Görüşler

Ortadoğu’da yeni cephe: Su savaşları

Ortadoğu’da yeni cephe:  Su savaşları

Araştırmacı ve akademisyen Yusuf Tosun, Orta Doğu’nun tamamına yayılan savaş üzerinden su kaynaklarının stratejik önemini yazdı. Tosun, artan nüfus ve iklim krizinin suyu yalnızca bir yaşam kaynağı olmaktan çıkarıp yeni bir jeopolitik rekabet alanına dönüştürdüğünü belirtti.

Ortadoğu’da yükselen jeopolitik gerilimler, savaşların artık yalnızca petrol ve enerji kaynakları üzerinden yürütülmediğini gösteriyor. Bugün barajlar, nehirler ve su arıtma tesisleri de stratejik hedefler hâline geliyor. Artan nüfus, iklim krizi ve su kıtlığı ise 21. yüzyılda suyu yalnızca bir yaşam kaynağı olmaktan çıkarıp yeni bir jeopolitik rekabet alanına dönüştürüyor.”

KÖRFEZ’İN YUMUŞAK KARNI: SU ARITMA TESİSLERİ

Bugün Ortadoğu’da yaşanan jeopolitik gerilimler, savaşların yalnızca petrol ve enerji kaynakları üzerinden yürütülmediğini; aynı zamanda giderek daha kritik hâle gelen su kaynakları üzerinden de şekillendiğini göstermektedir. Özellikle ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Körfez ülkelerinin de İran’ın potansiyel hedefleri arasında sayılması, bölgedeki gerilimi yeni ve hassas bir boyuta taşımıştır.

Petrol, enerji ve güvenlik başlıklarının gölgesinde çoğu zaman ikinci planda kalan su güvenliği, aslında bölgenin en kırılgan ve en stratejik meselelerinden biri hâline gelmektedir. Çünkü Ortadoğu’nun büyük bölümü doğal tatlı su kaynakları bakımından dünyanın en fakir bölgeleri arasında yer almaktadır.

Bugün Körfez ülkelerinin önemli bir kısmı içme suyunu deniz suyunun tuzdan arındırılması yoluyla elde etmektedir. Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan, Kuveyt, Bahreyn ve Umman gibi ülkelerde milyonlarca insanın günlük hayatı, bu yüksek teknolojiye sahip Denizsuyu Arıtma Tesislerinin kesintisiz çalışmasına bağlıdır.

Gerçekten de İran içme suyunun önemli bir bölümünü hâlâ nehirler ve yeraltı su kaynaklarından sağlarken, Körfez ülkelerinde doğal tatlı su kaynakları son derece sınırlıdır. Özellikle Kuveyt, Bahreyn ve Umman gibi ülkelerde içme suyunun neredeyse tamamı deniz suyunun arıtılması yoluyla elde edilmektedir.

Petrol ve doğalgaz gelirleri sayesinde çölün ortasında yükselen modern şehirler, aslında bu teknolojinin bir ürünüdür. Abu Dabi, Dubai, Doha, Kuveyt City ve Cidde gibi metropoller; golf sahaları, dev su parkları ve yoğun nüfuslu şehir hayatı ile varlığını büyük ölçüde bu sistemlere borçludur. Ancak bu teknolojik başarı aynı zamanda ciddi bir zaafiyeti de beraberinde getirmektedir.

Deniz suyunun tuzdan arındırılması işlemi oldukça pahalı ve yüksek enerji tüketimi gerektiren bir süreçtir. Buna rağmen Körfez ülkeleri bugün bu alanda dünyanın en gelişmiş altyapılarından birine sahiptir. Nitekim Kuveyt ve Umman’da içme suyunun yaklaşık yüzde 90’ı, Bahreyn’de yüzde 85’i, Suudi Arabistan’da ise yaklaşık yüzde 70’i bu tesislerden sağlanmaktadır.

