Görüşler

Siyasetin bedeli: Kim ödüyor, nasıl ödüyor?

Siyasetin bedeli: Kim ödüyor, nasıl ödüyor?

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Türkiye’de siyasetin yapısal sorunlarınını yazdı. Bu sorunların Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası, Siyasi Etik Yasası ve siyasetin finansmanı mevzuları olduğunu söyleyen Ekmen, tespit ve çözüm önerilerini sıraladı.

Türkiye’de siyasetin yapısal sorunlarını çözecek, en az Anayasa kadar önemli başlıklar sayılsa Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası, Siyasi Etik Yasası ve siyasetin finansmanı mevzuları akla gelir. Bu dört yasa veya düzenleme ihtiyacı nedense iktidar gibi muhalefetin de gündeminde hak ettiği kadar yer bulmaz. Bu yazı siyasetin finansmanı üzerine tespit ve önerilerde bulunmaya çalışacaktır.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 61 inci maddesine göre partilerin gelir kaynakları:

a) Parti üyelerinden alınacak giriş aidatı ile üyelik aidatı,
b) Partili milletvekillerinden alınacak milletvekilliği aidatı,
c) Milletvekili, belediye başkanlığı, belediye meclis üyeliği ve il genel meclis üyeliği aday adaylarından alınacak özel aidat,
d) Parti bayrağı, flaması, rozeti ve benzeri rumuzların satışından sağlanacak gelirler,
e) Parti yayınlarının satış bedelleri,
f) Üye kimlik kartlarının ve parti defter, makbuz ve kağıtlarının sağlanması karşılığında alınacak paralar,
g) Parti tarafından düzenlenen balo, eğlence ve konser faaliyetlerinden sağlanacak gelirler,
ğ) Parti mal varlığından elde edilecek gelirler,
h) Bağışlar.
ı) Devlet tarafından yapılan yardımlardır.

Madde, üye aidatları, aday adaylığı aidatı, bağışlar, parti faaliyetlerinden elde edilen gelirleri sayarak oldukça katılımcı bir finansman modeline kapı aralamaktadır. (2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 66. maddesi uyarınca, gerçek ve tüzel kişilerin aynı yıl içerisinde bir siyasi partiye yapabileceği bağışın üst limiti 2026 yılı için kişi başı 634.210,94 TL'dir.) Gelirler için tek yasak ise aynı Kanun’un 66’ncı maddesinde zikredilmiştir: “Siyasi partiler, yabancı devletlerden, uluslararası kuruluşlardan, Türk uyrukluğunda olmayan gerçek ve tüzel kişilerden herhangi bir suretle ayni veya nakdi yardım ve bağış alamazlar”. Ancak uygulamada on gelir kaleminden sadece biri yasaldır: Hazine yardımı.

Siyasi partilerin rutin olarak yayımlanan gelir-gider tabloları incelendiğinde, örneğin AK Parti'nin 2023 yılı tablosunda, gelirlerin %91’inin hazine yardımlarından, %8.7’sinin ise parti mal varlığı gelirlerinden oluştuğu görülmektedir. Aynı tabloda üye aidatlarına ilişkin kalemin boş bırakıldığı dikkat çekmektedir. Bu durum, bazı yıllarda söz konusu kalemin tamamen devre dışı bırakılmış olabileceğini ve başka bir gelir unsurunun da görünmediğini ortaya koymaktadır. Tablonun gösterdiği bir diğer husus ise katılımcı, tabana yaygın bir gelir modelinden söz edilemeyeceğidir.

(https://www.akparti.org.tr/media/hlwpftjp/01-01-2023-31-12-2023-tarihleri-arasi-genel-merkez-gelir-gider-cetveli.xlsx)

graf1.png

graf2.png

(https://chp.org.tr/yayin/39-olagan-kurultay-part-mecls-calisma-raporu/Open)

AK Parti ile karşılaştırıldığında bağış ve yardımlar dışında ana kaynağın devlet yardımı ve buna bağlı mevduat geliri olduğu görülür.

SİYASİ FİNANSMANDA DEVLETİN ROLÜ

2 Mart 2014 tarihinde hazine yardımı almak için gerekli oy oranı %7 oranından %3’e düşürülmüştür. 2026 yılı hazine yardımı toplamı 6 milyar 432 milyon 785 bin liradır. Bu miktarın partiler arası dağılımı ise şu şekildedir:


 AK Parti: 2 milyar 559 milyon 172 bin lira
 CHP: 1 milyar 820 milyon 382 bin lira
 MHP: 723 milyon 697 bin lira
 İYİ Parti: 695 milyon 669 bin lira
 DEM Parti: 633 milyon 864 bin liradır.


Hazine yardımı, dinamik olarak bütçenin gelir kalemlerinin beş binde ikisine karşılık gelen bir paydır. Yıl içinde vergi gelirleri arttığında pay da oransal olarak artar. Bu oran bu yıl için 6,4 milyar liralık bir tutara karşılık gelir. Kanun yerel seçim yapılan yıllarda bu miktarın iki katı, genel seçim yıllarında ise üç katı ödemeyi öngörür. Dolayısıyla, 2026 yılı örneğinde, bir genel seçim kararı alınması halinde, hesaplamalara göre yaklaşık 19,2 milyar liralık bir kaynağın siyasi partilere dağıtılması söz konusu olacaktır.

Devlet yardımı doğru dizayn edildiğinde ve adil dağıtıldığında siyaseti; sermaye sahiplerine, medya ağlarına veya delege yapıları üzerinden oluşan güç odaklarına karşı koruyan bir güvence alanı oluşturabilir. Ancak uygulamada adil dağıtıma ilişkin tartışmalar bir yana, devasa miktarlarda yardım alan partilerin dahi finansman teminin dayattığı kirliliklerden korunduklarını iddia etmek güçtür.

AVRUPA’DA DEVLET YARDIMLARI

Siyasi partilerin devlet yardımı ile desteklenmesi Türkiye’ye özgü bir durum değildir. Avrupa’da farklı modeller uygulansa da genel kabul devlet desteği yönündedir.

Avusturya’da %1, Yunanistan’da %3, İsveç’te %2,5 oy oranı şartıyla; İspanya’da ise yardımın üçte birinin sandalye, üçte ikisinin oy sayısına göre dağıtıldığı karma bir kamu finansmanı sistemi bulunmaktadır.

Fransa, 1988 sonrasında yardımın yarısının oy oranlarına, diğer yarısının ise parlamentodaki sandalye sayısına göre dağıtıldığı bir sistem kurmuştur. Söz konusu formül, parti kurmayı teşvik ettiği gerekçesiyle Fransa’da da eleştiri konusu olmayı sürdürmektedir.

İtalya’da ise 1993 yılında doğrudan kamu finansmanı kaldırılmış, ancak seçim giderlerine yönelik kamu geri ödemeleri devam etmiştir. 2013 yılında ise doğrudan kamu finansmanı ve seçim geri ödemeleri kaldırılarak farklı bir finansman modeline geçilmiştir.

HEGEMONYA SORUNU

Türkiye’de siyasi parti kurmak, partiyi ilk seçime kadar başarıyla taşımak ve hazine yardımı limiti olan %3’lük başarıyı elde etmek başkanlık sisteminin dayattığı düalist yapıda oldukça zorlaşmış durumda. Mevcut modelde, örneğin 2023 Türkiye Genel Seçimleri sonrasında kurulan bir parti beş yıl boyunca devlet yardımından faydalanamayacaktır. Bu durum, devlet yardımı alan partilerin hegemonyasını güçlendirmektedir.

Bu nedenlerle hazine yardımını, başarılı bir kuruluş ile seçme girme yeterliliği elde etmiş, e-devlet uygulaması aracılığıyla belirli bir üye sayısına ulaşmış partilere de açmak gerekir. Bu öneride; seçime katılma yeterliliğini elde etmiş bir partinin e-devlet girişli ve onaylı %1 seçmen oranına (bugün için yaklaşık 700.000) ulaşması durumunda takip eden yıl hazine yardımından faydalanmasını sağlamak siyasi rekabeti daha adil hale getirir.

DEVA Partisi’nin devlet yardımı alma eşiğinin genel seçimlerde %1 olarak belirlenmesi ve toplam yardımın dörtte birinin eşit biçimde dağıtılarak, kalan kısmının oransal olarak paylaştırılması yönündeki teklifini not etmek gerekir. Mevcut formülde ise devlet yardımının tamamı oransal olarak dağıtılmaktadır.

HAZİNE YARDIMININ TEŞKİLATLAR İLE PAYLAŞILMASI

Hazine yardımları doğrudan genel merkeze aktarılmakta, bu kaynağın teşkilatlarla ya da adaylarla paylaşımına ilişkin bağlayıcı bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durum, devlet yardımının koruyucu fonksiyonunun yerellerde karşılık bulmaması sorununu yaratmaktadır. Belediyeler, il genel meclisleri finansman açığını kapatmak için birçok yanlışın parçası olmaktadır.

DEVA Partisi, parti tüzüğünde hazine yardımının üçte birinin yerel teşkilatlarla paylaşılmasına ilişkin bir hükme yer vererek paylaşımı parti iç hukuku ile zorunlu hale getirmiştir. Paylaşıma dair düzenleme yapan partiler giderek artmaktadır. Doğru olan bu paylaşımı kanuni bir düzenleme ile zorunlu ve denetlenebilir hale getirmektir.

KAMPANYA DÖNEMİ

Siyasi parti ve adayların finansal anlamda en çok zorlandığı takvim kampanya dönemleridir. Rutin giderleri bir şekilde yöneten partiler/adaylar kampanya döneminde kaynağı belirsiz bağışlara açık hale gelmekte bu da seçim sonrası karar alma süreçlerini ağır bir şekilde etkileyen borçlanmalar yaratmaktadır.

Siyasi Partiler Yasası, genel seçimlerde yıllık yardımın üç katı, yerel seçimlerde ise iki katı tutarında devlet yardımı verilmesini düzenlemek dışında, kampanyanın mali yönetimine ilişkin herhangi bir şeffaflık ve denetim mekanizması içermemektedir.

Kampanyalara dair tek düzenleme Cumhurbaşkanlığı seçimleri için söz konusudur. Aday kampanyasını bağışlarla yönetecektir. Bağışçılar için belirlenmiş limitler vardır. 2023 Türkiye seçimlerinde her bir adaya, her bir tur için bireysel bağış sınırı 55 bin 598 lira idi. Bu sınırın aşılması mümkün değildir. Sınırın aşılması halinde ilgili tutar ve kampanya süreci sonunda elde kalan miktar hazineye intikal ettirilir.

Belediye başkan adaylarının, belediye meclis üyelerinin, muhtarların ve milletvekillerinin kendi kampanyasını nasıl yürüteceğine dair bir mevzuat düzenlemesi bulunmamaktadır. Adeta bu kişiler adaylık sürecini "bir şekilde halleder" anlayışı vardır. Bu durum, siyasetin finansmanında kayıt dışı ve denetimsiz alanların ortaya çıkmasının önemli sebeplerindendir. Belediyelerin imar rantı ile oluşturduğu kayıt dışı gelir de siyasetin finansmanındaki en önemli kalemlerden biridir. Oysa kanunun, siyasi partiler gibi adaylarla ilgili de bir finansman modeli getirmesi ve bu kampanya bütçelerinin denetlenmesi gerekir.

MAHKEME DENETİMİ

Anayasa Mahkemesi siyasi parti giderlerini her yıl denetler. Ancak bu, meşhur hukuki ifadeyle bir "yerindelik denetimi" değildir. Parti genel başkanları, merkez ve il teşkilatları kesin hesaplarını her yılın haziran ayının son gününe kadar Anayasa Mahkemesi’ne sunmak zorundadır. Ancak il teşkilatlarına ait defter ve belgeler bazı özel durumlar dışında incelemeye tabi tutulmamaktadır. Anayasa Mahkemesi usule aykırı harcamalar için ilgili partiyi borçlandırır.

Cumhurbaşkanlığı seçimi gibi diğer tüm seçimli görevlerde (muhtar, belediye meclis üyesi, il genel meclis üyesi, belediye başkanı, milletvekili) hatta seçimli meslek örgütleri (oda, borsa, birlikler) seçiminde bağış hesabı açılması zorunlu olmalı, kampanya muhasebe kayıtları denetlenmeli, usule aykırı harcamalar gibi gelir ve gider uyumsuzluğu halinde mali ve cezai sorumluluklar kanunla düzenlenmelidir.

Partilere yardım ve harcama mevzusu gündemde olmakla birlikte adayların hatta aday adaylarının kampanya bütçe yönetimi neredeyse hiçbir siyasi partinin gündeminde değildir. Bu husus, mevzuat içerisinde büyük bir boşluk ya da bir tercih alanı olarak varlığını sürdürmektedir.

MEDYA -SİYASET -FİNANSMAN

Siyasetin finansmanı rutin giderler ve kampanya harcamalarından ibaret değildir. Medya ekosisteminin ve sivil toplum düzeninin finansmanı da söz konusudur.

Geçmiş dönemde medya, siyaseti dizayn ederek Türkiye siyasetini olumsuz yönde etkilemekteydi.

Günümüzde ise medyanın finansmanın kamu tarafından karşılandığı görülmektedir.

AK Parti iktidara geldiği ilk dönemde, Star Gazetesi satın alınmış; bu adım, o dönem tartışma konusu olmamıştır. Daha sonraki süreçte ATV (Turkuvaz Medya) devralınmış, ardından Doğan Medya'nın devri gerçekleşmiştir. Bu süreçte Demirören Medya Grubu ve Doğuş Grubu gibi yapılar da etkisizleşmiştir.

Dönüşüm süreci devam ederken ATV bünyesinde önce A Haber, ardından A Spor ve A Çocuk gibi yeni kanallar kurulmuştur. Bu yapılar, yıllık bazda milyar doları aşan çok ciddi bütçeleri gerektiren organizasyonlardır. Söz konusu finansmanın televizyonların reklam kuşakları yanında kayıt dışı aktarım mekanizmaları üzerinden de sağlanmaktadır.

Medyanın tek sesli ve kontrol altında bir yapıya kavuşturulması stratejik bir tercihtir. Turkuvaz Medya, Doğuş Grubu ve Demirören Medya Grubu gibi yapılar bu dönüşüm sürecinin parçalarıdır. Doğan Medya'nın satın alınmasının, Ziraat Bankası ve Halkbank tarafından finanse edilmesi, ki 1,2 milyar dolarlık borcun yaklaşık 800 milyon dolarlık kısmının defalarca yapılandırma yapılmasına rağmen ödenmediği tespit edilmiştir. Bazı yapılandırma uygulamalarında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı aracılığıyla imar düzenlemeleri yapılarak, düşük değerli bir taşınmazın yüksek değerli gösterilmesi ve mahsuplaşma yoluyla finansal denkleştirmeye gidilmesi gibi uygulamalar da yapılmıştır.

Doğan Medya'nın devralınması sürecinin kamuya bir başka maliyeti de Milli Piyango'nun Demirören Grubu'na devredilmesidir. Piyango ve loto türü oyunların bu kapsamda yeniden yapılandırıldığı, günümüzde ise cep telefonu üzerinden erişilebilen çok sayıda casino, bahis, iddia ve loto benzeri ürünün bu sistem aracılığıyla geniş bir erişim alanına kavuştuğu görülmektedir; haliyle rant ve imtiyaz devri yaşanmaktadır.

TMSF yönetiminde olan medya gruplarının yayın politikası ortadadır. Bu grupların satış süreci ise karşımıza Doğan Medya satın alımının yeni örneklerini çıkarmaktadır.

İktidara yakın sivil toplum örgütlerinin ve medya kuruluşlarının faaliyet ve yayınlarına bakıldığında doğrudan kamu bankaları, kamu şirketleri ve dünya çapında en çok ihale alan belirli sayıda firmalar tarafından fonlandığı görülmektedir.

SİVİL TOPLUMUN FİNANSMANI

Siyasi partiler ile sivil toplum arasındaki ilişki farklı seviyelerde ve sürekli olarak var olagelmiştir. Partiler bu örgütleri tam finansmandan kısmi veya etkinlik bazlı desteklere kadar farklı derecelerde fonlamaktadır. Devlet kaynakları gibi belediyelerin de kaynak aktarımında etkin olduğu görülmektedir.
Mesele bütüncül olarak ele alınmalı, sadece siyasetin değil, medya ve sivil toplumun finansmanının da senkronize ve bütünleşik bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Bu desteklerin ahlaki normlara uygun, şeffaf, yasal ve denetlenebilir bir çerçevede yapılandırılması gerekir.

KAMU GÜCÜ İLE KAMPANYA VE FİNANSMAN

Maalesef birçok yerde kaymakamlıklar ve valilikler, seçim döneminin içinde ya da dışında doğrudan iktidar partisinin propagandası olarak değerlendirilebilecek programlar gerçekleştirmektedirler.

Görevde bulunan belediye başkanlarının çeşitli alanlara büyük fotoğraflar ve imzalar yerleştirmesi de ilk bakışta masum bir uygulama gibi görünse de bir zihniyetin yansımasıdır. Bunun kişisel ya da özel bütçeden yapılan bir harcama olmadığı açıktır. Akıllara şu soru gelmektedir: Seçmen bu uygulamaları denetleyebilmekte midir?

Bunun yanı sıra Başkanlık Sisteminde Bakanlar ve Cumhurbaşkanı, daha önce yasaklı olan kampanya dönemlerinde dahi, kamu bütçesi ve imkanları ile kampanyalarını yürütebilmektedirler.

DAVETİYE USULÜYLE YAPILAN İHALELER

2025 yılı verilerine göre, devletin gerçekleştirdiği ihalelerde davetiyeli iş oranı %92’dir. Davetiye usulüyle ihale yapılması, belirli ve seçilmiş kişi ya da firmaların, yine belirli fiyatlar üzerinden iş üstlenmesi anlamına gelmektedir. Çok sayıda örnekte görüldüğü üzere, 100 lira bedelle üstlenilen bir işin 65 lira seviyelerinde taşere edildiği; bazı durumlarda bu tutarın 50 lira ve altına kadar düştüğü bilinmektedir. Bu yol kullanıldığında siyasete aktarılan miktar kadar siyasetçi, bürokrat ve müteahhit te pay almaktadır. Değişik meşruluk gerekçeleri ve fetvalarla (!) girilen bu yolda artık milyarlarca dolarlık bir karadelik oluşmuştur.

Deprem gibi büyük ölçekli afet durumlarında dahi bu uygulamaların sürdüğü görülmektedir. Toplam maliyetin 100 milyar doları aştığı deprem sürecinde gerçekleştirilen ihalelerin neredeyse tamamı davetiye usulüyle yapılmıştır. İlk aylarda temel hizmetlerin hızlı şekilde sağlanması açısından bu yöntemin tercih edilmesi anlaşılabilir görülse de sürecin ilerleyen aşamalarında da aynı yöntemin sürdürülmüştür. İlk dönemde 4,5 milyon lira bedelle ve davetiye usulüyle ihale edilen bir köy evi, 1 milyon 800 bin seviyesine kadar taşere edilebilmiştir.

Hazine yardımının belirli bir statüye kavuşturulması, bağımsız ve proaktif bir denetim mekanizmasının tesis edilmesi; yalnızca siyasi partiler için değil, adaylar açısından da kayıt, denetim ve harcama tavanı sisteminin getirilmesi; iş dünyası, kamu harcamaları, medya erişimi ve belediye imkânları gibi dolaylı desteklerin disipline edilmesi gibi atılması gereken birçok adıma ihtiyaç olduğu açıktır.

Türkiye'nin ihtiyacı, bütüncül bir siyasi finansman reformudur. Bu reformun merkezinde ise Siyasi Etik Yasası yer almalıdır. Siyasi partilerden adaylara, kampanya harcamalarından medya ilişkilerine kadar geniş bir alanı kapsayan; şeffaflığı, denetimi ve hesap verebilirliği esas alan bir çerçeve kurulmadan bu sorunların çözülmesi mümkün değil.

Asgari reform adımları; Yerel yönetimler ve merkezi iktidarın siyasete kaynak aktardığı alanların denetim altına alınması, rutin giderler gibi kampanyaların da kayıt ve denetim altına alınması, bağışçı kimliği, miktarı ve tarihinin gerçek zamanlı paylaşılması; kamu ihalesi kazanan firmalar için siyasi bağış yasağının getirilmesi, vatandaşın yıllık gelirinin ancak belirli bir yüzdesini bağış yapabilmesi, azami sınırın belirlenmesi, dolaylı finansman kanallarının yasal çerçeve içine alınması ve bağımsız bir siyasi finansman denetim kurumunun oluşturulmasıdır.

Bu unsurların tamamı birlikte hayata geçirilmediği müddetçe kısmi reformların mevcut boşlukları kapatmayacağı, yalnızca yeni gri alanlar üretebileceği göz ardı edilmemelidir. Çünkü mesele sadece paranın miktarı değil; o paranın nasıl toplandığı, nasıl harcandığı ve kimin adına kullanıldığıdır.

*Mehmet Emin Ekmen, Avukat Kamu Hukuku Doktoru DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mersin Milletvekili

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir