Hukukçu Remzi Çağrı Uzun, 11 Eylül saldırılarıyla birlikte suçla mücadelede kullanılan ‘Öngörücü Polislik’ yaklaşımını ve yapay zekaya dayalı mahkemeler ile polislik faaliyetlerini yazdı. Suçun önlenmesinde etkili olan teknolojiyi ‘adalet’ penceresinden irdeledi.
Geleceğe Dönüş filmi, 1980’lerin geleceğe bakışını simgeleyen ikonik unsurlar barındırmaktaydı. Örneğin filmde 2015 yılında uçan arabaların olduğunu görmekteydik. Üzerinden geçen 11. yılda, hala kış lastiği bir zorunluluk.
Fakat bir bilimkurgu filmi var ki, öngörüsünde başarılı olduğunu kanıtlamış durumda. Azınlık Raporu (Minority Report), Steven Spielberg’in Philip Dick’in 1956 tarihli öyküsünden uyarlayarak çektiği bir film. Filmin ana teması, özgür irade ve determinizm arasındaki klasik felsefi tartışma etrafında şekillenmekte. Filmde, 2054 yılında Washington’da bir suç önleme merkezi kurulmakta. Bu merkezde çalışan üç kahin, yakın gelecekte işlenecek olan suçları önceden görerek, faillerin yakalanmasına ve böylece suçların önlenmesine hizmet etmekte.
Filmdeki kahinlerin işlevini günümüzde insanlık tarihinde hiç olmadığı kadar elimizde bulunan veriler üstlenmekte. Bu devasa veri yığını, satın alma davranışlarımızdan siyasete kadar (Facebook-Cambridge Analytica veri skandalını hatırlayalım) hayatımızın her alanında rol oynamakta.
11 Eylül 2001 tarihinde Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan saldırı sonrası dönemde suçla mücadelede yeni bir döneme geçildiği muhakkak. Bu yeni dönemde suçun önlenmesi ve suçlunun tespiti için bilgi toplama ve istihbarat faaliyetleri daha çok gündeme gelmeye başladı. Bu yeni dünya durumu, “Öngörücü Polislik” yaklaşımının doğmasına zemin hazırladı. Haliyle şirketler de bu yeni alanda çalışmalar yapmaya başladı. Öyle ki, aşağıda detaylı bilgilerini bulabileceğiniz öngörücü polislik teknolojilerinin 2024 yılında 3,4 milyar dolar olan küresel pazar büyüklüğünün, yıllık ortalama %46,7’lik bir artışla 2034 yılına kadar 157 milyar dolara ulaşması beklenmekte. Sektörün finansal şekillenmesinde Microsoft, IBM, Dataminr ve SoundThinking gibi büyük teknoloji şirketleri başı çekmekte.
Öngörücü polislik yaklaşımının iddiası basit: tıpkı Azınlık Raporu filminde olduğu gibi, bir suçun belirli bir zaman diliminde nerede meydana gelebileceğini (yer tabanlı) veya bir suça kimin mağdur ya da fail olarak karışacağını (kişi tabanlı) tahmin etmek için mevcut verileri analiz eden bir sistem vasıtasıyla suçun oluşumundan önce suç mahalini, faili veya mağduru tespit ederek hareketi henüz icra aşamasında kesmeye çalışmak. Bahsi geçen bu yaklaşım, ABD’de ve Avrupa’nın birçok ülkesinde yaygın uygulama alanına sahip(ti).
2011 yılında Los Angeles Polis Departmanı, suç faaliyetlerinin zamanını ve yerini tahmin etmeye yardımcı olmak için PredPol adlı bir şirketle sözleşme imzaladı. 2014 yılına gelindiğinde, ABD’deki polis departmanlarının yaklaşık %38’i öngörücü polislik yöntemlerini kullandıklarını açıkladı. New York Polis Departmanı, ilk iki yılda, programın hedeflenen bölgelerinde cinayetlerin %5,1 azaldığını belirtti.
