ABD-İsrail saldırılarının ardından tırmanan bölgesel gerilim, Irak’ı çok boyutlu bir kırılganlığın eşiğine sürüklüyor. İran’a yakın milislerin sahaya inme ihtimali güvenlik riskini artırırken, aylardır kurulamayan hükümet siyasi dayanıklılığı zayıflatıyor. Petrole bağımlı ekonomi ise olası bir Hürmüz senaryosunda ağır bir darbe alabilir. Irak için soru artık şu: Bu kriz atlatılabilir mi, yoksa ülke yeni bir vekil savaşının ana sahasına mı dönüşecek?
ABD ile İsrail’in İran’a dönük askeri hamlesi, bölgesel fay hatlarını harekete geçiren çok katmanlı bir kriz dalgası. Bu dalganın en kırılgan kıyısı ise hiç kuşkusuz Irak. Zira Irak, coğrafi konumu, İran’la iç içe geçmiş siyasi ve güvenlik mimarisi, ülkedeki Tahran yanlısı milis yapılanmaları ve ABD’nin askerî varlığı nedeniyle bu gerilimin dışında kalabilecek bir ülke değil.
Saldırıların ardından tırmanan tansiyon, Irak’ın doğrudan ya da dolaylı biçimde savaşın parçası haline gelme ihtimalini her geçen gün artırıyor. Savaşın derinleşmesi ise Irak açısından hem güvenlik hem siyaset hem de ekonomi alanında korkunç bir maliyet üretebilir. Bu üç alan birbirinden bağımsız değil, aksine biri tetiklendiğinde diğerlerini de sürükleyen bir kırılganlık zinciri söz konusu. Bağdat’ın savaşı engelleyecek ödeyecek kapasitesi yok ancak bağımlı siyasetin, şiddet tekelini bütünüyle elinde bulunduramamanın ve alternatifsiz ekonominin yarattığı ders çıkararak pozisyon alması, payına düşecek maliyeti sınırlayabilir.
MİLİSLERİN KONTROLSÜZLÜĞÜ ÇATIŞMAYI BESLİYOR
Savaş devam ederken Irak açısından en öncelikli tehlike elbette güvenlik riski ve milislerin savaşa tam angajmanı. Irak, İran’ın bölgesel etki alanının kritik bir parçası. Bu nedenle İran’a yönelik her askeri baskı, Irak sahasında dolaylı ya da doğrudan çatışma dinamiklerini tetikliyor. ABD’nin İran’ı çevreleme ve caydırma stratejisi ile İran’ın vekil güçler üzerinden alan tutma stratejisi en çok Irak topraklarında kesişiyor.
İran’ın vekil güç stratejisi Irak’ta halen güçlü ve kurumsallaşmış durumda. Irak’taki Şii milis güçlerin çatı yapılanması Haşdi Şaabi’nin bünyesinde İran’a yakınlığıyla bilinen on binlerce milis bulunuyor. Haşdi Şaabi yasal hüviyeti bulunan ve içerisinde onlarca farklı fraksiyonu barındıran bir milis gücü. Bünyesindeki 240 bin milis her ay devletten maaş alıyor ancak pek çoğu İran hesabına çalışıyor. Özellikle Ketaib Hizbullah gibi şahin yapılar, kriz dönemlerinde devreye sokulabilecek “gölge savaş” kapasitesine sahip. Bu gruplar son yıllarda drone ve kısa menzilli füze teknolojisinde belirgin bir kapasite geliştirdi. Geçmişte Körfez ülkelerinde enerji altyapılarını hedef alan saldırılarla adlarından söz ettirdiler. Son günlerde de Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (IKBY) kontrolü altındaki bölgelere dönük saldırılar da bu kapasitenin halen aktif olduğunu gösteriyor. Öte yandan, Suudi Arabistan’ın ekonomisinin şah damarı Aramco’nun Ras Tanura kentindeki petrol rafinerisi vurulmasında da bu ağların izleri olabileceği yönünde değerlendirmeler yapılıyor.
Son günlerde Irak’ın pek çok vilayetinde İran destekli milis gruplarının karargahları ve depolarını hedef alan ABD’nin bu gruplara yönelik askeri karşılıklarını artırması halinde, bu unsurların doğrudan sahaya inmesi ve Irak’ın fiilen çatışmaya dahil olma ihtimalini pekiştirir. Böyle bir senaryo sadece Bağdat-Washington hattını değil, aynı zamanda Erbil-Bağdat-Haşdi Şaabi üçgenindeki kırılgan dengeleri de dinamitliyor. Irak toprakları, iki güç arasındaki hesaplaşmanın açık mesaj sahasına dönüşebilir. Bu da ülkeyi kontrolü zor, dağınık ve süreklilik arz eden bir düşük yoğunluklu çatışma ortamına sürükleyebilir. Aslında Bağdat hükümeti kontrol altına alamadığı hatta maaşlarını ödediği milislerin cürümlerinin sorumluluğunu üstlenmek zorunda kalıyor. Ve bu ilk değil, anlaşılan son da olmayacak. Milislerin Haziran savaşında savrulmalarını engellemeyi başaran Bağdat’ın baskı mekanizmasını güçlendirmemesi halinde ABD’nin saldırılarının ülkeye daha fazla yayılması kaçınılmaz.
Savaşın bir diğer boyutu, Irak’ın halihazırdaki kırılgan siyasi yapısını daha da zorlaması. 2025’in Kasım’ında seçimler düzenlemesine rağmen ülkede halen hükümet kurulamadı. Aylardır kurulamayan hükümet, ülkenin krizlere karşı dayanıklılığı ciddi biçimde zayıflatıyor. Siyasi boşlukta karar alma mekanizmaları dar bir halkanın inisiyatifine kalıyor ve siyasette bloklaşma derinleşiyor. Özellikle İran’a yakın siyasi güçlerin meclisteki ağırlığı dikkate alındığında, bölgesel bir savaşın Bağdat’taki siyasi denklemi daha da kilitlemesi muhtemel. Eski Başbakan Nuri el-Maliki’nin yeniden adaylığı konusundaki ısrarına ABD’nin açıktan karşı çıkması dikkate alındığında İran’a savaşın bağlamlarından birinin Irak’ta vuku bulduğunu görebiliriz. İran’a saldırılardan bir gün önce ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın Donald Trump’ın Maliki’ye “adaylıktan çekilmesi gerektiğini” içeren mektubu sunduğu belirtildi. Buna karşın, İran’ın ise doğrudan siyasi kanallar aracılığıyla Maliki’ye “adaylıktan çekilmemesi” yönünde tavsiye ilettiği iddia ediliyor.
Bu bakiyeyle bakıldığında güvenlik krizinin büyümesi, zaten zor ilerleyen uzlaşma arayışları tamamen askıya alınabilir. Savaşın gidişatı da Irak’ta hangi aktörün daha fazla hegemonya kuracağını belirleyecek. Ancak Irak artık geleceğini hegemonlarının istisnai anlarına teslim etmemeyi öğrenmeli. Yani Irak, ABD ile İran arasında makul bir denge tutturamadığı sürece siyasi devinimden çıkamayacak.
Benzer bir siyasal kırılganlık IKBY’de de mevcut. Ekim 2024’te seçimler yapılmasına rağmen halen hükümetin kurulamamış olması, bölgede siyasi meşruiyet ve idari kapasite açısından ciddi bir zaaf yaratıyor. Yasama döneminin neredeyse yarısı bitti ancak KYB ile KDP arasındaki rekabet hükümeti akamete uğratıyor. Bu aynı zamanda Bağdat’a karşı da ellerini zayıflatıyor. Özellikle son savaşla birlikte Erbil ile Haşdi Şaabi milisleri arasındaki gerilimin artması, Bağdat-Erbil hattındaki güven bunalımını daha da derinleştirebilir. Bu durum hem iç güvenliği hem de merkezi otoritenin ülke genelindeki kontrol kapasitesini zayıflatabilir. İran’ın da her fırsatta Erbil’i füzeler veya milisler aracılığıyla hedef aldığı düşünüldüğünde IKBY’nin yaşamsal bir hale gelen güvensizliği, kendi iç siyasi rekabetine öncelemesi uzun süredir kaybettikleri rasyonaliteye uygun bir siyaset olur.
