Görüşler

Kelebek kanadından dar ağacı kurmak

Kelebek kanadından dar ağacı kurmak

Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, son dönemde çekilen ve yayınlanan dizisiyle çokça konuşulan Masumiyet Müzesi’ni ‘sesi çıkmayan’ dediği Füsun’un penceresinden yazdı. Eserin baştan sona Kemal’in zihninin sesiyle kurulu olduğunu söyleyen Keltek ‘Bu yazının amacı Füsun’un çıkmayan sesini görünür kılmak ve anlaşılmasını sağlamak’ diyor.

Masumiyet Müzesi üzerine yapılan okumaların çoğu bakışını doğrudan Kemal Basmacı’nın patolojisine yöneltir: saplantılı bağlanma, fetiş, melankoli, kleptomani, kaybı kabullenemeyen narsistik yapı, libidinal donukluk… Bunlar eserin görünen yüzünde yer alır, buzdağının görünen kısmında; fakat bu yazı o patolojilere değil, bakışı başka bir yere çevirmeye niyetli. Çünkü hikâyeye yalnızca Kemal’in zihninden bakıldığında asıl mesele gözden kaçar. O da Füsun’un gerçekliği.

Eser baştan sona Kemal’in zihninin sesiyle kuruludur; Füsun, ölüme giderken bile susar. Bu yazının amacı, onun çıkmayan sesini görünür kılmak ve anlaşılmasını sağlamaktır.
Masumiyet Müzesi, bir kadının babasının toprağından bir başka erkeğin toprağına geçişinin hikayesidir. Füsun babasının evinden çıkıp doğrudan başka bir erkeğin dünyasına, Merhamet Apartmanı’na, Kemal Basmacı’nın arzusunun içine düşer. Ama bu kez mesele yalnızca sığınmak değil, bir erkeğin arzusu tarafından yavaş yavaş bir hatıraya, bir nesneye, bir müzeye dönüştürülmektir.

Masumiyet Müzesi’nde Füsun’un ölümüne giden dönüşüm zinciri aslında baştan kuruludur. Merhamet Apartmanı’na geldikleri bir gün, Füsun ile Kemal yolda bir trafik kazasına rastlar. Belkıs, nam-ı diğer Teselli Meleği, arabanın içinde çarpışma sonucu sıkışmış, ölmüştür; bu donuk karede tek bir şey hareket etmeye devam eder: taksimetre. Hayatın durduğu bir anda bile çalışmayı sürdüren o taksimetre, bu dünyanın acımasız olduğu gerçeğini simgeler gibidir: her şeyin bir bedeli vardır. Umutsuz burjuva erkeklerini teselli etmenin bedeli, Teselli Meleği’nin kanatlarının taksimetrenin tik takları arasında paramparça olmasıdır.

Kaza yerinden kimse görmeden uzaklaşmak isteyen Kemal, Füsun’u Merhamet Apartmanı’na götürür. Kapıdan girdiklerinde evin anahtarını bir gazete sayfasının üzerine bırakır. Anahtarın bağlandığı uzun kırmızı kurdele, evlenen genç kızların bekar evinden gelinlikle çıkarken bellerine bağlanan kırmızı kurdeleyi sembolize eder. Bir eşik, bir teslim ediş ve bir sahiplenilme işareti gibi. Kamera bir üçüncü sayfa haberine odaklanır. Fotoğrafta gözleri bantlanmış bir kadın vardır. Başlık ise şudur: “Talihsiz genç kadın evlenme vaadiyle kaçırıldı.” Bu haber, nesneleştirilmiş kadınların kaderini üçüncü sayfada birleştirir: Belkıs, talihsiz genç kadın ve Füsun…

Füsun ve Kemal’in ilişkisi özünde bir zengin erkek–fakir kız hikâyesidir. Statü farklarının yarattığı gerilim, ilişkinin katmanları arasına işler; Füsun’un kopuşları ve iç dünyasındaki kırılmalar yalnızca bir hayal kırıklığı değil, görünmez bir hiyerarşinin ağırlığı altında ezilmedir.
Erkek için aşk nedir? Kemal için sahip olmaktır; kaybettiğinde yokluğunun acısını anlar. Füsun’un hisleri çoğu zaman görünmez kılınır; oysa gerçek aşk, E. Fromm’un dediği gibi, sahip olmaktan çok birlikte olabilmek, birbirinin varlığını tam anlamıyla hissetmektir.

