Avrupa’da yıllar boyunca birçok farklı suç dosyasına bağlanan gizemli DNA izinin, sanıldığı gibi bir seri suçluya değil, delil toplama sürecindeki teknik bir hataya ait olduğu ortaya çıktı. 1993-2009 yılları arasında Almanya, Avusturya ve Fransa’daki olay yerlerinde tespit edilen genetik profilin gerçekte bir kişiyi değil, kontamine olmuş delil ekipmanını işaret ettiği belirlendi.
SORUŞTURMA 1993’TE BAŞLADI
İlk olarak 1993 yılında farklı suç mahallerinden alınan örneklerde aynı kadın DNA profiline rastlanması, polis ekiplerini geniş çaplı bir soruşturmaya yönlendirdi. Cinayet, soygun, hırsızlık ve uyuşturucu bağlantılı dosyaların tamamında aynı genetik iz görülmesi üzerine, Avrupa genelinde hareket eden bir “seri suçlu” ihtimali değerlendirildi.
“HEİLBRONN HAYALETİ” EFSANESİ
Aynı DNA izinin Almanya’nın Heilbronn kentinde bir polis cinayeti dosyasına da girmesiyle vakaya olan ilgi daha da arttı. Kimliği belirlenemeyen şüpheli, kamuoyunda “Heilbronn Hayaleti” olarak anılmaya başlandı ve dosya Avrupa polisi için en gizemli vakalardan biri haline geldi.
Yıllar içinde yaklaşık 40 farklı olayda aynı DNA profiline rastlanması, soruşturmanın boyutunu daha da büyüttü.
MİLYONLAR HARCANDI, İZ BULUNAMADI
Avrupa’daki güvenlik birimleri, yıllar boyunca bu gizemli profili taşıyan kişiyi tespit etmeye çalıştı. Ancak olay yerlerinde DNA dışında herhangi bir somut delil bulunamadı. Ne kamera kaydı ne de tanık ifadesi şüpheliyi işaret etti.
GERÇEK 2009’DA ORTAYA ÇIKTI
2009 yılında yapılan detaylı incelemeler, vakadaki en kritik hatayı ortaya çıkardı. DNA örneklerinin alındığı pamuklu çubukların üretim aşamasında kirlenmiş olduğu ve bu süreçte bir fabrika çalışanının DNA’sının kitlere bulaştığı tespit edildi.
Böylece “Heilbronn Hayaleti” olarak bilinen kişinin aslında hiç var olmadığı, farklı suç mahallerinde görülen izlerin delil ekipmanından kaynaklandığı anlaşıldı.
ADLİ BİLİMLERDE ÖNEMLİ DERS
Skandalın ortaya çıkmasının ardından delil toplama süreçleri ve DNA analiz protokolleri yeniden gündeme geldi. Uzmanlar, olayın adli bilimlerde kontaminasyon riskinin ne kadar kritik sonuçlar doğurabileceğini gösteren en çarpıcı örneklerden biri olduğunu vurguluyor.
