Görüşler

Petrol devri kapanırken Amerika'da yeni cephe: Görünmez savaşın ayak sesleri

Petrol devri kapanırken Amerika'da yeni cephe: Görünmez  savaşın ayak sesleri

Doktora öğrencisi Göktuğ Çalışkan 2026’ya girerken küresel piyasalarda artık petrol yerine geleceğin teknolojilerinin maddesi olan lityum, kobalt ve bakırın konuşulduğunu, bu yeni gelişmenin de Afrika’yı tekrar en kanlı ve en stratejik satranç tahtasına dönüştürmeye başladığını yazdı.

2026’nın şu ilk günlerinde kulaklarınızı biraz kabartırsanız, küresel piyasaların derinliklerinden gelen o tuhaf uğultuyu işitebilirsiniz. Bu ses, yüzyıldır dünyayı döndüren petrol pompalarının yavaşlayan ritmi yahut vadesini dolduran sanayi çarklarının gürültüsü sanılmasın. Aksine Afrika’nın kalbinde, Katanga’dan Zambiya’ya uzanan hatta toprağı kazan devasa ekskavatörlerin dişli sesidir.

Açık konuşmak gerekirse petrolün saltanatı bitti, madenin şafağı söktü diyebiliriz. Dünya, lityum, kobalt ve bakırın yeni “siyah altın” hükmüne geçtiği bir çağa uyandı. Ve bu uyanış, haritaları yeniden çizen, dostu düşman yapan, görünmez cephelerde yürütülen amansız bir savaşı başlattı.

Petrol devri kapanırken Afrika, 21. yüzyılın en büyük, en kanlı ve en stratejik satranç tahtasına dönüşmüş vaziyette.

Avrupa, Asya ve Körfez başkentlerinde alınan kararlar, kıtanın kaderini bir kez daha dış güçlerin enerji açlığına endekslemektedir. Bu yıl, yani 2026, bu görünmez savaşın en sert muharebelerine sahne olmaya aday. Mesele gayet basit: Elektrikli araca bineceksek, dijitalleşeceksek o bataryaya, o çipe muhtacız. O ihtiyaç da Afrika toprağının altında yatmakta.

Ancak bu kez masada tek başına o bildiğimiz eski “sömürgeci” Batılılar oturmuyor. Çin’in yıllardır ilmek ilmek ördüğü yerleşik gücü, Rusya’nın paramiliter unsurlarla desteklediği hibrit varlığı ve oyunun kurallarını “parayla” değiştirmeye kararlı Körfez sermayesi de sandalyesini çekip başköşeye yerleşmiş durumda.

Petrol zengini Körfez ülkelerine şöyle bir baktığımızda onların da artık petrolün son kullanma tarihinin yaklaştığını net bir şekilde gördüklerini anlıyoruz. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri o yüz yıllık petrol paralarını geleceğin petrolü sayılan kritik madenlere çevirmek için 2026 itibarıyla Afrika’da resmen bir “topyekûn taarruz” başlattı.

Riyad yönetimi “Vizyon 2030” hedefleriyle işi çoktan somutlaştırdı bile. Kurdukları o devasa madencilik fonlarıyla Afrika’daki bakır ve lityum sahalarını stratejik birer kale gibi topluyorlar. Niyetleri çok açık. Artık salt parayı basan “finansör” olmak onlara yetmiyor. Küresel tedarik zincirinin bizzat patronu koltuğuna oturmak istiyorlar.

Suudi Arabistan’ın Manara Minerals gibi devlerle sahaya inmesi kıtanın maden haritasına doğrudan neşter atmak demektir. Özellikle Kongo Demokratik Cumhuriyeti (KDC) ve Zambiya gibi bakır kuşaklarında Çin tekelini kırmaya yönelik her hamle Washington veya Brüksel’de alkışlanıyor ama kimse kendini kandırmasın. Riyad’ın ajandası Batı’dan tamamen bağımsız.

Körfez sermayesi Afrika madenlerini kendi sanayi dönüşümünün yakıtı olarak görüyor. Afrikalı liderler için de durum gayet cazip. Batı’nın “önce demokrasi, önce insan hakları” diyerek uzattığı o şartlı kredilerdense Körfez’in “al parayı, işine bak” diyen hızlı ve pragmatik nakit akışı çok daha tatlı geliyor. İşte bu durum kıtadaki o eski Batı nüfuzunu içeriden kemiren en büyük dinamik aslında.

Madalyonun diğer yüzünde ise Batı ve Çin’in ekonomik hamlelerine “kaba güç” ve “rejim güvenliği” kartıyla karşılık veren bir Rusya gerçeği var. Moskova, Afrika’daki varlığını “Afrika Kolordusu” (eski adıyla Wagner) ve benzeri yapılar üzerinden sağlama alırken stratejisini “güvenlik karşılığı kaynak” takasına oturtmuş durumda.

Sahel kuşağından Orta Afrika’ya uzanan hatta koltuğunu korumakta zorlanan askeri yönetimler veya zayıf hükümetler Batı’nın vermediği silahı ve korumayı gidip Rusya’dan alıyor. Bunun bedeli de nakit para yerine altın, uranyum ve lityum madenlerinin işletme haklarıyla ödeniyor.

