Babacan'dan Erdoğan'a 'vekil transferi' tepkisi: 3 vekil transfer etseniz ne yazar, 10 etseniz ne yazar

Babacan'dan Erdoğan'a 'vekil transferi' tepkisi: 3 vekil transfer etseniz ne yazar, 10 etseniz ne yazar

DEVA Partisi lideri Babacan, aralarında kendi partisinden istifa eden bir ismin de bulunduğu 3 milletvekilinin AK Parti'ye geçişini sert sözlerle eleştirdi. Meclis kürsüsünden Cumhurbaşkanı Erdoğan'a seslenen Babacan, "Memlekette yoksulluk diz boyuyken iktidarın gündeminde vekil transferleri var. 3 vekil transfer etseniz ne yazar, 10 vekil transfer etseniz ne yazar" ifadelerini kullandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) grup toplantısında konuşan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, gündemdeki sıcak gelişmeleri değerlendirdi. AK Parti'nin bugün gerçekleştirdiği grup toplantısında, farklı partilerden istifa eden 3 milletvekiline rozet takılmasına tepki gösteren Babacan, iktidarın önceliklerinin halkın gerçeklerinden koptuğunu savundu. Babacan, ekonomik kriz ve sosyal çürüme derinleşirken siyasi transferlerle gündem yaratılmaya çalışıldığını ifade etti.

'TARİHE GEÇECEK OLAN VEKİL DEĞİL SERVET TRANSFERİDİR'

Konuşmasında ülke gündeminin yoksulluk, uyuşturucu kullanımı ve sanal bahis gibi ağır sorunlarla boğuştuğuna dikkat çeken Babacan, iktidarı sert bir dille eleştirdi. AK Parti'nin meclis aritmetiğini değiştirmeye yönelik hamlelerini "gündem değiştirme çabası" olarak niteleyen Babacan, şu ifadeleri kullandı:

"Memlekette fakir fukaralık diz boyu. Uyuşturucu kullanımı almış başını gitmiş. Sanal kumar ve sanal bahis nice ocakları söndürüyor. Peki iktidar neyin peşinde, neyle uğraşıyor? Bu haftanın gündeminde ne var? Biraz sonra grup toplantısı yapacaklar, gündemlerinde vekil transferleri var. Sayın Erdoğan, 3 vekil transfer etseniz ne yazar, 10 vekil transfer etseniz ne yazar? Ülkenin geldiği noktayı görmüyor musunuz, ne hale getirdiğinizi görmüyor musunuz?"

'YOKSULDAN ALIP ZENGİNE VERDİNİZ'

Babacan, eleştirilerini ekonomi yönetimi üzerinden sürdürdü. Son iki yılda uygulanan politikalarla Cumhuriyet tarihinin en büyük "servet transferinin" gerçekleştirildiğini iddia eden Babacan, bu durumun tarih kitaplarına geçeceğini vurguladı:

"Siz son iki yıldır yakın tarihimizin en büyük servet transferini gerçekleştirdiniz. Üstelik yoksuldan alıp zengine transfer ettiniz bu ülkenin servetini. Yüksek faiz sayesinde parası olanın parasına para kattınız, yoksulları daha da yoksullaştırdınız. Gün gelip yaşadığımız bugünlerin tarihi yazılırken kitaplara geçecek olan, işte bu servet transferidir. Yaptıkları diğer transferler değil."

AK PARTİ'YE KATILAN İSİMLER

Babacan'ın tepki gösterdiği transfer töreni ise bugün Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından gerçekleştirildi. Törende, daha önce partilerinden istifa eden şu isimler AK Parti saflarına katıldı:

İrfan Karatutlu: Kahramanmaraş Milletvekili (DEVA Partisi'nden istifa etmişti).

Hasan Ufuk Çakır: Mersin Milletvekili (CHP listelerinden seçilmiş, daha sonra istifa etmişti).

İsa Mesih Şahin: İstanbul Milletvekili (Gelecek Partisi'nden istifa ederek bağımsız kalmıştı).

Babacan'ın konuşmasında öne çıkan başlık şu şekilde:

"Geride bıraktığımız yıl; emeğin karşılığını alamadığı, gençlerin hayallerini ertelediği bir yıl oldu. Emeklinin, asgari ücretlinin ay sonunu değil, ayın ortasını dahi getiremediği bir yıl oldu. Türkiye’de milyonlarca insan; yeni yıla dileklerle değil, geçim derdiyle girdi. Ancak, iktidarın oylarıyla kabul edilen 2026 bütçesi bize bir kez daha gösterdi ki; ülkeyi yönetenler, her zamanki gibi milletin derdini görmezden gelmeyi seçti. Vatandaş geçim mücadelesi verirken, birileri hâlâ algı yönetimi peşinde. Üreten eziliyor, çalışan yoksullaşıyor, emekli açlığa itiliyor. Ama iktidar, bunca yaşananın ardından hâlâ “ekonomi yolunda” diyebiliyor.

"TAM BİR HAK GASPI, TAM BİR ZULÜM"

Türk-İş’in açıkladığı rakamlara göre; Aralık 2025 itibarıyla açlık sınırı 30 bin 143 liraya çıkmış durumda. Yoksulluk sınırı 98 bin 188 liraya dayandı. Peki asgari ücret ne oldu? Yüzde 27 artışla, sadece 28 bin 75 lira. Asgari ücretteki artış oranı, TÜİK’in açıkladığı 2025 enflasyonunun bile altında. Yılbaşında işçi ve Bağ-Kur emeklilerinin maaşı yüzde 12 arttı. Memur ve memur emeklisi maaş artışı ise yüzde 18 oldu. Sonuçta, açlık sınırının bile altında kalan bir asgari ücret, gerçek enflasyonun çok gerisinde bırakılan emekli zamlarıyla karşı karşıyayız. En düşük emekli maaşı, 2025 yılı boyunca 18 bin 938 lira 73 kuruş idi. Tam bir hak gaspı, tam bir zulüm.

“Emek” ile “hayat” arasındaki bağ kopmuştur. Bu durum, kötü yönetimin sonucudur. Bu, gerçekleri inkâr etmektir. Bu, millete sırt çevirmektir. Açık konuşuyorum: Faiz ödemeleri artıyorsa, vatandaş kredi kartıyla hayatta kalmaya çalışıyorsa, orada artık “ekonomi yönetimi” değil, “iflas yönetimi” vardır. Bu iktidar, seçimlerden bu yana faizi korumuştur, rantı korumuştur, israfı korumuştur, menfaat şebekelerini korumuştur. Ama emekliyi, çalışanı, memuru, genci koruyamamıştır.

1 Ocak itibarıyla, borcu olan emekliler ile dul ve yetimlerin maaşlarından yüzde 25’e kadar kesinti yapılmasının önü açılmıştır. Bu zaten açlık sınırının çok altında yaşayan insanların maaşına el uzatmak demektir. Yetimin, dulun, emeklinin boğazından kesmek demektir. Bu açıkça bir vicdan meselesidir. Bugün en düşük yetim aylığı 4 bin 220 lira. Bu düzenlemeyle 3 bin 165 liraya düşebilecek. Buradan soruyorum: Bu parayla hangi çocuk hayatını sürdürebilir? Hangi anne ayakta kalabilir?

"BU SİSTEMİ, BU ZİHNİYETİ KÖKÜNDEN DEĞİŞTİRECEĞİZ"

Biz bu düzeni kabul etmiyoruz. Bu düzen çürümüş bir ekonomik düzendir. Bir ülke faizi büyütüp, vatandaşını küçülterek yoluna devam edemez. Bir ülke borcu büyütüp, umudu küçülterek yoluna devam edemez. Biz bu çürümeyi normal görmeyeceğiz. Bu yoksullaşmayı, “kader planı” deyip kabul etmeyeceğiz. O yüzden geri adım yok diyoruz. Milletimiz rahat bir nefes alana kadar, bizde geri adım yok.

Barınamayan emeklinin söz söyleme günü geldiğinde, TÜİK’in uydurduğu rakamlar iktidarı kurtaramayacak. Geçinemeyen ev hanımının söz söyleme günü geldiğinde, uydurdukları rakamlar iktidarı kurtaramayacak. Öğrencinin, esnafın, çalışanın söz söyleme günü geldiğinde, uydurdukları rakamlar iktidarı kurtaramayacak. Ama inşallah biz; bu sistemi, bu zihniyeti kökünden değiştireceğiz. Geçici çözümlerle değil; adil, kalıcı ve insanı merkeze alan bir sosyal devlet anlayışıyla Türkiye’yi ayağa kaldıracağız. Emekliler o gün rahat yüzü görecek. Memurlar, işçiler o gün rahat yüzü görecek. Öğrenciler, gençler, ev hanımları o gün rahat yüzü görecek. Dün gece tek bir imza ile yüzde 20’ye indi. Bu millet niye güvensin? Söz verip sözünden cayıyorsan… Bu sistemi kendi elleriyle çökertecekler. En önemli bireysel tasarruf sistemi çökertilmiştir.

"UYUŞTURUCUYU KULLANANLAR YETMEZ; SATANLARDAN DA HESAP SORUN"

Son dönemde Türkiye’de bir operasyon dalgasıdır gidiyor. Ülkenin dört bir yanında, her kesimden insanın uyuşturucu kullandığı ayyuka çıktı. Türkiye, bir süredir her kese, her keseye uygun uyuşturucunun membaı haline gelmiş durumda. Mamak’ta mısınız, kesenize uygun bir uyuşturucu madde var. Etiler’de misiniz, kesenize uygun daha lüks uyuşturucu madde var. Envai çeşit uyuşturucu maddeye insanlar tek bir telefonla ulaşabilir hale geldi. Denetim yok, eğitim ve rehberlik mekanizmaları yok. Anneler ağlıyor, babalar feryat ediyor; duyan yok. Kürsülerden söylüyoruz, bağırıyoruz; duyan yok, dinleyen yok. Sosyal devlet yok, sosyal devlet.

Bu sorun son dönemde medyatik operasyonlarla gündeme geldi. Ancak iktidardakiler bataklığı kurutmakla uğraşmıyor, sineklerle uğraşıyor. Uyuşturucuyu kullananlar yetmez; satanlardan da hesap sorun. Uyuşturucuyu kullananlar yetmez; ülkeye sokanlardan, göz yumanlardan hesap sorun. Gençler bu maddelere nasıl ulaşıyor? Hangi kanallardan taşınıyor, kimler tarafından korunuyor, hangi boşluklardan yararlanıyor? Bakın arkadaşlar; bu operasyonlar, sadece topluma yayılan uyuşturucu meselesini açığa çıkarmıyor, aynı zamanda adalete duyulan güvensizliği de ortaya seriyor. İnsanlar soruyor: Uyuşturucu operasyonu mu? Acaba arkasında ne var? Acaba kim kime operasyon çekiyor? Hangi klikler birbirleriyle çekişme içinde?

Bu operasyonlar gerçekten suçla mücadele mi, yoksa menfaat çatışmalarının birer yansıması mı? Yapılan her türden operasyon sonrası bu soruların sorulması, ülkemiz açısından ağır bir alarmdır. Adalete güven zayıfladığında, yapılan her işlem tartışmalı hâle gelir. En büyük operasyonlar bile toplumda rahatlama yaratmaz. İşte bugün tam olarak yaşadığımız da budur. Toplumun hiçbir kesimini ikna edemeyecek denli bir güvensizlik dört bir yana yayılmıştır.

"SANAL KUMAR VE BAHİS NİCE OCAKLARI SÖNDÜRÜYOR"

2025 yılı boyunca katıldığımız her toplantıda, çıktığımız her kürsüde, konuk olduğumuz her programda; çarşıda, pazarda, sokakta bir gerçeği haykırdık. Yorulmadık. Defalarca söyledik, ısrarla anlattık, uyardık. “Çekin fişi, bitirin işi” dedik. Sanal kumar ve bahisin yasalı yasadışısı olmaz dedik. Ama iktidar ne yaptı? Dinliyor gibi yaptı, önlem alıyormuş gibi davrandı, operasyon yapıyormuş gibi hareket etti. Ama fişi çekmedi. Sanal kumarla mücadele yarım tedbirle olmaz. Göstermelik operasyonlarla olmaz. Algı yönetimiyle hiç olmaz. Gençleri kumara iten bu düzenin tamamen bitirilmesini istiyoruz. “Ödeme sistemleri üzerinden engellemek mümkündür” diyoruz. “Reklam ağları yasaklanmalıdır” diyoruz. “Sigara ve içki reklamı yasakken, kumar ve bahisin reklamına nasıl izin verirsiniz?” diye soruyoruz. Ve en önemlisi şunu söylüyoruz: Devlet izniyle sanal kumar ve bahis kabul edilemez. Tek imza ile izin verdiler.

"SİZ ÜÇ VEKİL TRANSFER ETSENİZ NE YAZAR, ON VEKİL TRANSFER ETSENİZ NE YAZAR?"

Memlekette fakir fukaralık diz boyu, uyuşturucu kullanımı almış başını gitmiş, sanal kumar ve bahis nice ocakları söndürüyor. Peki iktidar ne peşinde, neyle uğraşıyor? Şöyle bir bakın bu hafta gündemlerinde ne var: Vekil transferleri. Sayın Erdoğan, siz üç vekil transfer etseniz ne yazar, on vekil transfer etseniz ne yazar? Ülkenin geldiği noktayı görmüyor musunuz yahu? Siz son iki yıldır yakın tarihimizin en büyük servet transferini gerçekleştirdiniz. Üstelik yoksuldan alıp zengine transfer ettiniz bu ülkenin servetini. Yüksek faiz sayesinde parası olan parasına para kattı, yoksullar ise daha da yoksullaştı. Bizzat izin verdiğiniz sanal kumar ve bahisle milyonlarca insandan aldınız, yedi firmaya verdiniz. Gün gelip yaşadığımız bu günlerin tarihi yazılırken, kitaplara geçecek olan işte bu “servet transferi” olacak. Yaptığınız diğer transferler değil.

Uluslararası hukuk herkes içindir. Her bir ülkenin yarınlarının teminatıdır. ABD yönetiminin Venezuela’ya karşı gerçekleştirdiği operasyon, uluslararası hukuka ve devletler arası ilişkilerin temel ilkelerine tamamen aykırıdır. Hiçbir şekilde kabul edilemez. Evet, Maduro yönetimi kötü bir yönetimdi. Evet, Maduro ülkesindeki demokratik süreçleri tıkamıştı, ciddi insan hakları ihlalleri yapıyordu. Evet, Venezuela dünya uyuşturucu trafiğinin önemli bir merkezi olmuştu. Bunların hepsi yanlıştır. Ancak şu kaideyi de herkes iyi bilmelidir: Bir yanlış, başka bir yanlışla düzeltilmez.

Birleşmiş Milletler Şartı, üye olan her ülkeyi bağlar. Bir ülkenin devlet başkanını kaçırmaya kalkacak bir hoyratlığı hiç kimse meşru gösteremez. Bizim tavrımız, ilkesel duruşumuz bu konuda da nettir. Venezuela’nın yarınları dış müdahalelerle değil, Venezuela halkının hür iradesiyle ve demokratik siyaset yoluyla belirlenmelidir. Tarihte çok darbe, çok müdahaleler gördük arkadaşlar. Ancak 2026 yılında bu açıklıkta, bu pervasızlıkta bir tabloyla karşı karşıya kalmak gerçekten çok kaygı vericidir. Parmak sallayanları gördünüz değil mi? Türkiye’yi çaktırmadan işaret edenleri, “sıradaki belli” deyip tehdit edenleri gördünüz değil mi? Utanmadan Türkiye Cumhuriyeti’nin adını ağzına alanları gördünüz değil mi?

"HİÇ KİMSE TÜRKİYE’Yİ BİR BAŞKA ÜLKEYLE KARIŞTIRMASIN"

Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sesleniyorum: Hedef gösterenlere, akıllarının ucundan az da olsa Türkiye’yi geçirenlere sesleniyorum. Avucunuzu yalarsınız, avucunuzu. Bu milletin basiretini, bu milletin sağduyusunu bilmeyenler bilsin, anlamayanlar anlasın. Hiç kimse Türkiye’yi bir başka ülkeyle karıştırmasın. Bakın arkadaşlar, bugün üzerine kurulu olduğu tüm değerleri bir kenara bırakmış, çok başlı bir canavarla karşı karşıyayız. Bu canavarın bir başı demokrasi ve insan hakları derken, diğer başının ağzından alevler püskürüyor. Bir başı uluslararası hukuk derken, diğer başı sınır tanımaz müdahalelerle ülkelerin üzerine çöküyor. Bir başı düzen ve güvenlik vadederken, bir diğer başı kaosu derinleştiriyor, istikrarsızlığı kalıcı hale getiriyor. Bugün karşımızda duran tablo, tek bir ülkeyi ya da tek bir krizi aşan bir meseledir. Türkiye’nin çok dikkatli olması gereken bir döneme girmiş bulunmaktayız.

"IRKÇILIKTAN EMEKLİ SİYASETÇİLER BİZİM ÜZERİMİZDEN GÖRÜNÜRLÜK DEVŞİRMEYE ÇALIŞIYOR"

Hafta başından bu yana bir sosyal medya saldırısının hedefi olduk. Yıllar önce açıkça ifade ettiğimiz ve eylem planlarımızda şeffaf biçimde yer alan bazı konularda bize karşı maksatlı bir propaganda yürütüldü. Okumayan, okusa da anlamayan, anlasa da zihin süzgecinden geçiremeyen bir güruh bize iftiralarla saldırdı. Irkçılıktan emekli siyasetçiler, mesleklerinden bihaber gazeteciler bizim üzerimizden görünürlük devşirmeye çalışıyor. Vatandaşlık anlayışımız ve anadili konusunda yıllardır söylediklerimiz bağlamından koparılıyor, montajlanarak yeni bir açıklamaymış gibi servis ediliyor. Şimdi onlara sesleniyorum: Haddinizi bilin, haddinizi.

Karşınızda bu devlete, bu millete yıllarca onuruyla, alnının akıyla dosdoğru hizmet etmiş bir insan var. Karşınızda sekiz yıl Milli Güvenlik Kurulu’nda bu ülkenin bekası için çalışmış bir devlet adamı var. Söz konusu memleket meselesi olduğunda, biz bu konuda sizin gibilerden ders almayız; ders veririz. “Resmi ve ortak dilimiz Türkçedir, ancak her vatandaşımızın anadili anasının ak sütü kadar helaldir” diyoruz. “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes eşittir. Vatandaşlık anlayışını etnik, dini ya da kültürel kimlikler üzerinden tanımlayamazsınız” diyoruz. Ama bunlar anlamak istemiyor.

Söylediklerimizi çarpıtarak saldıranlar bu ülkenin kadim sorunlarını inkâr edenlerdir. Ama hiç endişeniz olmasın. Bu ülke nasıl bölücü terörle mücadele etmeyi bildiyse, karşımızdaki bölücü ırkçı zihniyetle de mücadele etmeyi bilir. İç cepheyi tahkim etmemiz gereken bir dönemdeyiz. Ancak ülkeyi kutuplaştırarak iç cephe tahkim edilemez. Hukukla, adaletle, insan haklarına saygıyla edilir.

"10 OCAK ÇALIŞAN GAZETECİLER GÜNÜ’NÜ YÜREKTEN KUTLUYORUM"

Sözlerimin sonuna gelirken, gerçeğin peşini bırakmayan, kamu yararını her şeyin üstünde tutan tüm gazetecilerin 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü yürekten kutluyorum. Kalemin korktuğu yerde demokrasi nefes alamaz. İktidara geldiğimizde kuracağımız ilk cümlelerden biri şudur: “Arkadaşlar, artık herkes rahatlasın. Derin bir nefes alın. Çünkü özgürsünüz.” Hiç kimse yazdığı, çizdiği, sorduğu soru nedeniyle karakola götürülmeyecek. Gözaltı tehdidi olmayacak, tutuklama korkusu yaşamayacak. İşte o zaman demokrasiyi gerçekten hissedeceğiz. Özgürlüğü gerçekten yaşayacağız. Bizim hayalimiz de, mücadelemiz de işte böyle bir Türkiye içindir."

YORUMLAR (10)
10 Yorum
YORUM YAZ
İÇERİK VE ONAY KURALLARI: KARAR Gazetesi yorum sütunları ifade hürriyetinin kullanımı için vardır. Sayfalarımız, temel insan haklarına, hukuka, inanca ve farklı fikirlere saygı temelinde ve demokratik değerler çerçevesinde yazılan yorumlara açıktır. Yorumların içerik ve imla kalitesi gazete kadar okurların da sorumluluğundadır. Hakaret, küfür, rencide edici cümleler veya imalar, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır. Özensizce belirlenmiş kullanıcı adlarıyla gönderilen veya haber ve yazının bağlamının dışında yazılan yorumlar da içeriğine bakılmaksızın onaylanmamaktadır.
Diğer Haberler
Son Dakika Haberleri
KARAR.COM’DAN