Uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi uzmanı olan Levent Baştürk, ABD’nin İsrail Başbakanı Netanyahu hakkında Gazze’deki soykırım için tutuklama kararı çıkartan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne karşı başlattığı yıpratma çabalarını yazdı. Trump yönetiminin amacına da değinen Baştürk ‘Washington, denetleyemediği bir uluslararası yargı kurumunu sistemli biçimde işlemez hâle getirmek istiyor’ dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) karşı başlattığı taarruz, sıradan bir yetki tartışmasının ötesine geçiyor. Rubio, Mahkemeyi Amerikan egemenliğine yönelmiş siyasî bir tehdit olarak tanımlıyor ve gerekirse “tuğla tuğla” sökeceklerini söylüyor. Mahkeme üyelerine ekonomik yaptırımlar, vize yasakları, UCM görevlileriyle iş birliği yapan kuruluşların hedef alınması ve üye devletlere baskı uygulanması bu politikanın araçları arasında. Amacın yalnızca belirli kararları durdurmak olmadığı açık: Washington, denetleyemediği bir uluslararası yargı kurumunu sistemli biçimde işlemez hâle getirmek istiyor.
UCM’NİN YETKİSİ VE WASHİNGTON’UN İTİRAZI
1998 tarihli Roma Statüsü’yle kurulan UCM; soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçlarından sorumlu bireyleri yargılar. ABD, İsrail, Rusya, Çin ve Türkiye Statü’ye taraf değildir. Ancak taraf olmamak mutlak dokunulmazlık sağlamaz; iddia edilen suç bir taraf devletin toprağında işlenmişse Mahkeme, failin vatandaşlığına bakmaksızın yetki kullanabilir. Afganistan soruşturması bu nedenle Amerikan askerleri ve CIA personeline ilişkin iddiaları da kapsadı. Bununla birlikte UCM’nin Amerikalılar üzerinde sınırsız bir yetkisi yoktur; taraf devlet toprağı, vatandaşlık veya BM Güvenlik Konseyi sevki gibi somut bir bağ gerekir. Tamamlayıcılık ilkesi uyarınca öncelik gerçek ulusal soruşturmalardadır.
Washington’un UCM’ye mesafeli tavrı yeni değildir. Clinton yönetimi Roma Statüsü’nü imzaladı ama Senato’ya sunmadı; George W. Bush yönetimi ise taraf olma niyetinden vazgeçti. 2002 tarihli Amerikan Askerî Personelini Koruma Yasası UCM’yle iş birliğini sınırladı. Birinci Trump yönetimi Afganistan soruşturması nedeniyle Başsavcı Fatou Bensouda’ya yaptırım uyguladı. Biden bu yaptırımları kaldırsa da ABD ve İsrail üzerindeki UCM yetkisini reddetti. Rubio’nun farkı, bu köklü Amerikan istisnacılığını Mahkemeyi kurumsal olarak tasfiye etmeyi amaçlayan daha saldırgan bir projeye dönüştürmüş olmasıdır.
İSRAİL, RUBİO’NUN DÜNYA GÖRÜŞÜ VE ÇİFTE STANDART
Girişimin doğrudan katalizörü, UCM’nin 21 Kasım 2024’te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve Savunma Bakanı Yoav Gallant hakkında çıkardığı yakalama kararları oldu. Mahkeme, Gazze’de savaş yöntemi olarak aç bırakma, katliam ve diğer insanlık dışı eylemler bakımından makul gerekçeler bulunduğunu açıkladı. Filistin’in Roma Statüsü’ne taraf olması nedeniyle UCM, Gazze, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’teki suçları inceleyebileceğini savunuyor. Trump’ın Şubat 2025 tarihli kararnamesi ise UCM’nin ABD ve İsrail’e yönelik işlemlerini ulusal güvenlik tehdidi ilan etti.
Rubio’nun İsrail yanlısı çizgisi Dışişleri Bakanlığı göreviyle başlamadı. Siyasete adım attığından beri İsrail yanlısı çevrelerin desteğine sahip olan Rubio, senatörlüğü döneminde de UCM’nin girişimlerini “siyasî hedef alma” ve “yetki aşımı” olarak niteledi. İsrail’i Yahudi-Hristiyan Batı medeniyetinin Ortadoğu’daki ileri karakolu olarak gören Rubio, Netanyahu hükümetine yönelik soruşturmayı Amerikan güvenlik düzenine yönelmiş bir saldırı olarak görüyor.
Rubio, neo-muhafazakâr müdahalecilik ile Trumpçı “Önce Amerika” egemenlikçiliğini birleştiren bir dünya görüşüne sahip. 2026 Münih Güvenlik Konferansı’nda ortaya koyduğu “Yeni Batı Yüzyılı” tasavvurunda Batı’nın yeniden askerî, ekonomik ve kültürel üstünlük kurması çağrısını yaptı. 1500’den 1945’e uzanan dönemi Batı’nın güç sayesinde dünyaya yön verdiği bir yükseliş çağı olarak niteleyen bu anlatı, 1945 sonrasında kurulan uluslararası hukuk düzenini Batı’nın kendi gücünü bağlayan bir gerileme süreci gibi sunuyor. Rubio’nun yeni yüzyılında eşit devletlerin ortak hukuku yok; Washington’un liderliğinde yeniden hiyerarşik hâle getirilen bir Batı var. Avrupa’dan beklenen de stratejik özerklik değil, Amerikan çizgisine bağlılık.
Bu çerçevede ABD küresel düzeni kurma hakkına sahip olduğundan, aynı kuralların Amerikan yöneticilerini ve müttefiklerini sınırlaması düşünülemez. Rubio’nun 2022’de Rusya’nın Ukrayna’daki suçlarının UCM’ye taşınmasını desteklemesi de bu seçiciliğin göstergesi: Rusya hedef alındığında Mahkeme bir hesap verebilirlik aracı, İsrail hedef alındığında yok edilmesi gereken bir tehdit! Ölçüt UCM’nin hukukî niteliği değil, yargılanmak istenen kişinin rakip mi yoksa müttefik mi olduğudur. Rubio’nun CIA’in ağır sorgulama yöntemlerini belgeleyen 2014 tarihli Senato raporunun yayımlanmasına karşı çıkması da aynı hesap vermeme çizgisinin eski bir örneği.
TASFİYE STRATEJİSİ
Trump yönetiminin uluslararası kuruluşlara bütünüyle karşı olduğunu söylemek doğru olmaz. NATO, ikili ittifaklar ve yaptırım koalisyonları korunmakta; kabul edilmeyen şey ise Washington’dan bağımsız karar verebilen bir otoritedir. Kurumlar Amerikan gücünü genişlettiklerinde meşru, ABD’yi veya İsrail’i sınırladıklarında “küreselci” sayılır. “Lawfare” söylemi de bu çerçevede kullanılır: ABD için Gazze veya Afganistan’daki eylemler yerine, bunları soruşturma girişimi suç gibi gösterilir.
“Tuğla tuğla sökme” tehdidi şimdiden somut sonuçlar doğurdu. Karim Khan’ın yaptırım listesine alınmasının ardından resmî Microsoft hesabı kapatıldı, Birleşik Krallık’taki banka hesapları donduruldu ve UCM bilişim altyapısını Amerikan şirketlerinden uzaklaştırmaya başladı. Mahkemeye bilgi sağlayan bazı Amerikan kuruluşları da ceza korkusuyla iş birliğini durdurdu.
Rubio’nun UCM’yi yalnızlaştırma stratejisi somut adımlarla ilerliyor. Amerikan büyükelçilikleri, diplomatları ve üst düzey Dışişleri yetkilileri, üye devletleri Mahkeme’den çekilmeye veya en azından UCM’nin Amerikan vatandaşları üzerindeki yetkisini reddetmeye çağırıyor. ABD’nin askerî varlığına ev sahipliği yapan, Amerikan kolluk kuvvetleriyle çalışan ya da Washington’ın yardım ve güvenlik şemsiyesinden yararlanan ülkeler, bu talebe uymamaları hâlinde ilişkilerinin daha sıkı biçimde inceleneceği tehdidiyle karşılaşıyor. Henüz askerî yardım ve silah satışını otomatik olarak kesen genel bir şart açıklanmış değil; ancak bu baskı, Bush döneminde yardımın Amerikan vatandaşlarını UCM’ye teslim etmeme taahhüdüne bağlandığı ikili dokunulmazlık anlaşmalarının mantığını yeniden canlandırıyor. Bu anlaşmaların önemli bir bölümü zaten yürürlükte.
Washington ayrıca Güvenlik Konseyinde yeni dosyaların UCM’ye sevkini veto edebilir. Fakat Filistin gibi Güvenlik Konseyi kararıyla açılmamış mevcut soruşturmalar bu yolla durdurulamaz. Bu nedenle asıl strateji, yabancı hâkim ve savcıları, insan hakları kuruluşlarını ve Mahkeme’ye hizmet sağlayan aktörleri yaptırımlarla hedef alarak ödeme kanallarını, bankacılık hizmetlerini, yazılım ve teknolojik desteği, hukukî yardımı, delil iş birliğini ve siyasî desteği aşındırmak üzerine kurulu.
UCM’yi resmen kapatmaktan çok, onu soruşturma yürütemez ve kararlarını uygulatamaz hâle getirmek asıl amaç.
Baskının devletler düzeyindeki ilk sonuçlarından biri Venezuela’nın 24 Temmuz 2026’da Roma Statüsü’nden çekilme bildiriminde bulunması oldu. Caracas, UCM’yi Afrika ve Latin Amerika’ya karşı “coğrafi yanlılık” göstermekle suçladı. Bu eleştirinin tümüyle temelsiz olduğu söylenemez. İşin gerçeği Venezuela da çekilme sürecini Rubio’nun kampanyasından önce başlatmıştı. Buna rağmen kararın Rubio’nun hamlesinden hemen sonra resmileşmesi ve bunun Washington tarafından UCM’yi parçalama girişimine destek olarak alkışlanması, ona yeni bir siyasî işlev kazandırdı.
Küresel Güney adına dile getirilen seçicilik eleştirisi, Mahkemeyi daha evrensel kılmaktan ziyade ABD ve İsrail’in hesap verebilirlikten korunmasına hizmet eden tasfiye çizgisine bağlandı.
SONUÇ: EMPERYAL DOKUNULMAZLIK
Rubio’nun UCM’yi etkisizleştirme arayışı; Amerikan askerleri ve yöneticileri için önleyici dokunulmazlık yaratmayı, İsrail’i hesap verebilirlikten korumayı ve Trumpçı yürütmenin önündeki dış sınırları kaldırmayı amaçlıyor. Savunulan egemenlik tek yönlüdür. Amerikan egemenliği mutlak dokunulmazlık kaynağı sayılırken, Roma Statüsü’ne katılan devletlerin kendi topraklarında işlenen ağır suçları uluslararası yargıya taşıma yönündeki egemen tercihleri değersizleştiriliyor.
UCM’nin kusursuz bir kurum olmadığı açık. Afrika’ya aşırı yoğunlaşması, güçlü devletler karşısındaki yavaşlığı ve devlet iş birliğine bağımlılığı nedeniyle eleştiriyi hak ediyor. Fakat reform ile tasfiye aynı şey değildir. Rubio daha tarafsız bir mahkeme önermiyor; ABD ve İsrail’e yaklaşamayan bir hukuk düzeni istiyor. Bu saldırı,1998’de kurulmuş bir mahkemeden ziyade, Nürnberg’den bu yana devlet egemenliğinin savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar için mutlak sığınak oluşturamayacağı düşüncesini hedef alıyor. Asıl hedef, uluslararası hukukun ABD’ye ve onun koruduğu müttefiklere uygulanmasını engelleyen kalıcı bir dokunulmazlık düzeni kurmaktır.
