Mehmet Utku Şentürk, Yeşilçam’da sahne ışıltısının ulaşmadığı, alkışın geç ulaştığı, hatta çoğu zaman hiç ulaşmadığı tarafını yazmaya devam ediyor.
Yeşilçam’ın yıldız haritası parlak isimlerle doludur. Afişlerde büyük harflerle yazılan jönler, filmlerin sonunda alkış alan başroller, hâlâ televizyonlarda dönen sahneler… Ama bu haritanın bir de karanlık tarafı var. Işığın uğramadığı, alkışın geç ulaştığı, hatta çoğu zaman hiç ulaşmadığı bir taraf. Yeşilçam’ı Yeşilçam yapan asıl hikâye çoğu zaman oradadır.
Bu yazı dizisi, tam da o karanlıkta kalanlara bakıyor. Tutunamayanlara, sistemin kenarında bırakılanlara, hatırlanması gecikmiş yıldızlara… Bu bölümde o selamı, Yeşilçam’ın en yalnız yüzlerinden birine gönderiyoruz: Necdet Kökeş’e.
O, Yeşilçam’ın kalabalık setlerinde bile yalnız kalabilmiş ender insanlardandı.
1944 yılında Adana’da doğan Necdet Kökeş’in hayatı sinemaya romantik bir hikâyeyle başlamadı. Futbol ve güreşle ilgilendi, genç yaşta çalışmak zorunda kaldı. 1960’ların başında İstanbul’a geldiğinde cebinde bir yıldız olma hayali değil, hayatta kalma isteği vardı. Sinemaya figüran olarak girdi. Yeşilçam, o yıllarda herkese kapı aralayan ama kimseye güvence vermeyen bir endüstriydi. Kökeş de bu çarkın içine girdi.

Fiziksel yapısı, yüzünün sertliği ve bakışlarının ağırlığı, daha baştan onu belli bir role mahkûm etti. Yeşilçam rollerini hızlı dağıtırdı; Necdet Kökeş’e düşen pay, hep “yan” oldu. Ama bu yan rollerin çoğu, filmlerin dramatik yükünü taşıyan rollerdir. O bunu başardı.
1970’li yıllarda Battal Gazi filmlerinde Cüneyt Arkın’ın yanında canlandırdığı “Zıpzıp” karakteri, onu geniş kitlelere tanıttı. Zıpzıp, sadece bir yan karakter değildi; halkın içinden, saf ama cesur, gülümseten ama aynı zamanda fedakâr bir figürdü. Kökeş, bu rolle milyonların zihnine kazındı. Ardından Kemal Sunal’lı filmler, dönem komedileri, macera yapımları geldi. Yaklaşık 100’ün üzerinde filmde yer aldı.

Ama Yeşilçam’da tanınmak, korunmak anlamına gelmezdi.
Necdet Kökeş, hiçbir zaman başrole taşınmadı. Tipi vardı, yeri belliydi, sınırı çizilmişti. O sınırı aşmak kolay değildi. Üstelik Yeşilçam’da rol seçmek çoğu zaman bir lüks sayılırdı. Seçmezsen aç kalırdın. Kökeş de seçmedi; kabul etti. Her seferinde biraz daha içe kapanarak, biraz daha yalnızlaşarak…
Bir süre sonra, oynadığı rollerle hayat arasındaki çizgi silinmeye başladı. Sert roller, sert bir hayata dönüştü. Yeşilçam’ın kameraları kapandığında, Kökeş’in hikâyesi daha da karardı. Alkol, geçim derdi, yalnızlık… O, yıldız olamamış ama göz önünde yaşamış bir adamdı. Bu, insanı en çok yoran kaderlerden biridir. Çünkü kimse sizi gerçekten tanımaz ama herkes sizden bir şey bekler.
Yıllar geçti. Yeşilçam çöktü. Setler dağıldı. Bir zamanlar her gün film çekilen sokaklarda artık hatıralar dolaşıyordu. Necdet Kökeş için bu çöküş, yalnızca mesleki değil, hayati bir kırılmaydı. Düzenli bir geliri yoktu. Sosyal güvencesi yok denecek kadar azdı. Sağlık sorunları başladı. Bir dönem Beyoğlu’nda bir otel odasında, bir dönem ise kafelerde çalışarak hayatını sürdürmeye çalıştığı ortaya çıktı.
Bir zamanlar milyonların izlediği yüz, artık kimsenin bakmadığı masaların arasında dolaşıyordu.
Bu, sadece Necdet Kökeş’in trajedisi değildi; bu, Türkiye’de sanat emekçisinin kaderiydi. Alkış biter, kamera kapanır, sistem seni dışarı bırakır. Yeşilçam bunu çok insana yaptı. Ama Kökeş’in hikâyesi, görünürlüğü nedeniyle daha da yakıcıydı.
2024’ün sonu ve 2025’in başı, onun için en ağır dönem oldu. Kalp krizi geçirdi, ardından beynine pıhtı attı. Uzun süre yoğun bakımda kaldı. Solunum yetmezliği nedeniyle trakeostomi uygulandı, haftalarca uyutuldu. Zaman zaman umut veren haberler geldi, ama beden daha fazla dayanamadı. 82 yaşında, sessizce hayata veda etti.
Ölümü bile Yeşilçam’a yakışır şekilde sessizdi. Büyük manşetler atılmadı. Uzun anma programları yapılmadı. Birkaç haber, birkaç eski fotoğraf, birkaç nostaljik cümle… Sonra hayat devam etti.
Oysa Necdet Kökeş, bu ülkenin sinema hafızasında derin bir iz bırakmıştı. Sadece parlak bir iz değil; çatlaklı, acılı ama gerçek bir iz.
Onu yalnızca “Battal Gazi’nin Zıpzıp’ı” olarak hatırlamak eksiktir. O, Yeşilçam’ın görünmeyen omurgalarından biriydi. Başrol değildi ama filmleri ayakta tutan yüzlerden biriydi. Oynadığı her rolde, bir emekçinin ağırlığını taşıdı.
Necdet Kökeş’i anlamak, Yeşilçam’ı romantize etmekten vazgeçmekle mümkündür. Çünkü Yeşilçam sadece aşk filmleri, mutlu sonlar ve unutulmaz şarkılar değildir. Aynı zamanda güvencesizliktir, sınıfsal ayrımdır, görünmez emektir. Kökeş’in hayatı, bu sistemin en çıplak fotoğraflarından biridir.
Bugün Yeşilçam’a nostaljiyle bakıyoruz. Siyah beyaz filmler, eski afişler, “nerede o eski günler” cümleleri… Ama o günlerin arkasında Necdet Kökeş gibi insanlar vardı. Alkışlanmayan, korunmayan, sahip çıkılmayan insanlar.
Bu yazı dizisi, onları yıldızlaştırmak için değil; insanlaştırmak için yazılıyor.
Necdet Kökeş, Yeşilçam’ın en yalnız adamlarından biriydi. Ama onun yalnızlığı kişisel bir tercih değil, yapısal bir sonuçtu. Bir dönemin sinema endüstrisinin, emekçilerini nasıl tükettiğinin somut bir örneğiydi.
Belki artık çok geç. Ama geç de olsa bir hatırlama borcumuz var.
Necdet Kökeş’i hatırlamak, Yeşilçam’ı sadece parlak yüzleriyle değil, gölgeleriyle de kabul etmektir. Ve belki de en önemlisi, tutunamayanların hikâyesini anlatmaktır. Çünkü bazı yıldızlar gökyüzünde değil, karanlıkta parlar.
Ve biz onlara bakmayı unuttuğumuzda, asıl kaybı yaşayan yine biz oluruz.
*Mehmet Utku Şentürk, İletişim Uzmanı ve Yazar.