Bu nedenle modern savaşların yeni hedeflerinden biri giderek su altyapıları olmaya başlamıştır.
Uluslararası hukuka göre sivil altyapıya saldırmak yasak olsa da son yıllarda su sistemleri, enerji tesisleri ve kritik altyapılar savaş stratejilerinin bir parçası hâline gelmiş durumdadır. 1991 Körfez Savaşı sırasında Irak’ın Basra Körfezi’ne bıraktığı milyonlarca varil petrol, bölgedeki su arıtma tesislerini ciddi biçimde tehdit etmiş ve Kuveyt içme suyu ihtiyacını karşılamak için Türkiye ve Suudi Arabistan’dan tankerlerle su taşımak zorunda kalmıştır.

Bugün ise benzer bir risk yeniden gündemdedir.

Uzmanlara göre İran şu ana kadar Körfez’deki tuzdan arındırma tesislerine yönelik geniş çaplı bir saldırı gerçekleştirmemiştir. Ancak bölgedeki askeri gerilimin tırmanması ve kritik altyapıların hedef alınması, bu ihtimali giderek daha fazla tartışılır hâle getirmektedir.

Üstelik su altyapısına yönelik tehdit yalnızca doğrudan saldırılarla sınırlı değildir. Denizsuyu Arıtma Tesisleri çoğu zaman enerji santralleri, limanlar ve petrol altyapılarıyla aynı bölgelerde bulunmaktadır. Bu nedenle yakın çevrede meydana gelen saldırılar bile su üretim sistemlerine dolaylı olarak zarar verebilmektedir.

Bir diğer önemli risk ise siber saldırılardır. Günümüzde su altyapıları dijital sistemlerle yönetildiği için yapılacak bir siber saldırı bile milyonlarca insanın suya erişimini kesebilecek potansiyele sahiptir.
Bu nedenle su güvenliği artık yalnızca çevresel veya ekonomik bir konu değil, aynı zamanda stratejik bir güvenlik meselesi olarak değerlendirilmektedir.

Modern şehirlerde suyun kesilmesi yalnızca günlük hayatın aksaması anlamına gelmez. Su kesildiğinde şehirler yaşanamaz hâle gelir; ekonomi durur, sağlık sistemi çöker ve milyonlarca insanın hayatı doğrudan tehlikeye girer.

Bugün Ortadoğu’da savaşın cepheleri yalnızca karada, denizde ya da havada şekillenmemektedir. Aynı zamanda barajlarda, boru hatlarında ve su arıtma tesislerinde de yeni bir mücadele alanı ortaya çıkmaktadır.

Bu durum bize suyun tarih boyunca yalnızca bir yaşam kaynağı değil, aynı zamanda bir güç ve çatışma unsuru olduğunu da hatırlatmaktadır.

SU BİR ÇATIŞMA ARACI

Yazılı tarih, efsaneler ve rivayetler incelendiğinde eski çağlardan bu yana suyun zaman zaman bir çatışma aracı olarak kullanıldığı görülür. Bu çatışmalar kimi zaman askeri, kimi zaman ise politik nitelik taşımıştır.

Bugün dünyada bulunan 261 büyük nehrin her biri iki ya da daha fazla ülke sınırları içerisinde yer almaktadır. Bu durum suyun paylaşımı konusunda ülkeler arasında potansiyel gerilimler doğurmaktadır.

İnsanlık tarihi incelendiğinde su kaynaklı ilk çatışmalardan birinin yaklaşık 4.500 yıl önce Mezopotamya’da yaşandığı görülmektedir. Fırat ve Dicle havzasının güneyinde bulunan Lagaş ve Umma şehir devletleri arasında bir sulama kanalı yüzünden çıkan mücadele, tarihte kaydedilen ilk su çatışmalarından biri olarak kabul edilir.

Yine tarihte suyun doğrudan bir savaş silahı olarak kullanıldığı örnekler de vardır. M.Ö. 6. yüzyılda Asur kralı Sinnaherib, Babil’i ele geçirmek amacıyla Fırat Nehri üzerine bir baraj inşa etmiş ve daha sonra bu barajın sularını şehre yönlendirerek Babil’i büyük ölçüde tahrip etmiştir.
Bu olay tarihte ilk kez bir barajın savaş aracı olarak kullanılması açısından dikkat çekicidir.
Yakın tarihte de su kaynaklarının çatışmalarda önemli rol oynadığı görülmektedir. 1967 Arap-İsrail Savaşı, 1970 Ürdün İç Savaşı ve Lübnan’ın işgali gibi olaylarda su kaynaklarının paylaşımı önemli bir faktör olmuştur.

ORTADOĞU VE SU JEOPOLİTİĞİ

Bugün suyun politik bir araç olarak kullanılabileceği en kritik bölge ise Ortadoğu’dur.

Yaklaşık dört yüz milyon nüfusa sahip olan bu coğrafya aynı zamanda dünyanın en kurak bölgelerinden biridir. Yapılan araştırmalar dünyada ciddi su kıtlığı yaşayan ülkelerin önemli bir kısmının Ortadoğu’da bulunduğunu göstermektedir.

Bereketli Hilal olarak adlandırılan Türkiye, Suriye, Irak, Ürdün, Filistin, Lübnan ve İsrail’i kapsayan coğrafyada Türkiye hilalin tepe noktasında yer almaktadır. Fırat ve Dicle’nin kaynaklarına sahip olması Türkiye’ye yalnızca coğrafi değil aynı zamanda stratejik bir avantaj da sağlamaktadır.

Birinci Dünya Savaşı sonrasında İngiltere ve Fransa’nın Sykes–Picot anlaşmasıyla Ortadoğu’yu paylaşırken petrol kadar su kaynaklarını da dikkate aldıkları bilinmektedir.
Bugün bölgedeki birçok ülke sınırının cetvelle çizilmiş gibi görünmesi, bu stratejik hesapların bir sonucudur.

Bu nedenle Mezopotamya topraklarında tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de su meselesi önemli bir jeopolitik unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Birleşmiş Milletler eski Genel Sekreteri Butros Gali’nin “21. yüzyılın savaşlarının su yüzünden çıkabileceği” yönündeki tespiti bugün giderek daha fazla dile getirilmektedir.

GELECEĞİN SU SAVAŞLARI

Geleceğin su savaşları klasik anlamda cephelerde yapılan askeri savaşlardan farklı olacaktır.
Bu mücadelelerin büyük kısmı suya bağlı üretim, tarım ve ticaret alanlarında yaşanacak ekonomik rekabet şeklinde ortaya çıkacaktır.

Son yıllarda literatüre giren sanal su ve su ayak izi kavramları da bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır. Bir ülke aslında başka bir ülkeden ithal ettiği tarım ürünü ile o ülkenin su kaynaklarını da dolaylı olarak tüketmiş olmaktadır.

Dolayısıyla 21. yüzyılda su yalnızca bir doğal kaynak değil; aynı zamanda ekonomik, politik ve stratejik bir güç unsuru hâline gelmiştir.

Bugün Ortadoğu’da yaşanan jeopolitik gerilimler, ABD–İsrail–İran hattında yükselen askeri tansiyon ve Körfez ülkelerinin su altyapılarına yönelik artan tehditler bize önemli bir gerçeği hatırlatmaktadır:

Artık savaşların cepheleri yalnızca petrol kuyularında değil, barajlarda, nehirlerde ve su tesislerinde de şekillenmektedir.

Ve görünen o ki yakın gelecekte dünya siyasetinin yönünü belirleyecek en kritik kaynaklardan biri su olacaktır.

Sonuç olarak enerji kaynakları için verilen mücadele çoğu zaman bir egemenlik savaşıdır. Ancak su için verilen mücadele doğrudan bir varlık mücadelesidir. Petrolsüz bir dünya bir şekilde ayakta kalabilir; fakat susuz bir coğrafyada ne yaşamın ne de medeniyetin sürmesi mümkündür.

*Yusuf Tosun, akademisyen ve Anadolu Yazarlar Birliği Genel Başkanı.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir