Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor’ sözlerinden yola çıkarak hak edene hakkettiği değerin verilmediğini yazdı. Akademisyen Şahin Uçar’ın ‘Kûfî Yazı ve Tarih Felsefesi’ adlı son kitabını örnek göstererek konuyu irdeledi.
Ahmet Hamdi Tanpınar “Türkiye evlatlarına kendisinden başka bir şeyle meşgul olmak imkânını vermiyor.” tespitinde bulunmuştu. Tespit, Türkiye’nin, evlatlarını asli işlerini yapamaz hale getiren niteliğinin altını çiziyor. Hoş Türkiye bunu yaparken evlatlarının kendi işlerini yapmak yönünde bir ısrar içinde olduklarını söylemek de mümkün değil. Türkiye ilgi yoksunu bir anne gibi kendi evlatlarının varlığına kastederken evlatları da annelerine gereken ilgi ve ihtimamı gösteriyormuş görünümü içinde sahte bir varlık gösterisinde ömür tüketiyorlar. Nihayetinde bu sahte sevgi-ilgi anaforunda ne Türkiye’nin ne de evlatlarının anlamlı bir niteliğe eriştiğine şahitlik edebiliyoruz. Zaten yakın tarihimizin ana döngüsü evlatların, ilgi-sevgi gösterisinde birbirlerine dünyayı nasıl dar ettiklerinin ve Türkiye’nin de bu kardeş kavgası üzerinden seyreden işleyişe alan açarak varlığını sürdürmeyi temel oryantasyon biçimi olarak seçtiği trajik bir hikâye olarak önümüzdedir.
Bu anaforun hikâyesi ve çıkardığı maliyet mutlaka görülmelidir. Konfor alanı üreten bu işleyiş sadece anaforda savrulanlarla sınırlı kalmıyor aynı zamanda anafor dışı bir alanın imkânını da ortadan kaldırıyor. Bir kamusal mekân, bir meşru varlık alanı olarak anafor dışının mevcudiyeti karartıldığı, sistematik şekilde görmezden gelindiği ve operasyonel bir sessizliğin hükümranlık alanına dönüştürüldüğü için adeta canlıların yaşadığı bir mezarlığa çevrilmiştir. Canlılık vardır ancak canlılık bir yaşama, anlamlı bir yaşamın ima ettiği işleyişe, ilişkiye göndermede bulunmaz. Tersine canlılık adeta bir tür “zoe” durumuna indirgenmiş ve “bios” organize bir şekilde paranteze alınmıştır.
Cemil Meriç “her aydınlığı yangın sanıp söndürmeye koşan zavallı insanlarım: karanlığa o kadar alışmışsınız ki yıldızlar bile rahatsız ediyor sizi! Düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı bu ülkede, düşünce adamı nasıl çıkar?” şeklinde sorarken esasında tam da yaşam alanına çevirdiğimiz anaforun doğasına ancak başka bir boyutuna işaret ediyordu. Meriç’in üzerinde durduğu husus önemli ve yerleşik düzenin işleyişinin nasıl çok katmanlı olduğunun da göstergesi aynı zamanda. Bir tarafta görmek, hedef tahtasına yerleştirmek, gayrı meşrulaştırmak, cezalandırmak varken bir tarafta ise ademiyete mahkûm etmek, sessizlikle, ilgisizlikle, görünmez kılmakla yok etmek bulunuyor. Başka yok etme biçimleri, itibarsızlaştırma, etkisizleştirme hamleleri de var elbette.
Uzatılması ve hassasiyetle üzerinde durulması gereken bu mevzuya değinmemin sebebi Türkiye’nin anlamına, derinliğine, ufkuna yönelik yapacağı potansiyel katkı adeta engellenmiş Şahin Uçar Hoca’nın “Kûfî Yazı ve Tarih Felsefesi” isimli son kitabıdır. Kitabın içeriği, önemi, detayları ilgilisini bekliyor. İlgisizliğin, sessizliğin stratejik bir şekilde kullanıldığı, temel varoluş pratiğine dönüştüğü yerde ilimden, hür düşünceden, standartları yüksek rafine bir entelektüel hayattan vs. bahsetmenin imkânı olmaz. Nitekim böyle bir gerçekliğimizin olmadığı da aşikâr. Eskilerin ifadesiyle “ilim, muhit işidir.” Bu hem dar anlamda bir epistemik cemaatin önemine vurgu yapar hem de genel anlamda ülkenin ilim-kültür havzasının varlığına ve niteliğine işaret eder. Şahin Uçar Hoca, gerçek anlamda bir tarih filozofu, tarih felsefecisi olmanın yanında geleneksel Türk sanatları ve musikisi alanında köklü eğitim almış ve bu alana ciddi katkılar vermiş bir akademisyen ve sanatçıdır. Türkiye’de kendi alanının zirveleri sayılan Süheyl Ünver’den hat/tezhip, Kemal Batanay’dan tanbur/talik meşk etmiş, Münir Nurettin Selçuk ile musiki çalışmalarında bulunmuştur. Geleneksel Osmanlı tarzında, eski dilde yazılmış ve “Aruz” adı verilen geleneksel ritim kalıplarıyla oluşturulmuş şiirlerden oluşan bir divanı vardır. 2001-2002 yılları arası, Türkiye Diyanet Vakfına bağlı İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ve İslam Ansiklopedisinin Başkanlığını yapmış olan Hoca’nın ‘Tarih Felsefesi Açısından Mülk ve Hilafet”, “Varlığın Mana ve Mazmunu”, “Arapların Anadolu Seferleri”, “Varlığın Anlamı”, “İnsanın Yeryüzü Macerası” gibi çok önemli eserleri yayımlanmıştır.
Bir varlık olarak insanın idrak donanımları itibariyle sınırlı olduğunun altını özenle çizen Hoca, bu tespitin beraberinde getirdiği felsefi, epistemik ve ahlaki tevazunun, bugün ölümcül dışavurumlarını gördüğümüz insani çılgınlığın panzehiri olabileceğine ilişkin kıymeti anlaşılmamış yetkin çözümlemelerde bulunmaktadır. Kendine, kendi kimliğine ve doğal bir şekilde seyreden oryantasyon biçimine eleştirel mesafe alabilen Şahin Uçar Hoca, hem geçmişle ilişkimize hem de bugünün gerçekliğine ve teknolojinin belirleyiciliğinde çarpıcı bir radikalleşme yaşayan insanın yeryüzü macerasına dair ancak kendisi gibi bir tarih filozofunun yapabileceği analizlerde bulunmaktadır. Şüphesiz yukarıda da değindiğim üzere bu analizlerin derinliği, etkisi ve genişliği uygun bir vasat oluşturulabilinseydi hem Türkiye hem de dünya için ölçü kabul etmez bir kıymet teşkil edecekti. Sahip olduğumuz değerlerin kıymetini arttıracak bir ortam/muhit teşkil edemememiz başlı başına bir ceza. Çünkü mahrum kaldığımız şeyi telafi edecek herhangi bir olasılıktan yoksunuz artık. Diğer taraftan tesellimiz ise bugüne kadar vücut bulmuş ve bu şartlar altında hala bir şekilde vücuda gelen yeni eserlerin varlığıdır. Bunlar en azından, olacaksa şayet, yarınlarımıza ilişkin bir ümidin, bir imkânın dayanağını teşkil eden unsurlar olacaktır.
Yukarıda da değindiğim üzere Şahin Hoca’nın Ocak 2026’da yayımlanan ve sınırlı sayıda (300 adet) özel koleksiyon baskısıyla literatüre giren “Kûfî Yazı ve Tarih Felsefesi” (Kufi Script and Philosophy of History) başlıklı eseri bizler için kıymetli bir armağandır. Çorak düşünce ve kültür dünyamız için de ayrıca anlamlı olan bu eser yalnızca bir hat sanatı incelemesi değil; ontolojik, estetik ve tarihsel bir perspektifin üst düzey sentezidir. Üç ana bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde, Kûfî yazının kökeni ve tarihsel gelişimi, İslam medeniyetinde Kûfî yazının önemi ve felsefi, metafizik, sanatsal boyutları inceleniyor. İkinci bölümde ise tarih felsefesi üzerinde duruluyor. Teknik bir tarih felsefesi tarihinin aktarımından ziyade doğrudan tarihin felsefesinin yapıldığı bu bölüm başlı başına büyük önem taşımaktadır. Son bölüm ise Şahin Uçar Hoca’nın Kûfî yazıyla yaptığı çalışmaların koleksiyonundan oluşmaktadır.
Kitabın basımının gerçekleşmiş olmasından dolayı elbette çok mutluyum ancak basım sürecinin zorlu hikâyesine ucundan kıyısından tanıklık etmiş olmam nedeniyle bir o kadar da üzüntülüyüm. Çünkü kıymet bilmezliğimizin nasıl organize bir hüviyet teşkil ettiğinin somut bir göstergesiydi süreç. Medeniyet inşasından, tarihe girmekten vs. bahsettiğimiz yerde kitap, Hoca’nın kendi imkânlarıyla basıldı. Basit bir gerçeğin gücü güzelim bir hikâyeyi çürütmeye yetiyor. Umarım bu kitap, hem Hoca’ya hem de dolayısıyla kendimize gereken ilgiyi göstermeye vesile olsun.
*Abdulbaki Değer, Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı.