Onların sevme biçimleri iki farklı dil üzerindendir. Kemal, ben merkezci bakışıyla Füsun’u bütünüyle göremez, Füsun’un varlığında onun değer atfettiği eşyaları göremez; yokluğunda temasının iziyle yakınlık kurar.

Bir kadın ne ister? Erkeğin ona yalan söylememesini, sadakat ve güven içinde olmayı… Füsun başta Kemal’i sever; ona inanır; ama nişanda Kemal’in Sibel’le ofisteki birlikteliğini öğrenir. Klasik erkek yalanının sonucu kalbi kırılan Füsun mekânı terk eder; bir daha Merhamet Apartmanı’na gitmez ve izini kaybettirir. Sibel’in verdiği parfümün Kemal tarafından kullanılması onun için sadece bir detay değil, sadakatsizliğin görünür işareti, bir kadının erkeğindeki mührüdür. Bu nedenle rahatsız olur. Tüm bunlar Füsun’u dış dünyaya karşı güvensiz hissettirir.

Bir kadın ne ister? Hayallerinin, varoluş arzusunun anlaşılmasını… Kemal, otelin önünde ağacın altındaki bankta tek başına oturan Füsun’un yanına gider. Yalan meselesi yeniden açılır. Füsun: “Ben de film yıldızı olmak istiyordum.” Kemal hemen “Olursun,” diye karşılık verir “Kemal, bu son sözün yalan, sen de inanmıyorsun. Çok kolay yalan söyleyebiliyorsun. Buna gerçekten kızıyorum. Artık ikimiz de biliyoruz; beni film yıldızı yapmayacağını. Buna gerek yok artık.” Kemal “Neye gerek yok? Sen gerçekten istersen olur,” der. Füsun’un sesi ağırlaşır: “Kemal, ben gerçekten senelerce bunu istedim. Çok iyi biliyorsun…” Ve bu “gerek yok” aslında film yıldızlığına değil, ilişkiyi yıllarca ayakta tutan o boş vaade, gelmeyecek umuda, Kemal’in samimiyetsizliğine verilmiş bir cevaptır. Füsun’un hayallerini ve arzularını görmezden gelmesi, onu oyalaması Füsun’u önemsiz hissettirir.

Ansızın kara kulaklı bir köpek yanlarında belirir. Kemal’in daha önce Füsun’ların televizyonunun üzerinden aldığı köpek biblosunu hatırlatır. Füsun ilk kez Kemal’e o eşyaları ne yaptığını sorar; Kemal’in cevabı basittir: “Onlar bana iyi geliyordu, şimdi hepsi Merhamet Apartmanı’nda büyük bir koleksiyon olarak duruyor.” Bu söz, Füsun’un içinde başka bir şeyi açığa çıkarır. Çünkü o an kendini o biblolar gibi hisseder: Kemal’in hayatında yalnızca ona iyi hissettiren bir koleksiyon parçası gibi.

Zaten hayatı boyunca çevresindeki herkes onu biraz böyle görmüştür. Annesi onu güzellik yarışmasına sokar, patronu zengin erkeklerle tanıştırmaya çalışır. Sonra kocası Kemal’den para almak için onu kullanır; Kemal de bu düzene razı olur. Üstelik ikisi birlikte Füsun’un oyuncu olma hayalini de engeller. Kimse Füsun’un gerçekten ne istediğini sormaz.

İşte bu yüzden bu bir aşk hikâyesi değil; bir kadının nesneleştirilme, erkek dünyasında nasıl bir eşyaya dönüşebildiğini gösteren bir hikâyedir. Füsun bunu yavaş yavaş fark eder. Kemal’in yüzüne bakmadığını, onu bir insan olarak değil başka bir şey olarak gördüğünü hisseder. Ve o banktan kalkıp giderken, yanlarına gelen köpeğin de onunla birlikte yürümesi bu yüzden manidardır. Çünkü o an Füsun’un geride bıraktığı şey yalnızca Kemal değil; onu nesneye indirgeyen bütün o düzenin kendisidir.

Bir kadın ne ister? Sınırlarına saygı duyulmasını… Füsun, Kemal’in kendisini kandırdığını, evlenmeden önce en kıymetli hazinesini çalıp kendisine sahip olduğunu söyler. “Senin gibiler evlenmez artık, öyle birisin sen.” Kemal: “Doğru, dokuz yıl boyunca bunu bekledim. Acısını çektim. Artık niye evleneyim ki seninle?” Füsun: “Seni öldürmek isterdim aslında.” Semiramis Otel’de nişan yüzükleri takıldıktan sonra Füsun, Kemal’in çekim merkezine kapılır. Yaşanılanların Füsun’u sarstığını sabah otelin önünde ağacın altındaki bankta yalnız oturuşundan anlarız. Kemal yanına gittiğinde, sınırının çiğnenmesini ve kadınlık gururunun yerle bir edilmesini anlatma çabalarının, Kemal’in hunharca, üstten bakan, hoyrat, boş bakışlarında hiçbir karşılık bulmadığını fark eder. Bu, Füsun’u değersiz hissettirir.

Kelebek özgür olsa da ömrü kısadır. Füsun o gece onları takarken, Kemal’in onda görmesini istediği şeyi kulağında taşır: kanatlanma arzusunu, hayallerinin görülmesini, mutlu olma isteğini. Kemal ise bunu fark etmez. Füsun o anda anlar; Kemal onun uçmasına izin verecek biri değildir. Sabah olduğunda bu fark ediş, hayal kırıklığına dönerek ağır ağır Füsun’un üzerine çöker. Hikâye onun için artık başka bir yerden görünür olur.

Bir kadın ne ister? Ayakları üzerinde özgüvenle durabilmeyi, kararlarına güvenen, güvenebileceği insanlarla yan yana yürüyebilmeyi, koşulsuzca, olduğu gibi sevilmeyi… Son bölümde Kemal Füsun’u ısrarla arabaya çağırır, ama Füsun binmek istemez. Kemal, onu zorlamaz gibi görünse de: “Sen o papatya gibi, Pelür’deki sarhoş kadınlar gibi olmak mı istiyordun?” der. Füsun cevabı keskin ve nettir: “Zaten artık hep sarhoşuz. Ben o kadınlar gibi olmazdım hiç. Ama siz kıskançlıkla hep evde tuttunuz beni.” Kemal karşı çıkar gibi görünür, ama Füsun sözünü bitirir ve kararını alır: “Bir şartım var: Arabayı ben kullanacağım. Otele dönene kadar kullanmak istiyorum.” Yanında bir erkek olmadığında hareket edemediğini duymak, Füsun’un egosunu zedeler; kendini eksik, kusurlu, güçsüz ve çaresiz hissettirir.

Bir kadın ne ister? Değer verdiği her şeyin görülmesini, fark edilmesini, …

Kemal, Füsun’un arabaya binme isteğini kabul eder. Füsun, son kez Kemal’i öper ve arabaya biner. Araba stop eder. Kemal: “Debriyaja dikkat et. ” der. Füsun dikiz aynasını düzeltir, saçını geriye atar ve küpelerine bakar. Bakışını Kemal’in yüzüne yöneltir. Kemal, o bakışı destek ve onay bekler gibi okur. “Yapabilirsin,” der. Füsun arabayı sürmeye başlar. “Küpeyi bile fark etmedin,” der. “Hangi küpe?” diye sorar Kemal. Füsun hızı artırır. “Kulağımda,” der.
Bir an… bir çift küpe… insan hayatını ölüme nasıl sürükler? Küpelerin Kemal tarafından fark edilmemesi Füsun’u çıkmaza sürükler. Egosu daha fazla zedelenmesin diye doğrudan “Beni görmüyorsun” demez de sessiz ama keskin bir sitemle söyler: “Küpemi fark etmedin.” Füsun’un görülmeyişinin öfkesi, her ikisini de öldürecek güçtedir.

Kemal ölmeye giderken bile Füsun’un gözlerindeki anlamı kendi üzerine çevirir; başından beri “tutarlı” erkek anlatısını sürdürür. Oysa Füsun’un dramı bambaşkadır; sessiz çığlığı duyulur: “Benim kim olduğumu, varlığımı, hayallerimi bilmedin; beni gerçekte tanımadın. Şimdi dönüşü olmayan bir yolda gidiyorum; yaşayamadığım hayatımın tüm ağırlığını seninle bırakıyorum.” Çünkü insanı ani bir ölüme götüren çoğu zaman büyük felaketler değil, defalarca yok sayılmış bir varlığın artık kendine yer bulamamasıdır.

Füsun’un hayali ayçiçekleri güneşe bakıyordu; ama güneş hiç parlamadı. Ve o tarlalar Füsun’un dünyasıyla birlikte soldu. Çünkü insan kendi ışığını bilmediğinde, en sönük ışığı bile güneş sanabilir.

*Hatice Keltek, Uzman Klinik Psikolog.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir