Görüşler

Din kökenli hukuk kurallarında yorum

Din kökenli hukuk kurallarında yorum

Hukukta adaletin sağlanması, hakkaniyete dayalı çözümlerin elde edilmesi için sosyolojik ve gâi, amaçsal yorumların esas kabul edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Niyazi Öktem, din kökenli hukuk kuralları, kutsal normlar ve hukukçu-ilahiyatçılar arasında fikir birliğinin olmayacağını yazdı.

Başta tek tanrılı dinler olmak üzere bütün dinler Tanrı iradesine uygun bir dünya düzeni kurmak isterler. Bu nedenle “kitabi olanlarının” kutsal kitaplarında hukuksal düzenlemeler mevcuttur.

Din kökenli hukuk kuralları “sabit, değişmez normlar-nasslar “olarak kabul görürken dünyanın akışının devingenliği karşısında yorum sorunuyla karşı karşıya kalırlar. Yeni buluşlar, değişen sosyo-ekonomik koşullar, öngörülemeyen olaylar içinde kutsal kitaplarda yazılmış olan “nass” konumundaki “sabit tanrısal irede” nasıl yorumlanıp, nasıl uygulanacaktır? Laiklikte iş kolay… Mecliste oylama yaparsın, yasayı değiştirirsin… Olmadı savcıya, yargıca metne bağlı(lafzi) yorum yanında sosyolojik yorum, amaçsal genişletici yorum yetkisi verirsin; işler çözülür.

Kutsal normlarda metnin harfiyen uygulanması olan “lafzi” yorum günün sosyo-ekonomik koşulları, yeni olgu ve icatlar karşısında hukukun nihai amacı olan adaleti sağlayabilir mi? Adalet kavram ve olgusu farklı tarihlerde, farklı sosyoekonomik koşullarda farklı şekilde tezahür eder.

Yahudi inancın Kutsal Kitabı Eski Ahit’teki ( Bizlerin Tevrat ve Zebur olarak adlandırdığımız) hukuk düzenlemelerinde 10 Emirden tutun mülkiyet, borç, faiz, tazminat, adam öldürme, zina, büyücülük, putperestlik, hırsızlık , yargılama usülleri, velhasıl aklınıza ne gelirse hepsi mevcuttur.

Hristiyanlığın Kutsal Kitabının birinci bölümü Yahudilerin Eski Ahit’i (Eski Sözleşme)olduğundan aynı düzenlemeler onlar için de geçerli görünüyor.Ama Yeni Ahit(Tanrıyla yapılan yeni sözleşme-İncil ) olarak adlandırılan kitabın ikinci ikinci bölümde Hz. İsa’nın hayatı, onun sözleri ve Havarilerin mektupları yer almaktadır. Bu ikinci kitapta hukuktan ziyade ahlaka ilişkin söylemler mevcuttur. Hal böyle olunca “Kilise Babaları” Eski Ahit’teki bazı yasakları ortadan kaldırılmıştır. Ne var ki 10 Emir ,”göze göz, dişe diş” gibi “nasslar”yürülüktedir. Yeni düzenlemelerle çağa ayak uydurulma sürecine girilerek uyum sağlanmaya çalışılmıştır. Örneğin Eski Ahitte birden fazla kadınla evlenme (poligami) ve boşanma mevcutken Hristiyanlık tek eşliliği benimseyip boşanmayı yasaklamıştır. Bu yasak XX. Yüzyılın ortalarına kadar Katolik ülkelerin önemli bir bölümünde yürürlüğünü sürdürmüştü.

Yahudiler de, Hristiyanlar da kutsal kitaplarının Allah iradesine dayandığını söylerler ama kitaplaşma sürecini İslam dinindeki hadis ve sünnete benzer şekilde açıklar 10 Emir doğrudan doğruya Tanrı iradesinin Hz.Musa’ya aktarılmasıdır.Ama Eski Ahit- Yeni Ahit, ya da İncil’deki diğer bölümler Tanrı iradesini uygulayan, yansıtan peygamberlerin söz ve eylemlerini görenler, yaşayanlar ve yayanlar tarafından kaleme alınmıştır. Hukuk kuralları, “nasslar” bu mantık ve süreç içerisinde meydana gelmiştir.

1789 Fransız Devriminden sonra ivme kazanan laikleşme sürecinde baskıya maruz kalan Hristiyan Kilise ,yeni kurulan burjuva devletleriyle “barış içinde birarada yaşamak için” Hristiyan Demokrat Partileri “kurarak politika arenasına girmiştir. Devlet ve hukuk artık laiktir…Tutucu hristiyan milletvekilleri dinlerinin ana ilkelerinin zedelenmemesi, inanca ters hukuk düzenlemeleri yapılmaması için çaba gösterirler. Batının gerçekten laik ve demokrat olan devletleri zaten tüm inançlara “aynı yakınlıktadır” ve özel hukuk uygulamalarında her inancın “kutsallarını “dikkate alır; yeter ki kamu düzenini bozmasın.

