Halil Turhanlı ‘Filozofların Şairi’ deği Georg Trakl’ı yazdı. Dışavurumcu şair Trakl’ın sarsıntılarla dolyu yaşamının şiirini derinden etkilediğini belirten Turhanlı, O’nun dile verdiği önemin çok büyük olduğunu belirtiyor ve ‘Trakl için dilin metafiziksel özellikleri önem taşır’ diyor.
Georg Trakl kısa süren ömründe ve edebiyat kariyerinde yirminci yüzyılın büyük şairleri arasına katılmayı başarmıştır. Sarsıntılarla dolu yaşamı onun şiirlerini derinden etkilemiştir. Varlıklı bir Protestan ailesinin oğlu olarak Salzburg’da dünyaya gelen Trakl’ın annesi bunalımlı bir kadındı; hayatı boyunca depresyonla ve afyon bağımlılıgıyla boğuşmuştur. Babası ise soğuk ve mesafeli bir adamdı; çocuklarının yaklaşmalarına izin vermiyordu. Kız kardeşi Grete ile arasında yadırgatıcı ve tartışmalı bir bağ kurulmuştu. Küçük yaşta aldıgı Fransızca egitim sembolist şairlere merakını uyandırdı ve onları okumasını sağladı. Alsaslı mürebbiyesi ona Fransızca eğitim verdi. Bu onun dünya görüşünü önemli ölçüde şekillendirdi. Baudelaire ve Rimbaud beğendiği şairlerin başında geliyorlardı. Bunların yanı sıra Hölderlin’in şiirlerininde hayranıydı. Ayrıca, Nietzsche onun bakışını büyük ve önemli ölçüde şekillendirdi. Mutsuz ve sorunlu ergenlik yıllarında şiir ve felsefe ona sığınak oldu.
1908’de Viyana’da eczacılık diploması aldı. Bu dönem onun yaşamında belirleyici olmuştur. Edebiyat alanında asıl atılımını da bu dönemde yaptı. Birinci Dünya Savaşı’nda Avusturya ordusunda sağlık birliğinde görevliydi. Trajik bir şekilde yirmi yedi yaşında aşırı dozda kokain alarak intihar etti. Ruhsal dengesini büsbütün yitirmişti. Yeni bir insanlığın ortaya çıkmasını umut etmiş ama beklentisi boşa çıkmıştı.
Georg Trakl geçtiğimiz yüzyılında, kısa ömründe en karanlık ve en umutsuz şiirlerini yazmıştır. O kutsalı ararken tükenmişti. Melankoli şiirlerine yansır ve şiirini yoğurur. Çok sayıdaki gönderme şiirini kapalı hale getirir. Dolayısıyla bu şiiri açmak ve anlamak hayli zahmetlidir. Karanlığın, akşamların şairidir o; güneş battıktan sonraki vaktin şairi. Onun şiirinde dil en saf halindedir. Geleneksel dilden farklıdır; hatta geleneksel dile karşıdır, onu çürütür. İçselliğin ifadesi olarak dil. Tanrısal olana yönelen ve varlığın yoğunluğunu ifade eden dil. Bu dile şiirsel ve teolojik yaklaşımdır. Varlığın yoğunlaştığı anlarda konuşulan ve ölümlülerin tanrısal olana gönderme yaptığı dil. Bu şairin dilinin ayırt edici özelliğidir. Onun için dil her şeyin “sessiz başlangıç”ıdır.
Dışavurumcu şair Georg Trakl’ın şiirlerinde kullandığı dil, imgeler ve temalar Heidegger’in ilgisini çekmiş ve onu felsefesinin ilginç konuları arasına almıştır, tıpkı Hölderlin gibi. İnsanın modern dünyada yaşadığı bunalım, dünyanın giderek boğucu ve yaşanılmaz olması, çürüme, ölüme doğru kaçınılmaz yol alış, insandaki ölüm bilincinin yarattığı korku ve karamsarlık, insan yaşamına damgasını vuran hüzün ve yas, bu dünya içinde insanın kurtuluş umudunun bulunmayışı... Trakl’ın şiiri kapalı bulunsa da bu temalarla yüklüdür. O, yaşadığımız dünyaya yabancı bir ruhtur. Batı kültüründeki yozlaşmayı, beri yandan ufukta yeni bir şafagın belirmemesini açıklar. Şiirlerinde çoğu zaman yakıcı bir acıdan bahseder; kaybetmenin verdiği telafi edilmez acı. İşkence görmüş bir ruhun Mesih’vari diliyle söyler.
Birinci Dünya Savaşı’nın dehşetine tanık oldu. Ölümler karşısında dehşete kapıldı. Bu onun kişisel çöküşünü hızlandırdı. Acı ve çürümenin şairi, bu huzursuz kişilik savaşın ilk günlerinde bir psikiyatri koğuşunda aşırı dozda kokain alarak intihar etti; yirmi yedi yaşındaydı. Hüzün ve ölüm birbirini izlemiştir. Ufukta beklediği yeni birşeyler bir türlü çıkıp gelmemiştir. Kutsalla hesaplaşma gibi yakıcı konuları güçlü imgelerle sunmuştur. Şiddete ve yozlaşmaya yönelik insanlığı lanetler. Vaat edilmiş ama verilmemiş ülkenin özlemini çeker. Karl Kraus her dilin bir ahlaki yapıya sahip olduğunu ve dilin erdemlerinin bu yapıda bulundugunu söylemişti. Bu şairlerin dili açısından öncelikle doğrudur. Bir başka deyişle, has şairler erdemli bir dile sahiptirler. Trakl’ın el attığı konular yürürlükteki ahlaki degerlerle çatışır. Bu şiirini erdemli bir dille kurmasına engel değildir. Acının ve ıstırabın gizemli ifadesi ve yoğunluğu vardır şiirinde. Hıristiyanlık imgeleri kullanır. Bu imgeler onun şiirinin temel unsurudur.
Şiirlerinde can çekişen bir dünyanın yasını tutar. Yaklaşan ölüm karşısında derin bir hüznü ve güçsüzlüğü ortaya koyar. Kaybolup giden bir dünya için ağıt yakar. Varoluşun anlamını ancak böyle yönlendirir. İnsanların varoluşsal çıkmazı için yas tutar. Lirik söyleminde ve hüzünlü şiirlerinde tekrarlanan imgelere rastlanır. “Kış sabahında ormandaki patika”da yürüyen şair kişisel sesini çok erken bulmuştur. Onun kıyametçi şiiri İsa’nın kanıyla yazılmıştır. Onun “susuzluğunu şarapla gideren” ruhu sıradan insanın dünyasına yabancıdır. Tanrı önünde tek başına ve yanlızdır. Yozlaşmış Batı’dan tamamen farklı olarak yeni bir şafağın doğmasını bekler.
Trakl’ın çok sonradan keşfedilen “Hölderlin” şiiri Heidegger için önemlididir. Bunun günümüzde de devam ettiği söylenir. Ancak belirtmek gerekir ki Trakl’ın şiiri hakkındaki görüşleri tartışmalıdır. Şiirde sonbaharın ormanda yarattığı muhteşem atmosfer göz kamaştırıcıdır; huzur veren akşam vaktinte av hayvanları korku ve tedirginlik duymadan uyurlar. Hölderlin, Trakl’ın “kardeşi”dir; ona öyle hitap eder. Onu şiirsel dünyasında yol gösterici olarak kabul eder. Hölderlin’in aklını yitirmesini umut verici bir çıkış olarak görmüştü.
Heidegger’in nazarında Trakl, Hölderlin’in hemen yanında durur. Heidegger, “gezgin yabancı” Trakl’ın şiirlerini okumada genelgeçer görüşlere karşı çıkmıştır. Bu şiirleri öncelikle dil açısından ele almıştır. Şiirsel dil kavramını yeniden ele alıp yorumlar. Trakl’ı “bir araç olarak dil” geleneksel anlayışının çok ötesinde görmüştür. Geleneksel anlayış has şairin dilini çözemez. Sıradan insanın sadece dünyevi işleri ifade etmede bir araç olan dili has şairin şiirini okumada yetersizdir. Şairin dili muhalif dildir, karışıklık yaratır. En içsel olanı ifade eder. Geleneksel anlayış bunu anlamada yetersiz ve güçsüz kalır. Batılı insanın düşüşü Trakl’ın şiirinin temasıdır. Bu düşüşü izlemek, dile getirmek şairi tüketir. Şairin dili insan tarafından araç olarak kullanılan ve insanın dünyevi etkinliğinin ifadesi olan dilden bambaşkadır. Şairin dili “ışıldayan varoluş”un karşılığı ve ifadesidir.
Dünyevi işlerin temsili ve insanın dünyevi etkinliğinin ifade aracı olarak dil şair için yetersiz ve yararsızdır. Onun güçlü metafzik dili bambaşkadır; yüceltir ve dönüştürür. Dil insanlar tarafından kullanılan bir araç. Dünyevi işleri ifade eder. Fakat şair dilin ifade etme işleviyle yetinemez. Trakl dili bir araç olarak görmemiş ve kullanmamıştı. Onun için dilin metafiziksel özellikleri önem taşır. Dil sessizlikte yankılanmalı, çınlamalıdır. Dönüştürücü güçe sahip olmalıdır. Dil ancak böyle arınır. Bu yeryüzüne doğaüstü ve ilahi yaklaşımı mümkün kılan dildir.
Heidegger’in Tarkl’ın şiiri hakkındaki düşünceleri şaşırtıcı ve kafa karıştırıcıdır. Geleneksel görüşlere karşı çıkar. Bu Trakl’ın da zor anlaşırlığından kaynaklanmaktadır. Kabul etmek gerekir ki bu şiir hakkında kolay anlaşılır birşey yazılamazdı. Trakl şiirini insanlığın yozlaşmış bütününden ayırır. Şair tüm insanlıktan ayrı bir yönde ilerlerler. O filozofların şairiydi. Filozofların ilği duyacağı ve çözmeye çalışacağı dizeler yazmıştı.
Heidegger’in yazı ve seminerlerinden sonra Trakl kıta felsefe ve edebiyatında daha yoğun ilgi görmeye başlamıştır. Trakl yorumu Heidegger’in Batı felsefesine yönelik eleştirisinin bir parçaşıdır. Şöyle de söylenebilir: Heidegger’deki Batı felsefesinin eleştirisi ile şairin Batılı insana bakışı örtüşürler.
Heidegger’in Trakl şiiri hakkındaki açıklamaları kolay anlaşır olmaktan uzaktır. Onun Trakl okumasında bir gerilim vardır. Bu gerilim Trakl’da şiir ve felsefenin içiçe geçmiş olmasından kaynaklanır. “Akşam ülkesi”nin yatışmayan, huzursuzluk duyan şairinin dizeleri felsefi deger de taşır.
Heidgger sıklıkla şiirde ritmin önemine değinir. Trakl’ın şiirine ilgisini açıklarken onun şiirinde müzik ve ritmin varlığından söz eder. Ama bu müziğin bestecisi dünyamıza yabancıdır. Can çekişmelere, ölümlere yakın tanıklık eden şair çarmıha gerilmenin acısıyla yazmıştır. Aynı zamanda, Batılı insanın düşüşü de Trakl’ın şiirinin baş temasıdır. İnsan düşer, parçalanır, can çekişir. Onun şiirine sessizlik hakimdir; şiirsel ifadenin nihai hali olarak sessizlik. Sessizliği konuşan dil.
Heidegger’in Trakl okumaları, onun üzerine yazdığı uzun denemeler şaşırtıcı ve kafa karıştırıcıdır. Yazdıklarından bazıları dille ilğilidir; şiirsel dili tanımlar ve açıklar. Dilin özünü keşfetmeye uğraşır. Şiirsel ifadeyi varoluşsal tezahür olarak sunan Trakl filozofa geleneksel dil anlayışını çürütmek fırsatı sağlar. Filozof ve şair böylece “varlık dil”dir anlayışında biraraya gelirler. Dil en has ve saf haliyle şiirde ortaya çıkar. “Her şeyin özü ve hakikati” dildir.
