DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Halk TV’de gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Devam eden sürece ilişkin iktidara güven tartışmalarını değerlendiren Bakırhan, AİHM ve AYM kararlarının uygulanması çağrısı yaptı. AK Parti ile seçim iş birliği iddialarını kesin bir dille reddeden Bakırhan, anayasa tartışmaları ve İmralı’daki koşullara ilişkin de konuştu
“KÜRTÇEYİ İNKAR ETMEK BÖLÜNMEYE HİZMET EDER”
Daha önceki çözüm süreçlerinden dersler çıkarttıklarının, sürecin toplumsallaşması için daha çok çaba harcanması gerektiğini söyleyen Bakırhan, "Ayrılık gibi bir derdimiz yok. Böyle bir mücadele içerisinde değiliz. Tam tersi kardeşliğimizin, demokrasimizin, demokratik bir hukukun, adaletin oluşması için mücadele ediyoruz. Hiç kimse kaygılanmasın. Bu süreç söylem olarak başka, pratikle başka bir şekilde ilerlemiyor. Biz bu coğrafyanın, bu toprakların asli kurucularından biriyiz. Ve bu topraklarda bin yıllarca birlikte yaşayacak bir hukuk örmeye çalışıyoruz. Türkçe'nin resmi dil olmaması anlamına gelmiyor. Türkçe'nin ortak iletişim dilimiz olması anlamına gelmiyor. Bayrakla, başkentle bir sorun anlamına gelmiyor. Aksine, ortak iletişim dilimiz yanında, resmi dilimiz yanında, herkesle konuşmak isteyen, öğrenmek isteyen, dilini yaşatmak isteyen Arapça, keza başka Türkiye'de yaşayan kimliklerin kendi diliyle ilgili yapmak istediği Kürtler tarafından da yapılması gerektiğini istiyoruz. Kürtçe konuşmak, Kürtçe okumak, Kürtçe yazmak bir ülkeyi bölmez. Kürtçeyi inkar etmek bölünmeye hizmet eder. Kürt'ün hukukunu reddetmek bölünmeye hizmet eder" diye konuştu.
“467 OY ÇÖZÜME VE BARIŞA VERİLDİ”
"Çerçeve yasanın" Meclis’ten büyük bir destekle çıktığını söyleyen Bakırhan, "Bu iktidarı da yanıltmasın. Verilen 467 aslında çatışmasızlığa, çözüme, barışa verilmiş oylardı. Dolayısıyla sürecin kendisine verilen çok kıymetli, çok değerli bir rakamdı o 467" dedi.
“BİR TARAFTAN SÜREÇ YÜRÜRKEN YOL TEMİZLİĞİ YAPALIM”
Milli Güvenlik Kurulu’nda PKK’nın kendisini feshettiği kararının 27 Kasım’da alınabileceğini söyleyen Bakırhan, alınacak karardan önce bir "yol temizliğine" ihtiyaç olduğunu söyledi. Türkiye’de hukuksuzluğun ve ekonomik adaletsizliğin olduğunu belirten Bakırhan, şunları kaydetti:
"Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer ve yine Esenyurt ve benzeri yerlerde operasyonlar oldu. Şimdi bunlar bu sürece inancı azaltıyor, güveni azaltıyor. Dolayısıyla bir taraftan bu süreç yürürken boş oturmayalım, yol temizliği yapalım. Demokraside, hukukta, ekonomide ve benzeri konularda yapılması gerekenleri de bir an önce iktidar yapmalı. Bakın Meclis Komisyonu'nun hazırladığı raporda 6. ve 7. maddeler çok önemliydi. AİHM kararlarına orada imzasını attı, bütün siyasi partiler imzaladı. Neyi bekliyor AİHM kararları? Kobani kumpas davası neyi bekliyor? Can Atalay seçilmiş bir milletvekili değil mi? AYM'nin bu konuda kararı var, neyi bekliyor? Tayfun neyi bekliyor? Selçuk Kozağaçlı neyi bekliyor? Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ neyi bekliyor?"
“BİZ AK PARTİ İLE SEÇİM PAZARLIĞI YAPMIYORUZ”
"Terörsüz Türkiye" sürecini iktidarın seçim yatırımı olarak gören kesimler olduğunu, bu kaygıları da anladığını söyleyen Bakırhan, operasyonlara karşı muhalefetle dayanıştıklarını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Sadece şunu söylüyorum: Muhalefet ayrıştıkça iktidarın bu politikaları daha da güçlenir. Çok açık söylüyorum. Muhalefet birlikte Türkiye'nin yararına olan, 86 milyonun yararına olan bu süreci destekledikçe diğer baskıları durdurma imkanımız çoktur.
Biz AK Parti ile seçim pazarlığı yapmıyoruz. Seçime ilişkin iş tutmuyoruz. Bu bizim geleneğimize, mücadelemize, bugüne kadar ortaya koymuş olduğumuz yaklaşıma haksızlık olur, söyleyeyim. Halk TV izleyicilerinin de böyle bir kaygısı olduğunu çok iyi biliyorum. Tartışmaları izliyorum, orada da görüyorum. Allah aşkına son 5 seçimdir, son 5 seçimdir iktidarla iş tuttu dedikleri bizim DEM Parti ve önceki zeminimiz ana muhalefet partisinin adaylarına oy vermiş. Muharrem İnce'ye oy vermiş, Sayın Kılıçdaroğlu'na 2. turda oy vermiş. Son 2 yerel seçimde o zamanki Cumhuriyet Halk Partisi ile kent uzlaşısı yapmış. 25 yıldır alınmayan belediyelerin alınması konusunda partimiz büyük bir çaba ve katkı ortaya koymuş.
En son söyleyeceğim; bizi anlamak mı istiyorsunuz masada nerede durduğumuzu? Bu kent uzlaşısı ile birlikte seçilen belediye meclis üyeleri var. Bazıları da bizim partili arkadaşlarımız. Allah aşkına, biraz basın yayın organları bunu böyle objektif ortaya koymalıdır. Ya birçok belediye başkanı partisini terk etti. Belediye meclis üyesi 'İçeri girmeyeyim' dedi, istifa etti. Bak burada ana muhalefet partisinden birine dönük bir eleştiri değil, o kişinin kalitesi ile ilgili bir durumdur. Makinemiz yok insanları yüzde 100 anlayacak, bu iyi bu olumsuz diye ayıracak bir şeyimiz yok. Tek bir tane DEM Parti kökenli belediye meclis üyesinin cezaevine girmemek için AK Parti adayına oy kullandığını, seçimde yönünü değiştirdiğini duydunuz mu? Adalar'da arkadaşımız içerideydi, ona da muhtemelen teklifler gitmiştir, elinin tersiyle itti. Tuzla'da arkadaşımız belediye başkan yardımcısıydı, yönetim değiştiği için 'Ben halkın iradesini masada değiştiren bu karar karşısında belediye başkan yardımcılığı yapmayacağım' dedi, ayrıldı. Ya biz böyle bir partiyiz. Başka algı oluşturulmasın. Biz değerlerin yanındayız, biz demokrasinin yanındayız. Biz masada oturuyoruz diye bir başkasının yapmış olduğu haksızlığı, adaletsizliği onaylayan bir gelenekten gelmiyoruz. Bu bize haksızlıktır. Onun için bir seçim iş birliği yok. Böyle bir şey asla masada yok. Biz günün sonunda kiminle ne yapacağımıza kendi ilkelerimize, karşıdaki siyasi partinin ya da işte zeminin pratiklerine bakarak hareket eden bir partiyiz."
CHP İLE SEÇİM İŞ BİRLİĞİ İDDİASINA CEVAP
Sabah gazetesi yazarı Mahmur Övür'ün DEM Parti ve CHP’nin seçimlerde işbirliği yapacağı yönündeki iddiasına ilişkin soru üzerine Bakırhan, "İlginç, ben de ilk defa duydum. Sayın Övür, amiyane tabirle doğru söylemiyor diyeyim. Gündemimizde seçim bile yok. Gündemde ne yapacağımızı tartışmamışız ki, bu konuda pratiklerimiz ortada. Dolayısıyla nereden üretilmiş bilmiyorum ama doğru değil" diye konuştu.
Anayasa değişikliği konusuna da değinen Bakırhan, "O konuda sanırım en berrak siyasi partilerden birisiyiz. HDP'den günümüze kadar da bir anayasa taslağımız var ve güncelleyerek devam ediyoruz. İlkesel tutumumuz bu konuda nettir. Ülkenin tarihi ve siyasi sorunlarını, kurumsal sorunlarını çözecek, darbe anayasasını ortadan kaldıracak, eşitlikçi; Kürt'ü, Alevi'yi, kadını, genci, çevre hakkını içerisine alacak, insanların eşitçe bir arada yaşamasını sağlayacak demokratik bir anayasa tabii ki bizim de katılacağımız bir anayasadır. Ne herhangi bir partinin, kişinin siyasi ajandasına ne de 'Bunlarla olmaz' diyen apolitik bir yaklaşıma prim veririz. Anayasa katılımcı olmalı, şeffaf olmalı, özgürlükçü olmalı, demokratik olmalı. Toplumun sorun alanlarının düşüncesini almalı. Böyle bir anayasa yapılırsa herkes bence desteklesin. Günün sonunda anayasa istediğimiz gibi olmadığı zaman; katılımcı, şeffaf, demokratik, özgürlükçü olmadığı zaman tavrımız nettir: Böyle bir anayasaya biz evet demeyiz. Yani Türkiye'nin demokratik bir anayasa ihtiyacı var. Demokratik olacaksa, eşitlikçi olacaksa, özgürlükçü olacaksa, mevcut tarihsel ve siyasi sorunlarımızı ortadan kaldıracaksa tabii ki bunu kendi kurullarımızda değerlendirir, tartışırız. Bu konuda tutumumuzu ortaya koyarız. Ama siyasi ajandaya dayalı bir anayasa bizden geçmez" dedi.
İMRALI’DA “VİLLA” İDDİASI
İmralı’da Öcalan için villa yapıldığı iddialarına ilişkin konuşan Bakırhan, şunları kaydetti:
"27 Şubat çağrısı yayınlandığı zaman 4 saat kaldık. O mekandan bahsediliyor. Zaten cezaevinin içerisinde bir yapı. Muhtemelen orada iyileştirmeler yapılmıştır, sonrasını görmedik. Böyle bahsedildiği gibi havuzu, denize kapısı olan bir şey değil. Çok ayıp. Anayasa konuşulurken bu algılar da çok doğru değil. Orada cezaevinin içerisinde çalışma koşullarını düzenleyen bazı tadilatlar yapılmıştır, tamamı budur. Size soruyorum: 100 yıllık bir mesele, 40 yıllık çok büyük ekonomik, siyasi, sosyal sonuçları olan bir meselenin muhatabı 12 metrekarelik bir hücrede bu süreci nasıl yürütsün? Sorumluluklarını nasıl yerine getirsin? Dolayısıyla bu çalışma koşullarının düzenlenmesi —hani sizin dediğiniz, birilerinin villa olarak değerlendirdiği şey— gayet doğal ve doğru bir şeydir.
“BU MESELENİN MUHATABI ÖCALAN’DIR”
Aksine bu çalışma koşullarıyla birlikte, bugün bana sorduğunuz, belki yeterince yanıt veremediğim meselelere gidip Öcalan'la konuşmak lazım: 'Siz bölücü müsünüz? Siz devrimci misiniz? Siz bir siyasi partiyle herhangi bir ajanda üzerinden iş mi tutuyorsunuz?' Bunun muhatabı oradadır. Ama bana sorarsanız Öcalan, Türkiyeli bir devrimcidir. Bana sorarsanız çevreye, kadına, Marksizm'e, demokrasiye, hukuka, adalete kafa yoran, onlarca kitap yazan, sadece bir partinin, yani bir örgütün lideri değil, entelektüel bir insandır. Birlikte ortak yaşam paradigması olan biridir. 'Demokratik Cumhuriyet' diyen Sayın Öcalan'ın kendisidir. 'Demokratik Ulus' diyen; Karadenizli'nin de Egeli'nin de Kürt'ün de hassasiyetlerini dikkatle çözen, empati eden, bir yol bulmaya çalışan bir insandır. Dolayısıyla şöyle bakmamak gerekiyor: Yani Mandela da bir zamanlar işte kendi ülkesinde tırnak içerisinde bir örgütün lideriydi. Günün sonunda makul bir seviyede buluşmak ve gerçekten böyle bir meselemiz var, Kürt meselesi, demokratikleşme meselemiz var, buna bir çözüm yolu bulmak gerekiyor. Bunun muhatabı da Öcalan'dır."
