Görüşler

Afrika’da harita savaşı yeniden mi başladı?

Afrika’da harita savaşı  yeniden mi başladı?

Doktora öğrencisi Göktuğ Çalışkan, İsrail’in Somaliland hamlesiyle yeniden ısınan Afrika’daki gelişmeleri yazdı. Kararın yalın bir tanınma olayı olmadığını belirten Çalışkan egemenliğin artık klasik sembollerden ziyade ‘liman, kredi ve medya’ üzerinden el değiştirdiğini söylüyor.

Bir ülke haritada göründüğü için mi devlettir, yoksa devlet olduğu için mi haritaya girer? Sınır çizgileri kâğıtta sabit dururken, tanınma kararıyla bir gecede “yeni” bir ülke doğabilir mi? Daha çetrefilli soru şudur: 2025’in sonunda Afrika’da egemenlik, toprağın üstünde mi kurulmaktadır, yoksa algının içinde mi?

26 Aralık 2025 günü İsrail’in Somaliland’i egemen bir devlet olarak tanıdığını ilan etmesi, bu soruları bir anda ön sayfalara taşımıştır. Somaliland 1991’den beri kendi kurumlarıyla yaşayan, seçimler yapan, güvenlik aygıtını işleten bir yapı olarak varlığını sürdürmektedir. Buna rağmen uluslararası sistem, bu fiilî gerçeği yıllardır resmî bir kimliğe dönüştürmemiştir. Şimdi ilk kez bir devlet “haritaya imza” atmıştır. Peki bu imza, bir coğrafyayı gerçekten dönüştürür mü? Yoksa tanınma, jeopolitiğin en ucuz ama en keskin aletlerinden biri olarak mı kullanılmaktadır?

DİPLOMATİK TÖREN DEĞİL JEOPOLİTİK TEKNOLOJİ

Tanınma meselesi, çoğu okur için diplomatik bir tören gibi görünür. Oysa tanınma, bir tür jeopolitik teknoloji gibi çalışmaktadır. Tanıyan aktör, yeni bir ilişki kurmaktan çok, bir ilişkiyi dünyaya “meşru” diye sunmaktadır. Bu yüzden tanınma kararı, pasaporttan önce limana, bayraktan önce koridora, elçilikten önce güvenlik mimarisine temas eder. Afrika Boynuzu’nda limanların, üslerin, ticaret hatlarının ve deniz dar boğazlarının stratejik yoğunluğu hatırlandığında, tanınma haberinin neden bir anda “bölgesel bir mesele” olmaktan çıktığı anlaşılmaktadır. Burada asıl soru şuna dönüşmektedir: Devletler haritayı mı okumaktadır, yoksa harita üzerinden rota mı çizmektedir?

Kararın ardından yükselen tepkiler, Afrika siyasetinin sert bir kuralını hatırlatmıştır. Kıtada sınırların oynatılması, tarihsel hafızayı ayağa kaldırmaktadır. Afrika Birliği’nin ve bölgesel örgütlerin “toprak bütünlüğü” vurgusu, bir prensip cümlesinden ibaret kalmamaktadır. Zira sömürge dönemi cetvellerinin bıraktığı yarayı yeniden açmamak için kurulan bir emniyet kemeridir. Bu yüzden Somaliland dosyası, bir bölgenin statüsünden ibaret görülmemektedir. Birçok devlet ve örgütün hızlı itirazı, tanınmanın “tek taraflı bir mühür” olarak kalabileceğini de göstermektedir. Şu soruyu soğukkanlılıkla sormadan ilerlemek güçtür: Eğer bir tanınma, Afrika Boynuzu’nda domino etkisi üretirse, bu etki hangi fay hatlarını harekete geçirecektir?

