ne yapacaksınız? Bu vaziyetteki aktörleri bu tarz bir ilişkiyle, bu tarz bir dille, bu tarz bir ortamla toplu sözleşme görüşmelerinden kamu çalışanları ve emeklileri için anlamlı bir şey niye çıksın, nasıl çıksın? Temennilerle, iyi niyetlerle, sanki Türkiye’de süregelen bir tarihin, bir ilişkinin parçası değilmişiz gibi davranmanın anlamı ve gereği var mı?

***

Eğri oturup doğru konuşmak, kendimizi ve yaşam koşullarımızı ciddiye almak dışında bir seçeneğimiz yok. Beklentilerin, rakamların, iyileştirmelerin gerçeklikle bağını yitirdiği bir zeminde kim, kiminle neyin pazarlığını yapacak? Adım adım bugünlere geleceğimiz görülürken toplumun şuuraltını hedef alan hamlelerle hamaset pompalayanlar, bu hamasete gönüllü taşeronluk yapanlar hiç bir değişikliğe gitmeden, hiç bir pişmanlık belirtisi göstermeden, yanıldık, yanlış yaptık demeden güzel neticelerin çıkacağını müjdeliyorlar. Gerçekliğin girdabında yoksullaşan, yoksunlaşan kesimlerin acı çığlıkları sanki öngöremediğimiz, hak etmediğimiz, sorumlusu olmayan bir kaza gibi sunuluyor. Bütüncül bir kriz yaşıyoruz. Krizden çıkmak, çıkabilmek için Türkiye’nin sıra dışı şeyler yapması gerekmiyor. Sadece “mış gibi”, sanki yapılanlar, yapılış tarzı, yürürlükteki ilişki bizi güçlü kılabiliyormuş gibi yapmaktan vazgeçsek bile çok büyük bir mesafe almamız kaçınılmazdır.

Bildiğimiz işin kaba kısmında bile düzgün çalışmayıp ince işlerde titizleniyormuş havasını vermenin bize getirdiği nokta burası. İyi bir noktada olup olmayacağımız da memleketin kamusal havuzuna kimin, neyi, hangi titizlikle taşıdığı tayin edecektir. Son söz olarak yapılacak toplu sözleşmede temel meselenin ücretlerdeki artış olduğu açıktır ve maalesef bu döngü devam ettiği müddetçe krizin derinleşeceğini söylemek zorunluluktur. Milyonlarca kadının, erkeğin, çocuğun ve yaşlının vebali sözleşme görüşmelerinde olanların boynunda. Geçmişteki kayıplar nedeniyle veballeri büyük umarım buna yenisini eklemezler. Kamu çalışanları ve emeklilerinin talebi gizemli bir şey değil: Kula kul, namerde muhtaç, çoluk çocuğa mahçup olmayacakları insanca bir ücret.

Yorum Yap
UYARI: Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. (!) işaretine tıklayarak yorumla ilgili şikayetinizi editöre bildirebilirsiniz.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.

Görüşler Haberleri