EKONOMİ SİYASETTEN DAHA HAYATİ
Uzun bir savaşın altını oyacağı ekonomik boyut ise en az güvenlik ve siyaset kadar kritik. Irak’ın ekonomisi büyük ölçüde petrole bağımlı ve gelirlerinin yüzde 90’ından fazlası enerji ihracatına dayanıyor. İran, Irak’ın en önemli ticaret ortaklarından biri. Kalıcı istikrarsızlık sınır ticaretini, enerji alışverişini ve iç piyasadaki mal arzını olumsuz etkileyecek. Bunun yanısıra hükümet kurma sürecinin uzaması da zaten kırılgan olan mali yapıyı daha da darboğaza sokacak.
En kötü senaryo ise Hürmüz Boğazı’nın kapanması ya da uzun süreli bir kesinti yaşanması. Irak petrol gelirlerinin yaklaşık yüzde 90’ı Basra üzerinden gerçekleştirilen ihracata dayanıyor ve bu hat küresel enerji trafiğinin en hassas geçiş noktalarından birine bağlı. Hürmüz’de yaşanacak bir aksama, sadece bütçe açığını büyütmekle kalmaz, maaş ödemelerinde dahi zorlanan bir devlet yapısını sosyal huzursuzluk riskiyle karşı karşıya bırakır. Ekonomik şok, hızla siyasi ve güvenlik krizine evrilebilir. Bu açıdan bu savaşın sonunda Irak’ın behemehâl petrol ekonomisini çeşitlendirecek kaynaklara daha da yönelmesi gerekiyor. Bu noktada Kalkınma Yolu Projesi’nin ne kadar önemli olduğu yeniden ortaya çıkıyor. Türkiye ile Irak öncülüğündeki proje, Irak’a yeni ekonomik alanlar sunacağı gibi hayati önemdeki enerji kaynaklarını tek seçeneğe indirgemekten kurtulacak. Zira “ekonomik nehir” olarak tanımlanan projenin aynı zamanda bir enerji güzergahı olması planlanıyor.
Sonuç olarak, Irak’ın karşı karşıya olduğu risk tek boyutlu değil. Güvenlikte vekil savaş ihtimali, siyasette hükümet krizi ve ekonomide enerji bağımlılığı birleştiğinde, ülke çok katmanlı bir kırılganlığın eşiğine geliyor. Bölgesel savaşın derinleşmesi halinde Irak’ın tarafsız kalması her geçen gün daha zor. Milislerin tutumu, ABD’nin vereceği askeri karşılık düzeyi, Bağdat’taki siyasi uzlaşma kapasitesi ve enerji hatlarının güvenliği, Irak’ın bu krizden ne ölçüde etkileneceğinin temel göstergeleri olacak. Mevcut tablo, Irak’ın sadece bir komşu ülke değil, krizin potansiyel cephelerinden biri olduğunu gösteriyor. Bu kadere mahkûm olmak zorunda değil ancak bunun için kendi toplumunu ve devletinin çıkarını önceleyen siyasi irade lazım. Bunu görmeye şu an için oldukça uzağız.
KİMDİR
Mehmet Alaca
Irak, bölgesel Kürt siyaseti ve Ortadoğu’daki Şii milisler konularında çalışmalar yürüten Alaca, İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde lisans, İngiltere’de Exeter Üniversitesi’nin Politics and International Relations of the Middle East Bölümü’nde yüksek lisans derecesi aldı.