BAMAKO’DA KURULAN “EKRAN” VE “KASA”

Tam bu noktada Sahel’den yükselen başka bir sahne, harita savaşının yeni biçimini göstermektedir. Mali, Burkina Faso ve Nijer liderleri 22–23 Aralık 2025’te Bamako’da buluşmuş, “ittifak” dilini “kurum” diline çevirmeye çalışmıştır. Ortaya konan hedefler; ortak güvenlik yapıları, finansal araçlar ve bir yayın organı etrafında şekillenmiştir. Bu üç askeri yönetim, dışarıdan gelen güvenlik paketlerine ve dışarıdan kurulan anlatılara karşı kendi “ekranını” ve kendi “kasasını” kurma niyetini ilan etmektedir. Bir televizyon kanalının açılışı sembolik görünür. Fakat anlatının kendisi, çağımızın en pahalı mühimmatıdır. Bir banka fikri teknik görünür. Fakat kredi, ödeme kanalı ve yatırım dili, bir yönetimin “devlet” iddiasını tahkim eden damarlar gibidir.

Bamako’daki hamlenin zamansız yanı burada yatmaktadır. Devlet, artık tek başına askerle ayakta durmamaktadır. Devlet; ödeme sistemiyle, kredi kanalıyla, veriyle, hikâyeyle, “biz kimiz” sorusuna verdiği cevapla var olmaktadır. Sahel’de inşa edilmeye çalışılan şeyin adı konfederasyon tahayyülü olabilir. Tartışmanın özü ise çok daha yalındır: Egemenlik, dışarıdan ithal edilen bir düzenleme olarak mı kalacaktır, yoksa içeride üretilen bir toplumsal sözleşmeye mi dönüşecektir? Halk, bu yeni kurumlara “kendimden bir parça” diye bakmadığında, ekran büyür; meşruiyet büyümeyebilir. Bu ayrım, Sahel’in kaderini belirleyecek ölçüde önemlidir.

Bu soruya cevap ararken Nijerya semalarında yaşananlar tabloyu tamamlamaktadır. 25–26 Aralık 2025’te ABD’nin Nijerya’nın kuzeybatısında DEAŞ unsurlarını hedef aldığını açıkladığı hava saldırıları, “güvenlik işbirliği” başlığının ne kadar esnek bir kavram olduğunu göstermiştir. Bir ülkenin hava sahasında başka bir ülkenin ateş gücü devreye girdiğinde, egemenlik hangi cümleyle korunur? “Ortak operasyon” ifadesi o gece kim için güven üretmektedir; kim için kırılganlık ilanına dönüşmektedir? Üstelik bu tür hamleler, sahadaki örgütleri zayıflatma niyeti taşırken, devletin şiddet tekelinin sınırlarını da tartışmaya açmaktadır. Bugün vurulan hedef, yarın kimin stratejik gündemini büyütmektedir?

EGEMENLİĞİN YENİ PAZARI: YATIRIM VE ANLATI

Somaliland’ın tanınması, Sahel’in kurumsallaşma arayışı, Nijerya’daki sınır aşan ateş gücü… Üç ayrı gündem gibi duran bu başlıklar, tek bir büyük hikâyeye bağlanmaktadır: Afrika’da meşruiyet hem içeride hem dışarıda yeniden pazarlanmaktadır. Bu pazarlığın dili bazen hukuk olmaktadır, bazen yatırım, bazen güvenlik, bazen medya. Harita savaşının güncel yanı aktörlerin hızıdır. Harita savaşının zamansız yanı mantığıdır. Kurum kuranlar, anlatı kuranlar, liman kuranlar, hava sahasını kontrol edenler; hepsi “egemenlik” kelimesini kendi lehine yeniden tanımlamaya çalışmaktadır.

Burada okur için sarsıcı olan şudur: Kıta, uzun süre büyük güçlerin satranç tahtası diye tarif edilmiştir. Bu benzetme eksik kalmaktadır. Çünkü Afrika’da taşlar yer değiştirmekten çok, taşların adı değişmektedir. Dün “terörle mücadele” etiketiyle gelen bir dosya, bugün “kalkınma” etiketiyle paketlenmektedir. Dün “insani yardım” olarak görünen bir hat, bugün “lojistik üs” işlevi taşımaktadır. Dün “sınırların dokunulmazlığı” söylemi öndedir, bugün “fiilî yönetim” gerçeği masanın ortasında durmaktadır. Devletlerin doğum belgeleri artık bir binanın girişinde düzenlenmiyor olabilir. Bazen bir rıhtımda, bazen bir yayın akışında, bazen bir kredi musluğunda yazılmaktadır.

Harita savaşının görünmeyen cephesi, hukukun kuru kavramlarından çok daha somut alanlarda kendini ele vermektedir. Tanınma, bir bayrak meselesi gibi sunulsa da pratikte sigortanın fiyatını, yatırımın iştahını, limana yanaşan geminin risk primini, uçuş planlarının güvenlik kodlarını, bankacılık hatlarının “uyum” eşiğini yeniden ayarlamaktadır. Bir ülke “var” kabul edildiğinde, o varlık ticaretin diline tercüme edilmektedir. Bu tercümenin olmadığı yerde fiilî kontrol sürmektedir; fakat küresel ekonomik sistem, o kontrolü temkinle çevrelemektedir. O yüzden tanınma, bazen kurşun sıkmadan kazanılan alan anlamına gelmektedir. Bir imza, bir bölgeyi dünyaya açmaktan çok, bölgeyi belirli aktörlerin kontrolünde “erişilebilir” kılmaktadır. Okurun zihninde şu soru büyümelidir: Tanınma, hakikati mi tescil etmektedir, yoksa erişim kapılarını mı yeniden dağıtmaktadır?

GELECEĞİN HARİTASI VE TÜRKİYE’NİN SORUSU

Afrika Boynuzu ile Sahel’in ortak kaderi burada birleşmektedir. Bir yanda liman diplomasisi, diğer yanda kurum diplomasisi yürümektedir. Berbera gibi kritik rıhtımlar, Bamako’da ilan edilen ekonomik enstrümanlar, Abuja semalarında görülen dış ateş gücü; hepsi tek bir eşikte buluşmaktadır. Egemenlik artık “ben buyum” demekle taşınmamaktadır, “benimle iş yapmanın maliyeti budur” cümlesiyle taşınmaktadır. Bu nedenle yeni dönemin asıl yarışı, kimin daha çok toprak tuttuğu yarışı gibi okunmamalıdır. Kimin daha güçlü ödeme hattı kurduğu, kimin daha ikna edici anlatı ürettiği, kimin daha güvenilir ortak sayıldığı belirleyici olmaktadır. Yarın bir başka dosyada “tanınma” başlığı açıldığında, mesele yalnız bir harita güncellemesi olarak görülürse, büyük resim kaçacaktır. Zira büyük resim, kapıların kime açıldığıyla ilgilidir.

Türkiye’nin Afrika politikasında kurduğu temas dili, birçok ülkede güven üreten bir deneyim bırakmıştır. Fakat 2025’in sonunda kıta, yeni bir eşiğe gelmektedir. Tanınma siyasetinin hızlanması, bölgesel blokların kurum inşası, dış müdahale biçimlerinin çeşitlenmesi, Ankara’nın “hangi Afrika” sorusunu yeniden kurmasını gerektirmektedir. Somali’nin toprak bütünlüğü etrafında yükselen hassasiyet, kıtasal normlarla uyumlu bir çizgi sunmaktadır. Bu çizgi, kısa vadeli fayda arayışını aşan bir stratejik istikrar dili kurabilir. Yine de şu soruyu saklamak, stratejik körlük üretir: Eğer uluslararası sistem fiilî durumları daha hızlı tanımaya başlarsa, yarının Afrika’sında hangi dosyalar açılacaktır?
2026’ya girerken Afrika, “yeni ülkeler” tartışmasından daha geniş bir soruyla karşı karşıyadır: Kıtada düzen, kimin hikâyesiyle kurulacaktır? Haritayı kim çizecektir, o haritayı kim okutacaktır, o haritaya kim inanacaktır? Cevap tek bir başkentte durmamaktadır. Cevap Bamako’daki ekranda, Berbera’daki rıhtımda, Abuja’nın semalarında, Mogadişu’nun diplomatik masasında dolaşmaktadır. Okur için en verimli tutum, bu soruları canlı tutmaktır. Çünkü Afrika’yı anlamak, geleceğin dünya düzenini anlamaktır.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir