“İki yılda bir yapılan TMMOB seçimleri, yüz binlerce mühendis ve mimarın haberi olmadan, sınırlı bir katılımla geçiyor. Meslek odalarının asli işlevi olan temsil ve mesleki dayanışma, bu sessizlik içinde giderek zayıflıyor.”
Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), iki yılda bir yapılan oda seçimleriyle yılın ilk aylarında hareketli bir sürece giriyor. Ancak bu hareketlilik, sahada karşılığını bulmuyor. 2026 yılının ilk aylarında, TMMOB’ye bağlı birçok odanın şube seçimleri yapılırken, yine aynı sessizlik ve düşük katılım sorunu devam ediyor. Mühendis ve mimar odaları sandık başına giderken, yüz binlerce meslek mensubu ya bu sürecin tamamen dışında kalıyor ya da seçimlerden sınırlı şekilde haberdar olabiliyor.
Bu kopukluğun temel nedenlerinden biri, TMMOB’nin ve bağlı odaların seçim sürecine ilişkin yeterli, açık ve görünür bir bilgilendirme yapmaması. Bugün pek çok mühendis ve mimar, meslek odasının ne zaman, nerede ve hangi gündemle seçim yaptığını ancak sosyal medya paylaşımları aracılığıyla öğrenebiliyor. Kurumsal iletişim kanallarının bu denli etkisiz kalması, temsiliyet sorununu daha da derinleştiriyor.
Oysa 1954 yılında kurulan, Anayasa’nın 135. maddesi kapsamında kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütü olan TMMOB; bugün 24 oda, yüzlerce şube ve il/ilçe koordinasyon kurulu aracılığıyla yaklaşık 730 bin üyeyi temsil ediyor. Odaya kayıtlı olmayanlar da dikkate alındığında, Türkiye’de 1 milyonu aşkın mühendis ve mimarın varlığından söz etmek mümkün. Bu geniş kitle, ülkenin yalnızca üretim gücünü değil, aynı zamanda geleceğini belirleyen en önemli “teknik hafızayı” oluşturuyor.
TARİHSEL BİRİKİM, ZAYIFLAYAN İŞLEV
İnsanlığın gelişimi büyük ölçüde teknik buluşlar ve mühendislik ilerlemeleri üzerinden şekillendiği için, toplumların “teknik hafızasını” oluşturan mühendislere her dönem önemli görevler düşmüştür. Sayısal olarak azınlıkta olmalarına rağmen mühendislerin toplumsal yapı üzerindeki çarpan etkisi yüksektir.
Mühendis ve mimarların mesleki örgütlenmesi dünyada 19. yüzyılın ortalarında Avrupa ve ABD’de başlamış, Türkiye’de ise II. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkmıştır. 1908’de İstanbul merkezli olarak kurulan Osmanlı Mühendis ve Mimar Cemiyeti, bu alandaki ilk önemli örneklerden biri olmuş ve 1922 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.
Cumhuriyet sonrasında mühendislik ve mimarlık alanındaki örgütlenme daha sistematik bir yapıya kavuşmuştur. 1926’da kurulan Türk Mühendisler Birliği ile Türk Yüksek Mühendisler Birliği, mesleğin geliştirilmesi, meslek haklarının korunması, dayanışmanın güçlendirilmesi ve ülkenin kalkınmasına katkı sunmayı amaçlamıştır. Bu süreci, 1927’de kurulan Türk Yüksek Mimarlar Birliği izlemiş; mimarlık mesleğinin gelişimi ve meslek mensuplarının haklarının korunması hedeflenmiştir.
Zamanla farklı uzmanlık alanlarında çok sayıda meslek örgütü kurulmuş; bu dağınık yapı, 1954 yılında 6235 sayılı yasa ile Türkiye Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) çatısı altında kurumsallaşmıştır. Böylece mühendislik ve mimarlık meslekleri, anayasal güvenceye sahip kamu kurumu niteliğinde bir meslek örgütüne kavuşmuştur.
Ancak bugün gelinen noktada, bu güçlü tarihsel birikime rağmen TMMOB ve bağlı odaların mesleki işlevlerini yeterince yerine getiremediği yönünde yaygın bir kanaat oluşmuştur. Meslek odaları, giderek daralan çevrelerin etkisi altında ideolojik kamplaşmaların merkezine sıkışmış görünmektedir. Oysa ilgili yasa, meslek odalarının siyaset üstü, kapsayıcı ve mesleki faaliyetleri önceleyen bir anlayışla işlemesini öngörmektedir. Mevcut uygulamalar ise bu ilkenin pratikte sıklıkla ihlal edildiğini göstermektedir.
DÜŞÜK KATILIM ZAYIF TEMSİL
Oda seçimlerine katılım oranlarının çoğu odada %20-35 bandını aşmaması, temsiliyet sorununu açıkça ortaya koyuyor. Bu durum, seçim sonuçlarının tüm mühendisleri yansıtmadığı gibi, aynı grupların uzun yıllar boyunca yönetimlerde kalmasına da zemin hazırlıyor.
Özellikle 2000’li yıllardan sonra mezun olan genç mühendislerin oda üyeliğine ve seçimlere ilgisinin düşük olması, bu kısır döngüyü daha da derinleştiriyor. Mühendisler, gerek kamu gerek özel sektörde meslek odalarına fiili bir ihtiyaç duymadıkları için üyelikten ve seçim süreçlerinden uzak duruyor.
NE YAPMALI?
Meslek odalarının yeniden işlevsel hale gelebilmesi için atılması gereken ilk ve en temel adım, katılımın artırılmasıdır. Bunun yolu yalnızca çağrı yapmak değil; odaya kayıtlı olmayan mühendislerin neden uzak durduğunu doğru analiz etmekten geçiyor. Bugün birçok mühendis için oda üyeliği, mesleki hayatta somut bir karşılık üretmediği için anlamını yitirmiş durumda.
Bu nedenle, oda üyeliği yeniden mesleki faaliyetin doğal bir parçası haline getirilmelidir. Zorunluluk tartışmaları yerine, mühendislerin meslek odalarına ihtiyaç duyacağı bir yapı oluşturulmalıdır. Mesleki yetkinliklerin belgelendirilmesi, sürekli eğitim programları, hukuki ve teknik danışmanlık hizmetleri, genç mühendisler için istihdam ve mentorluk projeleri bu kapsamda değerlendirilebilir.
Katılımı artırmanın bir diğer yolu, seçim süreçlerini erişilebilir hâle getirmektir. Özellikle dijital oy kullanma sistemi (e-oy) pilot uygulamaları, genç mühendislerin katılımını önemli ölçüde artırabilir. Çünkü bugünün yoğun çalışma koşullarında fiziki olarak sandığa gitmek birçok meslektaş için neredeyse imkânsız hâle gelmiştir.
Bununla birlikte meslek odalarının, günümüzün teknolojik, ekonomik ve toplumsal gerçeklerine uygun biçimde yeniden yapılandırılması zorunludur. Bu dönüşüm; dar, kemikleşmiş grupların değil, farklı görüş ve kuşakları kapsayan çoğulcu platformların katkısıyla sağlanmalıdır. Aksi halde aynı kadrolar, aynı yöntemlerle statükoyu korumaya devam edecektir.
Mühendislik mesleği, doğası gereği geleceği tasarlayan bir disiplindir. Dolayısıyla mühendis ve mimar odalarının, teknolojik gelişmelerin gerisinde kalan değil, bu gelişmelere yön veren bir konumda olması gerekir. Meslek odalarının yeniden güven veren, kapsayıcı ve üretken kurumlar haline gelmesi; yalnızca mühendislerin değil, toplumun tamamının yararınadır.
SONUÇ YERİNE
TMMOB ve bağlı meslek odalarında yaşanan sorun, artık teknik bir organizasyon meselesi değil; açık bir meşruiyet ve temsil krizidir. Yüz binlerce mühendis ve mimarın fiilen dâhil olmadığı seçimlerle oluşan yönetimlerin, bu geniş kitle adına konuşma iddiası her geçen gün daha fazla tartışmalı hâle gelmektedir.
Sessizlik, rıza anlamına gelmez; aksine kurumsal kopuşun en belirgin göstergesidir.
Meslek odaları, ideolojik pozisyonların sığınağına dönüştükçe; mesleki akıl, liyakat ve ortak gelecek iddiası arka plana itilmektedir. Bu tablo sürdürülebilir değildir. Çünkü mühendislik ve mimarlık, dar kadroların değil; toplumun geleceğini şekillendiren kamusal bir sorumluluğun adıdır. Bu sorumluluğu taşıması gereken kurumların, kendi üyelerine dahi ulaşamayan yapılara dönüşmesi kabul edilemez.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, kozmetik düzenlemeler ya da rutin seçimler değil; köklü bir zihniyet değişimidir. TMMOB, ya mühendis ve mimarların gerçek ihtiyaçlarına cevap veren, katılımcı ve çoğulcu bir yapıya dönüşecek ya da giderek daha az kişinin söz sahibi olduğu, etkisiz bir kurumsal kabuğa hapsolacaktır. Geleceği inşa eden bir mesleğin örgütleri, geçmişin alışkanlıklarıyla ayakta kalamaz.
Mühendisler kendi kurumlarına sahip çıkmadıkça bu sessizlik derinleşecek; temsiliyet zayıflayacak ve TMMOB, 70 yılı aşkın kamusal iddiasını hızla yitirecektir.