Batılı şirketler “Çevresel, Sosyal ve Kurumsal Yönetişim” (ESG) kriterleriyle uğraşadursun Rus paramiliter unsurların kontrolündeki maden sahalarında üretim hiçbir kurala takılmadan sürüyor.

Bu durum küresel tedarik zincirinde “kanlı maden” riskini artırıyor belki ama Moskova bu sayede stratejik hammaddeler üzerinde sessiz ve derinden bir kontrol mekanizması kuruyor. Rusya’nın bu hamlesi Batı’nın “temiz enerji” hayallerini sabote etme potansiyeline sahip. Çünkü maden sahasının güvenliğini kim sağlıyorsa vananın başında da o oturuyor demektir.

LOBİTO KORİDORU: BATI’NIN “ÜSKÜDAR’DA SABAH OLDU” HAMLESİ

Çin, Kuşak ve Yol Girişimi ile Afrika’yı demir ağlarla örerken on yıl boyunca derin bir uykuda olan Batı bloku nihayet “Lobito Koridoru” ile gözünü açabildi. Angola’nın okyanus kıyısındaki Lobito limanından maden sahalarına uzanan bu demiryolu Avrupa ve ABD’nin prestij projesi. 2026 başında bu hattın tam gaz çalışması bekleniyor. Amaç belli: Çin’in doğuya akıttığı madeni batıya, yani Atlantik’e çevirmek.

Avrupa Birliği “Küresel Geçit” stratejisiyle bu projeye oluk oluk para akıtıyor. Ancak sahadaki gerçeklik biraz trajikomik. Maden sahalarının işletmesi kimde? Büyük oranda Çinli şirketlerde. Lojistik hattı kim yapıyor? Batılılar. Yani yolu Batı yapıyor ama o vagondaki yükün sahibi Pekin.

Avrupa madenleri taşıyacak trenleri finanse ederken aslında Çin’in malını taşıyor olabilir. Bu durum Batı’nın Afrika stratejisindeki plansızlığın ve geç kalmışlığın en net fotoğrafı. Yine de Angola ve Zambiya için bu hat denize çıkış ve nefes almak demek.

Afrika devletleri de artık daha uyanık davranıyor. Büyük güçler arasındaki bu kavgayı izleyip tek bir aktöre bağımlı kalmadan “denge siyaseti” güderek kendi altyapı açıklarını kapatma derdindeler.

YEŞİL MASKELİ YENİ VESAYET DÜZENİ

Tüm bu ışıltılı “yeşil enerji” söylemlerinin gölgesinde Afrika’nın makus talihi olan o meşhur “kaynak laneti” 2026’da kılık değiştirerek geri dönüyor. Eskiden kauçuktu, altındı. Şimdi lityum, kobalt. Adı “yeşil dönüşüm” olsa da mekanizma aynı sömürü çarkı.

Avrupa’nın Kritik Hammaddeler Yasası veya ABD’nin süslü kanunları kâğıt üzerinde “etik madencilik” dese de pratikte bu kavramlar yeni bir vesayet düzeninin hukuki kılıfından öteye gidemiyor. Oslo sokaklarında sessizce süzülen bir elektrikli aracın bataryasındaki kobaltın Kolwezi’de hangi şartlarda çıkarıldığı sorusu “yeşil vicdanın” en büyük kör noktasıdır.

Afrikalı liderler haklı bir isyanla “Madenimizi burada işleyin, rafineri kurun” diye bağırıyor. Gana, Namibya, Zimbabve ham cevher ihracatını yasaklayıp “fabrikalar buraya gelecek” restini çekti. Ancak teknoloji eksikliği ve kalifiye eleman yetersizliği en büyük engel.

Batılı ve Asyalı devler ise kurnaz davranıyor. “Tamam, rafineri kuracağız” diye ruhsatı kapıyorlar sonra o tesislerin inşasını yıllara yayıp arka kapıdan ham cevheri kaçırmaya devam ediyorlar.

Halk içinse bu savaşın anlamı şudur: Çevresel felaket, evinden edilme ve silahlı grupların maden parasıyla beslenmesi. Sahel’deki terörün ve çatışmanın yavaş yavaş güneye yani maden yataklarına doğru kayması tesadüf sanılmamalı.

Görünmez savaşın aktörleri maden güvenliği için paralı askerleri ve yerel milisleri devreye sokmaktan çekinmiyor. Devletin silikleştiği ve şirketin “devletleştiği” distopik bir düzen bu.

Özetle 2026 Afrika madenciliği için dananın kuyruğunun koptuğu yıldır. Kobalt, lityum ve bakır uğruna verilen bu kavga sadece kimin elektrikli arabaya bineceğini belirlemeyecek. 21. yüzyılın güç haritasını çizecek.

Afrika ya masaya yumruğunu vurup şartlarını dayatan bir oyuncu olacak ya da bir kez daha filler tepişirken ezilen çimen olmayı sürdürecek. Fakat şurası kesin. Petrolün siyahı solarken bakırın kızılı ve lityumun beyazı kıtanın ufkunda hem bir umut hem de yaklaşan fırtınanın habercisi olarak parlıyor.

YORUMLAR
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Bunlar da İlginizi Çekebilir