Almanya da bazı eyaletlerinde bu teknolojiyi denemekten geri durmadı. Aşağı Saksonya’da PreMAP projesi, IBM ve Karlsruhe Hizmet Araştırma Enstitüsü arasındaki iş birliğiyle 2016 yılında başlatıldı. Yazılım, 2008 ve 2013 yılları arasında toplanan geçmiş suç verilerine dayanarak yakın gelecekteki hırsızlık suçlarını tahmin etmekteydi. Sistem, 72 saatlik bir zaman dilimi içerisinde işlenen hırsızlık suçlarının konum analizini yaparak bu suçların işlendiği 400 metrelik yarıçap içerisindeki alanı kapsayan bir risk puanı oluşturmakta ve devriye polislerini bu alana yönlendirmekteydi. Çünkü yapılan araştırmalar, ilk suçun ardından 400 metrelik bir yarıçap içerisinde aynı suçun tekrarlandığını göstermekteydi.
Bir diğer örnek ise Hollanda. 2019 yılında Hollanda, Suç Önleme Sistemi (CAS)’nin devreye alınmasıyla ulusal düzeyde öngörücü polislik aracını uygulayan ilk ülke oldu. CAS, ilk suçun ardından belirli bir alanda ve zaman diliminde daha fazla suç işleme olasılığının arttığına dair ampirik bulgulara dayanmaktaydı.
Ancak bu eğilim, bir dizi sorun nedeniyle sekteye uğradı. Birçok polis departmanı öngörücü yazılımların kullanımını durdurdu. Hatta bazı eyaletlerde resmi olarak yasaklandı.
Temel sorunu, “kirli veriler” oluşturmaktaydı. Sistemin işleyişini sağlayan veriler, polis kaynaklarından alınan geçmiş suç verilerine dayanmaktaydı. Bu verilerin kusursuzluğunu varsayan teknoloji şirketleri, tahminlerini buna göre oluşturmaktaydı. Ancak gerçek, bu varsayımın yanlışlığını gözler önüne serdi. Örneğin Los Angeles Polis Departmanı’nda, 2005-2012 yılları arasındaki 14.000 suç kaydının hatalı kaydedildiği ortaya çıktı. Bu hata 2015 yılına kadar gün yüzüne çıkmamıştı ve o zamana kadar Los Angeles Polisi, PredPol şirketiyle kirli verilere dayanan öngörücü polislik çalışmalarını uzun zamandır sürdürmekteydi.
Kirli verilerin ötesindeki bir diğer sorun ise “algoritmalara dayalı adalet tasavvuruydu”. Sosyoekonomik açıdan düşük seviyeli bölgelerde suçun daha fazla olduğu bir gerçek. Tam da bu noktada tehlikeli bir döngü başlıyor. Algoritma, bu bölgelerde daha fazla suç işleneceğini öngörerek kolluk kuvvetlerini bu bölgelere yönlendiriyor. Bu yönlendirme sonucunda daha fazla kontrol, suç kaydı oluşuyor ve sonuçta sistem, kendi çıktılarıyla beslenen bir kısır döngüye girerek bu bölgeleri neredeyse abluka altına alıyor. Ceza hukukunun temel ilkeleri olan suçun şahsiliği, masumiyet karinesi, algoritma karşısında güçsüz kalıyor. Halihazırda dezavantajlı konumda bulunan bölgelerde suç oranları azalsa da suç olgusu makro düzeyde varlığını sürdürüyor ve polisin yönelmediği farklı bölgelerde patlak veriyor.
Tarihin dersleri, bireyin her geçen gün daha fazla kontrol altına alındığını ve bunu kendi rızası dahilinde gerçekleştiğini göstermekte. İçinde bulunduğumuz “canavarlar zamanı”, teknolojideki her gelişimi nimet olarak bize sunarken bunun hukuk tarafındaki dönüşümünü bir kez daha düşünmemiz gerekecek. Yapay zekaya dayalı mahkemeler, polislik faaliyetleri her geçen gün etrafımızı sararken sormamız gereken soru şu olmalıdır:
Bir algoritmanın suç ihtimallerini ve mahkeme kararlarını büyük ölçüde tahmin edebiliyor olması adaletin öngörülmesi midir, yoksa yalnızca istatistiksel bir tekrar mıdır?
