Görüşler

Demokrasinin gizli düşmanı: Chilling Effect

Demokrasinin gizli düşmanı: Chilling Effect

Hukukçu yazar Remzi Çağrı Uzun, bir tweet atanın veya bir barışçıl eyleme katılanın artık gözaltına alına alınma korkusu yaşadığını yazdı. Günümüzde hukukta buna 'caydırıcı etki' denildiğini ifade eden Uzun 'Caydırıcı etki, demokrasiyi, sivil toplumu sessizce, içten içe oymakta' diye belirtiyor.

Artık hepimizin başına geliyor. Bir tweet yazıyoruz, sonra siliyoruz. Tamamen barışçıl bir yürüyüşe, gösteriye katılmak istiyoruz; ya görüntüm alınırsa ya gözaltı olur da sicilime yansırsa diye hesap yapıyoruz.

Eskiden “korkaklık” ya da “orta yolculuk” olarak tanımlanan bu durumun hukuk dilinde yeni ve teknik bir adı var: “Chilling Effect”. Türkçesiyle, “Caydırıcı Etki”. Caydırıcı etki, demokrasiyi, sivil toplumu sessizce, içten içe oymakta.

İçinde bulunduğumuz dönem, ifade özgürlüğünün, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının, basın özgürlüğünün -kısacası bireyin sahip olduğu en temel hak ve özgürlüklerin- kullanılırken iki kez düşünüldüğü ve başıma bir şey gelir korkusuyla bu haklardan kendiliğinden vazgeçildiği bir dönem. Bizlere Anayasa’da tanınan ve hiçbir şekilde devlet tarafından müdahale edilmeyeceği taahhüt edilen yani devletin negatif yükümlülüğü kapsamında olan bu hakları kullanan insanları cesaretle andığımız ve sonrasında onlara neler olduğunu izlediğimiz bir dönem.

TEMEL HAKLARI KULLANMAKTAN KORKMAK

Önce kavramı netleştirelim. Her hukuki yaptırımın içinde doğası gereği caydırıcılık fonksiyonu vardır. Bir ceza normu der ki: “Şu suçu işleyen kişi şu yaptırımla karşılaşır.” Kişi de “ceza almayayım” düşüncesiyle suç işlemekten uzak durur. En azından teorik düzlemde işleyiş bu şekildedir. Caydırıcı etkinin mevcut olduğu durumda ise ortada bir suç yoktur. Fakat bu yasal duruma rağmen kişi, hukuken tamamen meşru olan, Anayasa ile korunan temel haklarını kullanmaktan geri durur.

Örnek olaylarla anlatmak gerekirse: Bir kişi barışçıl bir gösteriye katılıyor; görüntüsü çekiliyor, gözaltına alınıyor, belki yargı sürecinde damgalanıyor. Bunu gören bir başkası aynı konuda sokağa çıkmaktan, konuşmaktan, yazmaktan vazgeçiyor. Cezadan çok, belirsizliğin kendisi baskı yaratıyor. Medya dünyasında da tablo farklı değil. Bir gazeteci, hukuka ve meslek etik ilkelerine uygun olarak hazırladığı bir haber nedeniyle ev hapsiyle karşılaşabiliyor. Bunu izleyen meslektaşları aynı konuda yazmak için iki kez düşünüyor. Kimse açıkça “yazma” demiyor; fakat yaşanan bir olay, diğerlerinin zihninde görünmez bir duvar oluşturuyor.

Bugün birçok kişinin hissettiği şey doğrudan bir tehditten çok, başkasının yaşadığını izledikten sonra içeriye doğru çöken bir tedirginlik. Yanındakinin tökezlediğini gören, adımını düzeltiyor.

Caydırıcı etki kavramı, ilk olarak Amerikan Federal Yüksek Mahkemesinin içtihatlarıyla ortaya çıktı. Mahkeme, özellikle ifade özgürlüğü davalarında, yasaların ve uygulamaların muğlaklığının, yargılanan kişi ile birlikte toplumu da ürküttüğüne karar verdi. Sonrasında AİHM de kavramı kendi kararlarında uygulamaya başladı. Gazetecilere verilen cezaların sadece o gazeteciyi değil, tüm medya dünyasını sindirdiği kabul edildi. Barışçıl gösterilere yapılan müdahalelerin, sadece o gün orada bulunanları değil, gelecekte demokratik hakkını kullanarak sokağa çıkmayı düşünen herkesin kararını etkilediğine hükmedildi.

Türkiye’de ise Anayasa Mahkemesi, tazminat kararlarından ceza soruşturmalarına kadar birçok dosyada caydırıcı etkiyi özellikle vurguladı. Öyle ki mahkeme, cezanın fiilen uygulanmasına bile gerek olmadığını, yalnızca soruşturma ve yargılanma ihtimalinin bile insanları kendi haklarından caymasına yettiğini ifade etti.

Bu yönüyle caydırıcı etki, bireyin henüz herhangi bir eylemde bulunmadan önce, adli sürece dahil olma ya da tehdit, saldırı veya karalama gibi hukuk dışı müdahalelere maruz kalma endişesiyle, temel hak ve özgürlüklerini kullanmaktan caydırılması şeklinde ortaya çıkan dolaylı fakat etkili bir baskı mekanizmasına karşılık gelmektedir.

OTO-SANSÜR: “ONA NE OLDUĞUNU GÖRDÜM.”

Caydırıcı etkinin en tehlikeli sonucu, içselleştirilmiş oto-sansür. Kimsenin doğrudan “konuşursan seni cezalandırırım” demesine gerek yok. Çevresindeki bir kişinin yasada suç olarak tanımlanmayan, tam tersine bireye hak olarak verilen bir davranışı yapması sonucunda başına gelenleri gören insan, bir kez “başım ağrır mı?” diye düşünmeye başladı mı, gerisini kendi getiriyor.

Tarih boyunca hukuk, güç ilişkilerinin içinde sınandı. Bugün karşı karşıya olduğumuz mesele ise daha ince bir dönüşümün işareti. Geçtiğimiz yüzyılda büyük mücadeleler sonucunda elde ettiğimiz sosyal, siyasi ve insani haklarımızın kolayca kaybı, insanlık için umut iklimini dağıtan, tarihin akışını geriye döndüren bir gelişme! olmaktadır.

*Remzi Çağrı Uzun, avukat, kamu hukuku üzerine doktora çalışması yapıyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir