Görüşler

Dünya düzeninin yıkılış sancıları

Dünya düzeninin  yıkılış sancıları

1980'li yılların etkili Savunma Sanayii Müsteşarı Vahit Erdem, 2. Dünya Savaşı'nın galibi ülkelerin kurduğu düzenin 2000'li yıllardan bu yana yıkılışını aşama aşama yazdı. ABD ve Rusya'nın saldırgan politikalar yürüttüğünü belirten Erdem “Küresel devlet aklı ve ölçüleri kalmadı. Dünya başıboşluğun ve keyfiliğin tehdidi altına girdi” diyor.

Dünya devamlı değişimler ve dönüşümlerle bugüne geldi. Kıyamete kadar da çark böyle dönecektir. Çağ dediğimiz köklü değişmelerin içinde yüzlerce büyük oluşumdan geçilir. Medeniyet ve dini değişimler, bunlar arasında insanlığı ve dünya düzenini en ciddi etkileyen olaylardır. Eskinin yerine yeninin kuruluşu çetin bir iştir. Çoklu çatışmalar ve dünya savaşlarının getirdiği yıkımlar da yenilenmeyi ve yeni hamleleri getirir. Her birinde dünya yeniden kurulur.

Egemenler belirlenir. Onlar da kuralları belirler. Bozuluncaya kadar dünyanın güvenlik dengesi böyle işler.

20. yüzyılın ilk yarısında kısa aralıklarla iki dünya savaşı yaşanması da, yeni bir düzenin kurulmasını zorunlu kılmıştır.

1914-1918 ve 1939-1945 yılları arasında cereyan eden bu savaşlarda yüz milyonun üzerinde insan hayatını kaybetti. Çoğu ülkelerde taş üstünde taş kalmadı. İkinci savaşta 1945 yılında ilk defa nükleer silah (Atom bombası) kullanıldı. Bu savaşlarda devletler yıkıldı, yeni devletler kuruldu.

SOĞUK SAVAŞ YILLARI

İkinci Dünya Savaşı galipleri bir araya gelerek yeni bir dünya düzeni kurmak üzere anlaştılar. Almanya’nın Postem şehrinde, ABD Başkanı Truman, İngiliz Başbakanı Churchill, Rusya Devlet Başkanı Stalin bir araya geldi. En son Yalta Konferansı’yla Batı Bloku ile Doğu Bloku arasındaki sınır çizildi. Zaman içinde güncellenen şekliyle Finlandiya’nın doğu sınırı, Baltık Ülkeleri, Doğu Avrupa Ülkeleri (Polonya, Macaristan, Çekoslovakya, Sırbistan, Romanya, Bulgaristan) Sovyetlerle beraber Doğu Bloku’nu oluşturuyordu. Almanya ikiye bölündü, Doğu Almanya Doğu Bloku sınırları içinde ve Batı Almanya da Batı bloku sınırları içinde kaldı. Batı ve Doğu Bloku dışında kalan ülkeler de Üçüncü Dünya Ülkeleri olarak adlandırıldı.

İkinci Dünya Savaşı’ndan Amerika Birleşik devletleri ve Rusya güçlü çıkmış, Avrupa zayıf düşmüştü. Batı Avrupa’yı Rusya’dan ve Komünizmin yayılmasından korumak için 1949’da ABD, Kanada ve Bazı Avrupa Devletlerinin katıldığı NATO güvenlik sistemi (Atlantik Paktı) oluşturuldu. 1952’de NATO’ya Türkiye ve Yunanistan da dâhil oldu. Sovyet Rusya’nın hamlesi gecikmedi: Doğu Blokunun güvenliği için, 1955’de Varşova Paktı kuruldu. Bu iki askeri güce dayalı organizasyon, güç dengesi ile barışı sağlama ve devam ettirme görevini üstlendi. İki bloklu sisteme ‘Soğuk Savaş Dönemi’ adı verildi.

İki askeri güç dengesine dayalı barış dönemi böyle başladı. Bu durumun devamı için güçlendirici hamlelere girişildi. Her bloktan devletlerin katıldığı Birleşmiş Milletler başta olmak üzere çok sayıda ve değişik alanlarda uluslararası teşkilat kuruldu. Böylece ülkeler güvenlik, ekonomik, çevre, sağlık gibi pek çok alanda işbirliği yapmanın yollarını açtılar.

YUMUŞAMA DÖNEMİ

1960’ların sonunda, silahlanma yarışı yerine, yumuşama dönemi başlatıldı. Stratejik silahlanmaya sınırlar koyan anlaşmalar yapıldı. Böylece ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmelere daha çok kaynak ayırma imkânı yaratıldı.

İlave olarak 1970’lerin başında, barışı ve işbirliğini daha da güçlendirmek ve genişletmek üzere, Batı, Doğu Bloku ve Üçüncü Dünya Ülkeleri’nden 38’inin katıldığı toplantıda, Helsinki Nihai Senedi imzalandı.

Bu anlaşmada ülkelerin; hak eşitliği, toprak bütünlüğü, sınırların dokunulmazlığı, iç ve dış işlerine karışmama, anlaşmazlıkların barışçıl yolla çözülmesi gibi çok önemli maddeler yer alıyordu.

Ayrıca ekonomi, bilim, teknoloji ve diğer alanlarda işbirliği için önemli maddeler vardı. Bu nihai senedin takibi ve uygulanması için de Avrupa Güvenlik İşbirliği Teşkilatı (AGİT) kuruldu. Geniş kapsamlı bu güvenlik sistemi ile dünyada ekonomi, bilim ve teknolojide büyük gelişmeler kaydedildi.

Soğuk Savaş Dönemi ve oluşan güvenlik sistemi 50 yıla yakın sürdü.

SİSTEMİN ÇÖKÜŞÜ

Sovyetler Birliği, Rus hegemonyasına dayalı, kozmopolit bir milletler ve devletler topluluğu idi. Komünizm ideolojisi bu topluluğu değişen dünya şartlarında dünyadaki gelişmelere ayak uyduramadı, halkı memnun edemedi ve rejim sürdürülemedi. Batı’dan az sayıda gidiş gelişlerde bu da görülür hale gelmişti.

Özal’ın Başbakanlığı döneminde 1987’de Sovyetler Birliği’ne resmi bir ziyaret için gitmiştik. Moskova ve Leningrad’da yürürken gençler peşimize takıldı. Ellerinde bir tomar ruble ile kolumuzdaki saatleri ısrarla satın almak istediler. Bizim için önemli bir göstergeydi. Aramızda bu rejimin sonuna yaklaşıldığını tartışmıştık. Nitekim 1989’da Berlin Duvarı yıkıldı. 1990’da Varşova Paktı ve 1991’de Sovyetler Birliği dağıldı.

İki kutuplu, güç dengesine dayalı güvenlik sistemi çökünce ABD olağanüstü bir güç kazandı. Dünya tek kutuplu hale geldi. Küresel düzende denge hızla bozuldu. Tek kutupluluk keyfiliğe zemin oluşturdu. Savaşların yeniden başlamasına, devlet dışı aktörlerin çoğalmasına ve terörizmin yayılmasına yol açtı.

SAVAŞ VE KARGAŞADÖNEMİ

1990’da Saddam Hüseyin -belki de Sovyetlerin dağılmasını fırsat zannettiğinden- Kuveyt’i işgal etti ve Amerika için ilk dış müdahalenin yolunu açtı. BM kararı ile Birinci Irak Savaşı’nı başlattı ve Irak’ı Kuveyt’ten çıkardı.

11 Eylül 2001’de Irak orijinli teröristler üç uçağı kaçırarak Pentagon ve Dünya Ticaret Merkezi’ne intihar saldırısı düzenledi. Bu saldırı hemen herşeyi değiştirdi. ABD 2001’de terörizmle savaş ilan ettiğini duyurdu ve Orta Doğu’yu kendi arzusuna göre yeniden yapılandırmak için strateji oluşturmaya başladı.

ABD’nin tartışmalı BM kararı ile İkinci Irak Savaşı’nı başlatarak ülkeyi parçalaması bu stratejinin ilk aşamasıydı. 2 Ekim 2001’de Taliban ve El Kaide’nin hâkim olduğu Afganistan’a askeri operasyonla devam edilmesi de aynı hedefin bir ayağıydı.

Sovyetlerin parçalanmasıyla, Eski Yugoslavya içinde yer alan devletler de bir bir ayrıldılar. Bosna-Hersek’in ayrı devlet olmasını Sırplar kabul etmedi. Büyük Sırbistan peşindeydiler. İç savaş başladı ve 1992’den 1995’e kadar sürdü. Belli bölgelerde Boşnaklara karşı soykırım uygulandı. Yüz bin civarında insan öldü. Avrupa seyretti. Biden döneminde, ABD NATO’yu da devreye sokarak soykırıma müdahale etmek zorunda kaldı. Dayton Anlaşması ile Bosna-Hersek Cumhuriyeti kuruldu.

”ARAP BAHARI”NIN BİTMEYEN KİŞİ

2010’da, Tunus’ta bir seyyar satıcı polis müdahalesi sonucu kendini yakmıştı. Bu olay Kuzey Afrika’da ve Orta Doğuda hüküm süren otoriter rejimlere bir tepki olarak yorumlandı. Nitekim Tunus ve diğer Arap devletlerinde iç karışıklıklar başladı. Bu sürece Batılılar ‘Arap Baharı’ adını verdiler. Yaydıkları görüş, bu başlangıcın söz konusu ülkelere demokrasi getireceğiydi. Otokratik Arap devletleri bu olayı iyi değerlendirerek yönetimde bazı yumuşamaları sağlayamadılar ve halkı rahatlatıcı tedbirleri uygulamaya koyamadılar. Olacakları göremediler. Gerekli düzenlemeleri yapabilselerdi, belki Orta Doğu’nun başına son felaketler gelmezdi. Kargaşa gittikçe arttı, iç çatışmalara dönüştü ve dış müdahalelerin yolu açıldı.

Bu tarihlerde NATO’nun Akdeniz ve Orta Doğu Grubu’nun başkanıydım. Bu ülkelerin iç işlerine müdahale etmeme, mümkün mertebe yatıştırıcı rol oynama konusunda çok çaba sarf edildi. Bazı Avrupa ülkeleri de aynı kanaatte idi. Ancak bunu fırsat sayan bazı devletler askeri müdahalelere başladılar. Başta karşı olan Batı devletlerinden bir kısmı da müdahale eden ülkelerin yanında yer aldılar.

Libya’da iç karışıklık çıktı ve dış müdahale ile parçalandı. 7 Ekim 2023’de Hamas’ın gece yarısı İsrail’e saldırısı Ortadoğu’yu şekillendirme projesinin yolunu açtı. İsrail, ABD desteğiyle Gazze Savaşı’nı başlattı. Soykırıma girişti. Bu fırsat bölgede yayılma planının önünü açtı.
Burada açıkça şu hususu vurgulamak gerekir ki, Orta Doğu’da bu plana ve uygulanmasına yol açılmasında, dünyadan kopuk ve habersiz, halkını bezdirmiş dikta rejimlerinin rolü büyük olmuştur.

Olaylar birbirini izledi: Suriye’de Rusya destekli Beşar Esad ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Esad’ın davetiyle gelen Rusya Suriye’den çekildi. Bu ortamda, ABD ve İsrail, Hamas’a karşı başlattığı savaşı İran’a da yönlendirdi. Devam eden bu savaşın amacı İsrail’in güvenliğini pekiştirmek ve İran petrolünü kontrol altına almaktır.

Bu dönemde Rusya da boş durmamıştı. 2008 Gürcistan’a askeri müdahale ile Güney Osetya’yı ilhak etti ve Abhazya’yı Gürcistan’dan kopardı. 2014’te Kırım’ı işgal etti. Şubat 2022’de Rusya Ukrayna’yı işgal savaşını başlattı ve savaş dört yıldır hala devam ediyor.

OLACAKLAR BELLİYDİ

Geldiğimiz noktada İkinci Dünya Savaşı galiplerinin kurduğu sistem, hem de kendileri tarafından tam olarak çökertildi. ABD ve Rusya daha önce bahsedilen tüm uluslararası güvenlik anlaşmalarını, kuralları ve kurumları çöpe attılar. Küresel devlet aklı ve ölçüleri kalmadı. Dünya başıboşluğun ve keyfiliğin tehdidi altına girdi.

Kaosun egemen olduğu bir düzensizlik yerleşti. Doğuracağı bilinen ve bilinmeyen sıkıntılar peş peşe geldi. Savaşlar, çatışmalar kaosun görünen yüzüdür. Büyük göç hareketleri başladı. İstenen bölgelerde nüfus kaydırmalarına girişildi. Kaosun ve çatışmanın devamı için buna da ihtiyaç vardı. Devletlerarası düzen gidince küresel güven kalmadı. Dünyada orta güç sahibi devletler ciddi tedirginliklerle yeni arayışlara yöneldi. Bu arayışlara paralel kargaşa ve çıkarılan savaşlar, çatışmalar devam ediyor ve nerede duracağı da belli değil.

Yaşananlar, değişecek dünya dengeleri karşısında itirazlar ve tavır alışlar olarak anlaşılabilir. Amerika’nın birinci devlet pozisyonunu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya geldiğini görmesi önemlidir. Süreci zamana yaymak istediği, değişimi geciktirmek istediği ve gücünü toparlayarak kalabildiği kadar başta kalmak istediği yorumları doğrudur.

ÇOKLU ÇATIŞMA ÇOKLU KRİZ

Bunun için ilk hedefin Rusya olması önemli bir tercih. Ukrayna çatışmasıyla dört yıldır uğraştırılıyor. İstenen Rusya’yı yenmekten çok zayıf düşürmekti. Meşgul ederek zaman kazanmak ve dünyada olan bitenle birinci dereceden ilgilenemez hale getirmekti. Ukrayna’nın büyük acılar yaşaması pahasına büyük ölçüde başarıldı. Tabii Rusya pozisyon kaybetmedi ama kan ve güç kaybetti. 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Amerika’nın karıştığı her işte olan burada da oldu. Başlangıçta söylenen problemler çözülmediği gibi başka sıkıntılar da devreye sokuldu. Var olan düşmanlıklar pekişti, yenileri eklendi.

Birkaç yerde birden patlak veren çatışma ikliminin zamanlaması da dikkat çekicidir. Krizin merkezinin Arap Baharı’yla karıştırılan Mağrip ülkelerinden Orta Doğu’ya kaydırılacağı belliydi. Irak ve Suriye’den Gazze’ye, oradan İran’a kadar kademeli bir karışıklık ve müdahale düşünüldü. Bunun için yapılacak iş mıntıka temizliğine imkân verecek hazırlıkların tam yapılmasıydı. Bölgede Türkiye dâhil pek çok ülkenin türlü problemlerle iç dinamiklerinin hareketi önlendi veya kısıtlandı. Bölge insanı yüzbinlerle canını kaybetti. Kalanlar da iç-dış meseleler ve krizlerle can derdine düştü. Kendisiyle uğraşır hale gelen memleketler olana bitene karşı tavır koyamayacak hale geldiler. Trump’ın oyun oynadığı alanın böyle hazır hale geldiği veya getirildiği söylenebilir.

PEKİ NE OLACAK?

Demek ki kaosun yönetiminde zannedildiği kadar büyük bir kaos yok. Kaos istenendir. Bu görülüyor. Trump’ın ölçüye sığmaz davranışı arkasında ortalığı düzene sokan bir akıl olduğu da görülüyor.

Hedef az çok belli de nasıl bir sonuç çıkacağı şimdiden kestirilemez. ABD kendi önderlik ettiği birçok uluslararası organizasyondan çıkmaya başladı. Bugüne kadar 70’den fazla uluslararası kuruluştan ayrıldı. Amaç, müttefikleri yanında tutarak tek başına hareket kabiliyetini devam ettirmek gibi görünüyor. Asıl maksadın Çin’i durdurmak olduğu da açık. Yalnız, enerjisini İsrail’i rahat ettirecek bir Orta Doğu kurmaya harcayan Amerika’nın Çin’le karşılaşıncaya kadar çok yıpranacağı ihtimali de ortada.
Türkiye’nin çok temkinli olması, rasyonel ve ülke menfaati odaklı politikalar uygulaması gerektiği bir döneme girdik. Çok bilinmeyenli denklemde hatasız yürümekle zararın azalması sağlanabilir.

*Vahit Erdem, 1980'li yılların Savunma Sanayii Müsteşarı, siyasetçi ve emekli büyükelçi.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir