Biyoteknoloji uzmanı Prof. Dr. Talat Çiftçi, Çin'in son dönemdeki teknoloji ivmesini tekno-ekonomi ifadesi üzerinden yazdı. ABD Başkanı Trump’ın yakın zamanda attığı dış politika adımlarının Batı ekseninde gerginliğe neden olduğunu ifade eden Çiftçi, Atlantik’in solma Asya-Pasifik’in de parlayış dönemine girdiğini belirtiyor.
Bugünlerde tarihi bir dönüm noktasındayız. Tekno-ekonomik yükselişiyle Çin, Batı’nın küresel gücüne meydan okuyor. Dünya ticaretini ve jeopolitik dengeleri sarsıyor.
Yaşananları analiz etmek için, dünyanın 15. Yüzyıl’dan sonra nasıl değiştiğini hatırlamak gerekiyor. Yüzyılın başında Çin, Müslüman Amiral Zheng He komutasındaki devasa gemilerle Asya ve Afrika kıyılarına seferler yapmıştı. Rakipsiz güç olduğunun farkına vararak, okyanus donanmasına gerek kalmadığına karar vermiş ve denizlere sırtını dönmüştü.
1453’te İstanbul’un fetheden Osmanlılar’ın İpek Yolu’na hakim olduğunu gören Avrupalılar ise, Asya’ya deniz yolu bulmak için seferler düzenliyorlardı. Yüzyılın sonunda Asya’ya ve beklenmedik bir şekilde Amerika’ya ulaşmayı başarmışlardı. Sonraki yüzyıllarda dünyanın ekseni kayacak, Akdeniz solarken, Atlantik parlayacaktı.
Bu yazıda, o dönemdeki ve günümüzdeki küresel dönüşümlerin nasıl gerçekleştiğini ve aralarındaki benzerliği tartışacağız.
SOLAN AKDENİZ, PARLAYAN ATLANTİK
Faruk Tabak, “Solan Akdeniz, 1550-1870” isimli kitabında, küresel gücün 16. Yüzyıl’dan sonra nasıl Akdeniz’den Atlantik’e kaydığını anlatmıştı. Bu maksatla, tekno-ekonomi, tarım ve ticaretin asırlar süren dönüşümünü irdelemişti.
Osmanlı İmparatorluğunun sonunu getiren bu süreci, iki stratejik hamle olarak özetleyebiliriz. İlk hamle, Avrupalılar’ın, deniz yoluyla Asya’ya ve Amerika’ya ulaşarak, küresel ticaret ağlarını kurmaları olmuştu. Atlantik, sömürgelerden temin edilen altın, gümüş, tarım ürünleri ve köle ticaretiyle zenginleşti. Akdeniz solarken, İpek ve Baharat Yolları da önemini yitirdi.
İkinci hamle ise kağıt, barut ve pusula gibi Çin ürünlerini taklit eden Avrupalıların, keşif ve icatlarla Sanayi Devrimini gerçekleştirmeleri olmuştu. Bu sayede, küresel ticarette süper güç konumuna yerleştiler.
Ancak 20. Yüzyıl’ın ilk yarısındaki iki dünya savaşı, Avrupa’da büyük yıkıma neden olunca, ABD, küresel süper güç konumunu ele geçirdi.
Bu kısa özetten sonra, şimdi de çağımızın küresel dönüşümünü inceleyelim.
SOLAN ATLANTİK
Günümüzde, Kuzey Atlantik ülkeleri hâlâ dünyanın en başarılı üniversitelerine, en gelişmiş araştırma merkezlerine, en büyük şirketlerine ve en güçlü finansal sistemlerine sahipler. Ancak bu birikim, artık eskisi kadar üretime ve ticarete dönüştürülemiyor. Üretim zincirinin önemli halkalarının Asya-Pasifik ülkelerine kayması Atlantik’te dış ticaret açığı yaratıyor.
Fareed Zakaria 2008 tarihli “Post-Amerikan Dünya” kitabında, ABD durgunlaşırken, Çin ve Hindistan’ın nasıl yükselmeye başladığını anlatmıştı. Günümüzde, Jeffrey Sachs, Dani Rodrik, Daron Acemoğlu ve Alfred McCoy gibi akademisyenler artık ABD’nin küresel üstünlüğünü korumasının mümkün olmadığını söylüyorlar.
Son dönemde ABD’nin, ithalata uyguladığı vergiler ile birlikte, Venezuela, Kanada, Meksika, Danimarka ve Küba ile çeşitli gerginlikler yaşadığını görüyoruz. Daha da önemlisi İran ile savaş bir küresel krize dönüştü. ABD’nin AB ile ilişkileri bile olumsuz yönde etkilendi.
Avrupa zaten duraklama dönemine girmişti. Mario Draghi’nin 2024 tarihli raporu, Avrupa’da sorunun inovasyon eksikliği değil, onu ticarileştirememek olduğunu gösterdi. AB’nin, Güney Amerika (MERCOSUR) ile Serbest Ticaret Anlaşması imzalaması önemli bir hamle olarak görülebilir. Ayrıca, Avrupa ülkelerinin Çin ile işbirliği arayışları da dikkati çekiyor.
Şimdi de Asya-Pasifik’teki tekno-ekonomik kalkınma sürecine bakalım.
ASYA-PASİFİK’TE İMOVASYON
Taklit (Imitation) yoluyla yenilik (Innovation) yöntemi olarak tanımlanan “İmovasyon” aslında eski bir yöntemdir. İnsanlık tarihi boyunca ateş ve tarım gibi önemli yenilikler, taklit edilerek yaygınlaşmıştır. Gutenberg de matbaayı, Çin’de geliştirilen kağıt ve baskı tekniklerinden faydalanarak yapmıştı.
İmovasyon, mevcut teknolojileri yalnızca taklit etmek değil, onları öğrenme, geliştirme, ucuzlaştırma, ölçekleme ve ticarileştirmektir. Bu kapsamda, Japonya’nın başlattığı Bütünsel Kalite devrimi de önemlidir.
Otomobil, 19. yüzyılın sonunda Avrupa’da geliştirildikten sonra, Amerikalı Ford onu kitlesel bir ürüne dönüştürmüştü. Japon Toyota, İmovasyon ile küresel liderliği ele geçirdi.
Japon Sony’nin küresel bir markaya dönüşmesi de bu konuda en iyi örneklerinden biridir. Transistör, ABD’de Bell Şirketi tarafından icat edilmişti. Bu teknolojiyi lisanslayarak, ucuz ve taşınabilir radyolar üretmeyi başaran Sony olmuştu.
Çin, 1980’lerde küresel katma değer zincirine katılmıştı. Batılı şirketlerin ucuz işçilik için üretim tesislerini Çin’e taşıması, İmovasyon’un yaygınlaşmasını sağladı. Bu tesisler, yerel mühendisler için çağdaş üretim teknolojilerinin öğrenildiği okullara dönüştü.
Günümüzde İmovasyon, mevcut teknolojiyi geliştirerek yenilik yapmak için kullanılıyor. Bu amaçla öncelikle, patentler, yayınlar ve fuarlardaki ürünler incelenerek yeni tasarımlar ve süreçler geliştiriliyor. Bu maksatla, rekabetin anahtarları olarak tanımlayabileceğimiz, verimlilik-kalite-yenilik (VEKYEN) üçlüsü kullanılıyor.
Verimlilik: Mevcut ürünü daha ucuza üretmek için, hammadde, enerji, işçilik ve finansal kaynaklar verimli kullanılır.
Kalite: Mevcut üretim süreçlerinde Bütünsel Kalite yöntemleri kullanılarak müşteri memnuniyeti sağlanır.
Yenilik: Üründe ve üretim teknolojisinde yenilikler yaparak faydalı model ve patent alarak marka oluşturulur.
Bu üç yöntemin başarılı bir şekilde uygulanması, İmovasyon’un ticarileştirilmesini ve inovasyona geçişi sağlar.
ÇİN’DE İMOVASYON’DAN İNOVASYONA GEÇİŞ
Çin’in başlangıçta, Batı ve Japonya’dan teknoloji kopyalamış, zamanla yerli tasarım, marka ve yaratıcı üretime yönelmişti. Yakın dönemde, gerçek yaratıcılık konusunda ciddi ilerlemeler kaydettiğini görüyoruz. ABD ve AB kadar Ar-Ge harcaması yapmadan, İmovasyon ile dünyanın en fazla yüksek teknoloji ürünleri üreten ülkesi olmayı başardı.
Shenzhen Özel Ekonomik Bölgesi, 1980’de düşük maliyetli bir montaj üssü olarak tasarlanmıştı. 1990’larda küresel tedarik zincirlerine entegre olan bu bölge, 2000’lerden itibaren Ar-Ge yatırımlarını hızlandırarak teknoloji geliştirme ve inovasyonun ticarileştirilmesinde başarı sağladı. 2010 sonrasında ise patent başvurularında ve yeni ürün geliştirme hızında dünyanın en başarılı merkezlerinden biri haline geldi. DJI, BYD, Huawei ve ZTE gibi firmalar uluslararası rekabette patent ve ürünlerle öne çıktılar.
Yakın zamanda, yapay zeka ve robot sektörlerindeki başarıları yanında, nadir toprak elementlerine sahip olması, Çin’in gelecekte de yüksek teknolojide güçlü bir oyuncu olacağını gösteriyor. Çin özellikle depo robotları, lojistik sistemleri, fabrika otomasyonu ve insansı robotlarda çok hızlı ilerliyor.
Geçenlerde, maraton koşan ve danseden insansı robotlarla, pek çok yeni teknolojiyi gerçek yaşam koşullarında başarıyla uyguladığını gösterdi. Dünyada en çok doktoralı mezun veren Çin’in, yeni bir tekno-ekonomi modeliyle küresel rekabette yer almasını, ilk stratejik hamlesi olarak görülebilir.
Şimdi de Çin’in ikinci stratejik hamlesine, Yeni İpek Yolu ile küresel ölçekte ticarileşmesine bakalım.
YENİ İPEK YOLU: KUŞAK-YOL GİRİŞİMİ
Çin’in, Yeni İpek Yolu olarak adlandırdığım “Kuşak-Yol Girişimi” (Belt and Road Initiative), sadece bir ulaşım veya altyapı projesi değildir. Halen yüzlerce proje ile trilyon doların üzerinde yatırıma ulaşan bir stratejik hamledir.
Limanlar, demiryolları, karayolları, enerji hatları, maden yatırımları, sanayi bölgeleri, montaj tesisleri ve lojistik merkezlerini birbirine bağlayan küresel bir tekno-ekonomik ağ ile karşı karşıyayız. Bu yapı, bir yandan Asya, Latin Amerika, Afrika ve Akdeniz’deki stratejik limanlar ve ulaştırma koridorlarıyla ticaret akışını hızlandırırken, diğer yandan madenlere ve kritik hammaddelere erişimi güvence altına almayı hedefliyor. Güneş enerjisi, batarya, elektrikli araçlar, robotik, dijital platformlar ve altyapı teknolojileriyle ürettiği yeni ürünleri dünya pazarlarına taşıyor.
Özetle, limanların civarında kurulan fabrikalar, montaj tesisleri ve dağıtım merkezleri sayesinde Çin yalnızca ürün ihracını değil, tedarik zincirini de küreselleştiriyor. Devasa gemi inşaat kapasitesinin de bu sistemin parçası olduğunu hatırlamakta fayda var.
Batı geçmişte, nasıl okyanuslar üzerinden Sanayi Devrimini küresel güce dönüştürdüyse, Çin de teknolojik ürünlerini, Yeni İpek Yolu ile uzak coğrafyalara taşıyor. Türkiye’de Kumport, Avrupa’da ise Pire, Trieste, Cenova gibi liman projeleri ile pazarlarımıza da ulaşıyor.
Yeni İpek Yolu, Çin için başta Asya, Afrika ve Güney Amerika ülkeleri olmak üzere, bütün ülkelerle işbirliği fırsatları yaratırken, aynı zamanda güçlü rekabet anlamına da geliyor.
Çin’le ilgili, Napolyon’a atfedilen bir söz vardır: “Çin uyuyan bir devdir. Bırakın uyusun, çünkü uyandığında dünyayı sarsacaktır.” İki yüzyıl sonra, bizler Çin’in uyandığına şahit oluyoruz. Amiral Zheng He’nin 15. Yüzyılda attığı adımın devamı şimdi geliyor. Çin’in devasa gemileri okyanuslarda ilerliyor.
2000–2025 döneminde yapılan kamuoyu araştırmaları, ABD imajının başkanlara ve savaşlara bağlı olarak inip çıktığını, Çin’in imajının ise yenilenebilir enerji ve ulaşım projeleriyle istikrarlı bir şekilde yükseldiğini gösteriyordu.
En son Gallup anketine göre, 2025’te ABD’nin küresel liderlik onayı %31 seviyesine düşerken, Çin’in %36’ya yükselişi bir dönüm noktası oluşturdu.
SONUÇ
Akdeniz solarken Atlantik’in yükselişi, nasıl deniz yoluyla ticaret ve Sanayi Devriminin ürünleri ile mümkün olduysa, Asya-Pasifik’in yükselişi de yüksek teknoloji ürünleri ve küresel ulaşım ağları ile gerçekleşiyor.
Çin’in İmovasyon’u ticarileştirmesi ve Yeni İpek Yolu üzerinden küresel katma değer zinciri oluşturması, Asya-Pasifik’te gelişmeleri pekiştiriyor. Bu dönemde, ABD ve AB’nin bilim ve teknoloji birikimi, yeni rekabet ortamında zorlanıyor.
Özetle, tarihi dönüşüm fırsatını yakalayan Çin, geleceğin çok kutuplu dünyasında, güç merkezlerinden biri olacak gibi görünüyor. Hazırlıksız yakalananları zorlu bir rekabet bekliyor.
Sonuç olarak, gelişmekte olan ülkelerin, Asya-Pasifik’ten örnek alarak İmovasyon ile kalkınma stratejilerini yeniden düzenlemeleri gerekiyor. Küresel katma değer zincirinin “değerli” bir halkası olmak için önem verilmesi gereken konular arasında, ArGe ve patent olduğunu da hatırlamakta fayda var.
*Prof. Dr. Talat Çiftçi, biyoteknoloji uzmanı ve araştırmacı yazar
