Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) Türkiye’yi savunan heyette yer alan hukuk fakültesi dekanına tepki gösterdi.
AİHM, 1 Kasım 2017'den beri tutuklu olan Gezi hükümlüsü iş insanı ve insan hakları savunucusu Osman Kavala için geçen hafta toplandı. AİHM kararlarına uymadığı için yaptırım süreci başlatılan Türkiye’yi Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Dairesi Başkanı Abdullah Aydın ve kısa süre önce kurulan Boğaziçi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Ali Emrah Bozbayındır savundu.
Gezi eylemleri için “Bu, mevcut vakada olduğu gibi, birden fazla eylemin birleşmesi ve birden fazla aktörün katılımı ve etkileşimi yoluyla işlenen kolektif bir suçtur. Suç teşebbüs aşamasında tamamlanmış sayılır" diyen Bozbayındır "Hedefin tam olarak gerçekleşmiş olması mantıksal olarak gerekli değildir; çünkü bu tür suçlarda başarılı olursanız, muhtemelen bu suçu yargılayacak bir hâkim kalmayacaktır" sözleriyle Kavala’nın hükümeti devirmeye teşebbüsten cezalandırılmasının yerinde olduğunu öne sürdü. AİHM gibi uluslararası mahkemelerin ulusal yargılamalara müdahil olmaması gerektiğini savunan Bozbayındır, “Bu dava, uluslararası mahkemelerin ulusal ceza yargılamasının ayrıntılarına girmemeleri gerektiğinin iyi bir örneğidir“ dedi.
Boğaziçi Üniversitesi akademisyenleri, konuya ilişkin bir açıklama yaparak duruma tepki gösterdi.
'LİYAKAT İLKELERİNİN BİR ÜNİVERSİTE İÇİN NE DENLİ YAŞAMSAL OLDUĞUNU ORTAYA KOYUYOR'
Akademisyenlerin açıklaması şöyle:
"Geçtiğimiz hafta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde (AİHM) görüşülen Osman Kavala duruşmasında Türkiye Cumhuriyeti’ni Adalet Bakanlığı'nı temsilen bir heyet savundu.
Üniversitemizde akademik birimlere danışılmadan, tepeden inme şekilde kurulmuş olan Hukuk Fakültesi’ne dekan vekili olarak, yine tepeden inme şekilde atanmış olan Ali Emrah Bozbayındır da bu heyetin bir üyesi olarak AİHM’de bir savunma yaptı. Bu savunmada Bozbayır’ın davaya ilişkin argümanları liyakatlı birçok hukukçu tarafından eleştirildi.
Davanın kendisinden bağımsız olarak Bozbayındır’ın savunmasıyla ortaya çıkan tablo, beş yılı aşkın süredir dile getirdiğimiz kurumsal özerklik ve akademik liyakat ilkelerinin gerçek bir üniversite için ne denli yaşamsal olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bu olayı, meşruiyetini kabul etmediğimiz, tepeden inme yöntemlerle kurulmuş Hukuk Fakültesi ve aynı şekilde atanmış dekan vekili üzerinden üniversitemizi iktidarın uzantısı hâline getirme çabalarının bir parçası olarak görüyor ve kınıyoruz.
Kurumumuzda devam eden siyasal işgale itirazımızı sürdürdüğümüzü bir kez daha kamuoyunun dikkatine sunuyoruz."
