Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörü İlhami Güler, ‘Kelime-i Şehadet’ üzerinden şirkin ve putun bugün değişen içeriğini yazdı. Tahtadan ve taştan putların artık olmadığını belirten Güler, altın ve para putlarının egemen olduğunu söylüyor.
İslam’a girişin anahtarı olarak kabul edilen “Kelime-i Şehadet” in içeriği, vahyin nazil olduğu müşrik teolojik-dini ortama göre şekillenmiştir. Çünkü, putperestliğe karşı Tevhidi ve Nübüvveti ispat etmektedir. Bu içerik baki kalmak kaydıyla; çağın ahlaki ve dini sorunları çerçevesinde içeriği, yenilenebilir ve genişletilebilir. Örneğin: Bugün şirkin ve putun içeriği değişmiştir. Artık tahtadan ve taştan putlar yok; İmam, Karizma, Gavs-Kutup gibi, etten ve kandan oluşan dini putlar; Narsizm (istiğna), para-performans, altın ve para putları egemen. Aşağıda bir Kelime-i Şehadet “getireceğim”.
Allah’ım şehadet ederim ki (Eşhedü enne):
1- Tevhit
Nihilist Nietzsche kulunun ilan ettiği gibi, sen ölmedin; ölen, Platon’un “İyi İdesi”, Aristo’nun “İlk Neden”i ve Hristiyanlığın “Teslis”i…dir. Sen, “Hayyu’l-Kayyum, La tehuzuhu sinetun vela nevm=Diri-işbaşında, unutma ve uyku tutmaz.” (2/255) ve 99 “Esmau’l-Hüsna”n ile dip-diri ve hazır-nazırsın. Sen, ne Hinduların “Nirvana’sı (Çok Katlı Sonsuzluk/Kutsal Hiçlik)”, ne Budistlerin “Tao”su, ne, Spinoza’nın “Panteizmi”, ne İbn Arabi’nin “Vahdet-i Vücudu”, ne İşrakilerin “Nuru’l-Envar”ı, ne, Filozofların “Zorunlu Varlık”ı, ne, G.Jung’un “Ruh”u, ne Hegel’in “Geist”i, ne Heidegger’in” “Varlık”ı, ne Levinas’ın –insanın Yüz’üne indirgenmiş- “Öteki”si…sin. Ne de peygamberlerin öğretisini tahrif ederek; seni, kendi teolojilerine hapseden/kiralayan Yahudi (Jahwe), Hristiyan (Teslis), Müslüman (“Hikmetinden Sual Olunmayan”) tanrısısın. Sen, “Her an yeni bir işte (55/29)”, “Hakimlerin en iyisi (95/8)”, “Ğaniyyun anilalemin=Varlıktan/Mevcudattan münezzeh/ap-ayrı/öp-öteki/bam-başka)”, Rahman-Rahim, her yerde hazır-nazır ve herkesi takip ediyorsun. Sünnetullah olarak da kendi mutlak/külli iradeni, yaratıp denediğin insanın cüzî iradesine bağlamış/Adil birisin. Denenmeyi kazananlar, girmiş olduğun riskin ödülü olarak, seni memnun ederken (Allah Rızası); bizleri de Cennetin ile ödüllendirecek, kaybedenleri de Cehenneminde cezalandıracaksın (Ahiret).
2-KÜRESEL DURUM: ORMAN KANUNU-TAĞUTLARIN TANRILIK TASLAMASI (ŞEYTANLIK)
Şehadet ederim ki (Eşhedü enne):
Kadim dönemlerde peygamberlerin öğretisi üzerine oluşan teolojilerin (mezhepler), -başta Hristiyanlık/Kilise olmak üzere- yanlış temsili, Avrupa’da “Aydınlanma”, “Rönesans”, “Reform” ile başlayan ve giderek bütün dünyaya yayılan Promethausçu/Kahraman-Duyumcul kültürün Seküler/Dünyevi/Ontolojik hegemonyasını perçinledi. Bu kültür, yaratılışta insana üflediğin “Ruh/Vicdan kapasitesi (Kalb-i selim, Fuad, Lübb, Nur, Şehit/Şehit, Basiret)”ni inkâr ederek, hayvansı içgüdüyü (Heva) ve şeytansı zekâyı (Yapay-zekâ) işleyerek, bahşetmiş olduğun yeryüzü nimet/lütuf/rızık/ihsan/ikram/rahmetleri, sahipsiz kaynak, rezerv, stok, ganimet olarak görüp talan etmeye başladı (Kapitalizm/Emperyalizm). Buna başkaldıran seküler vicdan (Komünizm/Sosyalizm), maya tutmadı. Vicdanın sigortası olan Sana inanmadan tutamazdı da. Mevcut metafizik çanak, ölümü hiçliğe karışmanın kapısı olarak görünce ve herkes de biricik hayatını dolu-dolu yaşamak isteyince ve dolu-dolu yaşamak da, mevcut kaynaklara sahip olmayı gerektirince; “Orman Kanunu” veya “Tağutluk”, “Politika ve Ekonomi” haline geldi: “Ya, ben; ya, sen”, “Altta kalanın canı çıksın.” Allah’ım, hani bir zamanlar sormuştun ya: “Nereye gidiyorsunuz?” (81/26); şehadet ederim ki bugün: “Bütün bir insanlık, yalana teslim”. ABD, AB, Rusya, Çin “Tağutları (Şeytansı Güç İstenci/Tanrılık Taslama), senin haber verdiğin o büyük günahı işliyorlar: “… yer yüzüne egemen olduklarında, ekosistemi (hars) ve insanlığı (nesl) fesada uğratıyorlar.” (2/205). Bu Tağutların Başkentlerinde, örneğin Londra’da Sadık Han, Newyork’da Zahran Mamdani ve Berlin’de Elif Eralp’ın seçilmesi, -bir şeytanlık (istihbarat aklı) tasarrufu olma ihtimaliyle birlikte- kitlelerin, tağutlardan kaçarak, sana ve mesajına inananlara bir tür sığınmadır.
Senin seçtiğin ve onca ihtimam gösterdiğin halde; sana teslim olmayıp, şımarıp, küstah olarak kalan İbrani soyu (İsrail), -Hitler’in kendilerine yaptığı gibi-, bugün komşuları olan Filistinlilere olmadık zulümler yapıyorlar. Teknolojik ve finans gücüne haiz bu mücrimler örgütünün yaptıkları hakkındaki şu beyanına kalpten inanıyorum: “Zalimlerin yaptıklarından Allah’ın gafil olduğunu sanmayın; onları, gözlerin yerinden fırlayacağı güne (Ahiret azabına) erteliyorum.” (14/42). Biliyorum ki, adaleti deruhte etmeyi, dünya hayatında görev olarak müminlere bıraktın. Bu durumdan, petrolün keşfinden sonra, İslam’dan çok, Dolar’a meftun olup, ABD’ye kul olan Arap kralları, insanlık ve biz (mümin olduğunu söyleyenler) sorumludur.
3-İSLAM DÜNYASI VE TÜRKİYE ÜZERİNE ŞEHADETİM
Allah’ım, şehadet ederim ki (Eşhedü enne):
İman ve salih amelin oluşması için bize verdiğin göz ve kulak, üflediğin Ruh (Fuad/Kalb-i Selim) ve bunun aktüalleşmesi için önerdiğin düşünmeyi (teemmül, tedebbür, taabbur, tefekkür, taakkul, tezekkür, tafakkuh…) çok erken dönemlerde terk ederek; biz de, müşriklerin ve Kitap Ehlinin içine yuvarlandığı taklide, alışkanlığa, aşinalığa, cehalete, vurdum duymazlığa düştük. Yükte hafif, pahada ağır olarak kabul ettiğimiz bazı ritüeller ve davranışlar ile seni kandırmaya çalıştık. (“Kitleler, Tanrıyı kandırma peşindedir. ”Spinoza). Bize vadettiğin: “İzzet/onur/şeref/haysiyet, yeryüzünde Allah’a, peygamberine ve müminlere aittir” (63/8) buyruğunu, icra/ifa/ihkak edemedik. Kitap Ehlini nitelemek için şikâyet ettiğin: “Her mezhep, kendinde olan (dogma/kör-inanç) ile emin/memnundur” (30/32, 33/53,) durumuna biz de düştük. Tetikte ve teyakkuzda kalarak (Takva), sürekli içtihat ve icma ile sırat-ı müstakimi/hidayeti/hablullahı/sıbğatullahı/sebilullahı/hikmeti canlı olarak koruyamadık. Kirlenmiş, çürümüş, kokmuş, paslanmış yamalı bohçalar (mezhepler ve tarikatlar) ile seni kandırmaya çalışırken kendimizi kandırdık. İnsanın onulmaz zaafının, Heva (içgüdü/hayvanlık) ve İstiğna (şeytanlık) ile kendini kandırması olduğunu, Kur’an’dan yüzlerce hatırlatma ile biliyoruz.
Bir örnek vermem gerekirse, Hz. İbrahim’in kadim putperestliğe karşı senin tekliğinin sembolü ve sana ibadet etmek için inşa ettiği mabed olan Kâbe’ye Hz. Muhammed ile birlikte -Tevhidin uzantısı olarak- ona yüklemiş olduğun ümmetin sosyal, siyasal, iktisadi, ahlaki evrensel anlamı emnen (emniyet/sığınak) linnas, mesabeten (merkez/kıble) linnas-2/125), kıyamen (destek/kaldıraç) linnas-5/97), asla anlaşılmadı ve icrası, ifası ve ihkakı için bir gayret gösterilmedi. Orası, Senin –hâşâ- “Hiyerofani”n (tecessüm) olarak görüldü. Bundan dolayı da: “Her sene yüzbinlerce ziyaretçi ile dolan Kâbe’nin etrafında ruh birliği meydana gelmiyor. Bunun sebebi ne siyasi ne iktisadi ne de esasında ilmi ve fikridir. Bu halin sebebi, İslam’ın temeli olan Kur’an’ın özü olan ahlakın kaybolmasıdır. Bugünkü Müslümanlar, bir takım geleneksel hareketleri dikkat ve titizlikle yapmaktan başka endişesi olmayan ilkçağın ve ilkel devrin sihirbazlarını (putperestlerini-İG) andırıyorlar. Kur’an’ın harikası olan ilahi ahlak, İslam diyarında çoktan gömülmüştür.” (N.Topçu. İslam ve İnsan. İst. 1970. Önsöz.)
Allah’ım, yine şehadet ederim ki:
Osmanlıyı kuran, yaşatan Saltanat, Şeyhu’l-İslamlık, Tekke-Zaviye (Tarikat) ve Medrese tarafından mayalanıp, pişirilip, temsil iddiasında bulunulan “İlm-i Hal” dindarlığının, deruhte ettiği demografiyi/ahaliyi ahlaki, iktisadi ve siyasi açılardan ayakta tutamayıp çöktüğü, herkes için aleykelbeyandır. M. Âkif, “Safahat”ında bunu terennüm eder. Buna tepki olarak, seküler devrimci kulların, Saltanat-Şeriat ve Tarikatı ilga ederek, Batıyı taklide kalkışmaları (Türkiye Cumhuriyeti), kalan demografi için, bir taraftan “To be or not to be (Varlık-Yokluk Davası)” diğer taraftan, bir travma nedeni olmuştur. Bu travmanın doğurduğu karşı tepki olarak, 1950’lerden sonra iktidara gelen “dindar/muhafazakâr” kulların ise, Osmanlı’yı çökerten teolojiyi (Türk-Tasavvuf Sünniliği), bir taraftan “ihya” etmeye; diğer taraftan “istismar” etmeye başlamışlardır. Bunlara tevessül etmeyen Muhsin kullarını tenzih ederim.
Türkiye’de durumun böyle olması, gayet anlaşılır bir şeydir. Bir taraftan Promethausçu-Kahraman/Seküler-Teknolojik (Yapay-zekâ), Haz-Hız kültürünün küresel hegemonyasının etkisi; diğer taraftan, dinin, imanın ve ahlakın temeli olan vicdan/ruh lambasının/ateşinin yakıtı olan “Hasbî ve Muhasibî Düşünme”nin çoktan kaybolup yerine mukallitliğin, alışkanlığın, aşinalığın, kör-inancın/dogmanın egemen olması. Ortalığı duman/sis kapladığı için, göz gözü görmüyor. “Kurt, dumanlı günü sever”: Hukuksuzluk, hırsızlık, ırzsızlık, utanmazlık, dolandırıcılık, puştluk, yalancılık, kavga-dövüş, itiş-kakış… Her gün yeni bir skandala uyanıyoruz.
4-SONUÇ
Allah’ım, şehadet ederim ki:
Kur’an’da bize yüzlerce kez hatırlattığın gibi, “Hesâbî” düşünmeyi (Heva/Hayvanlık ve İstiğna/Şeytanlık) terk edip; “Hasbi ve Muhasibi” düşünmeyi (tefekkür, taakkul, tezekkür, tafakkuh, teemmül, tabbur, nazar, rey…) başlatıp; bize yaratılışta üflediğin Ruhu/vicdanı diriltmediğimiz ve senden dua ile yardım talep etmediğimiz müddetçe; ortada din-iman ve ahlak olmayacaktır. Dini hayatta tefekkür (takva, tetikte ve teyakkuzda olma) terk edilip vicdan da dumura uğratılıp kararınca; helalın harama, haramın helale dönüştürülmesi, cahil-mukallit müminlerin en kolay yaptıkları şeydir. Şimdilerde ve geçmişte yaygın olarak şahit olduğum da budur. Ehli Kitap gibi kendi kendimizi kandırmaya devam ediyoruz: “Eğer inanıyorsanız; imanınız size ne kötü şeyi emrediyor?!” (2/93).