İsrailin resmi dini yoktur ama kendisini “Yahudi ve demokratik bir devlet”olarak tanımlar.Yahudi dini İsrail’in tüm hukuk yapılanmasını etkilemektedir.Sosyalistler ve sosyal demokratlar laikliğe doğru ivme kazandırma çabaları gösterseler de aşırı, tutucu ve fanatik yahudilerin güç ve baskıları nedeniyle reformlara gidilmesi sıkıntılar yaratmaktadır.

İslam hukuk “nasslarının”yorumlarında farklı uygulamalarla karşılaşıyoruz. Resmi dini İslam olarak deklare edilen ülkelerde hukuk kuralları genellikle lafzi yorumla uygulamaya girer. Zina yapan kadın ve İslam dinini terk eden öldürülür; hırsızın eli kesilir; kadın mirastan yarı pay alır; iki kadının şahitliği bir erkeğinkine tekabül eder; faiz haramdır ama usulüne uydurulur; erkeğin 4 kadınla evlenmesi haktır…

Uygulamada aksamalara rastlasak da normatif boyutta dünyada laik hukuk düzenini uygulayan tek ülke Türkiye’dir. Öyledir de uygulama süreçlerinde rahatsızlıklarını yansıtanlar, baskı nedeniyle “laiklik mecburiyetinde kaldıklarını” ihsas eden siyasetçiler ve hukukçular hep gündemde olmuştur.Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan “faizi kaldıracağız” sözünü defalarca zikretmiş, ama gerçekleştirememiştir. Dünyadaki ekonomik düzen kapitalist tempoyla gideceğine göre faizi kaldırmak mümkün değildir. Böyle bir ülkü tıpkı Karl Marx’ın “devletsiz toplum kurma” ütopyasına benzer; onun nihai amacında da faizi kaldırmak yer almaktaydı.

Ütopyaya gerek yok … Nasslarla ilgili çok gerçekçi bir yorum ve uygulamayı Sünni Ulemanın “Hulefa-i Raşidin “ diye adlandırdıkları dönemde görüyoruz. İslam tarihi muamelat (özel hukuk) ve ukubat(ceza hukuku) diye adlandırılan hukuk kurallarında gâi (amaçsal- teleolojik) ve sosyolojik yorumun yapılabileceğiyle bir uygulamaya tanıktır. Hz. Muhammet’ten sonra ikinci halife mevkiine gelen Hz. Ömer’in huzuruna bir hırsız getirilir ve elinin kesilmesi iradesi beklenir. Öyle ya Kur’an’da “hırsızın elinin kesilmesi” kuralı bir nass olup Allah buyruğudur. Halife düşünür taşınır ve “kıtlık zamanı”der ve kol kesilmez. Ömer lafza aykırı davranmış fakat sosyolojik ve gâi yorum yaparak adaleti sağlamıştır. Kıtlık zamanında aç bir insanın hırsızlığında elinin kesilmesi Kur’an’ın nihayi gayesi olan adalete ters düşer. Ömer’in ganimet bölüşümü ve başka konularda da lafzı aşan yorumlarına rastlanır. Böyle bir uygulamanın icma-ı ümmet ( İslam hukukunun 4 ana kaynaklarından üçüncüsü) olup olmamasının kararını ilahiyat ve hukuk tahsilinden her ikisini de yapanlar verebilir.Biz sadece hukukçu olmamız nedeyle karar vermekten çekiniriz. Ne var ki eminiz ki hukukçu-ilahiyatçılar arasında da fikir birliği olmayacak, ayrıca Şia ile Ehl-i Sünnet arasında da ciddi tartışmalar çıkacaktır.

Gerçekçi düşünmeye çalışalım….

Günümüzde mirastan yarı pay almaya hangi hanımefendi razı olacaktır?Özellikle tüm sektörlerde, büyük holdinglerde patron, söz sahibi olan, TBMM’de yer alan müslüman ,mütedeyyin bayanlar ne diyecektir acaba?

Ve bu bayanlar, özellikle iş güç sahibi olanlar yargıcın huzuruna çıktıklarında “ git kızım karşındaki erkek şahidin iddalarını çürütmek için senin gibi ikinci kadını bul da gel “ dediğinde onuru kırılmayacak mı?

Halife Ömer’in uygulaması örneğiyle, enflasyon dönemlerinde hakkaniyet uygun bir faiz oranının İslama aykırı olamayacağını söylemekte dinen ne sakınca olabilir?

Hukukta adaletin sağlanması, hakkaniyete dayalı çözümlerin elde edilmesi için sosyolojik ve gâi, amaçsal yorumlar esas kabul edilmelidir. Hz. Ömer uygulamasına kulak vermeyen Müslüman hukukçular tutuculuktan, “laikçi çağdaşlarımız ” lafzın yarattığı suçlamalardan kurtulup genişletici amaçsal yorum mantığını anlamaya çalışmalıdırlar.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir